24 Temmuz 2026 Cuma

Ne yıldı ama....

2025-2026 eğitim öğretim yılını haftaya Cuma kapatacağız ama bu son hafta artık gezilerle, pikniklerle falan geçer. Çok şükür, çocuklar bu seneyi (7. ve 3. sınıf) başarıyla tamamladılar, karneleri de gayet güzel gelecek eminim. Fakat neler yaşadığımızı bir ben bilirim, bir de Allah.

M. 1. sınıfa başlarken..

Kızımla başlayayım. Kızım bu sene ergenliğe girdi. Tabii ki ergenlikte arkadaşlar herşey ve tabii ki ailenin bile önüne geçtiği zamanlar olacak. Buna hazırdım. Fakat bu boyutta bir kendinden ve bizden uzaklaşmaya hiç hazır değildim...

Kızım maalesef çok yanlış bir akran grubu ile çok büyük bir akran baskısı ve zorbalığına maruz kalmış bu sene. Mış diyorum çünkü bizim de haberimiz ancak Mart'tan beri var. Söylemedi. Bir psikolog olarak ben tabii ki birşeylerin ters gittiğini seziyordum ve hatta eşime "arkadaşlarıyla bir sorun var" diyordum ama insan konduramıyor, çocuk da sorsan bile anlatmıyor.

Geçirilen panik ataklar ve psikolojik destek süreçlerinden sonra, başka çaremiz kalmayınca, okul değiştirmeye karar verdik. Hâlâ yaşadıklarımıza inanamıyorum.. 12-13 yaşındaki çocukların birbirlerine bunları yapabildiklerine inanamıyorum.. Dünya değişti diyorlardı ama bu kadar uzağında kaldığımı, bu kadar dışında kaldığımı hiç fark etmemiştim :,(

Benim kızım bebekliğinden beri kendine güvenli, akıllı ve mantıklı, güçlü bir kız çocuğu olmuştur ama o bile karşı gelemediyse, bu 21.yy'daki akran baskısının boyutunu ben çok hafife almışım dostlar.... 

Kimseyi suçlamak istemiyorum, hele 12-13 yaşındaki çocukları asla. Fakat başıma geldi, dilim çok fena yandı, kızımı bu girdaptan çıkartana dek canım çıktı... Şu an kızım yeniden "eski M."ya dönüşüyor adım adım ama ben bu süreçten kanatlarım kırık, tüm doğrularım yerle bir, aklım karışık ve tabii ki kendimi aşırı suçlar halde, yenik çıktım.... Kendimi hiç bu kadar yetersiz hissetmemiştim.

Şu çocuğun 3 sene önce bu okula attığı ilk adımdaki enerjisine bakın! Öğretmenlerin yüzündeki "ne sevimli" bakışına, umuda, şu güzelliğe, şu kendinden emin, güvenli, minicik dev kıza bakın:

Ve bu çocuk sırf yaşadığı akran baskısını kaldıramadığı, artık beden ve ruh sağlığını bozan bir dereceye geldiği için okulunu değiştirmekte buldu çareyi.... Bu böyle olmamalıydı. Ben belki annelik görevimi yapamadım yeterince, belki daha sert bir anne olmalıydım ve "bu kızla görüşmeyeceksin, sana zarar veriyor" diyip kestirip atmalıydım ama yapamadım. Karakterim "yasakçı" bir karakter değil.. Ayrıca bu yaşta bu şekilde öğrenmesi, ilerde daha derin yaralardan korur diye de düşünüyorum çünkü sonuçta 12 yaşında bir çocuğun yaptıkları, 20-25 yaşında hatta bazen 40 yaşında birinin attığı kazıklardan daha az zarar veriyor insana.. Yani M.'in bu yaşta bu kadar stres yaşamasına üzülüyorum ama bundan çok büyük bir ders alıp daha güçlü çıkmış olmasına da seviniyorum.... Ama en çok da "çıkabilmiş" olmasına seviniyorum..... Çünkü çıkamayabilirdi.

M. 3 ay önce bize gelip "ben okul değiştirmek istiyorum" dediğinde, biz eşimle önce şok yaşadık. Okulu en "başarılı" okullardan biriydi ve ondan ayrılması bana bir "yenilgi" gibi göründü, açık söyleyeyim. Çocuğa bunu belli etmek istemedim ama baya üzüldüm, korktum, şu üstteki fotoğrafa bakıp bakıp kaç gece ağladım ben biliyorum... Fakat kızım 12 yaştan beklenmeyecek bir olgunlukla aldı bizi karşısına ve aynen şunu söyledi: "Ben çok mutsuzum, burada beni destekleyen bir ortam içinde değilim. Birkaç grup var sınıfta ve hepsi birbirine düşman. Sürekli dramadan, kavgadan, trip atmalardan sıkıldım. Bana sürekli ne yapmam, ne yapmamam gerektiğini söylemelerinden ve sürekli yapmazsan şöyle olur tehditlerinden bıktım. Ben bu ortamda 6 sene daha okumak istemiyorum!"

Açık söyleyeyim, ben bu sözlerden çok etkilendim. Çocuk bir sorun olduğunu anlamış ve çözüm üretmiş! Bundan daha büyük bir yetenek olabilir mi? Bize düşen, bunu desteklemektir...

Geçmek istediği okulda anaokulundan beri en yakın arkadaşı olan ve sırf bu toksik grup artık görüşmesini istemediği için aylardır görüşemediği (!) Mathilda vardı. Mathilda sürekli bizim evimizde, neredeyse bizim kızımız olarak büyüdü, ailesiyle de dostuz. Hemen aradık, okul hakkında bilgi aldık, "açık kapı günleri"ne katıldık, okulu gezdik, müdürü ve öğretmenlerinin ilgisi çok hoşumuza gitti ve değiştirmeye karar verdik. Ayrıca sırf kızların olduğu bir okuldan kız erkek karışık bu okula geçmesi bence çok çok doğru bir karar oldu. Kızım da çok mutlu ve umutlu ve umarım eğitiminin bundan sonrası ona daha fazla mutluluk ve başarı getirir... Bu okula geçtiği için umarım bir kaybı olmaz gelecekte, aksine, kazancı büyük olur... Yolu açık olsun Allahım.. İyi ahlaklı ve merhametli insanlar çıksın karşısına, ne olur, bu çocuk bunu hak ediyor.....

Kızım böyle.

Oğlum ise ayrı hikaye.... 

L. 1. sınıfa başlarken..

Oğlum Kasım'da sözel işleme bozukluğu tanısı aldı, yani beyni, dili anlamada ve konuşmada normalden farklı çalışıyor ve bu durum öğrenme güçlüğü (disleksi) altında, aslında nörolojik yani kalıcı bir durum. Onun da normal bir eğitim süreci olamayacak maalesef ve bu da beni çok zorladı. Önce kabullenmekte zorlandım çünkü çocuğun zekası normalden yüksek ve ben sanıyordum ki, ya zekisindir ya çok çalışırsın, bu ikisinden biri varsa tamam, başarılı olursun... Hiç öyle değilmiş işte.... 

Çocuk matematik ve analitik alanlarda sınıf birincisi, sözel alanlarda sınıf sonuncusu.. Maalesef sözel becerileri geri olduğu sürece, isterse matematikte Almanya birincisi olsun, fark etmiyor.. Çünkü tamamen sözel üzerinden derecelendirilen bir başarı kıstası var. 

Oğlumun sınıf öğretmeni henüz çok genç ve deneyimsiz, öğretmenlikte maalesef ilk senesi! Sınıfta 26 çocuk var ve bu çocuklar içinde dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu olan, otizmi olan, çeşitli disleksi sorunu olan en az 10 çocuk var. Dolayısıyla kadıncağız da haklı, oğluma verilmesi gereken ek hizmetler (okuma sınavlarında sınav şeklinin düzenlenmesi (daha basit, kısa cümleler, büyük punto) yanında birinin ona sınavı okuması, gerekiyorsa tamamen sözlü sınav yapılması gibi..) muhafiyetler uzunca bir süre verilemedi. Bu süreçte oğlumda strese bağlı tikler başladı, okula gitmek istememeye başladı, ödevler ayrı sorun, defterler kitaplar bir öfkeyle duvarlara fırlatılıyor, sınavın daha ilk 5 dakikasında boş kağıt vermeler... Ta ki biz okul psikoloğuyla konuşup, öğretmenle özel bir toplantı ayarlayıp durumu anlatana ve öğretmeni "ilgili ebeveynler" olduğumuza inandırana dek..

Çocuk eğer otizmli falan olsa, o zaman yanına ek öğretmen atanıyor ama bu "basit bir öğrenme güçlüğü" olunca, destek sıfır... Bunu aklım almıyor.... Kalbim almıyor.. Sistemin içinde çocuk bir "sayı" sanki.. Üstelik o kadar durumdan birhaberler ki, bize "işitme engelliler" okulunu ya da nörolojik sorunları olan engelli çocukların gittiği okulları falan önerdiler! Hayır, bir ara ben kendimden şüphe duymaya başladım, acaba anne olarak ben durumu görmezden mi geliyorum, konduramıyor muyum? Düşün, o derece kendimden şüphe duydum... O okulları da aradım, hayır sizin çocuğunuz engelli değil, alamayız diyorlar. Normal bir liseye gidebilir diyorlar.. İyi de, çocuk stresten ve desteksizlikten boş kağıt veriyor, okumuyor bile sınav sorusunu, nasıl girecek normal liseye? Liseye giriş belli puan ile mümkün.

Bana dediler ki, bırak liseye değil basit bir okula girsin, rahatça okusun, ortaokul mezunu olsun. Yahu çocuğumun IQsu yüksekken neden potansiyelinin altına itiliyor? Herkes mimar olmak zorunda değil, marangoz olsunmuş... Tamam da, sen bu çocuğu baştan "sen ancak marangoz olabilirsin uğraşma, yorulma" diye ketlersen, çocuğu ancak marangoz olabileceği bir okula yazdırırsan, çocuk matematikte sınıf birincisiyken hem de, bu, çocuğa haksızlık değil midir?

Ben anne olarak, sen de öğretmen olarak, öteki de psikolog olarak, terapist olarak, biz bu çocuğa inanmak ve onu desteklemek zorundayız. Biz baştan vazgeçersek, o neden uğraşsın? Bizim görevimiz onun önüne mimarlığı da marangozluğu da diğer seçenekleri de koymak, seçecek olan o olsun! Ve bunu 10 yaşında seçmek zorunda kalmasın! 

Basit bir "annelik körlüğü" değil bu, çocuğunu yere göğe koyamamak ve hatta engelli çocuğunun durumunu kabullenememek de değil.... Çocuğumu sisteme kurban vermek istemiyorum!

Haksız mıyım ne olur söyle?

*

İki çocuğum için de; anne olarak, benim görevim çocuklarımı hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir okul sistemine koymak. Gerisi onlara ait, niyet eder çalışırlarsa başarırlar. Üniversite iki çocuğum için de şart değil benim için.. İstemezlerse okumazlar, Avrupa'da ille üniversite mezunu olmak gerekmiyor iyi bir yaşam kurabilmek için.. Kaldı ki yapay zeka zaten beyaz yakayı bitirecek diyorlar, belki hakikaten marangozluk vs. çok daha mantıklı bir seçim de olabilir.. Ama bu 10 yaşında yapılacak bir seçim olmamalı! Hele sistem yetersiz diye bir çocuğun sistem dışına itilmesi, hiç kabul edilemez!

Hayatımda ilk defa bu sene, talepkar bir insana dönüştüm ben. Hayır diyorum. Kabul etmiyorum. Gerekirse kavga ediyorum. İki çocuğum için de. Çünkü bu benim görevim..

Çok uzun yazdım, bilmem okuyabildin mi ama içimi dökesim vardı... Son durum budur... Şimdi 6 hafta yaz tatili, sonrası Allah kerim...... İnşallah geriye dönüp baktığımda "2025-26 eğitim öğretim yılı, en zoruydu!" derim, inşallah bir daha böylesine zorlanmayız canım blogcuğum, inşallah çocuklarımın eğitim yolu bundan sonra dikensiz, kolaylıkla ve hayırlı bir şekilde açılır, onları da beni de mutlu edecek şekilde, su gibi temiz, rahat, başarılarla, mutlulukla akar...... Tek dileğim budur..... Tüm çocuklarımız için: Amin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder