Daha geçen gün P.'nin tatlı dedikodusunu yapayım demiştim, alışmadık totoda iç çamaşırı durmuyor (daha da ne kadar politik doğrucu kurulabilirdi bu cümle bilemedim), döndü dolaştı o dedikodum - iyi niyetli de olsa - geldi bana: Dün gece bizim kız da çok benzer bir konuda error verdi. Üstelik sadece iki gün önce bilmiş bilmiş "çocuklara büyük büyük kararlar bırakılmamalı" demiştim, al işte, "sadece demekle kalmayın, C. hanım, uygulayın da bakalım..." dedi sevgili Karma.
Sorun şu. Kızım sistemin en iyi okullarından birine, tamamen kendi isteği ve kendi emeği ile girdi, bu 3. senesi yani 7. sınıfta ve 12 yaşında. Şu ana dek notları gayet güzeldi, zaten sosyal bir çocuk, sporunu yapıyor, ekranla fazla içli dışlı değil, yani "şirinler kasabamız"da, dünyanın gerçeklerinden uzakta, mutlu mesut yaşayıp gidiyorduk. Ne büyük lüksmüş meğerse, haberim yokmuş......
Dün gece M. bombayı patlattı. "Ben okul değiştirmek istiyorum. Okulu da buldum xxx Realschule. Ayın 26'sında açık kapı günleri var, birlikte gidelim, siz de görün. Bu yaz geçmek istiyorum." Nokta.
Haydaaa.
Asla yanlış anlaşılmasın, daha yoğun eğitim veren ve 13 sene olan Gymnasium'dan, daha ortalama eğitim veren ve 10 sene olan Realschule'ye geçmesin aman aman derdinde değilim. Gerçekten zorlanıyorsa, başarı odaklı bir ebeveyn değilim, tabii ki geçebilir. Fakat M.'in derdi, 5 kızlık grubundaki, bu sene okulda zorlandığı aşikar olan diğer 3 kız arkadaşı Realschule'ye geçecek diye (kesin değil bu arada, geçelim demişler), o da sırf yakın arkadaşlarından ayrılmamak için, geçmek istemesi! Tabii ki o bunu reddediyor ama notları gayet iyiyken, son 1 aydır okulda defter bile tutmaması, ödevlerini yapmaması, sınavlara hazırlanmaması ve tabii ki düşen notlarının başka açıklaması olabilir mi??? Sanıyor ki "ha evet sen zorlanıyorsun çocuğum, tamam geç Realschule'ye" diyeceğiz.... Aklınca ders çalışmayarak "benim kapasitem bu"yu kanıtlayacak!
Ay delireceğim sevgili dostlar..... İçimde fırtınalar koparken ve tüm bunları bu kadar açık görüyorken, çocuğa "numaranı yuttum" rolü yaparak, onu kendisinden korumaya çalışmak öyle zor ki.. Çünkü numarayı yüzüne vursam anında bağrış çağrış, iyice inatlaşma.... Sırf bana "dersleri yapamadığını kanıtlamak" için iyice bırakacak.... Ay çok zor bir noktadayım!!! İmdat.
90'larda anne olsak, "salak mısın kızım, herkes uçurumdan atlıyor diye sen de mi atlayacaksın, kendine gel" der konuyu çözerdik. İki de tehdit: "Realschule de neymiş, derslerin kötüyse sınıfta kalırsın seneye tekrar edersin aklın başına gelir." Ama 2026'da bunların hiçbirini yapamıyoruz çünkü psikolojik zarar...
Sıçacağım bu 2020 anneliğine yaaaa..... Yeminle kaç defa bir tokat aşketsem bütün preMsesliği bitecek diye düşündüm de tuttum kendimi, kendi kendimi yedim de ona "canım bak çözümü birlikte bulalım" anneliği çektim..... Yeminle iki tokata bakardı bazı anlar..... Ama yok. Korkuyoruz. Kötü anne olmaktan, çocuğun psikolojisine zarar vermekten deli gibi korkuyoruz. Sonuç: duygusal anlamda gelişmemiş, psikolojik dayanıklılığı sıfıra yakın, mızmızmız, kendini prenses sanan hatta prensesi bırak dünyanın merkezi ve ailesi için yaşamın anlamı sanan bir nesil.
Sabah kalksın makyaj yapsın 1 saat, saç düzleştirsin, tüm harçlığını benim bu yaşımda kullanmadığım kozmetiğe ve parfüme döksün. Akşam gelsin "çok yorgunum ders çalışamayacağım, biraz snapchatte arkadaşlarımla sohbet edeceğim" desin, sen de inan... Yoruldu çocuk. Ne yaptı halbuki saat 8den öğlen 13'e dek eğitim gördü!!!!! Öğleden sonra spora gitti. Bu yani! "Aşırı yoruldu" bu!
Ne yapacağımı bilmiyorum.....
Sosyal medyayı fazla kullanmıyor, günde 1 saat ekran izni var, genelde whatsapp ve snapchatte. Tanımadıklarını ekleme lütfen dedik, nedenlerini anlattık, anladı diye umuyoruz. Derslerde ortalamanın üstünde bir başarı beklentimiz yok. İstediği herşeyi elimizden geldiği ölçüde maddi manevi yerine getirmeye çalışıyoruz. Tamam zorsa, üniversite falan da önemli değil, dünya değişiyor, yapay zeka zaten beyaz yakanın yerine geçiyor artık. Belki de hakikaten makyaj yapıp, matcha latte içeceği ve saatlerce telefonda konuşacağı bir hayat bekliyor onu, bilemeyiz.... Ama tam tersi de olabilir ve insan zaten bu nedenle eğitim alır, bu nedenle "olabileceğinin en iyisi" olmaya çalışır, çünkü "seçenekleri artsın"....
Bilmiyorum dostlar....
Ne yapılabilir bilmiyorum. Tamam yaş 12 ve gerçekten zorlanıyor olabilir hormonlar bir yandan, 2026 dünyasının gerçekleri bir yandan... Kolay değil, anlıyorum. Ama ben ne yapabilirim, bilmiyorum.... Tıkandım kaldım.
Dün gece yatağına, yanına yattım, sarıldım, öptüm, içimdeki savaşların hiçbirini yansıtmamaya çalışarak "M.cığım, biliyorum çok zor bu yaşlar, her şey değişiyor, anlıyorum. Seni çok seviyorum. Sen benim için bu dünyadaki en değerli şeysin. Ne olursa olsun bu değişmeyecek, ben seni hep ve her zaman çok seveceğim" dedim... Pıt pıt gözyaşı döktü.. Sarıldık sarmanlaştık. "Yarın ilk ders boş arkadaşlarımla starbucks'a gidip matcha latte içebilir miyiz?" dedi, "hayır" dedim :)))) Göz devirdi... "Ama hepsi gidiyor" dedi, "olabilir, biz farklı bir aileyiz, farklı kurallarımız var, 12 yaşındaki bir çocuğun kahve içmesine karşıyız" dedim (ki eşim karşı değil, bu konuya hiç girmeyelim, çıkamayız). Bir posta da kahve kavgası ettik. Yine sarılıştık. Uyudu.
Ertesi sabah 7'de kalkmış, "anne beni okula sen bırakır mısın? malum arkadaşlarım kahve içiyorlar..." dedi, atılan taş kafamı yarmamış gibi bir tonla,"peki" dedim :))) "Anne makyaj yapabilir miyim bugün?" dedi, "son ders boş öğle yemeğine cafe'ye gideceğiz" (sormak bile yok, peki, sen de abartma artık C.). Peki demiş bulundum. 30dk sonra, 22 yaşında görünen 12 yaşındaki kızımla okula doğru yola çıktık.........
oooooooooooooooooooooooof of.
Sende nasıl durumlar? Ya da, sen nasıl hayatta kaldın bu yıllarda? Makyaj, kahve, sosyal medya hepsi sembol aslında, "ben büyüdüm" savaşı... Ama daha 12'sin yaaaa. 12! Benim görevim, seni senden korumak bazen de.... Ve fazla korumacı sınırlayıcı kısıtlayıcı da olmadan... Ooooof of, öyle ince ayar bir denge ki......
Var mı önerilerin; benim elimden sadece sevmek, yanında durmak, endişeden ölürken renk vermemek dışında bir şey gelmiyor bu sıra...
On iki yaş şey değil mi ya? Kendimizi çok büyümüş hissedip aslında halen küçük olduğumuz, bir hevesle "Ben manken olucağğmm yahh" deyip akşamına izlediğimiz dizideki avukat kadını cool bulup avukatlığa geçtiğimiz yaşlar... Her yaşın kendine göre bir saçmalama kotası ve de potansiyeli varsa o yaşlarda bu booolca oluyor. Anne olmak ayrı meslek kimliği ayrı işliyor ve bazen bunları birbirine çok da karıştırmamak gerekiyor bence :)) Onun bu kararını ve konuşmak isterse nedenlerini elbette dinleyin. Konuşmak isterse konuşsun, duygularını yaşamak istiyorsa yaşasın senden iyi eşlikçi mi var? Ama nihai noktada kararı tamamen ona bırakmamakta da fayda var bence. Hem o zamana gelene dek fikri kaç kez değişecek kim bilir... Geçen gün annemle yaptığımız bir sohbette annem şey dedi: " Şimdiki zamanda anne olmak da zor çocuk olmak da. Şimdiki anneler her kararı çocuğa bırakıyor. Çocuk sürekli seçim yapmak zorunda. Oysa çocuk o yaşta doğrusunu eğrisini ne bilecek? Eskiden biz size şu yapılacak derdik, yapardınız. Çok inatlaşacak olduğunuzda terliğimiz vardı. Kararlılığımızı görür sürdürmezdiniz." dedi:)))) Allah aşkına çok haklı değil mi? Belki de anneler için terlikleri yeniden ele alma vaktidir. İsabet ettirmek tamamen opsiyonel :D
YanıtlaSilBen hiç terlikle tehdit edilmedim ama kesinlikle bu kadar demokrasi yoktu evimizde. Bu yapılacak dendiğinde sormazdım. İtaat ederdim.
SilŞimdi de Uzun diyor bu yapılacak, itaat ediyoruz. Bak şimdi.. Görüyor musun...... Nereye gitti.
Ama karşıtı da bu mu yani? Bildiğini okuyan bir neslin yarattığı dünya nasıl olacak peki?
Bir de dayak arsızı olan çocuklar var, terlik isabet ettiğinde bir mutluluk huzur duyan, alışan, duyarsızlaşan, inadına yapan bir tür.... Bugünlerde onların yönetiminde gibiyiz biraz da sanki.... Dünyaca yani.
O yaşlarda gitmek isteyip babamın göndermediği ve ağlamaktan bitap düşdüğüm günleri hatırladığımda şu an ben de göndermezdim diyorum. Ama senin gibi anlatarak olmaz deseydi bu kadar üzülmezdim. Senin çözüm bulacağına inanıyorum sevgili C. Hülya
YanıtlaSilTam olmaz da diyemiyorum Hülya, belki de gerçekten zorlanıyor emin değilim... Derslerden değil de sanki öğretmenlerden ve öğrencilerden zorlanıyor gibi ama.. bakalım bir uzun konuşup anlamaya çalışacağım bu haftasonu. Oğlanı kakalayacak bir yer bulabilirsek anne baba çocuk üçümüz bir kahvaltıya falan gidebilirsek, masaya yatırıp konuyu...... Sosyal bir ortamda olursak bağrış çağrış da yapamaz, malum tiyatrocu, büyük büyük yaşıyor tüm dramaları... Valla elim ayağım titriyor baya zorlanıyorum bu sıra.... Yazmak tek teselli....
Sil