Bu sabah bana kendimi kötü hissettiren biriyle buluştum. Onun bana kendimi kötü hissettireceğini bile bile buluştum. Çünkü ben bir idealistim ve yeldeğirmenlerine karşı savaşmayı, onları dünyanın esenliği için enerji üretir hale getirmeyi idealize ediyorum.
Bu kişi bazen öyle nazikçe şeyler yapıyor ki, içi ne kadar saf ve temiz, aslında iyi kadın da pek konuşmayı bilmiyor, biraz da değerleri yanlış tarafta sanırım diye düşünüyorum. Ondan zaten "ben bunu düzelteyim bir" hissim...
Hâlâ öğrenemedim evet.. Üstelik bugün kendimi de bozdum. Bildiğin yalan söyleyemeyen ve söylemekten de kaçınan biriyken, sırf incinmekten kaçındığım için yalan söyledim ve yalanım ortaya çıkınca da yalancı konumuna düştüm. Ve şu an kendime kızıyorum..
*
Bu kadının değerleri, tamamen "sahip olmak" üzerine. Başarı, para ve statü, bu üçü onun için bir ve çok önemli değerler. Fakat başarı kavramı maalesef "mühendis ya da doktor olmak" ile sınırlı.. Bana birkaç defa bunu dümdüz söyledi, birkaç defa da "senin kocan da sanatçı ama bak aferin ailesini geçindirebiliyor demek ki" gibi densizce laflar ederek.. Bunlara takılmadım çünkü maddiyat beni hiç çekmez hatta sonradan kazanılmış, kültüre sindirilmemiş olanı iter bile..
Ben bunlara ve ettiği tüm laflara (eviniz de pek sadeymiş, arabanız kaç senelik bize her sene yeni araba gelir, ikeadan almışsın ama bak iş görüyor..) hep gülüp geçtim hattâ kendi kızı ona biçilen makina mühendisliği rolünü oynamayı reddedip "ben sanatçı olacağım" dediği zaman kopan kıyamette ona ve kızına uzman yardım eli de uzattım, arabuluculuk yaptım. Kızı da kendi de memnun kalacak bir sonuca ulaştı.. Kendisi de zaten bu uğraşımın hem kızına hem kendilerine ne kadar yardım ettiğinin farkında ve çok müteşekkir kaldı, sürekli de söyler hakkını ödeyemem diye.. Ama gel gör ki, bugün, bir arpa boyu yol katedemediğimi üstelik kendimi de yalancı konumuna düşürdüğümü gördüm...
*
Olay şu: Bu kadıncağız bana sürekli mühendisliğin önemini vurgularken, kızımın okul değiştirip bir tık daha "stressiz" bir okula geçmesini ona açıklayamayaağımı düşünüp, bunu saklamaya kalktım! Yani okul değiştirdiğini söyledim hatta kız erkek karışık bir okula geçmesinin ne kadar doğru bir karar olduğunu da belirttim ama okulun daha ziyade sosyal bilimler (işletme ekonomi psikoloji vs) ağırlıklı eğitim verdiğini sakladım... Çünkü kadının "aaa neyse napalım, olsun bari, hayırlısı artık" gibi densiz bir laf edeceğini ve benim de buna alınıp kırılabileceğimi ve laf sokmaktansa yutup sıkılacağımı düşündüm ve kendimi de kızımı da bu "karşılaştırmalı edebiyat halleri"nden kurtarmak adına, bu bilgiyi sakladım.
Tabii ki hiçbir şey sonsuza dek saklı kalmıyor. Bu sabah elimde patladı. Kendi kızı da okul değiştirmeye kalkmış, bizim kızın okuluna bakmış ve bana "ama o okuldan mühendis ya da doktor olamazlar" dedi. Ben de anlamsızca kemküm ezik ezik "evet ama zaten M. en başından sosyal bilimler istiyordu" falan diye savunmaya kalktım. Kadın da "a yok benim kızıma basit gelir, bu okulun seviyesine düşmesini istemem" dedi. Ve bu "düşmek" kelimesini arka arkaya 4-5 cümle içinde 3 defa daha kullandı..
O an incindim. Biraz savunmaya çalıştım, biraz "yapay zeka zaten mühendislik ve doktorluğu bitirecek" gibi klişelerin arkasına saklandım ama sonuçta evet yani ben de aslında kadından bilgi sakladım, ortaya çıkınca da kendi varlığım ve değerlerim sorgulanmış gibi bir konuma düştüm. İş sosyal bilimler doğa bilimlerinin kuyruğu bile olamaz durumuna düştü, ona da ayrı sinirlendim. Çünkü iki doktorun sosyal bilimci çocuğu olarak zaten aileden gelen bir "bu da işte gariban sosyali başarabildi" hali hep vardı..
Birden yani kendimi çok yenik ve başarısız hissettim. Anne olarak da (çünkü ben çocuğumu destekleyememiştim belki de yeterince, kolayı (?) seçmiştim..) Oysa kızımın yeni okulu hakikaten ona çok daha uygun bir okul çünkü stres düzeyi hakikaten düşük, mottosu "çocuk sadece okula isteyerek severek gelsin, gerisi bizim işimiz" olan, eve ödev vs gelmeyen, tüm eğitimin okulda yapıldığı, aslında çok daha "geleceğe ait" diyebileceğim bir okul. Okulda bu kadının kızının okulunda olan tüm dersler aynı seviyede var, üzerine bir de öğleden sonra 3 saat ekstra spor, sanat, okul gezileri, sosyal sorumluluk projeleri, kışın kayak, yazın spor kampları yani aslında kadının kızının okuluna on basacak durumlar var ama gel gör ki, evet, bu okulun mezunlarının belki %5i ancak mühendis ya da doktor olabilir, geri kalanlar %40 sosyal bilimler, eğitim bilimleri ve çoğunluk da %55 sanat üzerine devam ediyor. Çünkü bu çocuklar hayatı bir statü / para kazanma yeri / akademik başarı gibi değil, sevdiğin işi yap para zaten gelir mottosuyla görecek şekilde eğitiliyor. Ne yaparsa yapsın, amaç para ve statü sahibi olmak değil, amaç varlığın anlamını bulmak....
Of bilmiyorum blogcuğum. Doğruyken yine de yanlış konuma düştüm.. Kadın bana "hmm niye bilgiyi sakladın, demek ki eksik hissediyorsun" der gibi baktı.. Galiba haklı da. Aslında şu yazdıklarımı yüzüne büyük bir güvenle söyleyebilseydim, belki hak verirdi bile. Ne gereği vardı yani.. İşte kapitalizm tam da böyle birşey: sana aslında istemediğin bir şeyi, sahip olmalıymışsın gibi satıyor! ve sen istemediğin şeye sahip olmadığın için, sürüden ayrıldığın için, mutsuzluk duyuyorsun! Ne acaip iş bu?!
Ama öteyandan, bu tip insanlarla (karşılaştırmalı edebiyatçılar diyorum ben onlara, sen ve ben karşılaştırmaları sürekli..) mücadele etmekten de yoruldum aslında bir anlamda.. Ve dünya da sanki daha materyalist, kapitalist ve muhafazakâr bir yöne doğru da gidiyor gibime geliyor.. Hangi birini düzelteceksin hissi de var.. Hattâ itiraf edeyim, artık idealizm çağı da kapandı ya, bir de "ya belki de onlar haklı, ben bu düşüncelerle çok geride mi kaldım, devir girişimcilik, ataklık, sidik yarışı ve kendini pazarlama devri.. Sen hâlâ anlam, etik, varoluş diyorsun... Çok geride kaldın çok hali de var...
Bilemiyorum yani.
Ama yine de, yalan ya da eksik bilgi hangisi dersen... ben beceremiyorum, yine bunu anladım ve yine söz verdim. Bundan sonra yapmayacağım beceremediğim şeyi... Yine ben haksız duruma düşüyorum...
Öyle işte...
Sen nerdesin bu konuda? Hâlâ savaşıyor musun yeldeğirmenleriyle, yoksa çoktan vaz mı geçtin?
Bir de... Sanırım bu kadın bana iyi gelmiyor. Denize düşen misali tamam buluşalım diyorum ama artık bu yaşımda daha fazla karşılaştırmalı edebiyatçıyla tanışmak, konuşmak istemiyorum sanırım.. Evet.
Tatlı bitirelim. Her çocuk mühendis olmamalı. Bazı çocuklar da filmci olmalı :) Oğlum ve en yakın arkadaşından Cadılar Bayramı filmi... :))) Filmin alt metnini anlamayanlar için: Monster (canavar / kapitalizm diye de okuyabilirsin hahaha) her zaman kazanmaz, insan (insanlık hahaha) her zaman kazanır (sonra söyledikleri şarkı) :)))