Blogcuğum. Döndüm.
Cennetten cehenneme çakılmak gibi oldu yine maalesef ve ben "neden bunu sık sık yapmıyorsun?" sorusunun cevabını da hatırlamış oldum: çünkü dönüş çok kötü vuruyor :( O kadar kötü ki, hiç gitmemiş olmayı diliyorum çünkü en azından "öyle bir opsiyon da var" fikri olmuyor aklımda...
Evet haftasonu çok iyi geldi ama dün akşam yine önce öfke, sonra ağlama krizi ve dünden beri yine kendimde değilim sanki.. Hiçbir şey keyif vermiyor ve herşey çok ağır geliyor ve içimde korkunç büyük bir herşeyi bırakıp gitme hissi var...... Hatta bu sabah Havhavcan'ı gezdirir ve ıssız ıssız yerlerde tek başıma ağlarken, içimden şu geçti: "keşke kocam bi sevgili bulsa, şöyle canlı neşeli gençten bir şey. ben de çocukları köpeği tavşanları ve tüm işleri onun üzerine yığıp miktir olup gitsem ve tek başıma insanlardan uzak bir hayat kursam.. hani şu iskandinavya videolarındaki gibi falan..."... Pof.
Çok yorulmuşum ben blogcuğum. Öyle yorgunum ki, öyle bir haftasonuyla falan kurtaracak durumda değilim, yıllar yıllarca dinlensem kendime gelemeyeceğim gibi hissediyorum bu sıra...
Bir danışanım bana bunu dese ne derdim diye düşündüm. BDT ile çalışıyorsam sanırım "karşı koy" derdim, "kendini değerli hissettirecek, mutlu edecek aktiviteler yap, sosyal ol, aktif ol, evden çık, gönüllü bir şeyler yap, çocukları ve kocayı takma bu kadar, su akar yolunu bulur.... İnadına kendine odaklan." Bunu demek öyle kolay ki danışana.. Ama kendime... Neden bu kadar zor?
Çünkü bir de şu var.... Tüm bunları zaten yaptım, yapıyorum, her düştüğümde kalkmak için mücadele ediyorum. Ama bu bile anlamsız gelmeye başladı artık... Belki de ben gerçekten artık anne / eş / sahip olmak istemiyorumdur? Kendime tek başıma, ufacık, sessiz, sade bir hayat kurmak istiyorumdur? Artık kimseye destek olmak istemiyorumdur?
Pazar günü çok güzel geçti... Önce klasik müzik konserine katıldım. Öyle komikti ki bak anlatayım da gül. Bazı yaşlı insanlar çok üşür, o nedenle konser salonunu 40 derece falan yapmışlar, nasıl sıcak! Baktım olmayacak çıkarttım kazağı, 3. sırada oturuyorum, Kontrabas amca demesin mi: "Genç bayan, üşüyeceksiniz öyle!" :))))) Ay rezalet, sahneden ihtar aldım. Yok dedim çok sıcak geldi bana, yaşlılar aaa ooooo falan, konser bitti üstümü giyiniyorum yine yaşlı bir kadın: "Aman çocuğum üşüme lütfen giyin giyin" :))) Çocuk? Ben? Ya çok tatlıydı bu "seksüalite içermeyen ilgi, şefkat" nasıl ihtiyacım var bir bilsen blogcuğum buna......
Konserden sonra termale gittim, 3 saat yüzdüm, masaj yaptırdım, ordan çıktım nasıl açım! Öğle yemeği yiyeceğime, bir cafenin "Happy Hour"u varmış, kahve ve çilekli tiramisu ısmarladım çünkü neden olmasın? Neden öğle yemeği olarak pasta yemiyorum ki?!? Muhteşemdi blogcuğum... Uzun uzun oturdum, hatta günceme yazılar yazdım ne kadar mutlu olduğumla ilişkili.... Bunu Münih'e dönünce de devam ettireceğimi, böyle ufak nefes molaları alacağımı falan yazdım durdum.
Sonra da kalktım bir kiliseye girip dua ettim, kendim ve ailem için birer mum yaktım, bundan sonra bu iç huzurumu koruyayım ne olur diye yakardım. Sözler verdim. Umutlar duydum. Gün sona ererken de arabaya atlayıp eve döndüm. Dönüşte öyle güzel kıpkırmızı bir gün batımı vardı ki önümde... Ah dedim, daha çok günbatımı görmeliyim.... hayat ne güzel.
Sonra işte, eve geldim ve sanki bir kara bulut üzerime indi.. Her şey çok zor, her şey çok anlamsız gözüküyor yine. Ve şimdi yine sıfır noktasında, ne yapacağımı bilemez halde, düşünüp duruyorum...... Böyle işte.....
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder