Bugün çok daha iyiyim. "Gece gündüz her zaman arayabilirsin" diyen süpervizörümü Hıristiyanlar için ennn mübarek günlerden biri olan Paskalya Kutsal Cuma'sının tam ortasında aradım ve ikinci bir 3 saatlik maratondan sonraaa, gayet iyiyim :)
Tabii insan beklemediği bir haber aldığında ilk tepkisi şok ve inkâr oluyor. Sonra öfke ve suçluluk duygusu geldi. Ama doğruya doğru, hayatımda ne değişti, hiçbir şey... Ne değişecek, zamanla göreceğiz ama büyük ihtimalle yine hiçbir şey... :) Şenay'a el sallamak istiyorum, o zaman, sikerler!
Zekiysem zekiyim napim. Bir de bunu dert edinemeyeceğim şu saatten sonra. Süpervizörüm haklı. Dedi ki bugün: "zeki olman, dünyayı kurtarmanı gerektirmiyor. kimse senden bunu beklemiyor. sen de kendinden beklememelisin." Çünkü bazen, hele dünden beri, sanki "yapabilirdim ama yap(a)madım" baskısı öyle ağır geliyor ki.... Madem zekiymişim, neden potansiyelimin bu kadar altında kaldım, zeki olan böyle mi davranır, böyle mi annelik yapar, böyle mi yaşar falan filan.... Önünü alamıyordum... Neyse ki süpervizörüm imdadıma yetişti...
İlk defa, hayatım boyunca yaşadığım ait olamama, yabancılaşma, uyum sorunları, idealizm vs. benim suçum değilmiş gibi hissettim bu konuşmadan sonra.. Yapabilirdim ama yapamadım hissi, ama benim gibi bir çok insan da yapamamış ki'ye bağlandı, bir "gift" (armağan) olduğu kadar bir "curse" (lanet) de bu çünkü, zeka evet ama zekayı kullanabilmek, kanalize edebilmek, odaklanabilmek, bir amaç doğrultusunda obsesif bir şekilde yol alabilmek, bunlar bambaşka yetenekler ve bende de hiçbiri yok :) Zekisin diye bunların da otomatik olması garanti değil çünkü...
Beni yıllardır tanıyan süpervizörüm dedi ki:
C., sen çok idealist birisin ve bu durum dıştan bakan normal zekalı bir insana bu mükememmelliyetçilik gibi geliyor. İyileştirme ve onarma isteğin ise, kontrolcülük gibi görünüyor.. Planların normal insanlarınkinin ötesinde bir ayrıntıcılık, detaycılık içeriyor ve bu yine normal zekalı insanlar için takıntılı davranışlar olarak görülebiliyor.. İnsanlar ne yapmak istediğini anlamıyorlar çünkü nasıl düşündüğünü anlamıyorlar.. Normal bir insanın A'dan kalkıp B üzerinden C'ye varacağı zamanda, sen çoktan M'ye varmış oluyorsun ve orada da kalmayıp R'de yaşanabilecek olası problemleri saptamış oluyorsun.. Bu nedenle sürekli anksiyete seviyen yüksek.. Uyum becerin ve psikolojik dayanıklılığın düşük olduğu için de depresyona meyillisin.. Bunlar senin suçun değil. Bunlar yüksek zekalı birçok bireyin yaşadığı problemler.
Bu öyle iyi hissettirdi ki.... Onun önerisi bundan sonrasında analistimle "başarı" ve "başarısızlık" konularını çalışmam - çünkü bu konular beni çok yoruyor. Ve kendimi başarı, aidiyet ya da mutluluk gibi başka insanlar tarafından geliştirilen kavramlar yerine, daha içsel süreçlere yöneltmek. Yani "ben"im için "yaşam doyumu" ne anlama geliyor, bundan sonrası için kendime nasıl bir yaşam kurmak istiyorum, benim için yaşamı değerli kılan değerler neler, "asıl önemli olanlar" neler...?
Analiz dışında Mensa ile de iletişime geçmemi ve oradaki destek gruplarına da bir bakmamı önerdi ama şu an bu beni biraz korkutuyor... Sanırım biraz "sindirmem" lazım bazı şeyleri... Yavaş yavaş... Uzun vadede gerçekten kendim gibi birilerine ihtiyaç duyacağım ama şu an, önce bir "kendim" ne, bunu tekrar keşfetmem gerekiyor sanırım.....
Açıkcası dün beni çok yoran ve tuhaf bir şekilde çok öfkelendiren "47 yaşımda bu bilgi ne işime yarayacak?" sorusuna da bir cevap buldum sanırım.. Benim bir işime yaramasa da, kendi içimde birşeyleri çözmem, yakın çevremin özellikle de çocuklarımın işine yarayabilir... Bu da az bir kazanım değil. "Ben neden böyleyim"in en basit, en düz cevabı "yüksek zekaya bağlı uyum sorunları" ise, neden bu cevapla yetinemeyeyim? Artık "neden?"i bırakmanın zamanı belki de... Hayatta başka sorular da var..... "Benim için asıl önemli olan neler?" mesela....... Başlamak için gayet güzel bir soru...
Blogcuğum yani, tünelin ucundaki ışık görünür gibi oldu diyeyim... Tünel uzun ve dolambaçlı, o kesin ama sanırım bir çıkışı var.....
Ha bir de! Asıl şahane bir keşif de şu oldu:
Zeki olduğumun "resmiyet" kazanmasının en iyi tarafı, gönül rahatlığı içinde "aptallık" yapabilmek, bugün bunu keşfettim! Çünkü "salak mısın kızım sen, bu yapılır mı?" dediğin noktada yakalarsın ya kendini bol bol, işte o noktada en azından "yoo, aksine baya da zekiyim halbuki" diyen bir içses edinmiş bulunuyorum :))) Mesela bana biri "çok aptalsın" dese, artık "ya acaba haklı mı, hakikaten bu da yapılmazdı, neden yaptım ki?" demek yerine, "hııı" der geçerim çünkü nasılsa resmi olarak akıllıyım :))) Bu çok komik bir his. Sanırım Şenay'ın "sikerler"ine gelmiş bulunuyorum :))))
Hamiş. 47 yaşımda ilk defa küfür etmeye başladım! Ay çok güzelmiş! Eyvah!
Hamiş 2. Foto: Her mevsim dönüşü değiştirdiğim fındık dalı süslememi de yeniledim bugün ve paskalya eşliğinde bahar da resmi olarak geldiiii :) Herkese güzel bir bahar mevsimi diliyorum...
Hamiş 3. Yorumları açtım ama telefon ve mesajlar için de teşekkür ederim.... <3 zeki olsam bile beni yine de seveceğinizi bilmek beni mutlu etti :)))

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder