27 Kasım 2022 Pazar

45'den 47'ye: Kasım; ne saçma bir ayımızsın sen.

Kasım'ı pek sevmem ve anlamsız bulurum ben.. Ekim'in sarıları ve kavuniçilerinin enerjisi, Aralık'ın noel pazarlarının heyecanı arasında sıkışmış, olamamış bir ay gibi gelir bana Kasım. Sonbahar desen değil, kış desen değil.. 

Tam bir buçuk ay süren hastalık temposundan bir çıkayım, kendimi bakıma alacağım demiştim. Aldım :)) Dıştan vitamin takviyesi çöken bağışıklık sistemini kendine getirmek için hakikaten işe yarıyor mu bilmem, göreceğiz bakalım..

Fakat tabii ki vitamin almakla olmuyor, probiyotikleri, mevsim meyvelerini ve baharatları da bol bol tüketmek lazım. Sabahları kahvaltı olarak bir porsiyon meyve, iki yemek kaşığı yoğurt, üzerine zencefil, zerdeçal ve ekürisi karabiber, tarçın ve biraz da çörekotu ekliyorum. Enfes bir tadı oluyor, tavsiye ederim.

Bağışıklığımı düzeltmek için beslenmeme dikkat ediyorum, işe de 3 gün bisikletle gidip geliyordum (toplam 55dk sürüyor) ama totom donmaya ve lastiğin altındaki yol buzlanıp kayganlaşmaya başlayınca, artık kafamı gözümü kırmadan durayım diyerek, ofisin önündeki kıpkırmızı Japon akçaağacı ile flört etmekte olan bisikletimi bahara dek garaja kaldırdım. Zira kış günü inatla sökmediğim pembe çiçeklerim yoldan geçen herkesi güldürüyordu :)) ölmeyen hippi ruhu!

Bu sene kızım 4. sınıf, Alman eğitim sistemi de Türkiye kadar tuhaf. Minicik çocuğun neredeyse tüm hayatı az çok belli olacak bu senenin sonunda! Dolayısıyla okuldan sonra ödevlerine dikkat ediyorum, biraz da motivasyon veriyorum gymnasiuma girmesi için ama çok da karışmıyorum, 9 yaşındaki ufacık çocuğu strese sokmaya değmez hiçbir başarı!

çünkü çocukluk demek bu demek..

Kızımın tam "çete arkadaşlıkları" zamanı başladı :) Oğlansa biraz "yalnız kovboy" döneminde.. Bu sene tek başına daha uzun oynuyor (şükür Allahıma) ama hâlâ birlikte oynamayı tercih ediyor(uz) :))) 

legodan teleferik kuran anneye bir alkış!

Bu ay genelde ofis-ev arasında kaldım anlayacağınız. Pek sosyal değildim, küçük evrenime kapandım. İyi okudum, doktorluktan istifa edip yazar olan karşı komşumla kartlaşmaya başladım (bunu sonra anlatacağım çok sevimli bir hikaye!), bazı güzel fotoğraflar çektim, çocuklarla elişi yaptım, güzel hatun çiçeği yetiştirdim, sürekli dökülen güz yapraklarını tırmıkladım, hayatımda ilk defa göz altı maskesi yaptım (şahane bir hismiş!) ve ayı da böylece bitirdim.. 

Bu ay iş-ev doğrusalında gidip gelmek dışında, bana yaşadığımı kanıtlayan 4 güzellikse buydu:

- Banksy'nin Ukrayna'daki eserlerini görüp sevinmek; çünkü bence buradan konuşmak ve "ah vah gaz da az, üşüyoruz" demektense, oraya gidip bir şeyler yapmak, döt ister!

- Geceleri yorgunluktan yığılıp kaldığım için, kafamı "serinleten" tek dizi olarak Long Way Up'ı izledim bu ay:

Ewan McGregor'u zaten severim ;) Filmlerini de kendisini de, bu adam hep böyle neşeli midir yoksa sürekli aktörlük mü yapıyor gerçek hayatta da diye düşündüğüm çok olur. Charley Boorman'ı ise çok çok severim :)) Biraz yaşlanmış ve bitter'leşmiş olsa da.. 

Tabii ki elektrikli motorsikletle ne malt yemeye yola düştüler, mis gibi eski motorsikletlerinin nesi vardı diye  düşündüm ve eski yolculuklarının esamesi okunmadı ama yine de özlemişim bu ikiliyi.. Siz hiç izlemediyseniz ama, en eski seyahatlerinden başlayın izlemeye. 

- Elif Key yeni bir blog yazmaya başlamış! Duyanlar duymayanlara duyursun :) 

- Bu ay iyi okudum: iki Tomris Uyar, bir Paul Auster. Ama en severek de Barış Bıçakçı'nın "Tarihi Kırıntılar"ını okudum. Aşırı derecede güldüm - Bıçakçı'nın kendini çok iyi gizleyen mizahını severim ama bu kitapta bambaşkaydı ve biraz şiir / şair bilgim olsa eminim daha fazla keyif alırdım bu kitaptan. Adım başı gönderme var çünkü. Şiir sevenlere ve metinleri bir dedektif gibi didiklemeyi, satır aralarındaki ufak sürprizleri bulunca heyecanlanmayı sevenlere, kendisi de "eski şair" olan Bıçakçı'nın bu kitabını şiddetle öneriyorum!

Bu aylık bu kadar. Aralık baya renkli olur bu diyarlarda, noel hazırlıkları, pazarlar, sıcak şaraplar, dostlarla buluşmalar.. Umuyorum ki güzel fotoğraf ve anlatılarla geleceğim bir sonraki yazıda :) Herkese sevgiler! 

9 Kasım 2022 Çarşamba

Yeni başlayanlar için Vipassana Sessizlik Yogası

Vipassana nedir?

Geçen hafta, çok uzun zamandır okuyup araştırdığım, merak ettiğim ve deneyimlemek istediğim Vipassana yani sessizlik yogasını yapma şansım oldu. Bol çocuklu, bol gürültülü, sürekli hareket halinde, koşturmacalı, her dakikası planlı bir hayatım olduğu için ve üstüne de terapist olarak işim de "konuşmak", "iletişim kurmak" olduğu için, bu benim için MUHTEŞEM bir deneyimdi!

bedenimin olmasa da aklımın sık sık gittiği yer; güvenli alanım.

Önerildiği gibi; beni merak edebilecek kişilere önceden haber verdim. Önerildiği gibi; evde tek başıma olacağım ve çalışmam gerekmeyen (haftasonuyla birleşen resmi tatil) bir dönemi seçtim. Önerildiği gibi; kendimi her tür yazılı ve sözlü iletişime kapattım. Önerildiği gibi; konuşmadım, okumadım, dinlemedim, izlemedim. Onun yerine düşündüm, hissettim, hatırladım.. 

Tam 40 saat boyunca! Ben-Kendim-Bendeniz. (Asıl Vipassana deneyimi grup içinde olmak kaydıyla 10 gündür, fakat ashramda topluca yapılan vipassanalar sırasında hocalarla konuşmak, deneyimi ve gelişimi tartışmak, verilen sözlü seminerleri dinlemek, birlikte yenen yemekler, yapılan yoga ve meditasyonlar sırasında en azından iki insan gözü görmek mümkündür).

Önerildiği gibi, uyanık vaktimin %40'ını bedensel işlere, %30'unu yürüyüşe, %10'unu meditasyona, diğer %10'unu kişisel bakıma (banyo, vücut bakımı) ve kalan %10'unu da yemek hazırlama ve yavaş yemeye ayırdım. 

Başardım. Hayattayım. Mutluyum. Farklı bir kapı açmış, içine cesaretle bakmışsın gibi bir his bu. Kendinle karşılaşma cesareti de deniyor sanırım..

alev sarmaşığından dökülen yaprakları izlemek..

Neleri sevdim?

Hani hep "yetmeyen" o zaman var ya, onun inanılmaz yavaşlamasını, sakinleşmesini çok sevdim. Vipassanayı "beyin dalgalarının hızını yavaşlatarak, zihni dinlendirmek" olarak tanımlayan yogiler var, hakikaten onlara katılıyorum. Entelektüel hiç bir aktivite içine girmemek, okumamak, dinlememek, izlememek, tartışmamak gerçekten insanı tuhaf bir dinginlik seviyesine getiriyor. Sadece bedensel işler ve beden bakımı yapıyorsun, bu sayede ruhun dinleniyor, sakinleşiyor, sanki fabrika ayarlarına dönüyorsun.. Çocukluktaki "sıkıldığın zamanlarda ne yaptığın" meselâ geliyor aklına yeniden, düşüncelerini kontrol edemediğin için serbest olarak akmalarına izin veriyorsun, düşünceler hayâller istekler hatıralar hepsi sanki içiçe geçiyor ve yavaş yavaş, kendi hızlarında çözülüyor ve sen tam bir izleyici oluyorsun, hepsini gözlemliyor, müdahale etmeden, edemeden, saf bir merakla izliyorsun.

Yavaşlıyorsun. Yaptığın bedensel işleri her zamankinden farklı yapıyorsun. Ne bileyim misal ev işi yaparken podcast dinlerim ben hep, dinleyemeyince, tuhaf bir şekilde yaptığım işe daha fazla odaklandım, daha ayrıntılı, daha sakin çalıştım. Bir de zaman çok ya, üşenmiyorsun, ertelemiyorsun. Yapacağın işi tam o anda, adamakıllı yapıyorsun çünkü "tek işin" o! Tanrım "multi tasking" mahvetmiş bizi ya! Her şeyi bir arada yapmak, hiç bir şeyi tam yapamamak olmuş da haberimiz yokmuş! Hele o zihin yükü.... 

Bunları fark etmeyi çok sevdim. 

ayrıntılarda gizli olan şeytan değil, hayatın güzelliği..

Neleri sevmedim?

Geceleri sevmedim.. Çünkü gece çökünce; insan yok, tv yok, müzik yok, kitap yok, kalem yok.. Uzun uzun yemek yaptım, en meşâkatli ve uzun süren tarifleri (önceden hazırlanmıştım geceleri zorlanacağımı hissederek) denedim ve tek başıma, yavaş yavaş yedim yemeğimi. Hani 40 defa çiğne derler ya... Sonra, çayımı alıp akvaryumun karşısına geçtim ve tam bir saat balıkları izledim. Düşünceler üşüştü, hatıralar, duygular.. Çok ağladım ama ne çok.. Hüngür hüngür ağladım.. Sonra boşaldı zihnim, düşünceler sakinledi, dümdüz bir deniz haline geldi. Çok ilginç bir deneyimdi bu.. Yıllardır meditasyon yapıyorum, 1996'dan beri de yoga yapıyorum ama bu derece bir derinliğe hiç bir zaman ulaşamamıştım. Hem korkuttu bu beni, hem bu yoğunlukta duygular yaşamak yordu, hem de çok çaresiz hissettim.. Hiçbir yere kaçamıyorsun ya..

Bir ashramda olmak belki bu nedenle daha kolay olabilir; evde kendin deneyeceksen, geceler zor..

netflix yerine çay ve akvaryum

Bana katkısı ne oldu?

Açık söyleyeyim, ilk gece çok korktum ve bırakmanın eşiğine geldim (açayım netflix'i ne olacak kim bilecek..) ama kendime yediremedim. Verdiği sözden ölse dönmeyen bir yapım var. Bir şekilde uyudum ilk gece bölük pörçük ama ertesi sabah büyük bir özgüvenle ve daha güçlü kalktım. İkinci gece daha kolaydı çünkü ne yaşayacağımı biliyordum artık. Yemeğimi yedim, çayımı aldım, akvaryumun karşısına geçtim ve "gel bakalım..." dedim ikinci gece. 

Vipassana'da beyin dalgalarınız çok net ve keskin bir şekil alıyor, müthiş odaklanıyorsunuz. Bunu çok insandan duydum, vipassana bittikten sonra, yıllardır konuşmadıkları insanlardan telefon alanlar, yıllarca çözemedikleri olayları çözenler.. Ben de benzer bir deneyim yaşadım. Vipassana yapmamış olsaydım çok farklı bir tepki vereceğimi düşündüğüm bu olaya çok yerinde ve olgun bir tepki verebilmiş olmam, beni çok şaşırttı ve çok sevindirdi.. Yıllarca üzerinde çalışıp beceremediğim "içimi dinlemek", "kimseden etkilenmeden kendi kararlarımı verebilmek" gibi konularda çağ atladığımı hissettim resmen!

Ha bir de.. Tabii ki ben de, tüm vipassana deneyiminden geçenler gibi, en büyük korkumu keşfettim. Hayır yalnızlık değilmiş bu! Çok net; unutmaktan korkuyorum ben. Aldığım tüm notlar, tuttuğum tüm ajandalar, hatırlatıcılar, günlükler.. Şu bloğa bile "unutmamak" için yazdığımı fark ettim! Ve onca düşünce üşüşürken bunları not alamamak, yazamamak offff, bu korkumla yüzleşmemi sağladı.. Kendime çok doğru sorular sordum: "peki yazamıyorsun, unutacaksın evet, ne olur unutursan?"... En büyük korkun kesinlikle önüne gelecek ve çok net duracak önünde, buna hazırlıklı olmak da pek mümkün değil maalesef..

bu yazıyı yazarken tüm yaprakları düşmüş bulunan alev sarmaşığına
son bir selam ederek, soMbaharı kapattım.. fakat renklerin güzelliği..

Yeniden yapar mıyım? 

Çok istiyorum! Ama bu sefer 40 saat değil, en az bir hafta yapmak istiyorum. Müthiş ufuk açan bir deneyim oldu benim için ve yetmedi... 

Sana önerir miyim?

Kesinlikle. Ama yeni başlayacaksan ve evde kendi kendine yapacaksan, ilk aşamada sadece 24 saat. Konuşmamak, teknolojik detoks bunlar zorlamıyor insanı ama bu çağın insanı olarak "amaçsız oturmak" deneyimini çok zor kabulleniyoruz. 

Birkaç "acil durum planı" hazırlamanı öneririm. Meselâ ben önceden alışveriş yapıp, yapması çok uzun sürecek yemekler yapmayı denedim. Özellikle gece sürecini geçirmeme yardımı oldu. Düşünceler üşüştüğünde, meditasyon deneyimin olmasını öneririm, hayat kurtarıyor. Bir de akvaryum, trafiği akan bir sokak, deniz, doğa ne olursa bir manzaran olsun, uzun uzun bakarak düşünebileceğin..

Bedensel bakımı hafife almamanı, hazırlık yapmanı (maske, köpüklü banyo, krem, el ayak bakımı vs) öneririm, bedenini "groom" etmek ruhunu iyileştiriyor.

Bir de çok şaşıracaksın, beynine bir sürü şarkı üşüşecek. Üşüştüğü anda yüksek sesle söyleyemeyeceksin, mırıldanamayacaksın bile, bu da seni delirtecek. Ama dans edebilirsin, unutma ;)

Aklıma bunlar geldi, soruların olursa, yanıtlamaya çalışırım :)

*

Özetle; Vipassana çok farklı bir deneyim.. Korkutucu, kendinle yüzleştirici, en temel duygularına inmeni sağlayan, şaşırtıcı, etkileyici, cesaret isteyen ama çok büyük bir hazla sana geri dönen bir deneyim. Kesinlikle öneririm! Daha fazla bilgi istersen yaz bana..

Link 1.  / Link 2.  / Link 3.  / Link 4.

5 Kasım 2022 Cumartesi

43-44: Hastalık, sultanlık ve bazı özlemler

İki haftadır gelip gidip ufak notlar alıp, bambaşka bir yazı hazırlamıştım hattâ başlığı "hastalık sonrası sultanlık"tı ama hayat işte.... Bu sefer anladım galiba dediğin anda, bir tokat aşk'ediyor... 

İki haftanın kısa özeti şu; 43. hafta Corona ile geçti. Bu geçirdiğim 3. Corona. Bu seferki diğerlerine nazaran daha hafif geçti (üç gün ateş ve yorgunluk, sonra biraz öksürük, ses ve koku kaybı ile burun tıkanıklığı) fakat negatife dönmem tam 9 günümü aldı. Eşim de beni bir Alman psikopatlığı titizliğiyle izole ettiği için, bol bol yattım dinlendim, spotify, storytel ve netflix'in dibini gördüm. Fakat aynı zamanda da; hayatın bensiz de gayet güzel devam edebildiğini, hiç de vaz geçilemez, yeri doldurulamaz olmadığımı (yani ebemi de) gördüm. Bu tip hastalıkların "iyi" yanı insanın egosunu yerle bir etmesi. O zaman önünde 2 seçenek var: Ya depresyona gireceksin ya da "e ben de o zaman herkese hizmet ettiğim kadar biraz da kendime bakayım, şefkat göstereyim" diyeceksin. 

Ben ikinciyi seçtim..

çalıkuşum da oldu benim <3

44. hafta, senkronize öksürük ve burun çekmeleri saymazsak, hepimizin iyileşmiş olduğu bir anda, ani bir kararla, eşim ve çocuklar okul tatilini de fırsat bilerek İsviçre, İtalya, Fransa'ya gittiler ve ben tavşanları, akvaryumu ve annemin ameliyat olma olasılığını ve benim aniden Türkiye'ye gitmem gerekebileceğini öne sürerek (onun da hiç niyeti yok, erteledikçe erteliyor) tam 6 gün tek başıma evde bekarlık ve sultanlık yapma şansını ele geçirdim! Peki yaptım mı?

Evet dibine kadar.. 

kanıtı :))

Yani tabii ki üç gün full çalıştım ve evi de dipköşe temizleme fırsatını kaçırmadım, sonuçta Türk kadınıyız.. Ama geri kalan zamanımda - ve inanamadım ne kadar çok zaman kaldı geriye - hakikaten kendimi şımarttım, bana iyi gelen ne varsa hepsini yaptım, saatlerce yürüdüm, kız arkadaşlarımla buluştum, en sevdiğim vejeteryan yemekleri pişirdim, okudum, dinledim, izledim, vücuduma baktım, ruhuma baktım, artık yapacak başka bir şey kalmayınca da, sonunda, yıllardır yapmayı istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım (korktuğum) "Vipassana" yani sessizlik yogasını yapmaya karar verdim!

Vipassana'da sadece konuşmamak değil, aynı zamanda insanlarla göz teması dahil iletişim kurmamak, tv, bilgisayar ve telefonu tamamen kapatmak, müzik dahil dinlememek ve sıkı duruuuuuun: okumamak ve hiç bir surette eline kalem kağıt almamak da gerekiyor! Yani iletişim ve teknolojik detoks sorun değil, ara sıra yaptığım şeyler bunlar ama ilk defa okumamak, yazmamak ve müzik dinlememek.... Of inanılmaz bir deneyimdi, bunu yazacağım.

sonbaharın son tablosu

Vipassananın bittiği sabah tam burnumun üstüne çok büyük iki darbe geldi.. Eskiden olsa yerle bir ederdi bu iki darbe beni. Yönetmeye çalışıyorum son birkaç gündür. İlk darbeyi yönetebildiğime inanıyorum, en azından yoluna soktuğuma.. Bu beni çok mutlu ediyor çünkü çok sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşımla ilişkili, benim için önemli ve aslında çalışmam gerektiği halde çalışmamakta inat ettiğim bir huyumla ilişkili bir konu bu. Kendimi geliştirme fırsatı... 

İkinci darbeyi de aldım ama akışına bırakmayı başardım.. Söz vermiştim kendime, sözümü tutuyorum. Müdahale etmiyorum artık hayata, su gibi o, doğru yolunu buluyor nasılsa. 

Görüyorsun blogcuğum, eskisi gibi değilim artık, ben de fark ettim. Daha dengeli, daha olgunum, daha çabuk duruluyor içimdeki dalgalar, daha kolay kabulleniyorum. Biraz yaşlanmakla ilişkili belki ama daha çok sanırım geçen seneki Mimas Yolu bana çok iyi gelmişti ya, bu seneki Vipassana da aynı etkiyi verdi sanki. Dağ tepe yürümeden, evde kendi içimde kalarak da başarabiliyorum demek ki artık o iç huzuru bulmayı... Neyse konuşuruz bunu daha detaylı, haftaya falan, Vipassana yazımda... Biraz zaman ver bana, iyice durulsun dalgalarım. Yazacağım.

Bu renkler izin verirse tabii..

Bu son iki hafta böyleydi işte. Perşembe akşam çocuklar geldi, hattâ +1 çocukla geldiler :) Ev nasıl gürültülü ve karman çorman. Güzel de ama.. Onca sakinlikten ve dinlenebildikten sonra, güzel geliyor bu kaos..

Pazartesi yeni bir hafta başlıyor. Proje, terapiler, ev işleri, sporlar, fırsat buldukça kendime zaman ayırmalar.. Öyle böyle hayat geçip bitecek. Önemli olan sanırım deneyimlemek, tutuk olmamak, canlı olmak, izlemek yerine yapıyor olmak, yaşıyorum, hissediyorum, sevebiliyorum, üzülebiliyorum diyebilmek.. Eh şükür bunları da yapıyorum layıkıyla.... 

Devam o zaman.... 

Pil bitene dek.

28 Ekim 2022 Cuma

Yeni başlayanlar için akvaryum hobisi

İki aylık acemilik dönemim sona erdi ve artık kendime "orta düzey" bir akvarist (akvaryumculukla uğraşan kimse) diyebilirim! Bu süreçte sıfırdan çok fazla şey öğrendim ve bunları paylaşmak, belki de aramızda akvaryum isteyen ama cesaret edemeyenlere bir "gaz vermek" istiyorum. 

;)

Bir defa; çok zor değil, çok masraflı değil, çok zaman istemiyor. Biraz merak, suyu ve balıkları sevmek gerekiyor. Çocuklar için güzel bir sorumluluk olabilir, günde bir defa yemlemek kolayca yapabilecekleri bir görev. Fakat akvaryumun bakımı ve temizliği kesinlikle yetişkin işi.. Tatile gittiğinizde, otomatik yemleme ve ışık sistemi kurulduğunda, 3 haftaya dek temizlik istemeden kendi kendine durabiliyor. Sadece ilk kurulumu ve ekosistemin dengesinin oturtulması süreci biraz zor fakat sonrası yani balıkların teşrif etmelerinden sonrası, çok daha kolay ve keyifli :)

Türkiye'deki fiyatları bilemediğim için fiyat vermeden, sadece neye ihtiyacınız olduğunu yazacağım.

- 60 litrelik yatay dikdörtgen şeklinde klasik bir akvaryum. Cam kalitesi önemli, ucuz malzeme bazen suyun ağırlığıyla patlayabiliyor.. Nano akvaryumlar bu sıra çok moda ama klasik akvaryumları temizlemek ve temiz tutmak çok daha kolay ve balıklar açısından da daha mutluluk verici bir ortam.

balık dünyasının en acıklı görüntülerinden biri, 
zaten çoğu sonunda atlayıp intihar ediyor..

- Kaliteli, mümkün olduğunca küçük (bizimki 10x7x5cm) bir su filtresi, 7/24 sürekli çalışacak. Bazı karides ve balık türleri içine kaçabiliyor ve bu maalesef ölümcül olabilir, en kapalı sistemi sorarak almalısınız (ya da en ince naylon çorap geçirebilirsiniz çevresine ama çorabı sık sık değiştirmelisiniz yoksa yosun olabilir).

- Akvaryum ısısını 25 dereceye sabitleyecek bir ısıtıcı ve kontrol etmek için ekstra bir sualtı derecesi.

- Akvaryum ışıklandırması için "otomatik sistem", bunlar çok basit manuel fiş şeklinde aletler, istediğiniz aman aralığını seçip günde 8 saat ışıklandırmak zorundasınız, yoksa yosunlaşma olacaktır.

akvaryumumuz ve çocuk kitaplığımız :))

Akvaryumunuzu aldınız, önce güzelce (deterjansız) yıkıyorsunuz, suyu koyduğunuzda en az 100 kiloyu bulacağı için, sağlam bir dolap üzerine ve direkt güneş ışığı almayan, sakin ve güvenli bir köşeye koyuyorsunuz. Evinizde çocuk varsa lütfen akvaryumu çok dikkatli kurun, 100 kiloluk bir ağırlıktan bahsediyoruz!

nano akvaryum, az yer kaplıyor ve daha şık
ama klasik akvaryumlar balıklar için daha iyi ve daha az yosun kaplıyor..

Tatlı su balığı alacağınızı var sayıyorum (çünkü hem daha ekonomik, hem de bakımı daha kolay). Akvaryumcudan iki çeşit kum aldınız, ilki canlı bitkilere gübre de sağlayan bir kum, ilk olarak bunu 2cm kalınlığında akvaryum tabanına koyuyorsunuz. İkincisi balıklara göl havası verecek koyu renkli orta incelikte bir başka kum, bunu düz suyla yıkıyorsunuz ve 2-3cm yüksekliğinde eşit seviyede yayıyorsunuz. Daha sonra temiz suyla (bizde musluk suyu içilebiliyor, fakat Türkiye'de bence şişe su daha mantıklı olabilir) akvaryumu dolduruyorsunuz. Aldığınız dekoratif taşları da üzerine koyuyorsunuz. Biz akvaryumun duvara bakan arka yüzeyinin dış tarafına kağıttan bir su altı resmi yapıştırdık, bu onlara sahte de olsa bir derinlik hissi veriyor ve rahatlatıyormuş. Filtreyi, ısıtıcıyı ve dereceyi de çalıştırdığınızda işiniz bitiyor. Bu şekilde akvaryumunuz tam 2 hafta boyunca dinlenecek. İlk haftanın sonunda, filtreyi durdurup, suyun 1/3'ünü boşaltıp, yeni su koyacaksınız. Filtre suyu temizleyecek ve bakteriler yavaş yavaş üremeye başlayacak. Bu süreçte akvaryumu henüz ışıklandırmak zorunda değilsiniz.

- 15. günde su testi yapılıyor (su kalitesi, kireç ve bakteriyel ölçümü yapan ufak kağıt çubukları akvaryumculardan alıyorsunuz) ve test sonucu iyiyse, akvaryumunuza bitkileri alabilirsiniz. 60lt'lik bir akvaryumun geri kısmına 3büyük bitki, ön kısmına ise iki küçük bitki yeterli olacaktır. Bitkileri aynen çiçek diker gibi, kumu biraz açıp içine dikiyor ve üstünü kumla kapıyorsunuz. İlerleyen günlerde salyangozlar çıkmaya başlarsa şaşırmayın, onlar bitkilerle gelen iyi huylu salyangozlar :)

- Bitkileri diktikten sonra her gün günde 8 saat akvaryumun ışığını açık tutmalısınız. Biz sabah 7-11 ve akşam 4.30-8 arası otomatik ışıklandırma yapıyoruz. Bu sayede balıklar gece boyu rahatça uyuyor :)) Bitkiler de yeterli fotosentezi yapmış oluyorlar. Eğer 12 saatin üzerinde ışıklandırırsanız, balıkların uyku kalitesi ve dolayısıyla immün sistemleri bozulacak, ayrıca alglar yani yosun ve bakteriler de ışığı sevdiği için, zevkle üreyecek ve su kaliteniz düşecektir. Ayrıca elektrik faturanız da yükselecektir :) O nedenle ideal 8-9 saat ama maksimum 11-12 saat ışıklandırma öneriliyor.

Bitkilerle bir 10 gün daha geçirdikten sonra, ilk sakinlerinizi akvaryuma davet etmenin zamanı geldi! Fakat önce 1). Su kalitesini yeniden kontrol edin hatta mümkünse biraz su örneğini akvaryumcuya götürüp onun da kontrol etmesini sağlayın. 2). Filtrenizin sürekli çalıştığından emin olun 3). Su ısısının 25 derece olduğuna emin olun.

kiraz karides volta atarken

60litrelik bir akvaryumda ideal olan maksimum 15 küçük balık, 3-5 karides, 3-4 çöpçü / temizleyici balık ve 5-6 büyük salyangozdur. Daha fazlası kalabalık oluyor, fakat tek tür balık alacaksanız ve bunlar çok küçük balıklarsa, 20 balığa kadar çıkabilirsiniz. Biz renkli ve farklı balıklar istedik fakat akvaryumcumuz ilk hafta sadece salyangozları ve karidesleri verdi bize :)) Karidesler, özellikle amano türü, sürü halinde yaşıyorlar ve sosyal hayatları önemli. Biz iki de kiraz karides aldık fakat bizimkiler pek geçinemiyor (biri diğerinden daha irice, sizinkiler boyca eşit olsalar iyi olur). İtiraf edeyim ben karidesleri balıklardan daha ilginç buluyorum ;) saatlerce izleyebilirim, çok ilginç ve sosyal canlılar. Renkli şeyleri çok seviyorlar, akvaryuma renkli parlak şeyler yaklaştırırsanız hemen geliyorlar..

Balık olarak da ertesi hafta lapistes, guppy ve molly aldık. Renkleri ve sudaki hareketlilikleri enfes! Fazla büyümemeleri de iyi.. 

Betta ya da kavgacı balık çok güzel ama akvaryumdaki diğer balıklar için bir kabus..
Aynı türden bir tane alabiliyorsunuz, yoksa ölümüne kavga ediyorlar.
Diğer balık ve karidesler için de stresli bir ortam, almayın daha iyi....

Şimdiiiii. Akvaryumu kurdunuz, balıkları aldınız. Balık yemini tarife göre veriyorsunuz. Su 25 derece, ışık 8 saat, filtre çalışıyor, bitkiler sağlıklı, peki bu "cennet"i nasıl sürdürülebilir halde tutacaksınız?

- Akvaryumun suyunun 1/3'ünü her 3 haftada bir değiştirmeniz gerekiyor. Bunu yaparken balıklar ciddi stres yaşayacağı için lütfen dikkatli ve yavaş çalışın. Su değişimi sırasında filtreyi kapatmanız gerekiyor (susuz çalışan filtre motoru yanabilir). 

- Eğer bizimki gibi 15 salyangoz (çoğu kendi kendine üredi) ve 3 çöpçü balığı sahibiyseniz, alg ve yosun problemi pek yaşamazsınız :))) Ama yine de 3 haftada bir camları temizleyin (akvaryum cam temizleyicisi ya da dıştan mıknatıslı sistemler kullanabilirsiniz). 

- Filtreyi her ay söküp, temizleyip, yeniden takmanız gerekiyor. Filtre kalitesine göre, belli aralıklarla filtreyi de yenilemeniz gerekiyor.

- Bitkiler için bazı vitaminler satılıyor, ben gerek görmediğim için henüz almadım. Henüz tatile gitmediğimiz için otomatik yemleme de kurmadım. Otomatik yemleme, ışıklandırma kurarsanız 3 haftaya dek tatile gidebilirsiniz, sorun olmaz.. Tabii elektriklerin kesilmediği ülkeler için geçerli bunlar, Türkiye'de bence en geç 2-3 günde bir birinin kontrol etmesi lazım sistemi.. Yazık telef olmasınlar.. 

- Bizim en büyük problemimiz amano karideslerinin sürekli yokolup yeniden ortaya çıkması! Transparan gövdeleri ve utangaçlıkları nedeniyle bu karidesler birden ortadan yokoluyor, sürekli karides sayma halindeyim ve 2 sayınca "ah filtreye girdi öldü" paranoyası yapıyorum. Hatta son filtre temizliğinde eşim "bir amano karidesi girmiş filtreye ve ölmüş" dedi, meğerse çürük yaprak gibi bir şeymiş çünkü ertesi gün üçü de sapasağlam ve neşe içinde yüzüyorlardı :)))) Kiraz karidesler sürekli volta attıkları için onları görmek kolay ama amanolar yürek hoplatıyor.. Sürekli 1-2-3 oh 1-2 eyvah...

benim en sevdiklerim: neon tetra. fakat aldınız mı 10 tane almanız lazım 
çünkü sürü balığı bunlar, kendilerini yalnız hissediyorlar..

Anlatacaklarım bu kadar. Beslenme ve suyun derecesini kontrol etme bizim evde çocukların görevi, temizlik ise yetişkinlerin. İnanılmaz keyifli bir hobi, karşısına oturup kahvemi çayımı içerek yarım saat balıkları izleyebiliyorum, o kadar dinlendirici ki.... Suya ve balıklara düşkün herkese tavsiye ederim!

19 Ekim 2022 Çarşamba

41: .. kere maşallah derken 42 cort

Bu haftadan kısa kısa:

NAZARA İNANMA, BONCUKSUZ KALMA:

Ne bileyim Kuran'da da var şimdi, inanmıyorum diyemem. Hattâ sanırım tek batıl inancım nazar. O nedenle şunu bir şuraya koyayım, elemtere fiş, kem gözlere şiş de diyeyim. Öyle başlayayım :)) 

Zira Temmuz'dan bu yana (Türkiye'de yaz tatilindeki 2 haftayı saymazsak) ilk defa dördümüz de hasta değiliz, taaaaam: 3 gündür :)))) Başlıyoruz saymaya, gün üüüüç, hastagillerin bir sonraki hastalığı ne zaman geliyor dersiniz? Alalım bahisleri? Belki de bir süreliğine hastalık kotamızı doldurduk ve hakkımızı savdık, olamaz mı? Haydi inşallah.. Maşallah.. 

KAMP:

Minik kızım sınıfıyla birlikte 5 günlüğüne dağlara kampa gideceği sabah, ateşlendi. O kadar mutsuzdu ki, dayadım ilacı vitamini organik tavuk çorbalarını, çocuk 2 günde toparladı. Yani pek de toparlamadı, burnu horhor çeşme gibi (Bursalılar bilir bu benzetmeyi) akmaya devam ediyordu ama o kadar ağladı ve istedi ki gitmeyi, öğretmeniyle de konuşup onay alınca, kıyamadım ve yolladım. 

Kamp, Münih'e 2,5 saat uzaktaki Bischofswiesen'daydı

Evet yahu, 9 yaşındaki minicik kızım ve onun ufak mor bavulu, pembe sırt çantası, oğlanların yataklarına koyup onları korkutmak için götürdüğü plastik böcek koleksiyonu, oturunca pırt sesi çıkartan şaka balonu, ayıcığı, pullu disko elbisesi, pembe simli botları, tavşanlı terlikleri, tekboynuzlu göz bandı, pembe diş fırçası hep birlikte kampa gittiler! Ay çok acaip bir histi.. Bir yanım seviniyor onunla, diğer yanım korkuyor, garipti..

Kızımla 3 gün boyunca iletişim kuramadık (acil durumlar dışında yasaktı), yatağına nevresim geçirmeden tut, her akşam duş almaya, saç taramaya, eşyalarına sahip çıkıp, bavul toplamaya ne yaptı hiç bilmiyorum ama çok mutlu geldi. Sanki üç günde büyümüş gibi de geldi bana....!

Ha bir de bebek nasıl yapılır onu da öğrenmiş...... Zaten bu senenin (4. sınıf) okul müfredatındaydı ama işte 6 ranzalı odada kızlar konuşacak konu bitince birbirlerini bilgilendirmişler. İyi de oldu çünkü ilk regl yaşı ortalaması 10,5 ve ilk cinsel ilişki yaşı ortalaması da 15,5 olduğu için, çocuklarımızı 10 yaşında puberte ve 14 yaşında cinsellik, korunma vs konularında eğitmemiz şart. Ama tabii insan - psikolog da olsa - hep öteliyor daha çok küçük, daha bekleyeyim biraz diye.. Ben bu konuları iki çocuğumla da çok küçük yaşlarından itibaren konuşuyorum, yaşlarına uygun olarak ikisine de bebek nasıl yapılır nasıl ve nereden doğar anlattım ama bir tek işte "herşeyin teorisi" diyebileceğim cinsel ilişki konusu kalmıştı, onu biraz erteliyordum yani daha yaşı küçük, aman biraz daha bilmeyiversin hayatın gerçeklerini diye öteliyordum.. Daha çok sanırım kendim hazır değildim bu konuları konuşmaya. Neyse olan olmuş :) Şimdi bir defa da derste öğretmen üstünden geçerse, tamamdır... Kadın ve erkek bedeni, teorik anlamda cinsel eğitim bu sene verilmiş oluyor. Bir sonraki eğitim yani hastalıklar, korunma yöntemleri vs konuları ise ortaokulda (sanırım 13 ya da 14 yaş) işleniyor. Siz nasıl konuştunuz / konuşmayı planlıyorsunuz?

ya da onu marketten aldığınıza inandırabilirsiniz :P

SANAT:

Bu haftaki evde sanat projemizde ana-oğul başbaşaydık. Oğlan kızdan farklı bizde, daha bebekken bile yaptığı resimlerde "hareket" ve "zaman" mevhumu vardı onun. Karalama sandığım yuvarlak bir şeyin "çalışan ve dönen bir motor" olduğunu söylerdi meselâ.. Onun bu "devinim" ihtiyacını göz önünde bulundurarak, bu hafta uzuuuun bir yürüyüşe çıkıp, sararan yaprakları, bulduğumuz çiçek ve tohumları topladık önce. Sonra onları masamıza döküp, önümüze boş beyaz kağıtlar alıp, dilediğimizce aranjmanlar, yaprak boyama, yaprak ve resim birliktelikleri yaptık. Toplam 3 saatimizi alan bu aktivite ikimize de iyi geldi, aramızdaki oğlan annelerine tavsiye ederim :) Eğer çok güzel bir "eser" çıkarsa ortaya çerçeveleyip odasına asabilirsiniz, inanılmaz gurur duyuyor "sergilenen eser"iyle :))) Çerçevede hava almadığı için yıllarca taze kalabiliyor bu canlı sonbahar renkleri! 

renklerin güzelliği.. <3

İşte böyle. Bizde asayiş berkemâl, peki sizde? Güzün renklerinin ve görece pastırma yazı diyebileceğimiz havaların keyfine varabiliyor musunuz?

Çalışma alanımın güz renkleri <3 
Ön taraftaki alev sarmaşığı çoktan kızıla döndü ama yandaki daha fazla güneş alan bir bölgede olduğundan hala yeşil sarı ve kızıl karışımı, baktıkça mest oluyorum! 

42. haftadan ekleme: Yazdııııım ve daha yollayamadan hop 4. gün ateşli hastayım yine ve ta taaaaam: corona pozitif. Bu sefer ilk ben ;) Gülün gülün, ben de gülüyorum yapacak başka bir şey yok.. Allah beterinden saklasın daha kötü hastalıklar var diyeceğim ama biraz yani yeter artık be kader.. Gelme üstüme bu kadar. 

Söz veriyorum bir iyileşebilirsem kendimi bakıma alacağım! Yoksa böyle gidersek biz bu kışı çıkaramayız be blog :((

Geçmiş olsunlarınızı aldım sayalım yine. Yorulmayın hiç vallahi, ay sonuna topluca yazarsınız :P 

MINDHUNTER:

Şükür ki ilaç denen bir şey var.. İlaç aldıkça gözüm açılıyor. Gözüm açıldıkça Mindhunter’ı izliyorum. Ben çok beğendim. ABD’de 70’lerin başında kriminal psikolojinin doğuşunu anlatan, bu alandaki ilk insanların (FBI ve bilim insanları) karşılaştıkları olaylar sonucunda kendi psikolojilerinin de nasıl etkilendiğini işlemiş olan, aynı zamanda da polisiye diyebileceğim güzel bir dizi. Ayrıca müzikleri şahane, tam 70’ler.. Bu dönemi sevenlere tavsiye ederim. 

;)

Haftanın geri kalanı yatakta ve mindhunter izleyip bir çorba dahi yapamayan kocaya sinir olmakla ve ben ölürsem bu bebeler perişan olacak paranoyalarıyla geçeceği için, bu yazıyı Çarşamba gününden yolluyorum.. Bol şans dileyin de çabuk toparlayayım ve çarçabuk negatife dönüp üstkattaki bebelerime kavuşayım! Artık bu kışın hastalık kotasını da doldurmuş olalım ve bir süre ne olur hiç birimiz hasta olmayalım! Amin amin!

9 Ekim 2022 Pazar

40: Yeni bir dönem

Bu haftadan kısa kısa:

alev sarmaşığımın en güzel zamanı <3

PROJE:

5 ay sürecek yeni bir projeye başladım, haftanın 5 günü 9-13 arası sürüyor. Dünyanın dört bir yanından insanlarlayım ve nasıl söyleyeyim bilmiyorum ama: çok çok ama çok mutluyum. Bu tip çok kültürlü ortamlar, umut dolu projeler benim işim sevgili blog. 

Yeni projenin zoom görüşmeleri oluyor ve ne bileyim Myanmar'dan bir arkadaş sıcaktan bunalmış, penceresini açmış oluyor, o tropik kuşların sesleri benim evimin içine doluyor ya.. Ahhhh.. Dünya ne kadar küçücük ve ne kadar güzel.. Türkiye'yle ve Türkiye'de olup biten haksızlıklarla sınırlı değil dünya, biliyoruz değil mi.... Bazen unutuyoruz ve hayata küsmelere kalkıyoruz ya.... Değil işte! Yazayım, kendime hatırlatayım istedim....

sarışın <3

TERAPİLER:

Devam ama biraz rölantide. Proje 13'te bitiyor, çocuklar eve 14.30'da geliyor, benim bir şeyler atıştırmak, ev işlerini ve ihtiyaçları halletmek ve azıcık soluklanmak için 1,5 saatciğim var. Dolayısıyla bahara dek yeni danışan almayacağım, süregelen terapileri de geceye kaydırdım. Canım çıkıyor doğrusu ama iyiyim, şükür, çalışmak, insan yaşamlarında olumlu bir fark yaratıyor olduğunu hissetmek çok güzel.. 

Üç-renk sarmaşıklı ev <3

AKVARYUM:

Akvaryumumuz tüm sakinleriyle birlikte hazır. Tam 1 ay sürdü ve oldukça ilginçmiş bu işler, zor demeyeyim de, emek istiyor gerçekten. Sıfırdan akvaristlik konusunu ilk fırsatta ayrı bir postta yazacağım; ben bağımlısı oldum, tv gibi karşısına oturup izliyorum! 

Eşim eve gelince bazen üçümüzü de akvaryumun dibine birer sandalye çekmiş izlerken buluyor ve çok gülüyor.. Fakat balıkları aldığım yerde çalışan (ve beleş salyangozlar hediye ederek benimle flört etmekte olan) Louis C.K.'in kopyası satıcı adam da geçenlerde dedi ki "13 yaşıma dek tv izlemedim ben, balıkları izlemek daha ilginçti".. Şimdi yazınca creepy geldi ayol..... Jeffrey Dahmer misali.. Beleş salyangozları kabul etmeseydim daha iyiydi galiba.... :P 

bizim efsane tuvaletin penceresinden :))

SANAT:

Haftada bir akşam, çocuklarla bir masa çevresine oturup, mırıl mırıl sohbet ederek, 3-4 saat sanat yapıyoruz. Bu haftaki projemiz Kuş Evi'ydi. Aslında L.'e alınan marangoz atölyesinde kesip biçip çivilediler iki erkek başbaşa ama evi güzelleştiren yine biz kadınlar olduk ;)

OLUMLAMALAR:

Her sabah 6.30 gibi kalkıyor ve çıplak ayakla bahçede dikilmeye devam ediyorum (sonra da neden iyileşemiyorum diyorum). Elimde vitaminli suyum, üstümde palto kaşkol bere üçlüsü, kulağımda da DW'nin günlük haberleri derlediği podcasti. Bir süredir Türkiye'den haberleri dinlememeyi seçtim, çok üzülüyorum ve açıkcası çoğu zaman elimden bir şey gelmeyecek bir şeye üzülüyor olmam da beni sinirlendiriyor. Gerek yok.. Size de DW olmasa da ne bileyim "iyi haberler" kanallarını bulup üye olmanızı ve sabaha bu şekilde olumlu başlamanızı önereceğim.. İnanın çok fark ediyor.

Deniz Özturhan'ın Olumlu Dünya'sını dinliyorum bir süredir, çok keyifli. Özellikle "Veda Özgürleştirir" eski bir bölüm olmasına rağmen, tam yerine denk gelerek beni keyiflendirdi, tavsiye ederim.

her cuma kendime çiçek alıyorum, 
bu hafta sapsarı kasımpatılar <3

PASTIRMA YAZI: 

Ya da Indian Summer. Tam gücüyle, en doruğunda yaşanıyor. Bu hafta birkaç güneşli ılık hava yaşadık ve o sarıları kavuniçileri kırmızıları doya doya içimize çektik. Ben hâlâ bisiklet üstündeyim ama sanırım bir 15 güne kalmaz artık sabahları önce kırağı sonra don başlaması.. Sonrası beyaz ve gri.. Ama öncesinde.. Bol bol depolayalım diye rengarenk fotoğraflar ekledim bloğa, umarım gözünüz gönlünüz açılmıştır - karşılığında biraz deniz, güneş vs'inizi alırım! :))


Herkese güzel haftalar!

3 Ekim 2022 Pazartesi

39: Eylül biterken..

Eylül bitti ama ben de bittim sevgili dostlar. Son 10 günümün özeti budur:

daha bunun arka tarafı da var, 
iş ve özel hayatla ilgili maddeler :))

Evet, efsane liste neredeyse bitti! F. covid olup alt kata yerleşince, çocuklar da okula başlayınca, benim projelerim de Ekim'de başlayacağı için, bulduğum bu boşlukta karıncalar gibi iş yaptım! Fakat nasıl güzel bir ferahlık a dostlar... Ev misler gibi, dolap içleri, pencereler, duvarlar her yer pırıl pırıl ve evde tek bir fazlalık, eskimiş kullanılmayan süs püs yok, her şey minimalist ve yerli yerinde. 

evdeki en sevdiğim köşelerden biri.. 
o legoların tozu nasıl alınacak: çocuklar oynarken 
:)) tabii eşim yokken, yoksa inanılmaz geriliyor! sorarım size: lego sanat mıdır, oyuncak mı??

Bahçe de sonbahara hazır, çimi biçtim, gümreli tohumla kış öncesi güçlendirdim, yazdan kalan çiçek tarhlarımı söküp, güllerin ve berry'lerin budamasını yaptım. Sonra yaz boyu topladığım akşam sefalarının, sümbüllerin ve nergislerin tohum ve soğanlarını saksılara dikip onları kış ortasına dek garajda ılık ve karanlık bir ortamda uykuya yatırdım. En son da boşalan saksılarıma yeni sonbahar çiçekleri aldım, rengârenk! Ay içim açıldı, ne iyi geldi..

Ev ve bahçe bitince, evdeki çalışma masama kuruldum ve danışanlarımı planladım, aklımda kış boyu sürecek yeni ve çok heyecanlı bir proje var, onun hazırlıklarını yaptım. Sonra çocukların spor programlarını ayarladım, evin ve bizlerin kışlık giyecek, yiyecek, malzeme gibi eksiklerini giderdim. Akvaryuma su bitkileri, bir hafta sonra da ilk salyangoz ve karideslerimizi aldım. Bu bitkilerin ekosisteminin kurulması ve karideslerin sosyal hayatının (!) oturması için de bir 10 gün bekledikten sonra balıkçıklarımızı seçmeye gideceğiz! Fakat şimdi bile ışıl ışıl, sanki içinde balık varmış gibi geliyor bana, suyun ve nazlı nazlı salınan bitkilerin görüntüsü, utangaç kiraz karidesin ve hiperaktif amano karideslerinin hallerini izlemek insanı nasıl rahatlatıyor..

Salı sabahı koca'fendi 8 günün ardından negatife dönünce, ofise gitmeye karar verdi. 7.30'da çocukcağızları, 8'de onu uğurladıktan sonra, bir zil takıp oynamadığım kaldı, o'kkadar mes'udum blog. 

Çarşamba kızımın okulla ilk yüzme dersi vardı. Yemin ediyorum bu Almanlar manyak, yüzlerine de söylüyorum. Şimdi ilkokuldaki spor dersinin üç hedefi var: çocuk yaşı çarpı dakika kadar (9 yaş 9dk) ara vermeden koşacak, çocuk stilli yüzecek, çocuk bisiklet ehliyeti alacak. Triatlona çocuk yetiştiriyoruz adeta! 

Tamam güzel, spor bence de önemli.. Sonuçta Almanların vücutları ve dayanıklıkları ortada.. Fakat yüzme dersi hava ısısı -10, -15'i bulan kış dönemi ve okul dışı havuzda mı yapılır? Onu geçtim, sabahın köründe (8-10 arası) mi yapılır ve sonra çocuklar (bone giyseler de biliyorsunuz yani o bone iki dalmaya bakıyor) ıslak saçla (çünkü saç kurutma makinası zaman kaybettirdiği için yasak) önce otobüsle okula gelip sonra üstüne 3 saat daha ders mi dinlerler? Hani onu da geçtim corona nedeniyle sınıf camları da açık.. Ayh delireceğim! Bari son derse koysaydın alırdım çocuğumu mis gibi ısıtırdım evde.. Velhasıl bi ben tavuk anneyim sanırım, kimseden ses çıkmadı, ben de sustum oturdum. Çocuğun kendisi de bikinileri, parmak arası pembe terlikleri çekti, gitti.... Ay bu sene bana huzur yok! 

beterin beteri de var tabii.. amazonda.
bunu çocuğuna alan velinin akıl sağlığından şüpheliyim..

Haftasonu Cts Oktoberfest'e gittik. Dirndl ve Lederhose'lerimizi çıkarttım, ütüledim. Foto eski ama ben hep aynı :))) 

Dirndl'ın fiyongu komik hikâye bak; sağdaysa evli ya da biriyle birliktesin, soldaysa biriyle birlikte değilsin, arkadaysa dulsun, öndeyse bakiresin ya da kimseyle ilgilenmiyorsun (küçük kız çocukları için de önde fiyonk geçerli). Eğlenceli millet vesselam.. Fiyonktan al mesajı.

bavyeralı gelin :))

Pazar günü en ufaklığımızın doğum günü vardı. Geçen seneden beri bir akvaryum tutkusu başladı kendisinde (zaten akvaryumu aldıran da o bitmeyen ve geçmeyen tutku oldu), bu seneki doğumgünü teması o nedenle balıktı :) Her sene berbat görünen :P ama içinde ne olduğunu bildiğim %100 el yapımı pastalar yapıyorum biliyorsunuz çocuklarıma :))) Bu seneki fena olmadı sanki. Tek yuvarlak kekten yapılıyor, çok pratik ve içinde 1kg çilek var, isteyene tarif yollarım. 


Gelelim haftadan kendime kattıklarıma:

- Elektronik müzik sevenler için Spotify'da harika bir liste keşfettim, her hafta yenileniyor, adı: Organic Techno. Enfes bir çalışma müzik listesi, tavsiye ederim. Onun dışında yine sıradan dinlediğim Can Kozanoğlu Mirgün Cabas'a bir de Fularsız Entellik'in son bölümünde konusu geçen Deniz Özturhan'ın Olumlu Dünya'sından birkaç bölüm eklendi ve elbette sevdiğim terapistlere ait podcastlerin son bölümlerini de dinledim.

- Momentos'cuğumun önerdiği ve sağolsun linkini bile bulup yolladığı şu filmi çok çabaladığım halde izleyemedim, halbuki Tilda delisi olduğumu ve ne yapsa izlediğimi bilirsiniz.. Hiçbir link çalışmıyor, bilgisayarım "riskli" diyip kapatıyor. Sanırım Almanlar korsana çok iyi bir çözüm bulmuşlar :) Ama onun yerine nefis bir Polonya filmi izledim "The Hater". Film, takibi biraz ağır bir film ama konu çok güncel ve maalesef sosyal medya sonrası tam olarak dünyanın geldiği şekil bu, fazlası var azı yok. Polonyalı yönetmenleri ve filmlerini zaten severim, bunu da sevdim. 

- İlk keşfettiğimde kitap yorumlarını çok sevdiğim ama sonra "ben"i fazla kaçmış yazılarında resmen kadın düşmanı alt metinlerine daha fazla dayanamadığım ve takipten çıkarttığım bir blogger'ın (kimmiş kimmiş, hehehe dedikodu size) sürekli bahsedip durduğu ve maalesef bu ay içinde kaybettiğimiz Javier Marias'ın iki kitabını okudum, oldukça etkilendim. Biraz dinlendirip ilerleyen zamanlarda Tortu'ya yazacağım.  

sevgili tortu.. :)

Bu arada şükür tromboz sorunum da geçti, baya ağrılı ve sıkıntılı 10 günlük bir süreçti. Doktor "genelde covid sonrası birkaç haftada olabiliyor" dediyse de, yahu covid olalı 3 hafta oldu, bilmem ki ondan mıdır? Yakın bir arkadaşım üstelik yaşıtım, aynı dönemde beyin kanaması geçirdiği için, valla trombozla kaldığıma şükrediyorum, bu 40'lı yaşlar, pıhtıların damarları tıkaması falan olayları sıkıntılı. Kafada olmadığına şükür..... Hoş kafa da normal çalışmıyor, bi baktırmalı belki de..

Bu hafta da böyle geçti. Hattâ ay sonu geldi.. Önümüz Ekim, tam aşık olunacak mevsimler sevgili arkadaşlar dikkatli olun :))) Tam üşütülecek diyeceğimi sandınız di miiii. Vallahi Ekim'de insan kendine mukayyet olmalı, doğa bir Nisan'da bir Ekim'de insanı renkleriyle, kokularıyla bir sallayıp silkeliyor, Ekim'de aşk başkadır ama kışın da buz gibi havada aşk acısı gayet çekilmez olabilir, ailenizin psikoloğu olarak benden uyarması.. Haydi herkese sağlıkla, neşeyle keyfini çıkartacağı güzel Ekim'ler olsun!

21 Eylül 2022 Çarşamba

36-37 ve 38'in yarısı: tatil biter, yeni yıl başlar..

Tatil bitti, döndük kürkçü dükkanımıza. Hava 13 derece, yağmurlu, bu sabah evden çıktığımızda 4 dereceydi. Evet mont, eldiven, bere hayatımıza yeniden giriş yaptı. Üstelik gelir gelmez yine covidle başbaşayız, dün çift çizgiyi nicediiiir görmediğimiz yerde gördük! Ama bunlardan bahsetmek istemiyorum. Tatilin son haftasından fotoğraflar eşliğinde, güzel bir şeylerden söz etmek istiyorum! Geçmiş olsun'larınızı aldım sayalım, çok teşekkür ederim, siz de ne olur başka şeylerden bahsedin yorumlarda, içimiz açılsın..

Bursa’ya döndüğüm sabah 
yürüyüşte karşıma çıkan yemyeşil kalp ;)

Kuyruksuz Kedi’m yazmış ya, biz öğretmenler için yeni yıl demek, Eylül başı demektir diye.. Biz haddinden uzun öğrencilik yapmışlar ve yaşam boyu öğrenciliğe inananlar için de, Eylül 15’tir sene başı.

Beni her Eylül bir tatlı heyecan sarar. Bu sene derim, neler yapacağımı bir planlayayım bakayım! Bazen heyecanla bunu yükses sesle dile getirir, çevremdekileri güldürüp “senenin bitmesine 3 ay kaldığının farkında mısın?” diye dalga geçmelerine izin veririm :))

Bursa 💚 hâlâ ve inatla yemyeşil

Yine bir değişimin eşiğindeyim, hissediyorum. Aklımda çalışma hayatımla, hobilerimle ve özbakımımla ilgili yeni birkaç şey var. Bu sene çocuklarımın ikisi de ilkokuldan ve anaokulundan 14.30'da eve geliyorlar, ben haftanın 5 günü 9-12.30 arası çalışıyorum, dolayısıyla bana 2 saat zaman kalıyor. Bu 2 saati çok iyi değerlendirmek istiyorum.. 

Şimdilik önümde 2 hafta görece boş olduğum bir zaman dilimim var ve ben tam bir Türk Kadını olarak, evi temizlemek, sadeleştirmek, kışa hazırlamakla başladım işlere. Önce tabii dipköşe bir temizlik yaptım döner dönmez. Kışlıkları çıkardım, yazlıkları kaldırdım. Sonra tek tek her odayı indirmeye, verilecekleri verip atılacakları geri dönüşüme yollamaya, evimi misler gibi tek bir eşya fazlalığı olmadan yeniden kurmaya başladım. Hattâ elim değmişken bir gün salonun şeklini de değiştiriverdim!

Bursa'da akşam 🧡 

Oğlum yakında 6 yaşına basacak ve akvaryum istiyor. Evde 4 iki ayak, 2 dört ayak'ız, sanırım şimdi 8 de balığımız olacak! Bir balık burcu olarak etrafımda su ve balık görmek bana da iyi gelecek eminim ve bakımı çok zor olmayan yeni bir uğraş edinmek de.. Balıklar gelmeden hazırlıklar tam 3 hafta sürüyor, her şey oturunca tüm macerayı anlatacağım, ay çok heyecanlı!

Haflinger at çiftliğinin dinlenme alanı 
ve en sevdiğim salkım söğütler..

Hayatımızdaki tek heyecan bu değil tabii. Yeni iş yılına dair yeni projelerim, çocukların ilkokul ve anaokulundan sonraki spor ve hobi programlarının ayarlanması, ufaklığın doğum günü partisinin hazırlıkları, özlediğim arkadaşlarımla buluşma planları.. 

Evde karantinada olan kocanın bakımı, çocukları ve kendimi hasta etmemeye çalışmalar :))) Ay bana bol şans dileyin, çooook iş var çoooook..  

Peki sizler Eylül'ü yeni yıl kabul edip benimle aynı ruh haline girdiniz mi? Yoksa "yok ben daha almayayım, Ocak'taki Yeni Yıl Çözülümleri"ni bekliyorum ben" mi diyorsunuz :)) Haydi yazın yazın, Eylül biterken sizde durumlar nedir?