25 Ocak 2026 Pazar

Bu dünyadan bir de M. Eniştem geçti..

M. eniştemi kaybettik... Bugün 7'si oldu bile..

Soyadı kadar değişik, az bulunan bir insandı. Küçük teyzemle, ben üç yaşındayken evlenmişlerdi ve ben sırf bu nedenle, teyzemi benden aldı diye, başlarda onu hiç mi hiç sevememiştim. Düğünleri boyunca hüzün denizlerinde boğulmuş, burnumun ve genzimin acısı artık dayanılamaz olduğu anlarda da yemek masasının altına kaçıp kaçıp ağlamış, biraz açılana dek bekleyip, kimse ağladığımı anlamaz sanarak masanın yüzeyine geri çıkmış, bir sonraki ağlama krizine dek içlenmeye devam etmiş, sonunda da tüm nikah fotoğraflarında şişmiş gözler ve kıpkırmızı bir burunla yerimi almıştım..  

Eniştem hakikaten o kadar farklı bir adamdı ki, çocukken onun uzaydan geldiğini, bizleri inceleyip uyum sağlamaya çalıştığını, sonra da kendi uzaylı arkadaşlarını çağırıp dünyamızı ele geçireceğini düşünürdüm. Bu engin hayal gücüme şimdi gülsem de, yine de eniştemin çok kendine has, farklı bir insan olduğunu düşünmeye devam ediyorum. Onu tanıyan herkesin de aynı şeyi düşündüğüne eminim. 

Fakat eniştemin asıl ilginç yönü; hiçbir koşulda sinirlenmemesi, asla sesini yükseltmemesiydi. Şu 43 senede eniştemi bir defa bile bağırıp çağırırken görmedim ve sanırım teyzem de görmemiş! Elbette bazı durumlara tahammülü düşer, öfkelenir fakat en çok "cahil işte, bu insan değil, terbiyesiz" falan türü küfür bile sayılmayacak bir sıfat söyler, geçerdi. Sonrasında da takılıp kaldığını, kin tuttuğunu hiç görmedim. Bu nasıl olabilir inan ben de bilmiyorum ve dedim ya, belki de gerçekten başka bir gezegenden gelmişti eniştem..  

Mizah duygusu da değişikti. Eskilerin soğuk espri dedikleri kelime oyunlarını - biraz da Dil Tarih’çi oluşu nedeniyle severdi. Mesela denizden gelmiş, "enişte deniz nasıl?" diye sormuşsunuz, "ıslak" derdi.. "Enişte çay içer misiniz?" deseniz, "geçen ay içtim".. "Enişte nasıl uyudunuz?", "yatağa yattım, gözlerimi kapattım".. Kimi kibarca güler, kimi anlamaz “yok yani şey demek istedim..” diye açıklamaya kalkar, kimi de benim gibi hemen soruyu çevirip "ooo ıslaksa, havlu da götüreyim bari" gibi bir manevrayla oyuna katılırdı.. Bu son grubu eniştem çok sever, keyifle, gözleri parlayarak gülerdi.. Yıllar sonra aslında bu soğuk esprilerinin bir tür sınıflama mekanizması olabileceğini düşündüm, belki bir tür zeka testiydi, bir tür kişilik testiydi..

Eniştem felsefeye meraklıydı ve sık sık felsefi sohbetler eden bir insandı. Parapsikoloji ve bilinçaltına, izoterik uygulamalara, ruh çağırma deneylerine, medyumluğa da meraklıydı. Reiki konusunda da üst düzey bir uzmandı. Ailede herkes aşırı mantık ve bilim abidesi olduğu için, onun bu izoterik yapısı, hepimize mükerrer "gel seni hipnoza alayım" ısrarı da çok acaipti. Bir de sessiz sakin ifadesi, duruşu ile bu yapı birleşince düşün artık.. 

Teyzem birkaç seansa katılmış, çok etkilenmiş, "ay çok korktum resmen geldi birşeyler C.! Ay bak tüylerim yine diken diken oldu" diyerek beni de korkutmuştu :) Fakat işler asıl ben nöropsikoloji yüksek lisansı yapıp her tür izoterik yaklaşımı beynin doğal fizyolojisine bağlayınca güzelleşti, çünkü eniştem bana izoterik yaklaşımı kanıtlama inadına hiç kapılmadan, benim ona nöropsikolojik açıklamaları öğretmemi istedi ve düşmanı içten fethetti :)  

Eniştemin 70 Türkiye’sinde uluslararası bisiklet yarışlarına katılması, bisikletle kalkıp Avrupayı dolaşması, ayrıca fotoğrafçılığa gönül verip ödüllü fotoğraflar çekmesi ve Türkiye’yi yabancılara tanıtan resimli gezi kitapları yazması da diğer ilginç yetenekleri arasındaydı. Fotoğraflarından bazılarını çerçevesiz dev kanvaslara bastırıp, evlerinin duvarlarına astı. Salonda otururken, bir sonbahar vakti Abant’ta gibi hissederdin, çok güzel bir duyguydu.. 

Eniştemi, 83 yaşında, güzel yaşanmış, dolu dolu ve rastgele değil bilinçli bir uğraş ile işlenmiş, dolayısıyla anlamlı bir hayatın sonunda, iki senedir savaştığı zalim hastalığa kaybettik. Gidişinde hüzünden çok huzur vardı, iyi bir yere gidiyor oluşuna dair bir huzur..   

Onu tanımak çok ilginç ve güzeldi. Huzur içinde yatsın, mekanı cennet olsun..