6 Şubat 2026 Cuma

31 sene sonra, özür dilerim senden küçük kız......

Bugün yazmak istediğim konu, aslında birkaç gündür beni ekstradan analize taşıyan konu.. Hem özel, hem de sanırım çok genel, üzerinde yazılması, konuşulması gereken bir konu... Epstein ile sanırım birşeyler tetiklendi hepimizde.. Hepimiz bu konularda yazıyoruz sanki bu sıra. Haklı olarak Epstein konusunda yazılanları söylenenleri aklımız almıyor, kalbimiz zaten ana haber bültenlerine maruz kala kala çoktan kurudu.... Ama yine de tepki vermek istiyoruz... 

O zaman verelim. Tutmayalım. Bilinçaltına atmayalım. Çünkü bazen 31 sene sonra fışkırarak çıkabiliyor.

Analize daha dün götürdüğüm ve akşam da 12 ve 9 yaşındaki çocuklarımı da karşıma alarak (onlar anlamaz, korkar demeden) anlattığım, ağladığım, fikir alıp verdiğim bu konu, çok uzun yıllar önce yaşandı. Tam 31 sene önce.. 

Ben 15 yaşındaydım. 10 kişilik tipik bir ergen grubumuz vardı. Yazlıktaydık, yüzüyor, acıkınca da sahildeki tek kafeye gidip tost yiyor, şamatayla günlerimizi geçiriyorduk. Bir gün yine aynı ama Pazar günü, hiç unutmuyorum Pazar günü oluşunu. 

Uzun bir masa etrafındayız, tostlar ısmarlanmış ve benim gözüm karşı masaya kaydı. Masada bir adam, herkes gibi mayosuyla oturmuş, kucağında 7-8 yaşlarında pembe sarı bikinili bir kız çocuğu. Adam kızı öpüyor, seviyor, sarılmış. İlk bakışta her şey yolunda, ne güzel bir baba.. Ama beni tetikleyen bir şey oldu, kızın yüzündeki ifade.. Bugün bile aklımdan çıkmıyor. Acı, utanç, korku ve yalvarma isteği bir karışım gibi geliyor şimdiki düşünceme göre.. O an anlamlandıramamıştım. 15 yaşındayız ama yıl 1994, o yılın 15 yaşının algı ve bilgi düzeyi şimdinin ancak 8-9 yaşına denk geliyor :( Ne cinsellikten haberimiz var o yaşta, güleceksin ama ben bebeklerin "vajinanın neresinden çıktığını" bilmiyorum, o düzeydeyim düşün.... Tabii ki olan biteni anlamadım. Ama hissettim. Birşey yanlıştı. 

Bir iki arkadaşımı dürttüm. Baksana diye. Benden 3-4 yaş büyüklerimiz var. Onlar da mı anlamadılar bilmiyorum. Adamın eli kızın bikinisinin içine girdi... Başımızı çevirdik. Bir iki ahlaksız pislik falan denildi mi ne oldu. Utandık mı, iğrendik mi neydi o duygu.... Kalkıp gittik.....

Evde aklım başıma geldi. Ama gelince, başımdan aşağı kaynar sular da indi... Ertesi gün ve birkaç gün üstüste ısrar ettim aynı saatte gitmeyi. Ama Pazar gelen haftasonu tatilcileri miydi neydi bilmiyorum bir daha ne adamı ne kızı gördük. 

Bende o yaz birşeyler kırıldı. Bursa'ya dönüp okula başlayınca, dikkatimi toparlayamamaya başladım ilk. Derslerim bozuldu. Depresifleştim. O arkadaş grubundan uzaklaştım ama yetmedi Bursa'daki arkadaş grubumdan da uzaklaştım. Bir iki arkadaşım kaldı yanımda, o da onların inadıyla yani bana kalsa kimseyle görüşmek istemiyordum. Ailemle aram bozuktu, en sevdiğim ananemi bile uzaklaştırdım. Hatta bir noktada o kadar ağırlaştı ki birkaç defa kendime zarar vermeye (cezalandırmaya) çalıştım, jiletle parmaklarımı falan kestim.. Sonunda da kendimden korktuğum için rehberden bulduğum şehrin en bilindik psikoloğuna telefon edip randevu almaya kalktım. Randevuda da soyadımı vermedim ki "kimlerin çocuğu" olduğum anlaşılmasın çünkü Bursa küçük yerdi ve sağlık sisteminde herkes herkesi bilirdi..... 

Gittiğim psikolog tam bir felaketti. Adam sorunumu dinlemek yerine tutturdu neden soyadını vermiyorsun, kim senin ailen, haydi söyle falan.. Bir seans gittim ve o kadar kötüydü ki, o zamana dek hep "dramatürji" hayalleri kuran, yazar olmak aynı zamanda da sualtı arkeoloğu olmak isteyen hayalci ben, o seanstan sonra: "ben psikolog olacağım" dedim. Ben bu sistemi düzelteceğim.....

O gün bugündür bilinçaltıma attım bu olayı, bazen çocuk tacizi vs haberlerinde hatırlarım ama hemen aklımdan uzaklaştırmaya çalışırım. Kendime sürekli 15 yaşındaydın, sen de çocuktun desem de, çok yoğun bir suçluluk hissederim o gün kalkıp aslanlar gibi o kızın yanına gidip, "hadi gel bizimle otur, gel bak oynayalım" falan d(iy)emediğim için...... Öyle yoğun bir suçluluk duygusu ki bu, bazen pislik adamdan bile daha suçlu olduğumu düşündüğüm olur.... 

Bu bir travma.

Bende bunlardan baya bir var.. Daha ağırları var. Dün dedim ya, 10.000 parçalık puzzle gibiyim ve düşün, bu sadece 1 parçası.... Ama bu, benim için bir kırılma noktası. Bazen sırf o gün cesaretli davranmadığım için lanetlendiğimi düşündüğüm oluyor. Çünkü ondan sonra "büyüdüm" sanki ve artık hiçbir şey doğru gitmedi. Aynı yaz (ceza gibi) dedem öldü (ben buldum, hayatımda gördüğüm ilk ölüydü), o sonbahar ilk defa depresif episod yaşadım, o kış ciddi bir yön / kişilik kırılması değişimi yaşadım, tüm seçimlerimi sosyal çevremi yıkıp yeniden kurguladım ve şaşıracaksın ama: el yazımı değiştirdim!

O zamana dek el yazısıyla yazdığım a harfi mesela baskı yazısındaki a oldu. Kendime en baştan bir yazı karakteri (şimdi tasarımcı eşim sayesinde biliyorum: font'muş adı) tasarladım ve bugüne dek bu alfabeyi kullanıyorum elyazısıyla yazarken..... 

Bunlar çok ilgin değil mi.... Bu bir travmayı direkt yaşamayan ama tanıklık yapan birinin yaşadıkları... Kimbilir travmayı yaşayan o kız çocuğuna ne oldu.... Bunu düşünmek öyle ağır geliyor ki, kendimi kapatıyorum. Belki sadece bir iki dokunmayla kurtuldu, hatırlamıyor bile, hayatına devam ediyor demeye çalışıyorum çünkü diğer olasılığı düşünmek çok korkunç benim için. Ve hiçbir şey yapmamış olmanın suçluluğu.... Şahit olmak, suça katılmaktır gerçeği...... 

Bu travmanın olumlu yanı ne oldu? Psikoloji okumaya karar verdim. İlk yıllarda çocuk ve ergenlerle çalıştım. Çok insana faydam dokundu. Bunlar tamam... Özel hayatımda da daha tepkisel oldum, cesaretli oldum, birkaç defa gözaltına alınacak derecede başkasının hakkını, çevreyi korudum. 

Travmanın olumsuz yanı ne oldu? Anksiyeteye meyilli bir karakterim oldu. Özellikle kızımın şu an yaşadığı "büyüdüm ben" krizlerini yönetemeyecek derecede kaygılı bir anne oldum. Birinin hakkı yendiğinde o kişiyi kendinden daha fazla savunma ve bazen haddinden fazla savunma, aşırı politik doğruculuk huyu geliştirdim. Haber ve sosyal medyayı bu tip haberler nedeniyle takip etmez, kaçınır oldum (çünkü 10 sene öncesinden bir haber (tecavüz sırasında bağıramadığı için kulak zarları patlamış olarak ölü bulunan o 3 yaşındaki kız çocuğu haberi) hala aklımda... ve psikolojim bundan ötesini kaldırmıyor). Zaten buna uygun bir meslek seçtim ama asıl karakterim buna uygun gelişti: herkesi iyileştirmeyi kendime görev edindim - ve herkesi iyileştiremeyeceğim gerçeğini hâlâ kabullenemedim....

Gördüğün gibi, travmanın hem olumsuz, hem olumlu ve beni dönüştüren yönleri oldu. Kimi zaman iyi ki bu olayı yaşadım çünkü o kızı kurtaramasam da, ne bileyim bir senaristten ya da denizaltı arkeoloğundan daha fazla insana yardımım dokundu diyebilirim. Kimi zaman ise, bu olayı hiç yaşamasam acaba nasıl bir hayatım olurdu diye düşünürüm.... Belki bu kadar "iyileştirme, onarma" odaklı olmazdım, daha hafif, daha sığ, daha olumlu bakarak yaşamayı başarırdım... Yolda ölen kuşları gömmek için toplayıp durmazdım belki... Tüm yaralı hayvanları eve almaya kalkmazdım.. Belki çok daha sığ, çok daha düz bir hayatım olurdu, kim bilir......

Ama geçmişi değiştiremezsin. Seçimlerini geri alamazsın. 

Bu hikayeyi neden bugün yazıyorum ve 31 sene sonra neden daha dün ilk defa bir terapistle konuşabildim ve neden akşam çocuklarıma da bu hikayeyi anlatıp "işte bu nedenle bazen aşırı koruyucu davranabiliyorum, sizi herşeyden korumaya çalışabiliyor ve sizin de kendinizi kısıtlanmış hissetmenize neden olabiliyorum, çünkü dünyada çok iyi insanlar olduğu gibi, çok kötü insanlar da var. Ben o küçük kızı koruyamadım ve bu nedenle kendimi çok kötü hissediyorum" dedim..... Kızımın gözleri doldu. Akşam geldi uzun uzun sarıldı... Oğlum zaten sarılgan bi tip :) Eşim de "ne yapabilirdin, Allaha havale et, cehennemde yansın" dedi - ki kendisi protestan bir hıristiyan olarak cehenneme inanmaz..... 

Allah ile çok konuşurum. Adama ne yapması gerektiğini değil ama. O Allah'ın bileceği şeydir. O adamın koşullarını, hayatın onu neden buraya getirdiğini biz bilemeyiz. Pedofili kontrol edilemez bir dürtü olarak hastalık da olabilir çünkü ve hastalıksa, adamın ne kadar suçu vardır, ona tedavi sunamayan toplumun ne kadar suçu vardır ya da o çocuğun annesinin, babasının sorumlulukları nedir, bunlara girersek biz çıkamayız.... O nedenle, bugünün teknolojisiyle: Allah bilir.... 

Ama ben çok özür dilerim o küçük kızdan, onu oradan kurtaramadığım için, cesaretsizliğim için, korkaklığım için çok özür dilerim. Bir daha öyle davranmadım, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ama o kızın özelinde, onu yüzüstü bırakmış olduğum gerçeğini değiştirmiyor bu.......

Özür dilerim pembe sarı bikinili kız...... Seni koruyamadığım(ız) için, hepimiz adına, özür dilerim...... Umarım (mümkün değil ama bir mucize olmuş ve) sen benden daha az etkilenmişsindir........

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder