21 Temmuz 2026 Salı

Mutsuz sabah

Sabah oğlumla bisikletle okula giderken, 3 metre genişliğindeki genelde trafiksiz, çoook nadir tek bir araba geçen ara yolun sağından değil de, diğer tüm çocuklar gibi (ve önerildiği üzre) sol kaldırımdan gitmekte olan oğluma yakın gidip sohbet edebilmek için, yolun solundan yavaş yavaş bisiklet sürerken, karşıdan gelen arabadaki yaşlı kadın durdu ve camı açıp bana Blöde Kuh diye bağırdı (salak inek gibi bir şey). Oysa ikimizin de sığacağı bir yolda ve saatte 2km falan bir hızla gidiyordum. Duymamazlığa geldim çünkü oğlum yanımdaydı. Sanırım oğlum da duydu ama duymamazlığa geldi.

Sonra eve dönüp Milie'yi aldım, yürüyüşe çıktık, aynı bomboş ara yolda ve yine kaldırımdayız. Karşıdan gelen bisikletli de ağır ağır yine saatte 2km hızla falan geliyor. Milie birden yolun karşısına geçmeye karar verip, kadının önüne doğru fırladı ama aralarında belki 5 metre var ve kadın çok ağır geliyor, yeterli zamanı var ve netekim ben Milie'nin tasmasını çektim, kadın da bu arada dümdüz çizgisinden belki 5 santim yana kaymıştır, o kadar. Hiçbir tehlikeli durum olmamasına rağmen, yine o kadın da bana "madem bakamıyorsun neden alıyorsun, salak, ölümüme neden olacaksın" diye bağırdı.

O kadar kötü hissettim ki.

Hiçbir şey olmadı yahu, hiçbir şey! 


Biri 2 saniye durup benim geçmemi beklemek zorunda kaldı, diğeri düz çizgisinden 5cm yana doğru kaydı, o kadar! Ve bu nedenle bas bas bağırdılar bana! Çünkü "bu kural, sen uymuyorsun, bu da bana sana bağırma, aşağılama hakkı veriyor. Çünkü ben minicik bir esnekliğe bile tahammül edemiyorum, herşey katı, kurallı ve hoyrat benim dünyamda!"

Böyle şey mi olur ya??? Düşündüm, ben ne yaparım. Ben dururum, gülümserim, buyrun derim.. Kural dışı bile olsa müsamaha gösteririm, insanız ya! Robot değiliz!

Bazen gülüp geçiyorum. Çoğu zaman. Ama bazen, o gün ergen kızım üzerime negativite pompalamışsa, oğlum 15 dakika boyunca tshirt beğenmemiş ve geç kalmışsak, eşim kapının önüne koyduğum çöpü hiiiiç görmemiş ve olduğu gibi bırakmışsa, bazen de gülemiyorum. O günler maalesef bu sene çok sık oluyor işte, sorun burada. 

Bu sabah da ikinci kadının tepkisinden sonra, ben başladım yine sokak ortasında hüngür hüngür ağlamaya. Artık Milie de alıştı benim bu ağlamalarıma, hiç tepki vermiyor çocuk... Ağlaya ağlaya yürüyoruz, komik de bir görüntü aslında. Hü hü hü, Milie gel kızım, hü hü hü hüüü..

hayalim tam olarak bu işte blogcuğum!

Fakat şu bir gerçek: Ben o kadar istemiyorum ki bu ülkede yaşamayı blogcuğum! Biliyorum Türkiye'de de ayılar var, çoğunluk daha saçma şeylerden kavga ediyor hatta Türkiye'de bir de silah çekip öldürülüyorsun. Biliyorum. Zaten ben de Türkiyem Türkiyem değilim... 25 sene önce bıraktığım yerde bulamayacağımı biliyorum. Ama Almanya da değil yaaa :( 14 senedir inan çok denedim sevmeye, alışmaya, ait hissetmeye.... Olmuyor. Olmayacak.

Ben buraya ait değilim.....!

Fakat sorun şu ki, ben gerçekten nereye ait olduğumu da bilmiyorum artık... Eşim ve çocuklarım buraya aitler mesela, ailem Türkiye'ye ait. Hiçbirinde "ay biraz da ülke değiştirelim ilginçlik olsun" ihtiyacı yok. Kuzenim keza 35 sene önce Amerika'ya yerleşti ve Amerikalıdan daha Amerikalı şu an.. En yakın arkadaşım - ki Türkiye'de ciddi azınlık statüsünde - Türkiye'de gayet huzurlu, öbür en yakın arkadaşım aslen Bulgar vatandaşı ama bir saniye bile doğduğu ilçeden başka yere taşınmayı düşünmedi... Herkes yerini buldu, mutlu. Birtek ben yerimi bulamadım sanki.... Bir tek ben arıyorum, arıyorum, arıyorum....

Hollanda, Amerika, Avustralya, İsrail, hepsi evet güzeldi ama 2-3 seneden sonra hep bir gitmek isteği vardı bende ve hep gittik. Zaten Almanya'ya da öyle geldim ya, 2 sene deneyelim diye.. Yoksa Almanya kim ben kim, hayatta kendimi ennnnnn uzak hissettiğim dil, kültür, tarih... Asla düşünmedim ben burada kalmayı. Ve 14 senedir kalıyorum. Sevgi uğruna, en azından sosyal demokrasi, güvenli memleket, yeşil... Otur oturduğun yerde, daha iyisini mi bulacaksın? diyorum kalıyorum... Ama çok mutsuzum. Çok siyah koyunum. Çok boyalı kuşum.. 


Ve çok BIKTIM artık ya.... 

Ve en kötüsü de. Gidememek. Kapı ardına dek açık, ama ben gidemiyorum.......

Çünkü:

1. Çocukların bir anneye ihtiyacı var.
2. 47 yaşında nereye gideceğim, nasıl en baştan başlayacağım.
3. Kuracağım hayat, terk ettiğim insanların mutsuzluğuna değecek mi?

İşte böyle blogcuğum. En azından yazabilmek iyi geldi........ haydi dağılalım.

Hamiş. Allah kısmet ederse, bir 5 senem var, biliyorum. Dişimi sıkacağım, bu arada belki kendime ufak bir taş ev alırım güney ülkelerinden birinden, belki Yunanistan'ın Mora'sı, belki Güney Fransa, belki Toskana, Portekiz.. Bakalım.. Az kaldı, inan beni ayakta tutan sadece bu hayâl, bu umut. Başka hiçbir şey değil......!

Fotos (c) Gilles de Chabaneix. From the book "Greek Style". Link. 

2 yorum:

  1. Canım Ceren. İki gün önce yazlık kapımızın önüne girişi engelleyecek şekilde ortalayarak bir range rover park etmiş. Komşuları gezip sahibini aradım. Yok. Telefon numarası baktım aracın ön camında, yok. Trafiği aradım, plakadan telefon numarasına eriştiklerini söyledi yapay zeka. Oradan da sonuç çıkmadı. 2 saati aştı. Çekici çağırdım. Oturdum kendi aracıma klimayı açtım. Nedense öfkeli değildim. Sıkıldım araçtan indim. Derken iki genç kadın bir evden çıktılar, arabaya doğru yanımdan yürümeye başladılar. Aracın onlara ait olup olmadığını sordum. Girişi kapattıkları için dışarıda kaldığımı söyledim. Çok utandılar, özür dilediler. Fark etmemişler girişin kapandığını. Ben de son çare çekici çağırdım, siz de kusura bakmayın dedim. O gelmeden kaçalım dediler, gülüşerek ayrıldık. Haklıyım diye bağırsa mıydım? Hakaret mi etseydim? Öfkelensem bana zarar. Kişiselleştirmemek en sağlıklısı. Almanlar dahil Avrupalılar hasta ruhlu bence. Adeta birisi hata yapsın da nefret kusalım diye bekliyorlar. Sen de onların çirkinliğini kişiselleştirme. Sağlıksız psikolojileri onların. Sevgiler. Pınar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu kadar. Bu kadar yahu...
      İnsan olmak bunu gerektirmez mi?
      Avrupalılar sağlıklı mı değil mi bilmiyorum bence tüm insanlıkta bir sorun var, dediğin gibi insanlar çatacak yer arıyor..
      Ben hassas biriyim hele ki bu sene iyice abarttım, kalbim beynim dolu ne yapayım. Sürekli ağlıyorum. Belki de ağlamak bağırıp çağırmaktan daha iyi ama çok daiyi gelmiyor yalan yok... Ağladıkça ağlayasım geliyor.

      Sil