27 Eylül 2012 Perşembe

Hayvan hakları yasası

Sosyal medyada bu günlerde en çok tartışılan konulardan biri, Haziran 2004'ten beri geçerli olan 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasası'na getirilmesi öngörülen değişiklikler. Bu konuda yazmak için öncelikle eski kanunun maddelerini ve bu maddelere getirilen ek ve değişiklikleri okumam gerekti. Size de eski kanunu bu link üzerine tıklayarak, değişiklikleri de bu link üzerine tıklayarak okumanızı öneriyorum ki, 30 Eylül Pazar günü Türkiye'nin çeşitli illerinde yapılacak olan eyleme katılırken, neye karşı olduğumuzu ya da olmadığımızı anlamış olalım.

Bir hayvansever ve hayvan hakları koruyucusu olarak; ülkemizdeki sokak, ev ve besi hayvanlarının durumunun tartışmaya açılması ve gerekli yasal önlem ve cezalarla bu durumun iyileştirilmeye çalışılmasını çok olumlu bir adım olarak görüyorum ve 2004 Hayvan Hakları Kanunu'nun eksik kalan bazı maddelerine yapılan eklemelerin de genel olarak yerinde olduğunu düşünüyorum. Fakat, bu kanunda biz hayvanseverleri tedirgin eden bazı açık uçlu cümleler bulunmakta. Bunlardan ilki; şu ana dek sokaklarımızda yaşayan, sabah başını okşadığımız, yaz aylarında bir kap su verdiğimiz, elimizden geldiğince güvenliklerini sağlamaya çalıştığımız kedi ve köpekler, bundan sonra sokaklardan toplanarak hayvan bakım evleri ya da doğal yaşam parklarına konulacaklar. Benim de Havuç ismini verdiğim bir sokak kedim olduğu için, bu kanun değişikliğini ilk duyduğumda oldukça rahatsız oldum. Fakat; eğri oturup doğru konuşmak lazım arkadaşlar. Şehrin sokaklar hayvanların evi değil; biz her ne kadar göz kulak olsak, beslesek de, hayvanların başıboş halde sokakta yaşamaları hem kendi güvenlikleri hem de insan güvenliği için doğru değil. Bu kedi ve köpekcikler sokakta yaşarken; trafik problemiyle, sapık insanlardan gelecek zararlarla her zaman yüz yüzeler. Evet bakıyoruz gözetiyoruz ama bırakıp tatile gittiğimiz oluyor, 24 saat 365 gün gözetemiyoruz. Havuç mesela, son derece uysal bir kedi olmasına rağmen, sadece apartman kapısından ayrılmıyor diye sapığın birinin sopalı saldırısına uğradı! Evet yaşadık biz bunu. Ne yapmalı; ya sokakta baktığınız hayvanı sahipleneceksiniz, ya da sokakların hayvan için güvenli olmadığını kabul edip, yabancı ülkelerde de olduğu gibi bakım evlerinin kurulması ve belirli standartlara uygun çalışması için destek vereceksiniz. Bu bakımevlerinin kapasitelerini ve bakım personeli kalitesini arttırmak için çalışabiliriz mesela. Evet, ne yazık ki yurtdışındaki bakımevlerinde belirli süre içinde sahiplenilmeyen hayvanlar uyutularak öldürülüyor ve büyük olasılıkla bizde de yaşanacak bunlar. Ama bunun önüne geçilmesi için de herkes "Golden Retriever" sahibi olmaya çalışmaktansa, bu güzel sokak hayvanlarını da sahiplendirmeye özendirilebilir. Yurtdışında "cins köpek ve kedi" sahibi olan çok az insan var ve çoğu insan barınaktan alıyor hayvan dostunu. Bu konudaki anlayışın değişmesi şart.

Tartışılan ikinci bir madde; "tehlikeli ırk" kabul edilen köpeklerin kısırlaştırılmasının ardından, bakımevlerine teslim edilmesi. Bu maddenin ne yazık ki ucu açık, teslim alınan bu köpeklere ne olacağını bilemiyor ve mutlak surette öğrenmek istiyoruz. Buyük olasılıkla bu köpekler imha edilecekler diye düşünüyoruz. Ben 14 senelik dostumu, bu tür saldırgan ve daha önce de birçok hayvanın ölümüne sebep olmuş bir köpeğin tasmasız dolaştırılması sonucunda, çok büyük bir acı ile kaybettim. Bunu 7 sene sonra şu an anlatmak dahi gözlerimi dolduruyor. Bu tip köpeklerin çoğaltılmasına, evde bakılmasına tamamen karşıyım, çünkü çok canım yandı. Fakat, köpekten insan davranışı beklememeliyiz. Köpek nasıl eğitim aldıysa, o şekilde davranan, davranışının sonuçlarını düşünebilen bir canlı değildir. Hali hazırda saldırgan bir ırka ait bir köpeğin de, çok sebatlı bir eğitim sürecinden geçmediği takdirde, saldırgan davranış göstermemesi mümkün değildir. Her ne kadar bu tip saldırgan köpeklerin öldürülmesine asla taraf olmasam da, bu köpeklerin kısırlaştırılması, barınaklarda toplanması ve mümkünse saldırganlık karşıtı eğitime tabi tutulup, ancak bilirkişi onayı aldıktan sonra sahibine teslim edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yeni kanun tasarısında ayrıca köpeklerin tasmasız serbest dolaşamama yasağı da var ve bence çok yerinde bir yasak. Burada heryere girebiliyor hayvan dostlarımız, ama asla tasmasız ve ağızlıksız toplum içinde bulunamıyorlar. Yurtdışında ayrıca saldırgan köpekler (ki saldırgan köpek tanımı, bahçe içinde havlayarak yoldan geçeni korkutan köpek anlamına dahi geliyor ve bunun da cezası var) uyutularak imha ediliyor. Unutmayalım, bu köpekler ülkemizde çoğu zaman bodrum altlarında yasadışı köpek dövüşleri için üretiliyor ve kullanılıyor. Bana göre bu en büyük hayvan hakları ihlalidir ve mutlaka önüne geçilmelidir.

Bir diğer madde; hayvanların deney için kullanılması. Bu madde tabii ki hepimiz için olumsuz, istenmeyen bir madde. Fakat bu maddenin kaldırılmasını talep etmek son derece gerçeklikten uzak. Kullandığınız kozmetik ürünlerine, hayatınızı kurtaran ilaç sanayine tamamen karşı durmanız lazım, ki bu da gerçekçi değil. Maddenin getirdiği "bu konuda eğitim almış ve sertifikalı kişi" tanımlaması bence olumlu bir adım, çünkü bu sertifikaları almak genel olarak hayvan hakları ve etik bilinci eğitimini içerir. Gönül ister ki hiçbir hayvan fiziksel ya da psikolojik acı çekmesin, deneylerde kullanılmasın. Ama aynı gönül ister ki; kansere, alzheimera, ufacık çocukların yanık derilerini iyileştirmeye de bir çare bulunsun..

Yani arkadaşlar; yeni yasa yeterli değil, bazı konularda korkutucu bir açık uçluluk içinde. Fakat bu yasa gerekli, ne yazık ki gerçekçi ve yurtdışında geçerli olan standartlara da uygun. Şehirlerimiz güvenli değil, sokaklarımız hayvanların yaşamasına uygun değil. "Sokak hayvanı" kavramı yanlış, sokakta yaşayan hayvan hem insan ve çevre sağlığına, hem de kendi fiziksel ve psikolojik sağlığına zararlı. Umuyorum ki sokakta beslediğimiz hayvanları mümkünse evlere alabilelim. Bu mümkün değilse de barınak sayılarını ve niteliklerini arttırmaya uğraşalım, barınak gönüllüleri oluşturalım, hayvan hakları bilincini yayalım ki; barınaklarda dostlarımız kötü muamele görmesin, telef olmasın. Umuyorum Pazar günü yurdun dört bir yanında buna inanan ve bunun için gönüllü çalışan insanlar toplanır ve seslerini gerekli yerlere ama en çok da toplumun ta kendisine duyurmayı başarırlar.

Ceren Musaağaoğlu Schubert, Eylül 2012.

6 yorum:

  1. çok güzel yazmışsın sevgili C.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler x-ışınıyla pırıl pırıl parlayan J. Ben de seni merak ediyordum.. Doktorlar biraz ilaççı olurlar malesef, sen hep kullanma kılavuzlarına bak arkadaşım..

      Sil
  2. İyi oldu bu yazı, verdiğin likgleri inceledim yazdırdım.

    Hayalimdeki Hayvan Barınağı halen yaşamakta. Çorum'a 8 kilometre ilerde Paşa köyü az geçince Çokurören köyü arasında. Buradan bakabilirsin.

    http://1.bp.blogspot.com/-JtVdByMxbro/UGU7KFtitWI/AAAAAAAAH3I/tDLgVQZz38s/s1600/bura.jpg

    Burasını almayı düşünüyorum, fiyatı da çok uygun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çağatay abi; bu iş çok büyük iş, çok da zor, sorumluluk isteyen bir iş. Ama sen altından kalkarsın gibime geliyor, veteriner ortak falan da bulmak lazım.. Bahsettiğim Zehra Hanım'ın telefonunu babam temin ederse, kendisi bu konularda çok bilgili ve çok deneyimli bir insan. Yardımcı olacağına inanıyorum.

      Sil
  3. Sanırım bizler en çok şu konuda yanılıyoruz. Bu dünya sadece bize ait değil. Bu dünyada yaşam hakkı bizler için ne kadar varsa diğer canlılar için de o kadar var. Hiçbir canlı başka bir türün sağlığı, konforu, rahatı veya keyfi için yaşamından, yaşam yerinden ve özgürlüğünden alıkonulmamalı. Bu zalimlikten ve güçlünün güçsüze tahakkümünden başka bir şey değildir.

    YanıtlaSil