Haftasonum çok duygusal geçti. Bol bol gözyaşı döktüm ve yanımda gözyaşı dökenlere sarıldım. Çok ama çok iyi geldi.....
L, ben ve F. geçtiğimiz haftasonu, uzun zamandır planlanan disleksi kampına gittik ve iki gün boyunca sabah 9'dan akşam 18'e dek biz anne babalar seminerdeyken, çocuklar da pedagoglarla disleksi hakkında konuştular, oyunlar oynadılar ve program bir at çiftliğinde olduğu için, bol bol da atlarla haşır neşir oldular.
L. başta "ama haftasonu ben okula gitmek istemiyoruuuum, eve döneliiiim" diye protesto ettiyse de, sonra baktı eğlenceli işler dönüyor, kaldı ve keyif aldı. Biz de F. ile gerçekten çok şey öğrendik. Özellikle aile içi iletişim, stres yönetimi, çocuklarımızın eksikleri yerine güçlü yanlarına odaklanma gibi konularda bol bol teorik ve pratik uygulama yaptık. Fakat bana en iyi gelen, yalnız olmadığımı fark etmek oldu.
İlk günün ilk saatlerinde, disleksi uzmanlarımız bizi "anneler" ve "babalar" olarak iki gruba ayırdılar ve en zorlandığımız konuları, isteklerimizi ve beklentilerimizi birlikte tartışıp yazmamızı istediler. Tabii biz anneler "çocuğa ödev yaptırmak, çocuğun okul korkusu, isteksizliği ve düşük motivasyonu karşısında hissettiğimiz çaresizlik, öğretmenle ve okul sistemiyle bitmeyen savaşımız vs." derken babalar "eşimizle ilişkimizin eskisi gibi olmaması, kendimize özel zaman bulamamak vs." yazmışlar :))) Biz annelerin beklentisi "çocuğumuz okula mutlu ve istekli gitsin, kendini ait hissetsin vs." iken babalar yine "kendimize zaman bulabilelim, eşimizle sürekli çocuk konusunda tartışmak istemiyoruz, eşimiz bu konuda biraz rahat davransın çok da takmasın vs." :))) Ay güldük ağlanacak halimize. Anne olmak böyle işte..... Ve baba olmak da öyle.... İstisnalar kaideyi bozmaz.
Babaların temel derdi biz annelerin "fazla takılıyor olmamız" düşünebiliyor musun, ve komik olan, biz anneler tüm yükü sırtlanırken ve de kendimizi unutmuş vaziyetteyken, babalar halihazırda yaşadıkları "me-time"ı yetersiz buluyor ve biz anneler "kendime zaman" maddesini listeye yazmayı bile akıl edememişiz! Şaka gibi.
Babalar haksız demiyorum, elbette herkes kendine zaman ayırabilmeli. Fakat evde hele ki beklentilerden farklı gelişen, ihtiyaçları diğer çocuklara kıyasla bir tık daha fazla ve farklı olan bir çocuk olduğunda, annelerin yaşadıkları stres ve yalnızlık duygusu, babalardan kat be kat fazla, bu bir gerçek.
Fakat babalar da annelere göre daha az kabullenmiş, daha öfkeli, daha "iş bitirici", daha çözüm odaklılar. Biz anneler genel olarak depresifiz ve çaresiz hissediyoruz, babalar ise öfkeli ve sistemi suçluyor, bir çözüm var ama bulamıyoruz derdindeler..
Benim dışımda, seminerde 4 anne daha vardı, eşimin dışında 2 baba daha vardı (2 anne yalnız katılmıştı) ve gerçekten iki günün sonunda kendimi çok ait, anlatabilmiş, anlaşılmış, motive olmuş hissederek ayrıldım kamptan. Eşim ise, eh işte, onun derdi yalnızlık değildi zaten, diğer babalar gibi bir çözüm / teorik adım peşinde, o çok fazla bulamadı çözümü ve çok da memnun kalmadı kamptan.. Hele ki konu iletişimde ve davranışlarda çocuk kadar biz anne babaların da dürtüselliğine, hızlı hızlılığına, talepkarlığına gelip, ona "farkındalık ve meditasyon" gibi eşimin değimiyle "ezoterik" yöntemler önerilince, bir ara dedim şimdi kalkıp gidecek çünkü eşim çok çözüm odaklı bir insandır ve oturup nefes alıp nefes vermenin çocuğun durumuyla nasıl bir alakası olduğunu asla anlamaz ve kabul de etmez... Değiştiremezsin, bazı insanlar analitik. Bazıları da gerçekten tamamen bu tip yöntemlere inanıp, atılması gereken analitik adımları atmaktan yoksun, onu da anlıyorum aslında. Çok bıkkınlık verici buluyorum ben de bu tip ezoterik insanları, enerji al ver, evrene olumlu yaklaş, ruhlarla kafayı bozma halleri vs. Ama ben, daha ortada bir yerdeyim açıkcası, o kadar analitik değilim, biraz da kalbe dokunmalı, aklım almadığı ama kalple görülebilen bir şeyler de olmalı hayatlarımızda....
Disleksi de böyle aslında.. Bir çaresi yok, hayat boyu bu durum L. ile olacak.. Değiştiremeyiz, çözümü yok ama bizim onu bu haliyle kabullenmemiz gerekiyor ve olmayanlar değil olanlara odaklanmaya başlamamız, mesela L.'ın son derece empatik, aşırı derecede yardımsever, dost canlısı bir çocuk olduğu gerçeği gibi..
Seminerden bana 3 çok güzel an kaldı. Biri, ilk günün ortasında "stresimi tanıyor muyum" testi yaparken, benim stresimi asla tanımadığım, son ana dek fark edemediğim ve asla ama asla yönetemediğim ortaya çıktı. Herkes stresini bir şekilde fark ediyor, kiminin midesi ağrıyor migreni tutuyor, kimi aşırı uyku ihtiyacı duyuyor, kimi yiyor, kimi bağırıp çağırıyor.. Ama bir noktada diyorlar ki "ya ben stresliyim, bir dur, bir rahatla"... Oysa ben, asla anlamıyorum ve motordan dumanlar çıkmaya başlayınca bile değil, resmen başkaları ellerinde yangın söndürücülerle bana doğru koşarken fark ediyorum. Yani çok geç. Bunu mutlaka geliştirmem lazım. Fark et, dur, rahatla.
İkincisi, son gün bize "1 yıl sonraki kendime mektup" yazdırdılar ve ben orada kendimden ne kadar çok şey beklediğimi fark ettim, çünkü hep "şunu da başardın mı C., bunu da hallettin mi?" falan gibi cümleler kurdum mektupta. Hiç "C., ne kadar zor zamanlardı, umarım daha iyi hissediyorsun" gibi bir şefkat cümlesi yoktu yazdıklarımda... Ve ben bu tonu maalesef çok iyi hatırlıyorum. Bu kimin sesi, o kadar açık ki..... benim sesim değil bu. Bunnu fark etmek çok şaşırtıcıydı ve mektubumun ikinci yarısında o sesi susturdum ve şefkat sesini açtım...
Üçüncüsü de, ayrılmadan hemen önce çocuklar ve veliler biraraya geldik, çocuklar bize bir gösteri sundular ve biz de onlara "olduğun halinle harikasın, seni çok seviyorum, seninle gurur duyuyorum" minvalinde kişisel cümleler söyledik. Elbette anne baba olarak bunları çocuğumuza söylüyoruz ama tüm grubun önünde yapmak bunu, çok farklı bir duyguydu, hem bizim hem de çocuklar için... Toplum içinde bunu duymak çok önemli gerçekten, mesela ben hiç duymadım bunu ailemden. Ailem çocuğu övmenin yanlış olduğunu düşünürdü, hele toplum içinde? Bildiğin görgüsüzlüktü.. Ben de buna inanıyorum açıkcası, iki çocuk varsa mesela asla tekini övmem, ikisini de överim. Ama bu şekilde sanırım ilk defa övdüm çocuğumu ve büyük ihtimal son da olacak :)) çünkü grubun ortak amacı olmayınca çok saçma bir durum tabii. Ama iyi geldi yahu, böyle 3-5 anne birleşip keşke çocuklarımızı sesli övsek arada, karşılaştırma yapmadan, sadece kendi çocuğumuza odaklanmayı başararak...
Bunun benzerini çocuklar kendi aralarında yapmışlar, herkes birbirinin en sevdiği yönünü yazmış bir kağıda, L. için yazılarlar çok güzeldi, çok duygulandım. Keza, gruptan iki kadın da farklı zamanlarda gelip bana sarıldı ve sen çok iyi bir annesin dedi, bu da çok ama çok iyi geldi.... Olduğun gibi yeterlisin değil, dümdüz: iyisin! Bunu duymaya ihtiyacım vardı, özellikle de bu sene...
İşte böööööyle.
M. ise, geçen hafta okulla seyahatteydi, haftasonu full uyudu ve biz seminerdeydik, bu akşam da yine çanta hazırlandı okulla yine kamp tatiline gidiyor :)) Vallahi hayat ona güzel. Ve fakat yağmurlu günlerdeyiz, korkarım durum aynen şu olacak diyor ve bu uzun yazıyı kıs kıs gülerek bitiriyorum.

