Babamla sohbet etmeyi çok severim. Ona sorular sormayı. Hiç beklemediğim cevaplarını dinlemeyi. Bir keresinde ona "baba sence dünyanın en harika hissi nedir?" diye sormuş ve "Nereden baktığına bağlı. Mesela ameliyat sonrası hastalar gaz çıkarabilmenin dünyanın en harika hissi olduğunu söylerler hep" demişti. Gaz çıkarabilmek.
Bugün tuvalette aklıma gelince güldüm.
"Ennnn ...." ne kadar muğlak, ne kadar öznel, ne kadar duruma ve zamana bağlı..
Bir zamanlar onsuz yaşayamayacağımı düşündüğüm insanlar hayatımdan çıktılar, yaşıyorum. Bir zamanlar en yakın olduklarım, şimdi çok uzağımdalar. En sevdiğim yemekler değişti, en zor sandığım işler değişti.. Hâlâ "en mutlu anlarım" listesi yapıyorum ama, o değişmiyor, hep aynı anlar ve üstlerine yeniler ekleniyor. Demek ki hayattaki en'ler aslında hep genişleyen bir listeden başka bir şey değil.....
Bugün benim "aktif uzaklaştırma" deneyimin ilk günüydü. Çok güzel geçti. Şöyle ki, bile bile geç kaldım terapiye, 3 dakika geç gittim ve bunu terapiste söyleyince "ve hiçbir şey olmadı gördüğün gibi" cevabını aldım. Sonra, çıkışta koştur koştur eve gideceğime - çünkü büyükanne L.'i etütten alıp eve getiriyor Pazartesileri - gitmedim! Ağırdan aldım. İki defa L. aradı "anne neredesin?" diye, vardığımda da kayınvalideyi yine çantasını omzuna takmış pencerede yolumu gözler vaziyette buldum. Ama canımı sıkmadım, boşveeeeeer dedim, kendi bilir.. Bomboş, yapayalnız ve sahte ilişkilerle dolu hayatına dönsün koşa koşa, torundan keyif almıyorsa, ben mi zorlayacağım... Ben torunlarım olursa böyle olmayacağım! fikri bir defa daha pekişti zihnimde... Ben bembeyaz uzun saçlı, neşeli, ilgili bir anane ya da babanne olacağım!
Bu duygular benim için yeni.. Yani hayatı "iyileştirmeye" çalışmama, boşverme duyguları.
Çok güzel bir akşam geçirdik. Oğlum ve kızım neşeliydiler, gülüştük, oyun oynadık, ödev mödev yapmadık, ne yapayım ya, zorlamakla okula ilgi ve başarı gelmiyor, sadece mutsuzluk geliyor.... En çok da bana. Bıraktım.. Şu 2 hafta hiç takmayacağım okul durumlarını, ne kızım ne oğlum için...
Sonra onlar yatıp da eşim meta evrenine girince, biraz boyama yapayım dedim. Bu haftanın boyaması deli saçması gibi bir şey. O kadar ayrıntılı ve detaylı ki, normal bir insan bunu neden boyar bilmiyorum. Benim de ilk tepkim "bu ne ya, boyamam ben bunu" oldu ve hatta sayfa altına yazdım bak:
:))) Ama sonra dedim ki, yahu bu bir hayat dersi. Görmeyi bil. Demiyor ki ince ince her bir detayı ayrı renk boya. Otur en basitinden rengarenk boya işte! Kural mı var, uymasan ceza mı var. Sal gitsin. Tabii ki ince ince boyasam - üç hafta falan süredi bence çünkü serde mükemmelliyetçilik ve başladığın işi asla yarım bırakmamacılık - kesin çok güzel olurdu ama böyle de güzel, yeterince güzel. Ve iş yapıldı mı: yapıldı. E daha ne?
Hep böyleyim zaten ben. Önce gözümde büyür "amaaaan nasıl yapacağım mümkün değil" derim. Sonra oturur başlarım yapmaya. en sonunda kan ter gözyaşı ile hakikaten mükemmel yaparım o işi ama yaparken de nefret ederim çünkü tüm o ayrıntıları, ince ince boyarken tükenmişimdir.. İşte bugünün hayat dersi: mükemmel yapmaya çalışma, en basitini yap, en kolayına kaç ama keyif almaya çalış!
Bak bu mesela geçen haftanın boyamasıydı ve bence mükemmel boyamışım. İnce ince, detay detay. Yani "yapabiliyorum. ama yapmamayı seçtim!"
İşte bu!
Şimdi çakozluyorum milletin "ya sal gitsin"ciliğini! Hakikaten o da boyama, bu da boyama, o da keyif veriyor bu da. Eski C. olsa derdi ki: "ama birindeki detay, işleme, emek....." Doğru. Ama so what? Hakikaten yani Andy'ciğim, so what?!
Belki de bu. İşte bu rahatlık, akıl sakinliği, belki de tam bu işte, dünyanın en harika hissi......?


