Birkaç haftadır Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü romanından uyarlanmış olan diziyi izliyorum. Üçüncü sezonun ortalarındayım ve nedense 3 sezon sonra bitecek gibi bir algı oluşmuş bende (çünkü kitabı okumuştum ve bu kadar uzun bir dizi yapılabilecek bir kitap değildi doğrusu!) ve 6 sezon olduğunu fark edince, birden "ay bayılazaaam" hissi geldi bana. Hayatımda yapmadığım bir şeyi yapıp x1.25 hızla izlemeye geçtim. Aklıma da "yavaşlamak güzeldir" videolarını x1.25 ile izleyip altına "umutsuz vakayım" gibi yorumlar yazan tipler geldi :)))
Fakat yahu dizi bitmiyor. Ben bittim, dizi bitmedi. Ağıııır ağıııırrrr... Hele Elisabeth Moos'un bön bön bakışları, sürekli yarı açık duran (kapanmıyor galiba) ağzı.. Bayılazaam. İlk sezondaki sevişme sahnelerinden zaten öğk gelmiş, onları hızla geçmiştim ama şimdi olaylar olaylar, dramlar dramlar, insan hızlı da geçemiyor. Kitaba da sadık kalmamışlar azizim, insan merak ediyor. 6 sezonun sonunda "The testaments" de var bir de, vallahi yürek dayanmaz...
Lakin Margaretciğimiz yazınca tam dizi formatında yazıyor bu kitapları, aç açabildiğince, sat satabildiğince. Garip bir kadın.. Yaş 86 ve maşallahı var enteresanlıkta.
Time'ın "bu hikayenin anlatılmasındaki aciliyet" diye başlık attığı şu yazının üstünden 10 sene geçmiş. Amerika bu 10 senede Gilead'a daha da yaklaştı diyebilir miyiz? Hoş, hangi ülke yaklaşmadı ki.. Bizimki, Gilead'ın bir adım önünde duruyor mesela, hatta bazı bölgelerimiz bildiğin Gilead.. Distopik roman diyip geçiyoruz ama, belki de ileride "öngörülen" diyeceğiz.....
Bir de şu var aslında. Benim sinirimi daha çok bozan bir gerçek. Yeni nesil kadınların adeta ters bir feminist devrim yapmakta oldukları gerçeği. 70lerdeki hemcinslerimizin kan ter ve gözyaşı ile söke söke aldıkları bazı haklarımızı maalesef yeni neslin seve seve geri vermeye niyetli olduğunu görüyorum. Çalışmadan koca parasıyla geçinme meraklısı kadınlar diye bir tür var aramızda.. O bana baksın, herşeyimi tedarik etsin, ben de ona kadınlık görevlerimi sunayım, ee daha doğal ne var? diyen bir nesil.... Bu benim aşırı derecede sinirimi bozuyor, bilmem sen ne düşünüyorsun (keşke hepimiz aynı şeyi düşünmesek, ne şahane tartışılacak konu aslında ama bu bloğu okuyan da belli yani.... yine deneyeyim şansımı...)?
*
Neyse. Ben gideyim bir bölüm daha izleyeyim.. Bence yine de sen bulaşma diziye, kitapla yetin derim.

Ben bu diziye birinci sezonunda baslamistim. Sonra yıllarca ara vererek izledim ama bir noktada koptum ve son bir-iki sezon ne oldu bilmiyorum. En son 4. sezonu seyretmiştim galiba. Çok ibretlik yerleri vardi, hep Turkiyeyi düşünüp izledim. Simdi maalesef bakıyorum ki dünya da farklı degil. İyi seyirler :)
YanıtlaSilHiç değil hem de..
SilBak güzel tespit bu. Yeni nesilde gerçekten ağzımı açık bıraktıran özellikler var. Mesela sevgililerinde ki yasakları ve kontrol manyaklığını kendilerine karşı ilgi ve sevgi gibi görüyorlar. Kendilerini baskı yapan erkeğe gönüllü boyun eğme var. 30 yıl önce biz daha özgürdük kişisel alanlarımızda diyorum kızım ve arkadaşlarına. Olur mu erkek dediğin her şeyimizi bilecek, saat kaçta nerede ne yaptın, ne zaman eve döndün vb.
YanıtlaSil,Bana bunları sorgulayan bir erkeğin baştan şansı kalmıyordu.
Erkek tahakkümünü onaylar bir nesil türedi benden söylemesi..
işte tam bunu demek istemiştim, sen daha güzel ifade etmişsin. erkeğe boyun eğmeyi sevgi sanan garip bir nesil var evet... sanırım "sevgi = hizmet etmek" algısından kaynaklı bir yanılsama....
SilTamam diziye bulaşmayayım! :)) Zaten kitabı da okumamış, dinlemiştim, o da yetmişti bana. :)
YanıtlaSilYeni nesil kadınların iş eğilimleri konusuna pek dikkat etmedim sanırım, benim çevremdekiler halen feminist ve eşitlikçi.
Diğer yandan da iş bulup çalışmak konusunda sonn derecede umutsuz olan gençlerin, ben çalışmayayım, birisi bana baksın demesi bir çeşit -yanlış da olsa- çözüm yolu gibi duruyor, belki de.
Bulaşma şekerim...
SilValla "biri bana baksın" benim kafanın tam tersi bir kafa, aslında çok merak ediyorum nasıl neden falan :))) Biri çıksa anonim şöyle, şu nedenle yazsa (ama gerçekten buna inanan uygulayan biri) da anlasak keşke! Erkeklerde pek yok sanırım, belki hala sosyal roller "erkek evine ekmek getirmekle görevli"yi destekliyor ama onların "uyanması" da yakındır yani.. Tembelişkolar.
Benim yorumu yayınlamayın lütfen, gereksiz bir yazı oldu
YanıtlaSilBenim için en cevap verilesi yorumdu halbuki :)
SilÇok teşekkür ederim, size %100 katılıyorum. Ben feminist olmadığımı blogta defaatle söyledim (yazdığınız nedenle) ama anti-feminist de değilim. Şöyle ki, ülkemizde ve açıkcası yurtdışında da, feminist kol 80lerde çok büyük darbe aldı, bence kadınlığından nefret eden kadınların oyuncağı kaline geldi. Kadınlık erkeklikle karşılaştırılarak "tamamen aynıyız" iddiasıyla yaşanabilecek bir kimlik değil. Biz de erkekler gibi bağıralım dövüşelim küfredelim kaba saba davranalım yani içimizdeki testesteronu akıtalım değil.. Feminizm bence 1960-70lerin o hanif kadınlarının algıladığı agresifleşmeden önceki süreçte yaşananlar anlamına geliyor yani "biz de varız", "biz de olduğumuz gibi varız".. Hayır, biz de erkek gibi dövüşken ve savaşçı şekilde varız değil...
Bu anlamda bence %100 aynı düşünüyoruz (keşke yorumunuzu yayınlayabilseydim).
Maalesef şu an LGBTQ+ ayyyyynı tamamen aynı sürecin içinden geçiyor, çiçek çocuk olarak başladıkları yerde agresifleşmeye ve o hiç sevmedikleri Wasp(h) - white anglosaxon protestant heterosexual kimliğine karşıt değil tamamen aynı şekilde davranıyorlar. Oyunu kuralına göre oynamak diyorlar buna ama kuralı koyan agresif dominant erkek heteroseksüeller olunca, zaten en baştan kaybediliyor, bunun farkında değiller.. Halbuki feministler tam bu nedenle kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor.... Dünyaya gerçek bir "kadın bakışı" gerekiyor, feminist değil, kadının üstünlüğüne inanan değil, aynı değil, tam tersine farklılığıyla ve yara beresiyle barışık ama buna rağmen dünyayı aynen - ancak - bir kadın elinden doğal olarak gelen sevgi ve kabullenmeyle değiştireceğine inanan kadınların bakışı....
Ne dersiniz buna?
İnsaflı, merhametli bir bakışa ihtiyaç var. Türkiye'de her zaman bir kadın hareketine ihtiyaç oldu, ama bugün her zamankinden çok ihtiyaç varmış gibi görünüyor. Derin bir yoksulluk var, emeklilik artık ev geçindirmeye yeterli değil. Geçenlerde +90 da bir videoya denk geldim, zor seyrettim.
SilAslında biz anaerkil bir kültürüz, doğuda aşiretleri geri planda hep anneler yönetir.. Ama işte sadece yöneticilik yetmiyor, biraz sevgi şefkat gerekiyor yoksa kadın zorbalığı erkek zorbalığını aşar, kadınların merhametsizliği çok daha fenadır yani....
SilErkeğin kazandığını iyi bir kadın öyle bir çekip çevirir ki, olmayanı oldurur, bizim ananelerimiz hep öyleydi, tek maaşla 2-3 çocuk büyüttüler hepsi. Ama şimdi kadınlarda çekip çevirme yok, geleni yeme hatta erkeği "şunu da al, bunumuz eksik, şu da olsun" diye sürekli zorlama var, borçlandırma var, sonra adam artık sütü ve eti kalmayınca terk ediliyor (bir de nafaka isteniyor hemen) böyle bir "evlilik tarzı" moda oldu.. Maalesef.
Her kadın böyle değil tabii ama böyle tehlikeli bir moda var... Ve bunu hakkı olarak görüyor bu tür kadınlar. "Hizmetlerinin" karşılığıymış... Peh.
Sanırım erkek de, kadın da değişti. 80 lerin yarattığı insan tipi bahsettiğininiz. Neo-libeal iktidasın şekillendirdiği insan bakışı. Muhtemelen bu dönemin sonuna geliyoruz. Sonra ne gelir yaşarsak göreceğiz. Geçenlerde bir yerde gördüm 45.000 TL ye evlenen iki genç vardı. Toplum baskısından, rekabetten kurtulmuş. İnsanlar beraber yaşamaktan ne anladıkları üzerine yeniden düşünmeye başladı demek. Tabii biraz da şans "iyi insanlara denk gelesin" duası gibi :)))
Sil:)) amin, bu sıra sürekli ettiğim dua gerçekten..
SilBence çalışmayan kadınların çoğu evde sigortasız olarak çalışıyorlar ve sigortalı işçi olarak devlet onların haklarınınmuhafaza etmeli.
YanıtlaSilAsıl problem, zengin çocuğu olarak doğup hayat boyu ana baba parasıyla yaşayanlarda, ve servetini sonsuz bir hırsla biriktirenlerde. Dünyadaki kıtlığın, savaşların, haksızlıkların sebebi genellikle servet içerisinde yaşayıp, diğer insanlardan daha yukarıda olduğunu
Evet!!!!! Çok katılıyorum.
SilAy sizin yorumlar hep eksik mi geliyor??? Geçen yine siz miydiniz adsız ve yarım yorum olmuş... Yani anlıyorum ne demek istediğinizi ve hak veriyorum ama keşke tamamlasanız da cevap da verebilsem :)
ben bu diziye başlayıp, 3-4 bölüm sonra ruhumu daralttığı için bırakmıştım. ara ara yine başlasam mı diyorum ama yok, hayat zaten yeterince bayıcı, distopya okumak da seyretmek de istemiyorum sanırım!
YanıtlaSilseninle aynı fikirdeyim demek istemezdim ama aynı fikirdeyim yeni nesille ilgili. o kadar çok öğrencim, evlenip çocuk yapıp evde oturma yolunu seçti ki, çok üzülüyorum bu hallerine. o tantanalı kına-düğün organizasyonları nasıl birbirine benziyorsa bu yol da sanki benzemeye başladı birbirine. normalleşiyor gördükçe de sanki. nedenini bilmiyorum...acaba bir üst kuşak anneleri çalışırken bu çocuklar kendilerini ihmal edilmiş mi hissettiler diye düşünmeden edemiyorum.
Şekerim benim de ruhum kendi hayatıma daralmıştı, şimdi kendi hayatımı bırakıp ne olacak bu June'un hali diye üzülüyorum :)))) Şaka bir yana aman boşver gerçekten... Ben bu sıra akıl dağıtıcı bazı aktiviteler peşindeyim. Bunu bulabildim daha. Daha yaratıcı olsam daha iyiydi....
SilBak ben tam o dediğin kendini ihmal edilmiş hissedip ben asla annem gibi yapmayacağım çocuğumun yanında olacağım büyürken diyenlerdenim ve açık söyleyeyim, o yol da yol değilmiş :)))) Yani mesleğe dönebildiğim için kurtardım vallahi kendimi ipten, dönemeseydim ciddi depresyonda olurdum. Şu an az depresyondayım çünkü çocuklardan bunaldıkça "yarabbim şükür dışarıda başka bir hayatım başka bir rolum de var" diyorum. Açıkcası kariyer yerine çocukları büyüttüğüm için pişman değilim hem de hiç değilim ama keşke şu ev işleri falan başkasında olsa, ben de tüm zamanımı sadece çocuklar ve iş arasında eşit geçirebilsem.. Yani aslında diyoruz ya çocuk mu kariyer mi, aslında ev işleri-çocuk-kariyer o maalesef... Yani benim için. Türkiyede çoğu çocuklu insan yardımcı alıyor. Aslında ideali hem yarı zamanlı çalışmak hem yardımcı almak... Ama ekonomik nedenler işte, yarı zamanlı çalışınca yardımcı alabilecek bütçe olmuyor. Bütçe olsa bu sefer de "e yarı zamanlı çalışıyorsun, bir de yardımcı mı alacaksın, bir sürü vaktin var, ev işi eline mi yapışır" oluyor. O zaman da kendine sıfır zaman kalıyor.. Olmuyor da olmuyor yani..... :) Olduramadığğğğm diye bi şarkı vardı.
Erkekler biraz prensesleşince kızlar beni merak etsin bana baksın triplerine giriyor , önceden ise erkekler fazlasıyla sahiplenici hatta darlayıcıydı ve özgürüm ben krizlerine giriyorduk. Roller değişiyor korkusu var bence kızlarda
YanıtlaSilAaaa bak ben hiç bu taraftan bakmamıştım.. Ya çok şanslıymışım bana iki türü de denk gelmedi bu erkeklerin :)) Ama çok haklısın, kadın ve erkek cinsiyet rolleri değişiyor.. Belki - umarım - ortak bir "insan" kimliğinde sabitlenir...
SilYorum yazmak istedim ama yorumları okuyunca yazacaklarımı unuttum
YanıtlaSilEsen ben, en baştan yazayım da :)
YanıtlaSilCeren, her şey değişti. Erkekler de, kadınlar da. Bizim zamanımızla, yani bir önceki jenerasyonla alakaları yok! Dipnotu buraya yazayım unutmadan, çıkma teklifi geri gelsin en başta :)
Kadınların evlenip, kocalarının geliriyle (koca parası demedim hiç dikkat ettiysen (: ) geçinmek istemelerine hiç anlam veremiyorum zira neredeyse % 90 ı üniversite mezunu ve dolayısıyla meslek sahibi. Madem mesleğini yapmayıp, böyle bir hayat yaşamayı tercih edeceksin neden bi dünya parasal yükün altına sokuyorsun aileni üniversite okuyarak mesela?
Bizden örnek vereyim kısacık. Lise sonda stajla başladım çalışmaya ve çocuklar da dahil hiç ara vermeden çalıştım/çalışıyorum. Bırak eski eşimin geliriyle geçinmeyi, upuzun yıllar sadece benim gelirimle geçindik. Ne oldu sonra? Boşanırken hakkım olan hiçbir şeyi alamadım.
Dolayısıyla orta bi yol bulmalı bu konularda ve illa ki boşanmak gerekirse, tüm bu aşamalarda adil ve nazik olacak- ya da diyeyim kabalaşmayacak- biriyle evlenmeli.. Benim dersim ve sınavım bu yöndeydi ;)
Konudan uzaklaşmış olabilirim, başka yerlere evrilmiş de olabilir konu, şimdiden pardon ;)
Aslında okumazlar da, zorla özelinden mözelinden biryer bitirmeden olmuyor Türkiye'de... Sadece kızlar için değil oğlanlar da böyle açıkcası.. mızmızmızmız...
SilEsen sen çok güçlü bir kadınsın, iyi ki varsın.. Belki sen zorluk çektin ama başkalarına ışık oldun, en başta da kendi çocuğuna, değil mi? Bunu unutuyoruz bazen, sarılıyorum sana..