
Anneler günü geldi çattı. Yaftalanmış her özel gün gibi tuhafıma gidiyor sevdiğim birine kitlelerle aynı anda aynı çiçekleri almak, benzer hediyeleri sunmak. Yıllardır anneme ucuza mal edilmiş, genellikle de son derece zevksiz olan kendi eserlerimi sunuyorum, o da yazık sevinerek kabul ediyor bu abuk subuk hediyemsileri. Bazen birkaç ay bir köşede tutuyor, giyilecek takılacak birşeyse alerji yapana dek kullanıyor, çiçekse sevinerek masasında tutuyor, ne yapsın gariban.. Anne işte.. Çocuğuna kendini iyi hissettirecek, beğenmese de beğenmiş gibi yapacak, bir süre sonra gözden kaybedecek, oyunun kuralı bu. Anneliğin sayısız / yazısız kuralından biri. Anneliği "kutsal" yapan..
Anneler gününde annelik üzerine düşünüyorum.
Absalom geçen günlerde çok güzel bir yazı yazarak bende de bazı taşları oynattı, düşünmemi sağladı, sağolsun. Her kadın anne olmalı mı, her kadın anne olmayı ister mi? Kadınların içinde hakikaten "şimdi bebek yap!" diye çalan bir biyolojik saat var mıdır, yoksa özellikle bizim toplumumuzda olduğu gibi çoğu kadın toplumsal baskı sonucu mu anne olur? Bazı kadınlar anne olmadan da mutlu ve dolu dolu bir yaşam sürebilir mi, yoksa her çocuksuz kadın bir dönem kendini ıssız, tamamlanmamış mı hisseder? Anne olmayı istemeyen ama yine de evli bir kadın deli midir, yoksa ilişkiler çeşit çeşit, renk renk tanımlamalarla da bal gibi yürüyebilir mi? Bu soru(n)ları düşünüyorum bu anneler gününde.
Benim içimde ciyak ciyak çalan bir biyolojik saat hiç olmadı, çevremde de "hadi artık tohuma kaçmadan evlen" ya da "bebek ne zaman" diyip duran densizler de hiç olmadı, şanslıyım ve belki de bu sayede kendimi hiçbir yaşam olayına "geç kalıyormuş" gibi hissetmedim. Evliyim çünkü yaşam boyu beraber zaman geçirmekten zevk alacağıma inandığım bir adam çıktı karşıma ve sadece sevgili olmak yetmedi, bir "bağlılık sözü" vermek istedik birbirimize. Çocuk yapmayı da seçtik birlikte çünkü ikimizin birer parçasından bir insan gelsin şu dünyaya, bizim kadar sevsin yaşamı ve dünyadaki tüm bu ufak tefek ayrıntıları görsün, yaşasın istedik. Bırak yaşlanınca bize baksın, ziyaret etsin fikrini, 18'inden sonra çeksin gitsin, gezsin dünyayı, doya doya yaşasın her anı istedik. Yaşımız geldi geçiyor falan demedik, ne zaman hazırsak o zaman dedik..
Ama doğrusu ben herkesin anne baba olması gerektiğini, bunun biyolojik, psikolojik ya da sosyal bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde birçok insan çocuksuz ilişkileri tercih ediyor. Kimi kariyer tercihleri nedeniyle, kimi ekonomik nedenlerle, kimi de bana çok mantıklı gelen kendi yaşamını istediği gibi geçirebilmek, kimseye bağlı olmamak, yorucu sorumluluklar, sonsuz endişeler hissetmemek, özgür bir yaşam sürebilmek için çocuk yapmamayı tercih ediyor. Bu insanlara benim saygım sonsuz, çünkü özellikle bizimki gibi üreme odaklı bir toplumda, çevreden gelen sonsuz baskı ve sorgulamalara rağmen, bu insanlar kendi istedikleri yaşamı yaşıyor ve ilişkilerinde ya da kendi kendilerine mutlu bir yaşam sürmeyi başarıyorlar. Bu Türkiye'de çok büyük bir başarı bence..
İlişkiler son on yıllarda çok değişti. Artık bizim toplumumuzda da insanlar çevrenin ne dediğine fazla kulak asmadan, gerçekten kendi içlerinden geldiği gibi bir yaşam sürmeye başladılar. Kimi insan uzun süreli ilişkiye gelemiyor, bu sadece erkekler için değil, kadınlar için de geçerli. Sen tut bu insanları evlendir, bir de çocuk yaptır. Sonra da neden boşanmalar artıyor, neden ebeveynler çocuklarına şiddet uyguluyor ya da tümden umursamaz davranıyor diye sor.. Herkes uzun süreli ilişki yaşamaya ya da sonsuz sorumlulukların altına girmeye uygun değildir ki.. Bazı insanlar değişiklik ister. Bu onları kötü insan, ahlaksız insan yapmaz! Bazılarının aşktan anlayışı 1,5 senedir ve bunu kimyasal formüllerle falan da kanıtladılar biliyorsunuz. E o zaman ne diye zorlarsınız bu insanları? Sevgisiz ilişkilere bir de çocuk.. Bu kafayla anne olan kadının bir süre sonra yaşamından sıkılması, bunalması kaçınılmazdır..
Bir de anne olunca kadın olduğunu ya da hatta anne sıfatı dışında sıfatları da olan bir insan olduğunu unutan bir kesim var ki onlar beni en çok ürküten kesim. Bu kadınlar daha hamilelikten başlıyorlar tavuk anne moduna bürünmeye. Hamile kalmadan önce gayet entellektüel, sohbetinden zevk alınan, rengarenk bir kadın olan niceleri, ilk çocuk bezini bağladıkları anda sanki sihirli bir değnekle karakter değiştiriyorlar. Zaten "hiç zamanları olmuyor" ya da "çok yorgun oluyorlar" ya da "iki senedir uyumamış oluyorlar" ve bir süre sonra bu insanlarla görüşmek artık mümkün olmuyor ama görüşseniz de zaten konu sırf çocukları oluyor ki zaten siz bir süre sonra sıkıntıdan görüşmek de istemiyorsunuz.. Ne oluyor bu kadınlara anne olunca? Artık düşünmelerine, okumalarına, çocuk dışındaki dünyayı yaşamalarına gerek kalmıyor mu, ne oluyor? Salıveriyorlar kendilerini artık..
Yaşadığım ülkede anne olmayan kadın sayısı anne olanlardan fazla. Çoğu kişisel tercihle anne olmamayı seçiyor. Burada toplum çocuk odaklı değil, kadın da anne olduğunda ek bir sıfat kazanmış, bir başarı sağlamış gibi algılanmıyor. Aynen kimi ıspanak sever kimi sevmez gibi, kimi çocuklu kimi çocuksuz. Ne çocuklu kadının üstün bir yanı var, ne de çocuksuz kadının eksik bir yanı. İnsanlar diğer sıfatlarıyla da yer ediniyorlar toplumda ve annelik kutsal falan görülmüyor. Sanırım ben bunu seviyorum..
Anneliği bir sıfat olarak görmeyen, annelikten keyif alan, anne sıfatı dışında da bir birey olduğunun bilincinde olan tüm annelerin anneler günü kutlu olsun! Anne olmak istemeyen ve tüm baskılara rağmen kendi isteğiyle anne olmayan tüm kadınlara da helal olsun!