Pazartesi yazımdaki son sözlerim "kendimden aktif olarak uzaklaştım ve bence çok iyi gidiyorum" minvalinde olunca, karma huylandı sanırım, bugün işler değişti... Kendimin tam ortayerine düştüm, hem de bombalamasına...
Ne düşüneceğimi bilemediğim için, yazarak toparlamayı umuyorum....
Geçen sene bu zamanlar psikanalistim "uyum sorunlarınızın altında gözden kaçırılmış bir yüksek zeka tanısının yatıyor olabileceğini düşünüyorum" demişti. Ben de bunu laf arasında ve biraz da tiye alarak, süpervizörüme açmıştım. Tabii ki süpervizörüm analistin bu yorumuna kafayı takmış, bulduğu her fırsatta konuyu tekrar tekrar, bıktırana dek açmış, hele bir de benim direnç gösterdiğimi gördükçe daha da takıntı haline getirmişti..
Pazartesi günü analizden çıktıktan sonra, süpervizörümle de görüşmem vardı ve allem etti kallem etti, "bugün sana bir yetişkin zeka testi yapacağım" diyerek emrivaki bir şekilde testi yaptı. Normalde tatil sonrası yani 15 gün sonra görüşeceğimiz halde, dün akşam geç saatte telefon edip, bu sabaha görüşme koydu... Yüzünde "eureka!" ifadesiyle kapıyı açtığında, "tamam" dedim, "başıma gelecek var." ve gerçekten de tam olarak böyle oldu. Başıma gelecek geldi: Zekam normalin oldukça üstünde çıkmış.
120'lerdeyim sanıyordum hatta biraz paslanmıştır, daha altta da olabilir diyordum ama bu sonuç beni de şaşırttı. Mensa'ya asil üye olabilecek durumdayım... İlk tepkim herkes gibi şaşkınlık oldu ama ikinci tepkim herkes gibi sevinç, heyecan ya da "gül geç yaaa, takılma" olamadı. Maalesef ciddi bir panik, öfke ve suçluluk duygusuna yakalandım. Süpervizörüm tam da bu tepkiyi beklediği için, 3 saate yakın bir seans yaptı benimle bugün.. Çünkü önümüzdeki 4 gün tatil ve üstüne de ben yalnızım bu tatilde.. Bu düşüncelerle tek başıma kalırsam aklımı kaçırabilirmişim gibi geldi birden..... Panikledim.
Süpervizörüm benim direnç gösterip testi yapmadığım bunca ay, çok iyi hazırlanmış.... Açtı ağzını yumdu gözünü.... Dedi ki:
"Uyum ve aidiyet sorunlarının, idealizminin, herkesi ve hatta sistemleri iyileştirme, onarma isteğinin ve başaramadığında yaşadığın yoğun yetersizlik, yabancılaşma ve yıkım duygusunun altında, anlattığın tüm travmaların, bağlanma problemlerinin falan dışında, asıl bu durum yatıyor. Konunun özü bu. Yıllardır bir "neden" arıyorsun, işte sana neden....
Sen kendin dedin, normal insanlar için modası çoktaaan geçmiş bulunan hümanizm, idealizm, hak hukuk adalet sevdanın dinmeyişi, sadece bireyleri değil sistemleri de onarma, ideallere özlem, dönüştürme ve geliştirme projelerinin bir türlü bitmeyişi, planlar, programlar, listeler, takıntılı bir şekilde sürekli "daha iyisini yapmam lazım çünkü yapabilirim, yapmalıyım"lar ve tüm varoluşsal krizlerin, anlam arayışın da %100 ve tamamen bundan işte...
Gördün mü bak, ben sana aylardır diyorum. En doğru cevap en kısa ve en basit olandır.. Bu sadece basit bir zeka sorunu!" diyen süpervizörüm, monoloğu bittiğinde öyle tatminkâr şekilde gülümsüyordu ki, sanki 100.000 parçalık puzzle'ın tek eksik parçası buymuş ve bu da yerine oturmuş gibi bir hal gelmişti kadının üzerine.....
Bense.....
Öfke, suçluluk, panik, yine öfke arasında gidip geldim seans boyu.
Aklımı şuna taktım: İngilizcede zeki insanlara "gifted" yani "armağan verilmiş insanlar" denir, ben yani 15 yaşımda değilim, 47 yaşımdayım ve hayatta hiçbir başarım yok! Resmen bana verilen armağanı çarçur etmişim gibi hissediyorum şu an :( Çok büyük şeyler yapabilirdim ve hiçbir şey yapamadım hissi korkunç bir şekilde geldi üzerime oturdu. Zaten hayat boyu hissettiğim bir histi bu, şimdi resmi olarak da: yapabilirdim ama yap(a)madım! İnanılmaz bir suçluluk ve öfke hissettim.... Olmam gereken kişi olamadım, potansiyelimi çarçur ettim, artık çok geç!
Süpervizörüm bu üç saat boyunca dönüp dolaşıp geldiğim bu aynı noktada beni defalarca durdurdu bugün. Yapamadın demedi, yapamazdın da demedi, yapmak zorunda değilsin dedi.... Mensa'ya dair bir sürü bilgi yığdı önüme, birlikte oturduk bilgisayarda bazı üyelerin mesleklerine baktık ilk olarak. Ben tabii sanıyorum ki tıp doktorları, insan hakları savunucuları, nobel kazanan bilim insanları falandır bunlar. Şaka gibi ama çoğu son derece sıradan yaşamlar yaşıyor. Dünyanın resmi olarak ennnn akıllı kadını olan Vos Savant mesela emlakçılık yapıyor! Özellikle "sıradan bir hayat yaşamak istediğini" belirtmiş röportajlarında.. 160 IQ sahibi insanlar arasında "porno yıldızı" olan, dövme sanatçısı olan, sörfçü olan, güreşçi olan insanlar var ve çok az bir yüzdesi biliminsanı! Yani yalnız değilim, zekasını çarçur edenler klübünde sadece bir kişiyim ben!
"Yapmak zorunda değilsin" benim şu an aklımın alamadığı bir kavram.. "Potansiyelini gerçekleştirmek'e inanmak ve asla gerçekleştiremediğini düşünüp karalar bağlamak" benim hayat hikayem.. Hele bir de şimdi yüksek düzeyde bir IQ ile hiçbir şey gerçekleştirememiş olduğum gerçeği, tam bir "psikoza aday adayı" durumları.......! Ama ilk defa, "bak, senin gibi birçok insan var" diyen biri çıktı önüme, tek değilim hissi, benim gibi insanlar var hissi.... Sanırım hayatımda böyle bir aidiyet duygusu hiç yaşamamıştım! Bu çok tuhaf bir his......! Neredeyse çok güzel diyeceğim ama hâlâ aklım almıyor.... 150 IQlu porno yıldızı ne ya???
Çünkü evet vasat olabilirsin ve başarısızsın, sorun değil. Kapasiten bu... Ama ben? Kapasitem çok yüksek, başarım çok düşük konusu beni o kadar zorladı ki bunca sene..... Ve açıkcası daha uzun bir süre de zorlayacak sanırım çünkü bu "çarçur etme" düşüncesinden henüz çıkamıyorum.... Ve "başarı" tanımım maalesef çok sorunlu, çok toplumsal ve "başarı" kelimesini yeniden tanımlamak şu an çok zor geliyor, nasıl "başaracağım" bunu...!?
Önümde uzun bir paskalya tatili var, düşüne düşüne kafayı sıyırmam umarım. Evde Havhavcan ve tavşancıklarla tek başımayım birkaç gün. "Aktif uzaklaş(tır)ma"ya devam etmeyi umuyorum...
Beni arayabilirsin, sorabilirsin, sevinirim açıkcası.. Aklım karışık, endişeleniyorum, öfkeleniyorum, karışık duygular içinden geçiyorum.. Süpervizörüm "gece gündüz arayabilirsin" dedi ama, bilmiyorum... Henüz onun savunduğu "hayatta hiçbir şey yapmak zorunda değilim" fikrine yakın duramıyorum... Dövme sanatçısı ya da porno yıldızı olabileceğimi de sanmıyorum :)) Ne olacağım peki ben?!?!
Önümüzdeki hafta ve aylarda sanırım hem süpervizörüm hem de analistim, gömü bulmuş gibi keyifli çalışacaklar.. Umarım ben de onlara ayak uydurabilirim... Bunca senedir suçladığım "neden ben böyleyim" diye düşünüp durduğum konuların yükü birden üzerimden kalkabilir...mi acaba? "Ha zekiymişim, ondanmış uyumsuzluğum, idealistliğim, iyileştirme onarma takıntım, sonsuz planlarım, listelerim.." diyip geçebilir miyim....
Görücez blogcuğum.... Birlikte görücez... bugün çok ciddi bir dönüm noktasıydı benim için, bundan sonrası ya iyileşmeye ya da tümden bir yıkıma giden bir yol olacak..... bakalım hangisi olacak, göreceğiz........
Ve neden 47 yaşımda oluyor bunlar?? Neden 30'larımda daha herşey bu kadar karışık değilken gitmedim ki ben analize, süpervizyona, varoluşsal terapilere? Bu ve binlerce soru..... Neden şimdi??? Onca olan bitenin yanında bir de bu eksikmiş gibi..........
*
Yorumlara kapattım çünkü hakikaten çok yeni ve tam anlamlandıramadığım bir dönem içinden geçiyorum. Aklım karışık. Bir süre kendi aklımın içinde kalmak istiyorum.. Anlayacağını umuyorum..
Son olarak:




