17 Temmuz 2026 Cuma

Bir zamanlar C. - 6

Amerika'dayken yanında staj yaptığım, anksiyetenin ilahlarından biri olan David Barlow'dan, kıymetini ancak birkaç sene terapistlik yaptıktan sonra anlayabildiğim bir nasihat almıştım: eğer bir insan terapiye annesi babası karısı kocası çocuğu sevgilisi vs. istedi diye geldiyse, hiçbir ilerleme kaydedemez. Ama kendi kararıyla geldiyse, mucizeler yaratır. O nedenle, başkasının isteğiyle gelen danışanla boşuna oyalanmayın.. 

Bu nasihatı mesleki hayatımda çok güzel uyguladım ama özel hayatımda (diğer konularda da olduğu gibi) uygulayamadım.. Hâlâ iyileşmeye niyeti olmayanı iyileştirmeye uğraşıyorum..

Bazı insanlar çok durağan ve çok "olduğum yerden memnun değilim ama değiştirmek de istemiyorum çünkü konfor alanımdan çıkasım yok"cu... Benim sorunum cümlenin ilk kısmını dinleyip ikinci kısmı hiç duymadan, tabiri caizse, tuzluğu kapıp koşmak. Biri "mutsuzum" dediğinde, sanıyorum ki hakikaten mutsuz. Ve ilk tepkim: aman elimden geleni yapayım, mutlu olsun.. Sonuç her seferinde hüsran. Çünkü hayatın şu basit kuralını 47 yaşımda bile öğrenemedim: "herkesi kimseyi mutlu edemezsin." Çünkü mutluluk başkası tarafından sana verilmiyor. O insanın içinde olan, yoksa da sonradan öğrenilmesi yine kişinin kendisine bağlı bir durum.. Üstelik kimi insan, mutsuzluğu mutluluğa inat, kendi seçiyor! Mutsuzluktan beslenen insanlar var, yani bir anlamda: mutsuzlukla mutlu olan!

*

Ben bu "koşma" huyumu son 2 senedir çok törpüledim. Artık "ihtiyacın olursa ben buradayım" diyorum ve geri çekiliyorum. Buradaki nüans elbette "ihtiyaç" sözkonusu olduğunda mutlaka orada olmak. Söz verirsem, sözüm her koşul ve zamanda sözdür. Orada olacağım dediysem, olurum. Bu konuda kendime güvendiğim ve beni tanıyanların da az çok bu huyumu öğrenmiş olacağına inandığım için, "kendimi çekmek" bende mucizeler yarattı. Bir de şu var: gerçek dostluklar hiçbir zaman kırılmaz, bir yerde yeniden birleşilir, velev ki kalpler bir olsun.

Bu noktada yine Barlow hocanın sözüne çıkıyorum: insan bir konuda destek almaya karar verdiyse, sen sadece aracı oluyorsun, o senin üzerinden desteği alıyor, senden değil, seni aracı eden daha büyük bir güç ve bilgelikten alıyor aslında o desteği, senden değil.. Bir nevi elektrik çarpılması gibi düşün. Sen sadece metal bir sopasın, o kadar.....

Fazla da büyüklenmemek lazım "onaran, iyileştiren" falan diye adlandırarak. "Elçi" yeterli bence..

Böyle bakınca, "hmmm, sadece bir elçiyim, çok da şeyetmemek lazım"a geliyor olay. Ama tam da öyle galiba :))) Gerekli zamanda orada ol, yeter. (Annelik konusunda da geçerli bak! - Resmen yazarken aydınlandım yahu, dur ben bunu Salı günü Moritz'e de götüreyim....!)  

Ha bir de. Şu hoşuma gitti. Günde 5 vakit kendimize, kendi gölgemize tekrar etmeli - çünkü unutuyoruz ya da içten içe inanmıyoruz belki... İnanalım. Güvenelim. Evet!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder