Sevgili arkadaşlarım, sevgili yakınlarım;
Biliyorum beni çok seviyorsunuz. Umarım benim de sizi çok sevdiğimi, siz de biliyorsunuz. Hâl böyleyken, son bir haftadır iki farklı arkadaşımdan "C., beni aramıyorsun sormuyorsun" türünde serzenişler aldım. Hattâ dün çooook sevdiğim, akrabalarımdan öte gördüğüm bir dostum "sana kırıldım çünkü bana değer vermediğini hissettim, işte bu nedenle insanlar senden uzaklaşıyor" diye kulağımı çekince, hem kendimi yazarak daha kolay ifade edebildiğim için, hem de haberim olmadan kırılan arkadaşlar varsa, onların da belki gönlünü alayım istediğim için, yazmaya karar verdim.
Arkadaşlar ben çok samimi ve içten bir insanımdır fakat bir kötü huyum var (ki bunu yıllar önce ananem fark etmiş ve "kızım sen herkese mavi boncuk dağıtıyorsun" diyerek ifade etmişti), şöyle ki, ben biraz, nasıl diyeyim, "şey"im.. Yakın ama uzak, samimi ama unutkan, candan ama mesafeli. Yani belki biraz dışardan "dengesiz" diyebiliriz.. Ama bence içten gayet dengeli de, tam durumumu anlatamıyorum kimseye.. Yahu ben hakikaten kafamı toplayamayacak derecede yitik vaziyetteyim. Güldüğüme bakmayın, ifade edemiyorum ama durum gerçekten kötü.
Arkadaşlar ben biraz "burada ve şu an" insanıyım. Görüştüğümüzde gerçekten %200 sizinleyim, 8 kulak 4 gözle dinlerim sizi. Fakat görüş mesafemden çıktığınız an, yokmuşsunuz gibi davranırım. Bu kötü niyetimden değil, tamamen unutkanlığımdan ve 0-4 yaş arası annemler beni çok fazla terk edip gittiler, arkalarından el sallayıp mal mal bakarken "üzülmiycem. ağlamıycam." derken geliştirdiğim bir tür savunma mekanizması bu. Varken sev, çok sev. Yokken hiç öyle biri yokmuş gibi davran. Geri dönünce yine sev, çok sev. Yani maalesef fabrika ayarlarım böyle.
İnanın, yemin ederim çok uğraşıyorum bu huyumu değiştirmek için. Hatta ajandamda aylık rotasyonlarla "annenleri ara" gibi hatırlatmalar var! Annemi babamı ennn yakın arkadaşlarımı bile aramıyorum. Uyuzluğumdan değil, vallahi billahi aklıma gelmiyor. Oysa gün içinde hepinizi yemin ederim kaç defa hatırlıyorum, arada evde sohbetlerimde anıyorum, sürekli kalbimdesiniz, ama iş aramaya sormaya gelince, hatta bazen de aramalara geri dönmeye ve mesajlara cevap vermeye gelince, ben arazi..... Yeminle neden böyleyim bilmiyorum, özellikle yaptığım bir şey değil, tek açıklamam şu üstteki tez. 0-4 yaşta çok incinmişim, 40 yaşta hâlâ aşamamışım demek ki..
Bu sene tabii bir de gerçekten çok zor bir seneydi benim için (bakınız bir önceki yazım) ve açık söyleyeyim ennnn yakın arkadaşımla (ki 9 yaşımızdan beri yani en yakınız) tam 8 ay hiç konuşmadık. Hiç! En yakınımla durum bu yani. Whatsapp da kullanmayınca, 8 ay sıfır iletişim. Annem babamla Allahtan whatsapp var ve annem sürekli yazan, cevap almayınca alana dek seri-mesajlar yollayan biri ama telefon yine aynen ayda bir ajandada karşıma hatırlatma notu çıkınca. Yemin ederim sevgim çok, yemin ederim çok özlüyorum ama BEN.BİR.ARAMA.SORMA.ÖZÜRLÜYÜM. Asla bahane değil, asla beni de böyle kabul et değil ama ben buyum..... Değişebilsem keşke ama değişemiyorum. Kafam çok dolu, herkes özel ilgi istiyor (ve haklısınız elbette arkadaşlık bunu gerektirir) ama benim kapasitem bu yani, ben yapamıyorum sevgili dostlar... Romalılar. Ben bu kadarım..
N., bu arada seni seviyoM. Bikez daha söyliiim. SeviyoM ulaaaan seni :)) Kızıl saçlı kralıçam!
Fakat bu vesile ile diğer arkadaşlara, yakınlara, kuzenime, teyzelerime, anne ve babama dahil, şunu söylemek isterim: beni seviyorsanız, hakikaten seviyorsanız ama, lütfen sen aradın ben aradım hesabı yapmayın, siz arayın beni, düşürene dek ısrar edin, mesajlarınıza ve aramalarınıza geri dönmediğimde bunu kişisel almayın, bilinçli yapmadığımı, yapamadığımı bilin, beni bir tür "telefon kullanma özürlü" kabul edip, inatla aramaya mesaj atmaya devam edin, inanın pişman olmayacaksınız, dedim ya: sizleyken %200 oradayım.
Haydi öpüyorum sizi, hepinizi.
Şirinceğiz bir fotomu ekledim, hani özlem duyun da "gel buraya hayırsız gel" diye sarılın bana diye.....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder