3 Mart 2015 Salı

Marta dair

Yeni bir ay, yeni bir mevsim. Son yıllarda Mart bitmeden bahar gelmez oldu, sanki mevsimler 15-20 gün kaydı ama en azından adı bahar ya, gerisi kolay..

Ben ise sonbahara girdim, güney yarımkürede. Bugün Afrika'da geçen zamanın son günü. Bu gece dönüyoruz Münih'e, sonbahardan ilkbahara, karlı ve soğuk bir mış gibi bahara. Olsun, geç gelse de upuzun sürüyor en azından Münih'in baharı. Ama tuhaf bir his işte, buraya yavaş yavaş sonbahar gelecek, bize yavaş yavaş ilkbahar ve tropik iklimde hep yaz, hep yağmura özlem ve arktik iklimde hep kış, hep güneşe özlem. Dört mevsimi layıkıyla yaşayabilmek, aslında dünya üzerinde çok az insana nasip olan bir lüks..

İklim aslında insan davranışlarını da büyük ölçüde belirliyor. Mesela sıcak iklim insanları daha dışa dönük oluyor, daha açıklar, paylaşımcılar. Evler mesela, açık alanların yüzölçümü fazla ve bu da isteristemez, insanlar arası sosyal ilişkiyi geliştiren bir yaşam biçimi. Afrika'da mesela, batının etkisiyle "medenileşmiş" insanlar dışında kalan kesimde nizim anladığımız anlamda bir ev anlayışı yok. Teneke barakalar, iki çit örülmüş gecekondular. İnsanlar evin içinde değil dışında yaşıyor. Tek başına kalmak bir özlem değil. Ben değil biz var. Beyaz adam gibi evin çevresine dikenli tel, yetmedi elektrikli tel, yetmedi çift demir kapı ve duvar, yetmedi iç kilitli kapı, yetmedi köpek, yetmedi silahlar değil.. Medeniyet buysa, farkında olmadan hapishanede yaşıyor beyaz adam..

Yağmura seviniyor, rüzgara dans ediyor, güneşe tapıyorlar Afrika'da. Hayvanla iç içe, hayvandan çok insandan gelecek tehlikelerden korkarak.

Sonbahar demek, biraz daha sık yağmuru görebilmek, biraz daha yeşil demek. Sonbaharla birlikte bir "sonlanma" hissi gelmiyor bu nedenle, bir yenilenme başlıyor.

Yine de dört mevsimin yaşandığı iklimde olmak, gelişim adına bir "şans". Çünkü kışın varlığı ve sertliği, insanı zorladığı gibi, yerleşik hayata da geçirmiş, daha korunaklı yaşam alanları, dolayısıyla kentleşmeyi de getirmiş. Kentleşme teknolojiyi, endüstri devrimini, sosyal devrimleri getirdiği gibi aynı zamanda sosyal sorunları, adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri de getirmiş. Ve beklenen sonuç, nefret, öfke, terör. Bugün tüm dört mevsimi yaşayan ülkelerdeki sorun bu, aşırı kentleşme.

Afrika'da geçen zamanda, özellikle 1,5 yaşındaki kızımı doğada ve hayvanlarla, kısıtlamasız ve korumasız haldeyken gözlemlerken, şehirde ne kadar tutsak olduğumuzu, ne kadar esir olduğumuzu da farkettim. Biz belki teller ve korumalar arkasında yaşamıyoruz Afrika'daki terör Avrupa'da yok ve bu anlamda özgürüz. Ama yine de bir devletin kuralları altında yaşıyoruz ve aldığımız kararların tamamına yakını, devlet ve kurumları tarafından önceden belirleniyor. Karşı çıkamayacağımız sorumluluk ve yükümlülüklerimiz vat, bunun karşılığında devletin bizi koruduğuna inanıyoruz. Afrikalı değil Avrupalıyız ya, medeni sanıyoruz kendimizi. Oysa sadece tutsaklığın bir başka basamağındayız. Haberimiz yok.

Mevsimler değişiyor. Bugün baharın ikinci günü. Bugün Afrika'daki son günüm. Yarın yeni yaşımın ilk günü. Yarın bahara, yeni bir kıtaya, yeni bir yaşa gidiyorum. Yeni bir başlangıç, yeni bir umut

12 yorum:

  1. Bu sistem öyle bir çarkın içine sokuyor ki insanı... Çıkamıyorsun, çıkmana izin vermiyor. Düzen, güvence ve rahatlık olarak nitelendirdiklerimiz adına ömürlerimizi feda ediyoruz. Çarklar arasında yitip gidiyor hayallerimiz, umutlarımız.
    Sen o çarkları gevşetebilen şanslı insanlardansın Ceren. Biliyorsun değil mi? Doğum günün kutlu olsun güzel gülüşlü, güzel insan. Seni seviyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol canım benim.. Valla herkesin kendine göre farklı çarkları var kediciğim, birinden çıksan başkasına kapılıyorsun.. Bilemiyorum tamamen özgür insanlar var mı, nasıl başarıyorlar bunu..

      Sil
  2. Afrika'da olduğunu bilmiyordum. Tesbitlerinin tumturaklığına ve açısına hayranım. Yeni yaşın kutlu olsun ve sana güzelliklerle gelsin. İyi yolculuklar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Yüzyıllık Konak :)

      Sil
  3. Ceren'cim muhteşem bir yazı olmuş...Çok düşündürücü. Gerçekten çok gezen çok bilirmiş. Ben bunu defalarca okur, kafamda evirip çeviririm. Seninle beraber gezebilseydik keşke oraları. Bir de Afrika'yı ölesiye merak ediyorum yalnız herşeyinden de çok korkuyorum. Gerçi böcek fobisi bitmiştir herhalde bende artık. Ama terörü, hastalığı ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kızı babasına sattığım an açığım beraber gezmeye seninle Joe :D
      Aslında korku insanın içinde olan birşey mesela bende genellikle hastalık odaklı korkular oluyor, eşimde o hiç olmaz, terörden insandan korkar. Bende de o yoktur, ikimiz birbirimizi yok yok bişey yok diye diye gaza getiriyoruz işte.. Neyse ama sağ salim döndük eve :)

      Sil
  4. Bir de söylemeyi unuttum dört mevsimin bir şans olduğunu ben de Karayip'li bir kızla uzun zaman arkadaşlık ettikten sonra düşünmeye başladım. İlk önceleri bana hep yaz olan bir yer cennet gibi gelirdi, sonra anladım ki bir süre cennet. Hep aynı hava (gerçi onların da yağmur mevsimi var) bir süre sonra sıkıcı olabilir. Hep değişen bir havamız var ne güzel diye düşündüm sonra, hepsinin tadını çıkartıyorsun, sonra yenisi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, ben mesela avustralya'da yaşarken her gün güneş her gün güzel dibimde kumsal, işten çık git di mi.. ama kaç kez gittim dersen yani.. Üşeniyorsun bi süre sonra cenneti normal görüyorsun.. Yoksa ademle havva neden gitsin elma yesin bile bile diyeceğim hahahah

      Sil
  5. Ceren! Mutlu yillar!
    Martin ardi guzel bir bahar!
    Gunduz yazdim, gitmedi sanirim.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aaa martin, ilk platoniğimin adı hahaha nerden bildin.. hahahaha der ve şiiri de mundar ederim muck

      Sil
  6. Mutlu yıllar canım ne güzel doğum günü hediyesi olmuş bu gezi aynı zamanda. Ben de yıllar önce kübalı bir kızla aynı odada kaldığımda onun tavırlarını görünce çok düşünmüştüm bunları. Gerçi orda komünizm etkisi de var ama kız orada (italya) sudan çıkmış balığa dönmüştü. Sürekli alışveriş yapıyor sürekli değişik şeyler alıyordu falan. Oysa bize küba cennet gibi gelirdi. Demek onlar da sıkılabiliyormuş

    YanıtlaSil