7 Temmuz 2026 Salı

7.7. - Duygusal bir gün

Her sene 7 Temmuz zor geçer benim için.. 7 rakamını sevmem.. Korku, kayıp, kan, kurtaramamak.. K'lar içinde bir gün... Semo'nun tasmasız gezdirilen, aşırı saldırgan bir doberman tarafından öldürülmesi.. 20 sene boyunca, hiçbir 7.7'yi sevmedim, gün bir an önce bitsin istedim.. 

Semo ve can dostu Can - 90'ların sonundan

Sonra, iki sene önce 7 Temmuz'da, Milie doğmuş. Tam tarihi bilmeleri elbette imkansız çünkü o bir sokak köpeği ama ortalama bir doğum tarihi yazmak gerekince, kontrol eden veteriner - neden bilmem - doğum belgesine 7.7 yazıvermiş.. İçinden böyle gelmiş.. Öyle ya da böyle, Milie 7.7'de doğmuş olarak kayıtlara geçmiş.

Bize geldiğinde 8 aylıktı. Sağlık belgesini elime verdiklerinde, 7.7'yi görünce.... Çok duygulandım birden. İçim cız etti. Bunu evrenden bana yollanmış bir "mesaj" olarak düşündüm. Birini kaybettiğim, diğerini bulduğum gün gibi... Aralarında ise tam 20 sene. Yeniden bir köpeğe kalbimi açabilmek için 20 sene geçmesi gerekti........

Milie

Milie bana çok iyi geldi. Birçok açıdan Semo'nun tam tersi. Birçok açıdansa aynısı.. Hani insan olmak denen şey altında hepimiz farklı farklıyız ama yine de uzaylılar bize baksa, "insan"ın ne olduğuna dair bazı genellenmiş fikirler edinirler ya.. Öyle bir şey iki köpeğim arasındaki fark ve benzerlik. Semo'nun yeri çok çok farklı ve açık söyleyeyim, Milie oraya asla ulaşamayacak ama Milie'nin de yeri çok farklı, onun da Semo'dan daha güzel, daha sevimli bazı huyları var ve onun da kalbimdeki yeri apayrı.. 

Bu şey gibi. İkinci çocuğa hamileyken dersin ya "acaba ilki gibi sevebilecek miyim?" Sevgi çok acaip bir şey, genişliyor insanın sevgi kapasitesi.. Bazen neye heyecanlanıyorum biliyor musun: şu an hayatımızda olmayan ama bir gün giriverecek ve kalbimizi ele geçirecek bazı canlar var önümüzde; bu belki bir torun olacak, belki geç gelmiş bir sevgili, belki bir "en yakın dost" ve belki de bir evcil hayvan ve biz diyeceğiz ki: aman yarabbi, bugüne dek ne kadar da eksikmişim, hiç kimseyi böyle sevmemişim......

Bu "umut" beni heyecanlandırıyor ve yaşama tutunmamı sağlıyor bazen. "Dünya bu kadar değil" diyorum, dahası var, olmalı..... Bazen de.. Biliyorsun işte.

Milie ve at arkadaşı Sally

Bu sabah çok mutsuz uyandım. Ormana kaçtım Milie ile ve herkesten uzakta olduğuma inandığım noktada da, saldım kendimi, hüngür hüngür ağladım. Ve kendi kendime şunu sordum: "değer mi tüm bunlar, böyle orman içlerinde ağlamama?" ve cevabını da veremedim sevgili blogcuğum. Konu öyle derinlere kök salmış vaziyete geldi ki, bloğa yazamıyorum açık açık ama yazamamak, konuşamamak, yahu benim aklım yetmiyor bana bir akıl ver diyememek kimseye, gerçekten çok zor! İnsanın bazı şeyleri içinde yaşamak zorunda kalışı, kendi kendine çöz(eme)mek zorunda kalışı, haksızlık değil mi?

Sonra işte, ağladım, açıldım, biraz daha ağladım, biraz daha açıldım derken, kendime ayırabileceğim sürenin sonuna geldik ve tıpış tıpış eve döndüm.. Bunu bir "Bir zamanlar C." olarak yazayım dedim önce (bir zamanlar ne kadar da sorumluksuz, görevsiz, özgür bir hayatım vardı falan), ama sonra dedim ki, bu yazacaklarım daha çok "şu zamanlar C.", "daha uzuuun süre C." falan olabilir..

Öyle işte........ Bugün de böyle.

İyi ki doğdun Milişko, Mili Milikoviç ya da oğlumun değimiyle: Miltraut Gernheit :)

Ve iyi ki vardın Semoşum.... İyi ki.... 

Ve+ bu vesileyle Can (muhabbet), Havuç (kedi), Ayşe (kaplumbağa), Felix (tavşan) ve elbette Clara, Monster, Tessi.... Hepiniz ve tüm balıklarım, çocukluktaki kuşlarım, sayısız sokak hayvanım... Hepiniz çok özeldiniz, çok güzeldiniz.... Canlarım benim..... Umarım cennet - en azından hayvanlar için - vardır ve hepiniz orada huzur içindesinizdir... Umarım!

Can

Havuç - üç bebesiyle sokaktan evime geldiği sene

Clara ve Monster - salonda yattığım sabahlar beni böyle uyandırırlardı..

Tessiciğim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder