Dün analistimle konuşurken "İnsanların geneli, hayatları hakkında düşünmez, sadece yaşar. Umursamaz çoğu. Oysa sen sürekli hayat hakkında düşünüyorsun, sürekli bir proje gibi yaklaşıyorsun hayata, iyileştirilebilecek, onarılabilecek bir proje olarak görüyorsun ve sürekli rapor tutuyorsun, geriye dönüyor, ileriye gidiyor, sürekli bir şeyleri tartıyor, planlıyor, yönetiyor ve sonuçları ölçüp tartıyor, raporluyorsun." dedi. Ben de tamamladım: "ve yaptığım hiçbir şeyi yeterli görmüyorum, sonuçtan memnun olmuyorum.. Hep bir eksiklik, bir yanlışlık görüyorum.."
"Doğru" dedi. "Herşeyi kontrol etmek istiyorsun. Kontrolü bırakmak, kontrolü kaybetmek, seni korkutuyor.."
"İki senelik analiz macerasının sonunda bana Kontrol Manyağısın mı diyorsun yani?" diyip güldüm. O da güldü. "Hayır. Kontrolcü değilsin. Mükemmelliyetçi de değilsin. Sadece insanlara güvenmiyorsun. Bunun nedeni erken dönem çocukluğunda yaşadığın bağlanma problemleri. Bu deneyimler sana insanlara güvenemeyeceğini öğretti. Senin için önemli konuları başkasına bırakmak seni korkutuyor, çünkü sonucunda kendinin zarar göreceğini biliyorsun. Risk kontrolü yapıyorsun ve yüksekse, sorumluluğu tamamen kendi üzerine alıyorsun. Kimseyi suçlamamak için, kendini suçlamayı tercih ediyorsun."
Hem yanlış, çünkü açıkcası bence ben insanlara gereğinden fazla güveniyorum ve inanıyorum.... Hem de doğru çünkü bende karşı tarafı suçlama huyu, kıskançlık huyu hiç yoktur. Fakat kendimi çok fazla suçlarım ve ilk tepkim her zaman: "ben neyi yanlış yaptım?" olur.... Bunu hayatım boyunca yaptım ama özellikle de bu son sene, annelik konusunda ve bazı arkadaşlıklarımın sonlanması konusunda, özellikle ağır bir şekilde kendimi tarttım..
Ben neyi yanlış yaptım....?
Tuhaf ama, bazen insan suçunu bulamıyor. Açık kalple ve samimi yaklaştığımı düşünüyorum insanlara. Yine de bazen, nadir olarak "samimiyetine inanmıyorum" diyen biri çıkabiliyor.
İnsanlar samimiyetsizliğe, aldatılmaya, kandırılmaya o kadar maruz kalmışlar ki, bazen bu duyguların gerçek olduğuna inanamıyorlar... Bilimsel araştırmalarda buna "False Negative" (Hatalı negatif) denir... En büyük trajedileri yaratan da budur.... Mesela tıpta, sağlıklı bir insana sende kanser var demek, kanserli bir hastayı birşeyin yok diye eve yollamaktan çok daha büyük bir trajediye neden olur...... Aynı hesap.
Bu sıra, bu konuda kendimi zorluyorum: Doğru olduğumu bildiğim halde, neden yanlışmışım gibi hissediyorum?
*
Buna da psikolojide Imposter Syndrome deniyor. Yani kişinin kendinden, yeteneklerinden şüphe duyması.. Kendine olan inancının, başkalarının davranışlarına bağlı olarak azalması... Karşıtı da Dunning Kruger Sendromu: bomboş olduğu halde kendini bir mok sanan insanlar.. Onlardan tabii çok olması, imposter'lılardan az olması kendi de narsistik olan bir lider tarafından yönetilen toplumlarda, iyice artıyor.. Neyse dağılmayalım..
"Peki ne yapabilirim?" diye sordum analistime..
"İki yolu var." dedi. "Sen ilkini yapamazsın." Güldü. "Yine de söyleyeyim. İnsanların %90'ı başlarına gelenler ya da ters giden şeyler için diğerlerini suçlar. Kendini sütten çıkmış ak kaşık olarak görmesi, egosunu besler, dağılmamasını sağlar. Ülkenin durumu? Politikacıların ve onlara oy verenlerin suçudur. Çocuklarının durumu? Asla kendi anne/babalık görevlerini yapamadıkları için değildir. İşyerindeki sorunlar? Patronun, az para verilmesinin.. İnsan ilişkileri? Tabii ki karşı tarafın suçudur...." Gülümsedi. "Sen bunu yapamıyorsun. Ve de yapma zaten..." ve ekledi: "İkinci yol ise, sorumluluk almaktır."
"Hmmm" dedim. "Değişmesini istediğin dünyayı sen değiştir" diyorsun yani. Halk ağzıyla "kendi küçük dünyana odaklan" mı diyeceksin yoksa???" diyerek gözlerimi devirdim...
Güldü. "Hayır." dedi. "Önceliklerini belirle."
"Biten arkadaşlıklar senin için gerçekten ne kadar önemliydi? Kimin senin arkandan ne dediği, yalanları, karalama politikaları, gerçekten senin kim olduğunu belirler mi? Senin değerini kim belirliyor, onlar mı, sen mi? Dürüstlüğünü, samimi oluşunu, kalbini, kim biliyor, onlar mı, sen mi?"
O zaman gözlerim doldu. Dedim ki: "ananem derdi ki, altın çamura bulansa da altındır."
Dedi ki: "Basit bir metal parçasıyken, kendini altınmış gibi satanların dünyasında, sen altınken, elbette altınlığından şüphe etmeni isterler. Çünkü, senin altın olduğunu kabul ettiklerinde, kendi metallikleri ortaya çıkacak..." ve ekledi: "metale bakmayı bırak, kendi içindeki altına odaklan. Önceliklerini belirle."
*
Evet. Bunu yapmak istiyorum.
Fakat nasıl yapılır bilmiyorum.
Benim önceliklerim neler, gerçekten, bilmiyorum..
*
Klasik: çocuklarım, mesleğim, dürüst ve samimi bir yaşam sürmek... diye gitmek istemiyorum çünkü bunlar hep bize öğretilenler, hani "sınavda bu soru çıkınca, doğru cevap bunlardan biridir" der gibi... Çünkü hayat sınavının tek bir doğrusu olmuyor bazen. Doğru üstelik, değişebilen bir kavram. Bu zaman ve koşulda doğru olan, bambaşka bir zaman ve koşulda yanlış sayılabiliyor...
Bu durumda nasıl güveneceğim ki önceliklerimin tamamen kendi içimden filizlenen fikir ve istekler olduğuna, nasıl emin olamayacağım toplumun ya da sevdiğin birinin etkisiyle filizlenmediğine? Bir kriteri var mı yani bu işin?
Ya da bencilce: "önceliğim tamamen kendimim!" demek de istemiyorum, çünkü bu tamamen "id"den kaynaklanan, çok primitif bir kavram.. Üstelik "id"de takılı kalmış tüm kavramlar giibi, hastalıklı bir kavram... İd'in içi ayaz kış; kimseye güvenemeyen, kimseyle gerçekten yakınlık kuramayan, "sap gibi" biri "id".. Nerede "ben ben ben" orada çok büyük, el versen kolunu kaptıracağın, karadelik gibi bir yara....
Sahip olduklarımız ve kendimiz dışında peki, nedir önceliklerimiz? Bu sıra bunu düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum...
Nedense terapist ile ben görüşmüşüm gibi hissettim Ceren... Çok enteresan.
YanıtlaSilDada "analistimle sohbetler" diye bir bölüm açtım bu yazı ilki :) bence bu sohbetler sadece 2 kişi arasında olmamalı çünkü...
SilBana çok iyi geldi. Eminim başkalarına da iyi gelecektir. 🙏
SilCanim C' cim,
SilYazini okurken analistine tesekkur etmek istedim, ve paylastigin icin de sana...
Bahsettiklerinin bir kismini 40' larimda fark ettim, keske 20' li yaslarimda kim altin / kim metal fark edenler benimle daha acik iletisim kurup, bu kavramlari ogrenmemi saglasalardi diye uzun uzun dusunmuslugum vardir... O zaman hayat onceliklerimi bambaska belirleyebilirdim (buraya bir kahkaha ekliyorum :-)
Farkli yas donemlerimizde farkli onceliklerimiz oluyor...
...bence biz doktoraya bulasmis kisiler (bitirmis olsun olmasin, o tozu yutmus olanlar :-) bu elestirel dusunce yapisini icsellestiriyoruz. Aynen bir deney tasarlar gibi, hipotezimizi ortaya koyarken, "sonuclari etkileyecek girdileri nasil kontrol edebiliriz" fikri hep zihnimizde oluyor.
Yeterli yapamadim fikri de, ya bir miktar genlerimizden geliyor, ya da cocuklugumuzda bizden hep daha fazlasini bekleyen ve yaptigimiz hic bir seyden memnun olmamanin, bizi daha ileriye tasiyacagini dusunen ebeveynlerimizden kaynaklaniyor. Zihnimizde o talepkar sesle baris saglayabilirsek, icimiz biraz rahatlayabilliyor... Bu da asama asama oluyor tabii :-)...
...
Neyse C'cim, yazdigimin kusuruna bakma, basini agritmayayim...
Saglicakla,
D u y g u
Duygu sen benim başımı ne zaman ağrıttın?
SilÇok doğru noktalar bunlar, çok teşekkür ederim yorumun için..
Şahane fikir Ceren. Bizim için de zihin açıcı. Bekliyoruz yazılarını :)
YanıtlaSilYazacağım :)
Silpaylaşmakla o kadar iyi yapmışsın ki kuzum...Okurken seninle neden iyi anlaştığımızı bir kez daha fark ettim: çok benziyoruz çünkü birbirimize :) ama çözüm yolunu ben de nasıl uygulayacağımı bilemedim. birlikte bir facetime yapıp düşünsek mi :)
YanıtlaSilBugün pek sevgili blog arkadaşlarımızdan biri (o kim olduğunu bilir): senle ben benziyoruz, ikimizde biraz "şey"iz dedi :))) Sanırım sen de biraz "şey"sin Şuleciğim ve yaşasın biraz "şey" olmak....
SilKesinlikle varım. İstediğin zaman....
Gerçekten bu sene yine puantiye moda mı olmuş? Harika! :))
YanıtlaSilAy evet ekmekçiğim. Her kıyafet puantiyeli puantiyeli, çok sevimli gerçekten...
SilÖnceliklerimiz, hayatın akışı içindeki olaylara ve durumlara göre değişiyor. Her zaman ve tamamen özgür irade ile karar vermek mümkün değil diyecektim, ama sanırım asıl önemli olan kararlarını ya da isteklerini uygulamaya hayatın sana ne kadar izin vereceği.
SilKendi penceremden baktığımda gördüğüm, öncelikler konusunda kendi içimde bir anlaşmazlık olduğunda, belki "gelsin hayat bildiği gibi" demek bir çözüm olabilir. Aksi halde, ya kişiliğimle mücadele içine girmek ya da başkaları tarafından eleştirilmeyi göze alarak bir yöne gitmeye çalışmak söz konusu olabilir.
Yakınlarım eleştirmediği sürece sorun etmiyorum ama yakınlarımın eleştrileri ok gibi deliyor. İnsan yakınlarım bile beni olduğum halimle kabul edemediyse.. diyor sanırım..
SilHayatın sınav gibi tek doğruya indirgenemeyeceği net. Bu arada altın çamura bulansa da altındır sonuçta, gerçekten de öyle, değiştiremezsin.
YanıtlaSil:) Öyle sevgili Alpirik...
Silay ben en son her şeyi kontrol etmek istediğimde işin içinden çıkamamıştım.
YanıtlaSilÇıkmışsınız ki aramızdasınız :)) Şaka bir yana, kontrolcülük zor ama kontrol etmek gerekiyor ve ikisi arasında inecik bir buz tabakası var..
SilGençliğimi düşündürdün bana sevgili Ceren. "Ruh ikizi" olmak diye bir deyiş var değil mi? Ben de biraz "şey"im sanırım...
YanıtlaSil<3 hehehehe evet evet bence de!
SilTerapistinin dediklerinin çoğunu kendimde uyguladığımı gördüm diyeceğim umarım egoist sanılmam. Empatim yüksektir çoğu zaman elimden bir şey gelmemesi beni üzer. Ama ilişkilerde kendimi yıpratmam, ne kadar iyi olursak olalım bir gün kopabilir bağlar dünya böyle işte der geçerim. Önceliklerimi aileme çeviriyorum ama beni de üzecek durumlardan da korumaya çalışıyorum.
YanıtlaSilSenin samimiyetine rağmen ilişkilerde olumsuzluklar yaşamış olmanı bile normal karşılıyorum çünkü insanız ve mükemmel ilişkiler yoktur. Eminim burada bile yazışmalardan kafamızın uyduğu insanlarla birebir görüşsek belli bir zaman sonra sorunlar çıkacaktır.
Bence çok derin anlamlar yüklememeliyiz insanlara..
Kim bilir sevgili Buket, aile içindekilerle hep anlamlı ve derin ilişkiler kurabildiysen şanslısın bence. Seni olduğun halinle en zor kabul eden grup da odur çünkü; en çok beklentisi olan, en duygusal sınavlarını verdiğin grup...
SilKan bağı mı, gönül bağı mı dersen, düşünmem bile: bence gönül bağı.. Ama kan bağı artı gönül bağı şahane olur tabii.. :)
Yok canım nerdee !
SilAile içinde tam istediğim ilişkiyi de yaşamıyorum ve bu beni çok üzüyordu. Dediğim gibi Pelinde büyüdü gitti artık temelde ne yaşadıysak hasadını alacağız diyorum. Kaç yıllık kocamla da ne iletişimsizlikler çıkıyor. Annem babam keza valla artık derinleşip anlamlı olsun diye tek taraflı uğraşmaktan bıktım ve bıraktım ne oluyorsa yeter diyorum. Hele çevrede ki bunca sorunlu hayatları gördükçe daha sarılıyorum aileme. Yine de iyiyiz diyorum.
Gönül bağı kurduğun insanlar varsa ne güzel benim var sanıyordum meğer yokmuş.Dediğim gibi çok beklentiye girmiyorum artık.
Ya şöyle bir liste aslında:
Sil1. Kan bağı artı gönül bağı grubu
2. Kan bağı olmayan gönül bağı grubu
3. Kan bağı olmayan, gönül bağı da olmayan ama karşılıklı politik saygı ilişkisini koruduğumuz grup
4. Diğerleri
:)))
Gönül bağı yoksa hiiiiiç beklentim yok dediğin gibi ve o gönül bağı da kolay kurulmuyor, kurulandan pek kazık yemedim arada uzaklaşıyorsun ama sonra genelde duygulu kavuşmalarla yeniden bir araya geliyorsun. Yani belki de bir tür sınav ya da ilişki update’i gibi düşün. Bir araya gelinmiyorsa zaten 3.grup, çok da şeyetmemek lazım grubu :)))
Ceren iyi ki paylaştın bu yazıyı okumak çok iyi geldi
YanıtlaSil<3 sevindim iyi gelmesine...
SilBana da yazdiklarin cok iyi geldi Ceren. Sanki ben terapistle konusuyormusum gibi hissetim :) Ilkini ben de yapamadigim icin ikinci tavsiyesini yapmayi ogreniyorum. Hayat biraz zorlayarak da olsa ogretiyor. Hala ogrenciyim ama ogrenmeyi de severim :)
YanıtlaSilİyi grlmesine çok sevindim:)
SilCeren çok iyi etmişsin bu yazıyı yazarak, bize de anlatarak. Seansta kenardan dinler gibi hissettim ben de ;)
YanıtlaSilBayramda, köyde kızım bu yazdıklarına benzer sebeplerden çok üzüldü, ağladı. Arkadaşlarının onu ne kadar sevdiğinden, ne kadar değer verdiğinden emin olamıyor çok zaman. Kuşkulu, "acaba" larla dolu kafası. Ben de öyleydim, sonra büyüdüm ve geçti. Bunu söylüyorum ama çok vakit var bu aşamaya gelmesine. Kardeşimin eşi Roz da "Sen kendinin farkına varırsan, kendine hakettiğin değeri verirsen, başkalarından kuşkun ve üzüntün azalacak." falan. Aklına yattı. Senin de aklına ve gönlüne yatsın terapide duydukların, şifa olsun canım.
Bir önceki posta da burdan yorum yapsam :)
13 ne büyük sayı, çok yaşasın güzel kızın, sağlıkla neşeyle yaşasın, ışığı hep parlasın.
Annenlerin gelmesine çok sevindim, e sen de yazın buraya geleceksin ki, yaz da geldi bile zaten. Kutlu osun yazımız ve klasik cümlemle bitireyim "bakarsın umduğumuzdan iyi geçer yaz" :)
Hamiş: Ana kraliçeye 150 az mı dedik ne, maşallah ateş ediyorrrrr :)))
Ya çok nahifler, insan o nedenle ah canları yanmasın falan diye endişeleniyor ama büz de böyle öğrendik hatta ilişkileri ben hala tam çözemedim pek :))) Kazık yiyorum hala ama ha okey ya salla diyip geçmeyi öğreniyor insan işte… Belki o kısma ne kadar hızlı ulaşırsa o kadar iyidir, bilemedim..
SilRoz haklı!
Ve çok teşekkürler güzel dilekler için de :) Hepimizin çocukları için amin diyorum!
Yazdıkların bana da çok iyi geldi. Konu kendimiz olunca bazen çözümsüz oluyor ama başkasının yaşanmışlığını okumak- dinlenmek insana başka türlü bakmayı öğretiyor. Mesela önceliklerini belirle sanırım bu konuda geç kaldım. Devamını bekliyorum bu yazıların. Hülya
YanıtlaSil<3 devam etmeyi umuyorum :)
SilBen öncelik belirleme, artılar-eksiler listesi yapma, kendi değerinin farkına varma.....vs. hepsini geçtim. Şu sıralar bana en iyi gelen şeyi yapmaya çalışıyorum. O da umursamayı bırakmak. Her şeyi kendi akışına bırakıp hayatı biraz da TV penceresinden seyretmek. Biraz başarılı olduğumda (yani kısa süreler yapabildiğimde) kendimi çok daha huzurlu hissettigimi farkettim :)
YanıtlaSilO zaman devam :)
SilSelam, dikkatimi çeken hiç duygulardan bahsedilmemesi oldu, bilişsel terapi böyle analitik ve düşünsel mi oluyor hep? Mesela çok temel çocukluk bağlanma yaralarından bahsediliyor ama denklemde öfke yok… ebeveynlerle ilişki çok sağlıklı ve destekleyici… insanın hayatta öncelikleri nedir, ve neden öyledir, sorusunun cevabı da sürekli değişen bir şey insan değiştikçe, neyi neden seçiyoruz sorusu da kıym
YanıtlaSilyarım gelmiş sanırım yorum..
SilGünün çorbası Yeliz’den yorum (hala profilimi düzgün giremiyorum)
YanıtlaSilGeçen hafta terapistim bana kontrol manyaklığı konusunda ödev vermişti, düşün yaz, ne hissediyorsun filan… ben de kendimi analiz ederken mükemmeliyetçiliği ve hata yapma korkusunu bıraktığımı fark ettim, halbuki yıllarım bu kaygıyla heba olmuştu. Onun yerine insanlara güvenmemek ama aslında insanları suçlamamak için sorumlulukları üzerime aldığım ortaya çıktı. O zaman nasıl şaşırdıysam şimdi de seni okuyunca öyle şaşırdım. Benim için yeni ödev: dünyanın tehlikeli bir yer olmadığını kendine tekrarlamak… şimdilik pratik ediyorum bakacağız
Yeliz o pek işe yaramaz gibi geldi bana çünkü dünya tehlikeli bir yer.. Hayır değil demek ters bir direnç aslında. Belki dünya tehlikeli bir yer ama ben kendime güvenli bir alan yarattım, şu an burada güvenliyim demek sanki daha oldurulabilir gibi :)
Sil