25 Ocak 2014 Cumartesi

An(a)kara

Ben her kış tam bu zamanlarda Ankara'yı özlerim. Ankara'da doğdum ve yaşamımın ilk 4 senesi Ankara'da ananemin kucağında geçti. Ama o günlerde Ankarayı şehir olarak hatırlamıyorum, park ve bahçelerini biraz, pencereden bakmayı biraz, ananemle ve teyzemle gezmeyi biraz, dedemin beni götürüp illa balon alarak geri getirdiği AOÇ'yi biraz.. Ama şehir olarak Ankara çok fazla hafızamda yok. Sonra beni Bursa'ya götürdüler.

Okullu olduğum yıllarda, tam bu günlerde Şubat tatili başlar; ben Ankara'ma, ananemle teyzeme koşardım. İlkokul yıllarının Şubat tatillerinin tamamını, ortaokul ve lisede ise kayak kampları dışındaki tam bir haftasını Ankara'da ananemle ve teyzemle hasret gidererek geçirirdim. Okul bitti, üniversitenin hareketli kış tatilleri bile Ankara'da ananemle teyzemle olmaya baskın gelmedi. Yüksek lisansın ilk senesinin tamamını Ankara'da ananemin evinde misafir geçirdim. O zamana dek sadece Ankara'nın kışını bilirdim; o heryeri bembeyaza bürüyen, pofuduk pofuduk, lapa lapa yağan karını, insanın iliklerine işleyen ayazını, kat kat giyinseniz, en su geçirmez bota da sahip olsanız dahi, dışardayken kendinizi hep ıslak ve soğuk hissettiğiniz, nefesinizi gördüğünüz o buz gibi Şubat günlerini bilirdim. O sene Ankara'nın baharlarını, yazını da tanıdım. Bozkırda gün batımının o kıpkırmızı güzelliğini, o uçsuz bucaksızlığı, denizsizliği anladım. Sevdim de.. Ama yine de Ankara KIŞtır benim için.

Yazın Ankara her kent gibidir; içinden çıkıp gitmek istediğiniz, denizi özlediğiniz, yapışkan bir büyük kent. Ama kışın Ankara'nın kendine has bir büyüsü vardır. Puslu gri havada, sadece o iklime özgü iğneli çamların kokusu duyulur. Gece arabaların fren ışıkları kıpkırmızıdır, eve giderken soğuktan hızlı hızlı yürüseniz dahi köşebaşındaki çiçekçiden alıverdiğiniz nergisin kokusu buram buramdır. Saat 5 gibiyse, köşeden Ankara simidi alırsınız nergis yerine, çıtır çıtırdır, özellikle o saatte tazedir. Evde çayın demlendiğini, beklendiğinizi bilirsiniz. Onun tadı başkadır.
"Nerde kaldın kızım, gece oldu!"
"Yok anane daha saat 5, bak simit aldım, hadi kahvaltı yapalım bu gece yemek yerine!"

Şubat tatili başlamış, A.'nin suretkitabında dediği gibi, okul çağında çocuğun olmayınca bi'habersin.. Ama Şubat tatili başlamış işte ve ben Ankara'da değilim. Geçen sene son kez gittiğimde 28 Şubat'mış zaman.. Geçen yıla ait ajandan öyle diyor. Neredeyse 1 sene olmuş ben Ankara'ya gitmeyeli.. Öyle özledim ki.

Şimdi kalksam gitsem, kimseye karşı bir sorumluluğum olmasa. Bir bilet alsam, gidiversem bir haftasonu. Esenboğa'ya insem, Havaş'a binsem, Kavaklıdere'ye gitsem, ananemin kapısını çalıversem. "aaaaa ceren?!"

Ertesi sabah olsa, teyzeme telefon etsek erkenden "bil bakalım ben neredeyiiiim" Teyzem birsürü poğaça, simit, börek alsa (ve bu nedenle geç kalsa, karnımız zil çalarken kapıyı çalsa) ananem süzme yoğurta nane, kekik, kırmızı biber ve zeytinyağ katıp o ekmek üstüne sürdüğümüz bulamaçı yapsa, teyzem asla ikinci çayı eski bardakta içirmese, her defasında tertemiz yeni bardağa koyup getirse. Ben tembellik etsem, hadi bi simit köşesi daha yesem. Ananem kuş kadar yese, iki bardaktan fazla çay içmese ama illa ki kuş burnu reçelinden bir kaşık ekmeğine sürse. Bulaşığı sen yıkama ben yıkayacağım kavgası yapsak hepimiz, ananem kaşla göz arasında yerlere bir "gırgır" tutuverse ve bu elektrikli gırgırı babamın aldığını, ne kullanışlı olduğunu söylese. Sonra ben bir "Tunalı'ya yürüyüp gelsem" bir iki dükkana baksam, ananemin cebime zorla sokuşturduğu "bir pantolon ya da bir bot al benim için" parayla, kıyafet değil ama o pasaj içindeki kırtasiyeden o güzel defteri ve kalemi alsam. Bir arkadaşla buluşsam, o köşebaşındaki pastanede bir çay, bir sahlep içsek. Sohbetin keyfi damağımdaki sahlepin tadını katlasa. Sonra yavaş yavaş Tunalı'dan Kızılay'a insem, inerken illa ki köşedeki simitçiden sütlü simit alsam, gazete kağıdına sarsa, bir de sümbül alsam pembe ve mavi, mis gibi koksa, o da gazete kağıdına sarılsa. Kızılay'daki kaldırımlar sulu karla kaplı olsa, illa ki kaysam, illa ki düşeyazsam. Sonra Kızılay'da teyzemin ofisine gitsem ve bana daldırma değil, demleme taze adaçayı ikram etse ve adaçayının sapı o güzelim cam bardaktan sarkıyor olsa, ve teyzemin dükkan gezme, "bir tek blüz bak, geçen gün gördüm Beymen'de" teklifini binlerce kez daha reddetsem, simit, teyzem, sümbül ve ben yürüyerek ananeme geri dönsek. Eniştem gelene kadar ananemin köşe odasında, pencerenin kenarında otursak, sohbet ederek pencereden baksak, tüm o önemli devlet daireleri ve konsoloslukların kesişim noktasında bulunan evin bahçesindeki o sivil polis kıza acısa ananem "şu soğukta kızı yürütüyorlar bir aşağı, bir yukarı" diye söylense. "aaaa adamcağız kaydı da düştü bak! yaşlı da adam, bişey olmasaydı" dese ve yıllar yıllar önce, gecenin bir vakti dedemle elele misafirlikten gelirken düştükleri o karlı kış gecesini anlatsa, gülsek hep.. Teyzem içerde "ne karıştırıyor o hanım yine?" salata yapıyor olsa, resim gibi, çiçek gibi bir sofra hazırlamış olsa. Ben tembellik etsem, ananemle oturmayı tercih etsem. Eniştem eli kolu paketlerle dolu geliverse, apartmanda merdivenden çıkarken kuş gibi ıslık çalıyor olsa, soğuktan eli yüzü üşümüş olsa, yanağından öperken "ooo enişte üşümüşsün" desem de "yürüdüm ceren" dese. Paketten Gaziantepli x usta'nın özel Patlıcanlı Kebap'ı çıksa, teyzemin çiçek gibi hazırladığı sofraya oturup beraber yesek. Çay illa ki demlenmiş olsa, ananem "gece uyuyamayacağım Esen, çok açık koy" dese, teyzemin bol şekerli çayına laf etsek, o da bize "aman bu huyum çok kötü ama içemiyorum işte şekersiz" dese. Ben Ankara dışında neden hiç çay içmediğimi düşünüp şaşırsam her sefer. Çayın yalnız içilmeyen bir meret olduğunu düşünsem.. Ananem kaşla göz arasında iki bardak, iki tabak yıkayıverse, o bulaşık makinası yıllarca süs diye dursa köşede. Teyzemle eniştem evlerine gitseler ya da teyzem o gece ananemde kalıverse. Eniştem gider gitmez nicedir göbekten sıkan pantolonu çıkarıp hemen ananemin verdiği basma geceliği giyiversem. Ananemin küçük odasına geçsek yine, o kadar yiyen ben değilmişim gibi bir kase kuruyemiş koysalar önüme, mandalina da olsa. Ben tuvalete gidince koltuğa yatağım hazırlanmış olsa, kızıversem şakacıktan. TV açık olsa, sesi en üst düzeye kadar açılmış olsa, tüm apartman yaşlı olduğu için komşuların sorun etmeyeceklerini bilsek, ananem dizileri özetlese bana, "bu kim anane, bu kızın kocası mıydı bu anane, anane bu adam kimin dayısıydı?" derken derken gözlerim kapanıverse. Gecenin bir yarısı uyanıp, herkesin yataklarına gittiğini, odada yalnız olduğumu fark edip şaşırsam ve ilk işim ananemin kapattığı perdeleri iki yana açmak ve bazen pırıl pırıl yıldızlı, bazen kurşun rengi ışıklı gökyüzünü izleyerek gülümseyerek huzur içinde yeniden uyusam....

Ah.. Öyle çok kez tekrarlandı ki, her ayrıntısını ezbere bildiğim, kokuları ve renkleriyle aklımdan asla çıkmayacak bu günlere bir kerecik daha geri dönebilsem.. Orhan Pamuk'un dediği gibi, "hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.." nedense mutlu olduğumuzu çok geç mi anlıyoruz hep?!

Seni çok özledim An(a)kara.

Bu post sevgili Ankaralı dostlarım, Orta Karar ve Jardzy ye gitsin e mi..
(Fotolar instagramdan alıntı)

14 yorum:

  1. Ağladım Ceren.
    Allah rahmet eylesin.

    YanıtlaSil
  2. Cerencim, öyle güzel yazmışsın ki, bana da gelsin. 15 yıldır Ankaradayım, buralı sayıyorum kendimi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 15 sene, tabii ki Ankaralısın :) Neden ben seni Amerika'da gibi düşündüm hep?!?

      Sil
    2. Hah, doğru düşünmüşsün, içine doğmuş, inşallah bi gün, neden olmasın:)

      Sil
  3. Özlemek çok acıtıyor, insanın içini dağlıyor. Hayatımızdan gidenler kocaman bir özlem yarası bırakıyorlar değil mi, hiç kabuk bağlamayan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle gerçekten kitapsız kedi..

      Sil
  4. Özlemin satırlardan taşmış Ceren'cim. Ben de yaşayım onları istedim :) Ankara bana hep başka bir ülke izlenimi bırakmıştır. Belki Istanbul'dan dışarı çıktığım ilk şehir olmasından dolayı. Taksi şöförlerinin kibarlığı ve insanların karşıdan karşıya medenice geçmesi dikkatimi çekmiş ve beni çok şaşırtmıştı. Ne güzel anıların varmış. Sıcacık. Her satırını keyifle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla Küçük joe, Ankara'dan çok İstanbul'da yaşadım ama doğrusunu istersen, İstanbul'dayken "burası benim kentim" diyip çok severdim ama ayrılınca cehennemmiş orası diyorum yahu, tuhaf bir kent orası..

      Sil
  5. Neden diyorum ben de, neden sen sevgili Anneannenden bahsederken ben hep benim anneannemin evini düşlüyorum.. Neden sen soğuk dediğinde, çay simit dediğinde aklıma Anakara geliyor.. Neden hep yarısına kadar soluksuz okuduğum kayıtlarda, ortalarda bir düğüm olur da sonra ağlayamazsam yanımdaki Ankaralıdan çekinip, bu kayıtta Anakara geçiyor..Neden bu kadar samimisin sen .. İşte bu yüzlerden.. Güzellikler yaşatsın Anakaramızı ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel insanlar hep bir sanki..

      Sil
  6. Yüzümdeki tebessüm son paragrafta gülümsemeye dönüştü.Masumiyet müzesini daha yeni okudum :) İnsan an'ları biriktirdikçe yaşadığını anlıyor. Ne mutlu ki senin biriktirebildiğin an'ların var. Taze demlenmiş çay kokusu aldığında muhtemelen o anların verdiği mutluluğu tekrar hissedebiliyorsun:)Tadını çıkar...

    YanıtlaSil
  7. Gaye :) Yorumunu yayınlayamadım (ÖA nedeniyle) ama teşekkür ederim, kart istersen adres ekle, son kart elimde kaldı ;)

    YanıtlaSil