Bu sabah dışarıda yapılması gereken bir sürü işime rağmen, evde "teakkuz" halindeyim. Elektrik sayacını okumaya bir memur gelecek, geçen hafta mektupla "8.15-11.45 arası geleceğim" diye not bırakmış, mavi plastik galoş ikramımı da hazırladım, onu bekliyorum. Gelmiyor da gelmiyor..
Beklerken, 1 Ocak'tan beri her sabah 5-6 dakikamı ayırıp düzenli yaptığım bir şeyi yapıyorum: pencere önüne sandalyemi çekiyorum, mutfak tezgahının üzerine "güzellikler ajandam"ı koyuyor, renkli kuruboyalarımı çıkartıyor, kuzenişkomun taaa Amerikalardan yolladığı sıcak çikolatalardan birini demliyor ve günün en güzel zamanını, en BEN zamanını geçiriyorum.
Bu defteri yılın son günlerinde buldum ve ba-yıl-dım. Sevgili Joe "C., senin için renkler çok önemli, acaba mandala ya da boyama yapmayı mı denesen?" deyince, aydınlanmıştım, arıyordum böyle bir defter.. Solunda bir haftanın her günü için 2cm'lik bir alan var, sağında boyamalık bir alan ve ben her gün 5-6 dakika ayırıp bu deftere önceki günün tortusunu yazıyor (bu bazen bir şiir dizesi, bir kitaptan alıntı, bazense bizzat yaşadığım bir farkındalık anı ya da o günden bana kalan tortu oluyor), biraz boyama yapıyor, çayımı kahvemi çikolatamı yudumlayarak pencereden dışarısını izliyorum.
Gelen geçenle el sallaştığım da oluyor - bakınız. mahallenin pencere önü tatlı delisi - Ve itiraf edeyim bu 5-6 dakikacık, günlerime çok ama çok büyük bir fark kattı: çok daha olumlu, huzurlu başlıyorum güne.. Sonrası nasıl gelişirse gelişsin, o 5-6 dakika, tamamen benim ve BENim...
Bu sabahki manzaramı seninle paylaşmak istedim. Öyle tatlı yağıyor ki usul usul, pıtı pıtı...
Çıkıp biraz yürümeli.... Yıllar önce "karda gorf gorf gorf diye ses çıkartarak yürümeye bayılırım" deyişime aşık olduğunu söyleyen bir sevgilim olmuştu :))) İnsanlar böyle şeylere aşık oluyor mu acaba hâlâ?
Bir de. Yekta Kopan'ı keşfettim... Sen mutlaka biliyorsundur ama çok iyi bir öykü yazarıymış yahu... Yazacağım bilahare.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder