3 Haziran 2020 Çarşamba

İmkânsız aşklar fesleğenler

Tüm fesleğenler gibi başladı hikâyesi. Koyu yeşil ve organik. Ama onu farklı kılan; benim ona karşı, onu ilk gördüğümde hissettiğim aşktı. Birçok benzerleri arasından onu seçmemin nedenini tam açıklayamam; fakat uzunca bir süre ufak yapraklarına hiç dokunmadan izledim, köklerinin derinliğini merak ettim. Bulunduğu kabın ona küçük geldiği, bundan rahatsızlık duyduğu ama en nihayetinde ufak bir bitki yaşamına hapsolduğu gerçeğini de değiştiremeyeceği belliydi. Yine de sevdim onu, aradığım tam olarak oydu.

İlk defa yapraklarına dokunduğumda, kalbim pır pır etti. Tam tahmin ettiğim gibi muhteşem bir kokusu vardı ve tüm evren bu güçlü kokunun ardında kaldı. Renkler daha bir koyulaştı, sesler anlam kazandı, güneş sanki daha fazla ısıtmaya başladı. Oysa o sabah, onu almaya karar vermeden önce, renkler de kokular da eksik ya da silik gelmemişti hiç. Sahip olmadığım bir fesleğenin eksikliğinin bile bilincinde değildim.

Eve getirdiğim gibi saksısını değiştirdim, kökleri tahminimden daha kısa ve kırılgan gözüktü gözüme. Aldırmadım. Nasılsa yetişir, gürleşir dedim. Önümüzde koca bir yaz vardı, güneşin sevecen kollarında, bahçe masasının üstünde, şipşirin, sapsarı bir saksıdaydı. Suyu her akşam serinliğinde tam ihtiyacını karşılayacak kadar veriliyordu. Daha ne isteyebilirdi?

Fakat günler geçtikçe, o canlı koyu yeşil yapraklar sararmaya, boyunlarını eğmeye başladı. Güneşten olabilir diye gölgeye aldım. Kuşlar, böcek ve kelebeklerden korumak için masa üstünde, her an gözüm üstünde olacak şekilde tuttum. Konuştum, “neden?” diye bile sordum. Olmadı. Günden güne cılızlaştı, kurudu, yaprakları seyreldi.

“Sen fesleğeni sevdiysen, fesleğenin de seni sevmesi şart mı?” diyen oldu. “Bu coğrafyanın bitkisi değil, ona muhabbet lazım, üşür” diyen oldu. Orasını burasını kırpmamı isteyen, hattâ “sana fesleğen mi yok, at yenisini al” diyen bile oldu. Yalan yok, onun kırılgan suskunluğuna daha fazla dayanamadığım bir gün elimde yepyeni, yemyeşil bir fesleğenle gelip, hırsla yeni fesleğeni aşk kırmızısı bir saksıyla tam yanına koyduğum dahi oldu. Ama aklım fikrim, hep onda kaldı. Yeni gelen fesleğeni kısa sürede salatalara, yemeklere boca edip tükettim. Ve beş cılız kökten müteşekkil fesleğenle yeniden başbaşa kaldık.


Onu kesip atamamamı anlamak zordu. Ölümlü bir canlıya, süreli ve sınırlı oluşu baştan belli bir ilişkiye bunca bağlanmam bana da tuhaf gelmişti doğrusu. Tüm bitkilerim arasında ona bu kadar ehemmiyet vermem, özenmem, onda kendimden birşeyler bulmam, ölümlü ve sonlu bir canlıdan, hele ki bu kadar saksısı içinde hapsolmuş, kendi sınırlarını yıkmaktan aciz, kendi halinde yaşayan bir canlıdan, karşılıklı sevgi ve emek beklemek de neydi? Utanmadım; bir de onu suçladım. “Sana herşeyi veriyorum, neden karşılık vermiyorsun? Senden tek beklediğim senin de beni sevdiğini göstermen” diye bağırdım bile.

Tepki vermedi tabii. Kurumaya, günden güne cılızlaşmaya devam etti sadece. Ah canım ne acıdı, ah umudun tükenişi, içinde kalan özlem. Bunu kendime neden yaptığımı soran ve hattâ “Bu; çaresizce sevmektir, güçsüzlüktür” diyen bile çıktı.

Fakat.. Elimde değil, ben böyle seviyorum. Ben buyum. Ben fesleğeni seven, onu yaşatmak için uğraşan, sonunda elinde tek bir tane cılız dal kalmış olan o kadınım. Elimde değil; ben umuda inanıyorum.. Salağın biriyim ama umudumu da yitirmek istemiyorum..

Tüm kuruyan dalları temizledim, yeni ve deniz mavisi bir saksıya aldım fesleğenden bana kalan tek dalı. Masamın üstüne koydum. Nerede yanlış yaptığımı bilmediğim için, bu tek cılız dalı yaşatmamın da mümkün olmadığını bilerek.. Aldım karşıma ve “olsun, sen beni sevmesen de, ben seni çok sevdim, sınırsız ve köksüz sevdim, sevmeye de devam ediyorum. Bunca sevgim de yetmeyecekse seni hayata bağlamaya.. Demek ki sorun bende değil sendeymiş” dedim.


Şimdi bekliyorum. O cılız daldan bir mucize, yeniden koyu yeşil yapraklar, tüm dünyayı güzelleştirem o mis gibi kokuyu bekliyorum. Çaresizlik değil, delilik de değil, sanırım inanç. Ya da olabilecek şeyin büyüklüğü, hayâli karşısında duyulan bir his sadece..

Hamiş. Bu da ufak bir botanik aşk hikâyesi :)) 🌿 Hayır başlık hiç de “paramparça aşklar köpekler” filmini anımsatmıyor.. Ve ayrıca tuhaf da değil; Leon’daki Mathilda’nın saksı bitkisine duyduğu bağlılığı, The Great Gatsby’deki hafızalara kazınan sahneyi de unutmamalı.

17 yorum:

  1. Sanki burdan bakınca toprağı biraz sıkıştırmalısın gibi geldi.Toprak gevşek olunca bitki tam tutunamıyor.H.Anne 3 tane ölmek üzere olan çiçek göndermiş bana.Ayşe bunları canlandırır,demiş.Sadece toprağı sıktım biraz.Gevşekliğe,gevşemeye müdahale etmeli yani.
    Ama çok güzel yazmışsın.Bir ara içinde fesleğen geçen şiirler okumalı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hemen deniyorum, çok teşekkürler. Üstüne biraz su ve toprak ekleyip, elimle biraz bastırıyorum değil mi?

      Sil
    2. Evet öyle ,toprak dalı kavramalı:)

      Sil
  2. Saksının dibinde delik var mı? Yoksa belki rutubetle solucan vs oluşmuş olabilir. Çok da bitki uzmanı değilimdir ama kocam meraklıdır bu işlere, ondan aklımda kalanlar. Fesleğen zaten dayanıksız bir bitki mevsimlik, o minik yapraklı reyhanlar da eve geldiğinde ne kadar canlı, neşeli, iki-üç haftada kartalaşıp böcekleniyor. Bu türün makus talihi diyelim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslında itiraf edeyim; ben ayda bir saksı nane, fesleğen ve sarmısak otunu yiyorum :)) Salatalara yemeklere içeceklere koyuyorum, zaten ölmese de geriye bir dal kalmıyor. Ama bu fesleğen nedense özeldi, belki sorun buydu, ona da herkes gibi davransam iş bu raddeye gelmeyecekti...
      Normalde delikli plastik saksıda tutup bu renkli seramiklere oturtuyorum, akşam sulayıp fazla suyu sabah dökerek güzel idare ediyorlar 1-2 ay. Fakat bu “özel beyefendi”ye saksı da beğendiremedim, son kalan tek dalı artık diktim olacağına varır diyerek. Sararmaya başlarsa direkt feslepenli mayonesli tavuk salatası (tehdit!) :))) Ege’de peynir zeytin tenekelerinde çok olur fesleğenin küçğk yapraklı türü şahane kokar sivrisinek kovar, onlar daha uzun dayanıyor daha güçlüler.
      Ben yine en iyisi sardunyaya devam :) çok sevgiler!

      Sil
  3. Yiyecen bunu yiyecen, sevmeyecen. Kalplik değil midelik bu. N.

    YanıtlayınSil
  4. Yanıtlar
    1. :) yeşereceğini sanmam ama mucizelere inanmaya devam kediciğim

      Sil
  5. Sana ilk buluşmamızda Cingöz'ü terk ettim isimli kısa hikayeyi okumak için sabırsızlanıyorum. 1994 yılında ilk okuduğumdada beni çok etkilemişti, halen de etkiler bu hikaye,eminim sana da söyleyecekleri vardır ;)

    YanıtlayınSil
  6. Nasıl yetiştirileceği, hangi ortamları sevdiği konusunda hiçbir fikrim yok fakat bir şeylerden o kadar kolay vazgeçmemek güzel, umarım yeniden yemyeşil olur mavi güzel saksısında :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Umarım! Bir dal daha çıkarırsa buraya yazacağım, kurursa yazmayacağım ;)

      Sil
  7. Bazı çiçek ve bitkiler bahçe toprağı istiyor,arkadaşımın bahçesinde çalı boyutuna gelen bir fesleğen vardı bende saksıya ekmiştim çok güzel olmuştu,mikrodalga da biraz tutarsan steril bir toprağın oluyor,aklında bulunsun🌿

    YanıtlayınSil
  8. Çiçek bakımı biraz bilgi istiyor, ne zaman eşim özenip bir tane alsa, bir hafta sonra çiçek ağlamaya başlıyor. Hiçbiri çiçekçide durduğu gibi güzel kalmıyor. En sonunda, çiçekçilerden şüphe duymaya başladık. Bunlar toprağına bir şeyler koyuyor olmalılar ki o canım çiçekler hemen solsun, kurusun, yenisini satsınlar.
    Sadece Ankara'dayken türlü renkte Afrika Menekşeleri vardı. Coştukça coşuyorlar, görenleri kendilerine hayran bırakıyorlardı.

    Geçen yıl komşularımızdan biri, küçük bir saksinın içinde fesleğen armağan etmişti bize. Dükkânın vitrin camının önüne koydum. Fesleğen, mevsimlik derler. Fakat benimki, yeşil yaprakları ile koca kışı geçirdi. Hatta o kış soğuklarında beyaz çiçeklerini bile esirgemedi. Her gören şaşırıyor, "Bu mevsimde fesleğen ha!" diyordu.
    Korona nedeniyle dükkânı tam iki buçuk ay kapatmak zorunda kaldık. Fesleğen saksısını da eve götürdüm. Onunla artık eşim ilgileniyordu. Ne yazık ki, bu süre zarfında hayatını idame ettiremedi.

    Şimdi sizin bu yazınızdan sonra ilk fırsatta bir fesleğen alıp dükkâna koyacağım.
    Sevgiler:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. "Green tumb" denir ya, bazılarında oluyor. Küçük Joe meselâ, resmen yediği biberi toprağa fırlatsa çekirdeğinden biber çıkıyor! Bazı insan da ananem gibi meselâ hiç çiçek bakamaz, ananem hayatımda gördüğüm en sevgi dolu insandı bu arada :) Sanırım çiçeklerin sevgi dili farklı. Şimdi çok şaşıracaksınız ama ananemin de tek baktığı cam güzelleri 3 tane menekşesi vardı! Çok ilginç değil mi? :)
      Fesleğen projenize çok sevindim, benim ufaklık da hâlâ iki kıl duruyor, ne ölüyor ne kalıyor bakalım ne olacak...

      Sil