Hayatımın "ennnn yaşadığımı hissettiğim dönemi"nde ben bir sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak çalışıyor, basın bülteninde çeviri ve editörlük yapıyor ve arada da kendimi oraya buraya zincirleyip bütün bir öğleden sonramı polis karakolunda ve akşam da haber bülteninde geçiriyordum.
Evet.
Sen beni iki çocuk annesi, kuralcı, mükemmelliyetçi ve söz meclisten içeri, biraz da totosuna kazık batırılmış gibi gergin yaşayan C. olarak tanıdın ama, ben hep böyle değildim. Çocuktan sonra dağıttım :P
Ananem olsa "ayol çocuktan sonra toparladım diyeceksin kızım, akıllandın uslandın fena mı oldu?" derdi, der miydi, emin değilim, şu halimi görse belki de demezdi çünkü o üç çocuktan sonra bile hayatını keyfiyle yaşayabilmiş kadınlardandı ve iş yaparken şarkı söylerdi ve beni böyle ara sıra "beceremiyoruuum, çok zoooor" diye zır zır ağlarken görse, bence daha ziyade "C., bu ne ya, kendine gel kızım, bu piçe (ananem sevdiği çocuğa piç diyen tersyüz bir kadındı) ne bakıyorsun, çocuk işte / koca işte, gül geç" derdi sanki... Ama ispatlayamam. Çünkü ananem beni anne olarak hiç göremedi..
Göz yaşlarımız inmeden, şunu demek istiyorum. Gönüllü çalıştığım, bir "dava" uğruna sivil itaatsizlik yaptığım o günler, hayatımın ennnnn yaşadığımı hissettiğim, en anlamı olan günleriydi. Çünkü evet, uzun vadede yenildik ama kısa vadede, birçok davayı kazandık ve bunda birebir benim de emeğim var. O zamanlardaki C. ile gurur duyuyorum...
Geçmişimizle cilveleşip bugünümüze dönersek:
Şimdilerde içime yine bir gönüllülük aşkının tohumu düştü blogcuğum.
Bu şöyle oldu:
Geçen hafta L.'ın okul partisinde görevliydim her sene olduğu gibi. Hem pasta yapıyorum, hem de satış ekibindeyim, dilimle sat sistemiyle okula biraz para topluyoruz (biraz dediğim her sene 2500 euro civarı para bu arada, nasıl bir pasta standı açtığımızı sen düşün artık!). Aşırı keyif veriyor bana "karnı da gözü de aç" çocukları pasta ve şekerlemelerle tıka basa doyurmak, gülen gözler, açık avuçlar, "gel gel bi tane de benden.." demek..
Yine keza L.'ın spor takımının sezon sonu partisinde de satış ekibindeyim, M.'nın okulunda kitap kermesinde görevliyim ve seneye okul yolu gözlemcisi olacağım yani okula yayan gidip gelen çocukların karşıdan karşıya geçirilmesinden sorumlu "kavşak polisi" olacağım sabahın 7.30'unda.. Bunlar beni çok mutlu eden - basit - işler ve bu basit işleri daha fazla yapmak istiyorum... Bunları yaparken çünkü aklım hafifliyor, düşünmüyorum, anksiyete teorileriyle savaşmıyorum, felsefi ve varoluşçu krizlerimle boğuşmuyorum, (Sevgili İ.'e, geçen günkü sohbet nedeniyle bu kısım:) "neden?" diye sormuyorum. Sadece yapıyorum ve yaptığım şeyin anlık karşılığını alıyorum...
Bu anlık karşılık meselesi çok önemli bence. Çünkü mesela annelik babalık asla anlık karşılık alabildiğin bir uğraş değil.. Yap yap, kör kuyu gibi.. Ya da terapistlik, nereden baksan en az 10 seans sonra ufak karşılıklar alabildiğin, bazense aylarca aynı noktada dönüp durduğun, bir arpa boyu yol katedemediğin bir uğraş.. O nedenle "anlık dönütler" gerçekten önemli....
Başka neler yapabilirim, bir düşüneceğim.. Belki kışın yine çorba dağıtırım.. Önerin var mı ya da gönüllülük dışında, sen böyle anlık geridönüş aldığın başka neler yapıyorsun yazsana.... <3


Ay Ceren! Vallahi tebrikler sana, gençlikte yaptıklarına çok çok özellikle de.. Bundan sonrakiler de insana dokunan, büyük fayda sağlayacak işler.
YanıtlaSilBenim yok sanki :( Muhalefet ruhum babamdan. Düşün ki hem solcu, hem zaza hem de sendikacıydı ama fiili olarak yaptığım bir şey yok gibi. Her fırsatta, birine teşekkür için falan fidan bağışlıyorum, sayılır mı ;) Bir de düzenli kan bağışçısıyım ama tamamen insanların kana olan ihtiyaçlarından sebep, aracıdan bağımsız. Başka bilemedim. Düşüneyim az daha, bulursam yazıcam..
Ve evet haklısın, basit işlerle birlikte hafiflemek daha kolay..
Esen
Bence de muhteşem bir dönemdi.. Kanımın kıpır kıpır aktığını hissederdim, ait hissederdim, bir amacım olduğunu hissederdim.. Aslında bu tutku dediğimiz şey, ne yapıyorsan tutkuyla yap diyorlar ya.. Keşke o tutkuyu ateşli tutacak yöntemleri bilsem de uygulasam, ben artık devam edemiyorum, tutkuyla başladığım şeylerden hızla sıkılıyorum, neden acaba... Geçen sana "hayattan doymak" dediğim şey de bu aslında, aynısı....
SilBir noktada yoruluyor insan ve elindeki meşaleyi başkasına verebildiysen o biraz avuntu oluyor ama böyle eline meşaleyle "e şimdi ben napıcam bunla" diyip kalakalabiliyorsun da... Garip işler aman..
Yahu tabii ki kıpır kıpır akacak :) Hatta geçtim onu deli deli akacak. Delikanlılık gençlik delaleti.
SilTutkuyla başladığım şeylerden ben de sıkılıyorum. Bakınız nazarlıklar. Bi sürü bahanem var ama esas sebebi ben biliyorum. Hadi sana da diyivereyim. Dar zamanların kurtarıcısıydı nazarlık. Kozamda zevkle uğraştığım, üretmekten, tasarlamaktan büyük keyif alıp, içimdeki buhranı böylece görmezden geldiğim. Şimdilerde darlık yok, buhran yok, huzurlu ve sakin ve dingin ve neşeli zamanlarımdayım. Dolayısıyla seni de tutkularından alıkoyan bir şey vardır illa ki. Sorgulamamak, olanı kabule geçmek, yavaşlamak falan? Garip işler, dünyevi şeyler deyip geçmek belki de.
Dur sana bir lazca kelime öğreteyilm "Dulya" iş demek. bi de bonusu olsun İzmoce, bu da rüya demek..
"Hayat bir uykudur, ölünce uyanır insan. Sen erken davran, ölmeden önce uyan." Mevlana
Öperim.
Esen
Ay Esen konuşabiliyor musun lazca? Yaaaa şahane bir şey bu!
SilEvet ben biraz dar zamanlardayım, haklısın... Katoliklerin bir duası vardır ya, Allahım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilme gücü, değiştiremeyeceklerimi de kabul etme bilgeliği ver diye. Ben ikisini de yapamıyorum şu an, sorun o....
biliyorum şekerim :) Annemin dili lazca. Çok akıcı konuşamam ama konuşulanları anlarım güzelce ;)
Sil