Dün gece neredeyse 3 saat uyudum. Ama uyku tutmadığı için değil, o kadar az zamanım var ki, her şeyi ama her şeyi yapmak istiyorum diye düşündüğüm için :) Bilir misin bu duyguyu?
Gece sana yazdıktan sonra, saatlerce kitap okudum. Gözlerim acımaya başlayınca da sesli kitaba geçtim. Sabaha karşı uyumuşum ama 6.15'te zınk diye uyandım ve inanmayacaksın ama hayatımın 47. baharına (!) başladığım bu gün - 21 Mart resmi olarak bahara başladığımız gün - içim 23'lük bir taze gibi kıpır kıpır, enerji doluydu.. Çünkü: tek başımayım, bir başımayım ve önümde misssssler gibi bir 48 saatim var...
Yataktan fırladım ve o da ne, kafa 23 ama vücut 47 :)) Hatta son zamanlarda 77. Belim yine birkaç gündür felaket durumda. Dünkü yüzme hiç yaşanmamış gibi... Evde olsam karalar bağlar, mızmızmız ederdim. Ama vakit az, hiç oralı olmadım. Biraz gevşeme hareketi, yürüyebilecek miyim, evet, tamam o zaman.
Kahvaltı 7.30-10.00 arasıydı ve ben bugün "Sessizlik Yogası" yapacağım için, kimseler gitmeden hemen gideyim sessiz sakin kahvaltımı edeyim istedim. Fakat o da ne, 7.31 ve herkes kahvaltıda, oturacak yer kalmamış! Ama neyse ki masalara isimlik koymuşlar, herkesin yeri belli. Aileler ve çiftler güzel güzel masalara dağılmış, bir de ortada 10 kişilik kraliyet ailesi masası gibi bir şey var, ona da "tek"leri koymuşlar :)))) Ve ben tabii ki en ortadayım! Kabus gibi! Okul kantini ambiansı..
"Tekler" masasında hakikaten çok acaip tipler vardı, mesela karşımda oturan adam çayına tam 8 adet şeker koydu!!! Nasıl ya, amcacım Allah korusun bu yaşta, ayrıca suyun kaldırabileceği bir şeker miktarı var yani çözülmez o, ne yapıyorsun ayol?! Unutkanlığı var desem değil. Yaşlı insanlar tüm tatları "dibine dek" seviyorlar, fark ettin mi?
Kahvaltı sonrası hemen ufak bir çanta paketleyip yollara düştüm çünkü hedef: yürüyerek Almanya'dan Avusturya'ya gitmek :) Otelden sınıra 3 saat yürüdüm, yürürken "Öğretmenim Mori ile Salı buluşmaları"nı ve dönüşte de film olarak izlediğim ama okumadığım "Benjamin Button'un tuhaf hikayesi"ni dinledim, sınırı geçip Avusturya'ya girince, bir Avusturya kahvesi içtim, şu satırları yazdım:
ve gerisin geriye 3 saat daha yürüyüp otele attım kendimi. Belim haşat, soğuk da boynuma boynuma vurmuş.. Kendimi genç sanıyorum.. Hey gidi C., 12 saat yürüdüğün günler çok geride mi kaldı??
Bu gece termale gitmedim çünkü iki numarada gece partisi var ve ben "çıplak parti" olabileceğinden şüpheleniyorum (çünkü Almanlar bayılır çıplaklığa ve kapıda +18 yazısı vardı, sanki şehirde 18 yaş altı bir allahın kulu varmış gibi hahaha). Bir de "beleş" kokteyller ile 75+ çıplak teyze ve amcalar, ı-ıh, almayayım..
Dün hava kararınca açık havada yüzün buzzzz gibi ve vücudun sıcacık suyun içinde Makak maymunları gibi oturmak şahane bir histi... Suyun içinde tüm maymun ailenle değil tek başına oturuyor olman daha da şahane bir histi :))) Yarın sabah da üç numaralı termalde bel masajlı randevum var (umarım daha beter olmam) o nedenle bugünü "yayma"ya ayırıyorum. Odaya geldim, yoga matımı serdim, belim izin verdiği ölçüde yavaş yavaş yogamı yaptım. Dışarıda akşam yemeğini yine es geçtim çünkü 1). vejeteryanım ve Bavyera / Avusturya mutfağı et ağırlıklı 2). Dünkü "Çilingir sofrası" muhteşemdi ve 6 saat yürüyüş sonrası hakikaten tek isteğim çilingir soframı kurup, dizimi açıp, yatağıma girmek ve uyuyana dek binge dizi izlemek ve tıkınmak!
Bugünkü menümüzde vücudumuzun spor sonrası protein ihtiyacını karşılayacak kuru yemiş/ kuru bakliyatlar ve yine kırmızı şarap yanında peynir, siyah zeytin, krik krak ve salatalık (?!) var. Almanya'da salatalıkların neden böyle olduğunu sorma, bilmiyorum. Fakat tuzlu tuzlu muhhhteşem geldi!
Şu an tam olarak bu haldeyim, halimden aşırı mutluyum, eve dönmek istemiyorum. Eyvah :P Ama daha 30 saatim var, bakalım daha neler neler sığdıracağım?
Yarın akşam görüşmek üzere... 👋






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder