9 Ocak 2021 Cumartesi

Süreya ile Cemâl

 "Bir içim su..." derlerdi onu görenler. Bursa şeftalisi gibi bir ten; pembe beyaz, açık kumral. Açık tene zıt koşan, zeytin gibi simsiyah, pırıl pırıl, kocaman gözler. Gözlerden de siyah hatta hayır, siyah değil de resmen derin deniz mavisi ama dalgasız, hattâ çarşaf kadar kıpırtısız, dümdüz bir denizin mavisi gibi, kalın telli, upuzun, boğum boğum saçlar. Sadece güzel değil, zekiydi de. Zaten zekâ olmasa, güzellik nereye kadar.. Upuzun boynunu düşünceli olduğu zamanlar hafifçe sağa kırardı. Dudakları hafifçe gerilir ama asla aşağı süzülmezdi kenarları.


Sevginin bir insandan diğerine, doğal aktığını öğrettin sen bana. Bir nehir gibi. "Keşke yalnız bunun için sevebilseydim seni.."

Çok güzel bir kadındı Süreya. Güzelliğinin farkında olmayan, kendisi dışında herşey ile ilgili, rengârenk bir kadındı.. Yalan dolan, dedikodu ve hattâ Şiir! bilmezdi. Olduğu kadar, olmadığı kader derdi; hiçbir zaman ağırlaşmazdı, hafif yaşardı. Akar giderdi Süreya.

Bizim normal iki insan gibi konuşabilme, dostça kaynaşabilme şansımız hiç olmadı.. İlk kelimenin ilk harfinde bile aşk vardı. Nehir gibi akan bir aşk. Bazen çağlayan, gürül gürül yağan kelimelerin vardı. Bazense sakin, yaprak kımıldamaz.. "Sevmek" derdin.. "ne uzun kelime!".



Kendine has bir edası vardı. Okurken, saçlarını tek eliyle alelade bir tavırla geriden kavrar, kulağının ardından boynunun bir yanına atardı mesela.. Farkında olmadan yapardı bunu. Göğüslerinin hemen altına dek uzanan, simsiyah, kapkaranlık, kıpırtılı bir kütle. Sanki boynunda kıvrılıp uyuyan kömür karası bir kedi varmış gibi.. "Masal dinlememiş çocuklar, büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler."

Hatırlar mısın, ne kadar soğuktu o kış.. Ellerimiz buz gibi ikimizin de, yine de sıkı sıkı kenetlenmiş, hiç ayrılmamasına. Upuzun yollar vardı önümüzde; insansız, sakin kentler. Bir durgun su derdin, yeterdi..

*

Ya Cemâl'e ne demeli?! İnce uzun. Servi ağaçları gibi biraz öne eğiktir onun başı da; düşünmekten.. Ne düşünür bu adam; aile geçindirmeyi mi, bitmeyen evrak işlerini mi, salondaki sobanın sıcağını mı o kara kışta? Yok! Adam şiir düşünür.. "Küçük bir çocuğun yokuş aşağı koşması gibi seni düşünmek; biraz heyecan, biraz da düşecekmiş korkusu.."

Seni düşündüğümde hep "yavaş!" derdi içimdeki ses. Koşma, düşersin.. Sakin, yavaş, aceleye getirme. En sevdiğin roman gibi, sonu hiç gelmesin ister gibi; oyalanarak, bazen geri dönüp aynı cümleyi bir defa daha okuyarak, hiç bitmesin diye umarak..


Süreya ile Cemâl; hiç bir araya gelemeyen, birbirini tanımadan, bilmeden upuzun yaşamlar geçiren iki sıradan insan sadece. Belki Süreya o kadar okumasa, oturduğu hasır koltuktan başını az kaldırıp, hemen önünde vapur bekleyen o adama bir defalık bakmış olsa.. Vapur bekleyen adam da martılara bakmak yerine, az ilerdeki çayhaneye girip bir çay alsa. Esse o gün rüzgar bir başka türlü.. İlk defa demli değil, açık içse o çayı.. Görecekler belki birbirlerini? Görmemeleri mümkün mü?

Açık çay içerdi hep
Demli olunca, bardağın diğer tarafından 
beni göremezmiş!
Öyle derdi..

Şairin ölüm yıldönümü bugün.. Anısına, oyunlu ufak bir (ya da içiçe 2?) ters-düz öykü.. 

18 yorum:

  1. Dumanı üstünde yazıları okumaya bayılırım demiştim bir kaç gün önce bir yorumda, bir de gece yarısı alınmış sıcacık ekmeğin içine tereyağı koyup yemeye... Bu kez okuduğumda bir waaaooovvv çıktı ağızmdan, istemsizce, ve de sessizce... Yürekten ama! Çünkü yazının sahibine ve yazının duygusuna yetecek sözcüklerim tıkanmıştı:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Başka bir dönemin insanları işte bunlar..

      Sil
  2. Cemâl Süreya'yı ne kadar güzel anmışsınız. Mutluluğun resmini çizmek mümkün olmasa da ruhun mısralara dökülmesi mümkünmüş demek usta bir kalemin elinden.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu da bir adamcağız değilmiş yazık :) memuriyet, para sıkıntısı, biraz da maçoluk var aslında sevgiliye de çektirmiş biraz, Zuhal Hanım’a dek bir tamamlanmışlık hissi de olmamış yazık.. Ama “adam yazıyor” :))

      Sil
  3. Çok güzel bir şey okudum, şiirden de şiir gibi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım Leylak Dalı.. o senin güzel görüşün

      Sil
  4. Sevgili Ceren, bin tebrik, bin teşekkür. Keyifle okudum.

    YanıtlayınSil
  5. derin deniz mavisi..
    öyle güzel ifadeleri var ki sevmek üzerine insan başka bir şey söyleyemiyor susmak kafi geliyor yorum bile yapamadıım bu yazı o kadar hoş olmuş kii kalemine sağlık valla :)

    YanıtlayınSil
  6. karşımda bir dizini altına alıp sedire oturmuş, elinde çay bardağı, sevdaya inanan bir tazenin ağzından kasabadaki öğretmen ve kaymakamın hikayesini anlatışı canlandı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hahahah daha çok şöyle: dizinin üstüne bilgisayar koymuş, yanında soğumakta olan unutulmuş bir sade kahve ile sevdaya fazlasıyla inanan orta yaşlı bir kadın :)))

      Sil
  7. Ne güzel bir yazı olmuş. Çok yakışmış şaire :)

    YanıtlayınSil
  8. ne güzel bir buluş olmuş cemalle süreya :) bursa şeftalisi gibi ten de iyimiş :)

    YanıtlayınSil
  9. Ananem bana derdi ;) ama anane gözünden her torun için denilebilir tabii

    YanıtlayınSil