25 Mayıs 2026 Pazartesi

Nezâket

Dün gece, misafirler gidip de ortalığı topladıktan sonra, salonun pek sevdiğim loş ışıkları altında oturmuş nezâket üzeine düşünüyordum. Sabah baktım Dikkatsiz de bu konuda düşünüp yazmış. İnsan nezâketle karşılaşınca şaşırır, duygulanır oldu şu günlerde.. Üzerine düşünür, yazar oldu.. Hani özel günler gibi, ne kadar hakkı yenen bir konuysa o kadar şevkle kutlanır ya ülkemizde: işçi bayramı, çocuk bayramı, kadınlar günü.. Yakında bir de nezâket günü ilan edersek, şaşırmam..

Fakat bana nezâketi düşündüren onun yokluğu ya da anlık varlığı sonrası yaşattığı şaşkınlık değil. Dün gece, masamda Eleni ve Yorgi vardı.. İsimlerini açık yazdım çünkü sanırım bu, hayatta son karşılaşmamız.. Çünkü önce memleketleri Yunanistan’a sonra da Amerika’ya göçüyorlar.. Almanya’yı terk ediyorlar büyük bir keyifle.. Ve ben hem onlar için sevinirken, hem kendim için üzülüyorum; çünkü en yakınlarımdan biriydiler ve doğrusu bu ya, artık bu terk edilmelerden çok sıkıldım. Allah beni bu hayata resmen sevdiklerim tarafından terk edileyim diye getirmiş sanki!

Neyse. Duygusallaşmanın alemi yok. Güzel bir geceydi. Masamın çevresinde gece geç saatlere dek oturup sohbet ettik, son defa.. Ve ben Eleni’ye her baktığımda “dünyada gördüğüm en nazik insan” diye düşündüm.. En nazik, sesi hiç yükselmeyen, sakin, sakit…. O da Akdenizli ama benim gibi nar çiçeği kırmızısı değil, serin mavi bir enerjisi var, Ege gibi….

O an dedim ki, işte tam olarak bu. Savaşmak yerine kabullenmek. Baktığın her şeye bir anlayışla, kabulle, yargısız bakabilmek. Dışında ne savaşlar kopsa da içinde sukûneti koruyabilmek. İşte bu.. 

Bu doğuştan gelen bir karakter özelliği midir, sonradan öğrenilebilen bir huy mudur emin değilim, ikisinden de biraz sanırım. Ama çok özeniyorum nazik insanlara.. Çok isterdim onlardan biri olabilmeyi…. Evet çok.

Yolun açık olsun nazik arkadaşım Elena….

Kıştan bir fotoğraf, ağlaştığımız için puf puf gözlerle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder