26 Kasım 2013 Salı

Sadelik üzerine

"Sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir" demiş, Leonardo da Vinci.Tamamen katılıyorum. Her alanda sadeliği seven biriyim; sadece yaşam alanımda, giyim kuşamda, tasarımda falan değil, sosyal ilişkilerde, dost sohbetlerinde, bilimsel araştırmalarda, iş yaşamımda, çocuk yetiştirme anlayışımda, hayallerimde bile sadeliği sever ve koşullar elverdiği sürece yaşamaya çalışırım.

Dün bir arkadaşın evine gittim, ilk defa. Bu arkadaş, hastalık derecesinde temizlik ve titizliğiyle tanınır ama bu tip detaylara takılmazsanız, özünde iyi bir insandır. Ev inanılmaz temiz, pırıl pırıl parlıyor ama gel gör ki, sanki ne bulduysa almış, koymuş, biriktirmiş.. Heryerden eşyalar fırlıyor üzerinize; onlarca konsol ve dolabın binlerce gözünde, milyonlarca eşya istiflenmiş. Özenle tozları alınmış, parlatılmış, belli yöne doğru dizilmiş. Ama o kadar çok eşya var ki. bana afakanlar bastı, eşyalar üzerime üzerime geldiler. Bizim evde mesela salonda bir L koltuk, bir tekli koltuk, bir TV, altında fotoğraf makinalarımızı, elektronikleri falan koyduğumuz gözlü ve beyaz bir yerden konsol, bir tahta yemek masası ve ona ait iki sandalye bir tahta bankı ve benim Türkiye'den 3 senelik azimli bir çalışma sonucunda koca koca kolilerle taşıdığım kitaplarımın durduğu iki koca kitaplık. Bir yerden aydınlatma sistemi. Bir de salon bitkileri. Bu kadar. Eşimle onlarca ülkeye gittik, ufak tefek aldığımız şeylerin en duygusal hatırası olan 10-15 tanesi IKEA'dan alınıp duvara monte edilmiş ufak bir bar-konsolda durur. Bir de LEGO delisi kocamın 1 metrelik savaş gemisi bir köşededir. Tüm ıvır zıvırımız bundan ibaret, o bile bana "ayyy çok fazla eşya var bu evde!" dedirtiyor ara sıra.. Özellikle temizlik yaparken :P Ama bu misafir gittiğimiz evden nasıl kaçtığımı bilemedim; binlerce mum, ufacık tefecik saçma sapan biblo, garip süsler, püsküller, battaniyeler, yastıklar, ay anlatırken sıkılıyorum..

Eşim tasarımcı, onun da etkisi var belki. Çünkü "iyi bir tasarım, en sade tasarımdır" der hep. Tabii oryantal zevklere sahip doğulu bir müşteri değilseniz.. Bilimde de öyledir; birşeyi en kısa ve en sade nasıl açıklıyorsan, doğru olan odur. En kestirme, en kısa cevap her zaman geçerli olandır. Bilimsel çalışmalarda da yolu ne kadar uzatır ve süsler, karıştırırsan; o kadar kaybolur, amaçtan uzaklaşırsın. En iyi doktora tezleri, en basit ilişkileri anlamayı amaçlar ve en kolay istatistiki yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşırsınız. Ve bu tezler en çok ödül alan, size bilimsel dergilerde en fazla kapıyı açan tezler olur hep. Konuyu ne kadar sadeleştirirseniz, o kadar uzmanlaşırsınız.

Sosyal ilişkiler de böyle bence. O kadar çok "mış gibi" yaşayan insan var ki, gereksiz yere uzatmalar, gereksiz incelikler, kibarlık adı altında kırılıp bükülmeler, zorlama gülümseyişler, hissedilmeden gösterilmeye çalışılan duygular.. Özellikle yanlış anlaşılma hallerinde insan bin farklı şey düşününce, o mu bu mu derken aslında önündeki bariz "hata"yı ya da "yanlış anlamayı" göremiyor insanlar. O beni aramadı, ben onu aramadım derken mesela, hiç yoktan arkadaşlık ilişkileri bitebiliyor. Oysa o kadar düşüneceğine arasan sorun kalmayacak. Ya da mesela bir insan canımı sıkıyor ama hala belli sosyal sorumluluklar, bazen "kim ne der"ler, bazen acıma duygusu ya da daha hastalıklı başka duygularla o insanı hayatımızdan çıkartamayabiliyoruz. Uzadıkça uzatıyoruz ilişkimizi, kesip atacağımız yerde. Ben son yıllarda yapmıyorum bunu artık, arkadaş çevremi sadeleştirdim ve yeni tanıdığım insanların da bazı huyları hoşuma gitmiyorsa ya da gereksiz yere yoruyorsa bir insan beni, hop! vazgeçiyorum. Uğraşmıyorum. Uğraştıkça işler daha arapsaçı olabiliyor çünkü. Sadelik, her alanda önemli benim için. Bir insan sadeyse, iç dünyası karmaşık değilse, o insandan daha çok keyif alıyorum. Dingin, sade insanlardan daha çok şey öğreniyorum çünkü asıl entellektüeller sakin, sukut içindeki insanlar oluyor genellikle. "Bin dinle, bir söyle" gibi düşünen insanlar oluyor. Dışı sade insanın içi derin oluyor yani; dışı karışık insanın içi de huzursuz oluyor.

Valhasıl; sadelik, yalınlık, az ve yeterlilik. "Az; çoktur" diye bir söz vardı bir de.. Özetle; bana göre yaşamımızı sadeleştirdikçe daha huzurlu ve mutlu oluyoruz.

15 yorum:

  1. Biriktirmeyi severim. Zamanla anladım ki aslında biriktirmemin sebebi, zamanı gelince elime büyük çöp poşetleri alıp ne var ne yoksa alıp çöpe doldurmanın keyfini yaşamakmış.. =) Ne perhiz ne lahana turşusu diyorsan, bilmiyorum ama çok keyifli geliyor ve zamanla birikiyor her şey. Sebebi benim tabii..

    Sosyal ilişkiler konusunda ise katılıyorum. Sadece 23 yaşa kadar Fb hesabı edinmeyerek bile pek çok gereksiz ilişkiden kurtulabildim... Ayıp, ne kadar ayıııp.. =) Akrabalarımı da tanımam hiç..Off ne yalnızım, düğün yapsam gelen olmayacak.. =P Bu kafanın tüm insanları buluşup enteresan faaliyetler içinde olduklarından sana bana rahat nefes şansı kalıyor gb geliyor bazen..

    Uzattım, içimdeki kalabalık bu! =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla düğüne ben gelemem şimdiden söyleyeyim, hiç sevmediğim şeydir o kalabalık, hatta gelinle damadın tanımadığı ama ailelerinin "ayıp olur" diye çağırttığıinsan güruhlarıyla dolu düğün hadiseleri :P Ama dersen ki bizbize, koşa koşa gelirim, altınımı da takarım bak! :D
      Poşet poşet döküntü atmak muhteşem bir iş evet, ama bazen araya hatıralar da kaçıveriyor, o kötü işte..

      Sil
  2. Esyalar bizim yukumuzu tasiyacagina biz onlarin yukunu tasir olduk....

    YanıtlaSil
  3. Ben de ne kadar az eşya o kadar iyi derim her zaman. Kullanılmayan ıvır zıvırı sevmiyorum. Aynen benim de bir arkadaşım var, evi senin anlattığın gibi. Mumlar, kapılardan sallanan, her girip çıktığında şıngırdayan boncuklar, biblolar ve bir yığın ıvır zıvır. Daraltıyor gerçekten insanı. Üstelik salondaki aydınlatmaları mor da olabiliyor :D Bir keresinde onlara gittiğimizde o ışığı yakmışlardı, ölüyorduk eşimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay sorma, unutmuşum onu, salondaki ışıklandırma turuncuydu bu evde de. ay hepimiz solaryumda fazla kalmışız gibi turuncu turuncu oturduk yahu..

      Sil
  4. Sade olabilmek belli bir kültür seviyesine ulaşabilmeyi gerektiriyor ama çok okuyan çok gören çok zengin değilde başka bir şey...bende öykü yazarken "sade" yazabilmenin hayalini kuruyorum.Süslü cümleler,uzun tasvirlerden arınmış "sade" bir öykü yazabilmek çok zor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostoevsky'ye ayıp ediyorsun bak ;)

      Sil
  5. ah bir de sanatla uğraşan amatörlere anlatabilsek şunu. "sadelik sadelik" demekten dilimizde tüy bitti :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) insanın içinde olacak belki de, sonradan olmayabiliyor..

      Sil
  6. KISS Principle!

    Eşya biriktirmeye bayılıyorum Sevgili C! Bunun hastalık olduğunu da düşünmüyor değilim.

    Bir ara, benim için hiç bir özelliği olmayan çocukluk arkadaşımla Konak'ta gezerken dizilen kilit parke taşını alıp eve getirmiştim. Hala hatırlıyorum, ne b**uma yani?!

    Şimdi evin kalabalığından aradığımı bulamıyorum. Hafızayı da, evleri de boşuna yığdık yığdık.

    İnsanlar konusunda ben de sen gibiyim. Çok uzatmıyorum ilişkiyi. Bazılarını uzatamıyorum, telefon sevmediğimden.

    Çok hayalim var. Bir değişiklik dönemine girdim, hayırlısı!

    Senin yazdığına da kişisel yazı yazmak ayrı bir saygısızlık gibi geldi şimdi bak.
    Ay lav yu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) o kare şeklindeki arnavut kaldırımı taşlarından mı bahsediyorsun, onlara ben de çok fena bakıyorum.. ama çok güzeller yahu, berlin duvarı parçaları gibi minyon minyon :D yok biz bozduk kafayı iyice.. i lev ye bilmukabele!

      Sil
  7. Sizin salonunuzu az diye sayarken bile, ne çok gibi geldi bana.. :)
    Ki benim ki de o kadardır aslında. :)
    Gelen zengin ve soylu! akrabalardan " vah vah" diyenlerin farkındayım, umurumda da değiller. benim tercihim bu. Anlamayacakları için izahat te vermiyorum. :))
    vitrin yok, ortada sehpa yok, aksesuar çok az.
    Olanı da kendim üretiyorum avizelerimi bile.
    Ama saklamak deyince orada duruyorum bakın.:)
    Örnek: ben 50 yaşındayım,annem 17 sene önce vefat etti.
    bütün karne, sertifika her şeyini saklamış. ben de atamadım. :(
    Neyse ki benim bir oğlum var, o benim kadar romantik takılmayıp atıverir benimkileri diye umuyorum. Umuyordum.
    Bakıyorum o da kendine ait özel günlerin, biletini, koçanını saklıyor mesela.:)
    aay umarım atar, arkamdan gelinim -olacak hanım-a rahmet okutturmaz.:)
    Siz beni taşınırken görmeliydiniz. (Çok şükür ki bu sık olmuyor.)
    Bir yakınım "eşyan az, kolay taşınırsın" dedi. "hı hııı" dedim.
    kutuları gören hamallar, zengin sanıp üstte para istedi.:)
    halbuki onlar kitapi kitap,kitap ve dolap içindeki gizli hatıralar.
    oof çok uzun yazdım kusuruma bakmayın. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa bakın şimdi aklıma geldi, bizim de eşimle "hatıralar" adını verdiğimiz iki kutumuz var, bir göz içinde durur, her ikimiz de bizim için özel olan şeyleri saklarız, dediğiniz gibi bazen bir bilet koçanı olabiliyor bu. Çocukluktan bir ses kaseti var mesela bende, çok özel.. Eşim aslında izin verilse "toplayıcı" bir insan bu hatıralar konusunda özellikle ama arada bana soldan soldan geliyorlar attırıyorum. Mesela kızıma hamile kaldığımda yaptığım testi saklıyor, ayol içinde idrar olan bir plastik neticede. Neyse göbek bağını attırdım, bizde gelenektir falan diye :) bazen yabancı olmasından faydalanıp olmayan geleneklerimizden faydalanıyorum yoksa değil bir kutu, tüm evi doldurur hatıralarla.. :D

      Sil
    2. Bu arada uzun yazanı / yazıları severim, rica ederim.

      Sil