8 Nisan 2026 Çarşamba

Bekarlık Sultanlık - Vol. 2026

Bizimkiler bu paskalya tatilinde Kralıça'mızın 80. doğum günü kutlamaları şerefine Fas'a gittiler. Ben de Havhavcan ve tavşancıkları bahane ederek ;) evde kaldım. Dönmelerine 2 saat kala, bu muhteşem haftayı yazmak, unutmamak, dönüp bakıp hatırlamak istiyorum.. Çünkü meğerse ben de herkes gibi hafif, mutlu, dertsiz tasasız bir insancık olabiliyormuşum! 

yolladıkları son foto 
dertlenmeli miyim?
😏

Hafta aslında zor başladı, ufak bir gel-git yaşadım duygusal anlamda. Yazdım biliyorsun ama sildim sonra, çünkü içim duruldu. Tam bir Andy Warhol ânıyla "so what" diyip, hem de gülüp geçmeyi istiyorum.. Çünkü şunu idrak ettim; gerçekten de 47 yaşımda bu "bilgi" hiçbir şeyi değiştirmeyecek hayatımda. Belki meselelerime farklı bir ışık tuttu ama doğrusu bu ya, gün ışığına çıkartmadı hiçbir şeyi... Dolayısıyla, "oyuna devam...."

yeniden bahar..

Bu 7 yalnız gün bana çok iyi geldi. Her gün ortalama 20.000 adım attım, her sabah 7.30'da evden çıkıp hiç gitmediğim yerlere gittim, ormanlık alanlarda, dere kenarlarında yürüdüm ve doğanın yavaş yavaş uyanışına şahit oldum. 

bir yaprağın açışını izleyebilmek..

Bu 7 günde tamamen kendim için, kendime göre yemekler hazırladım. Muhteşem salatalar ve mezeler yaptım, girl dinner'ın resmen kitabını yazdım. Uzun zamandır hayvanları yemiyorum ama başkaları için de hayvan pişirmemek bana öyle iyi geldi ki! Sanki enerjim değişti, temizlendi ve sanki doğa beni yeniden koynuna kabul etti.. 

girrrrl dinner rocks!

rengin güzelliği <3 peki kokusu geldi mi?

Bu 7 günde, çok güzel uyudum. Çünkü yatağa uzandığında gökyüzü görünen tek oda olan kızımın odasına taşındım ve kepenkleri de kapatmadım, bahçeyi, ağaçları, göğü izleyerek uyudum ve gece boyu ne karabasanlar, ne fırlayarak uyanmalar, ne de bir daha uyuyamamalar... Bebek gibi mışıl mışıl uyudum! Üstelik eşim asla istemediği için şimdiye dek hep minderinde uyuyan Havhavcan'ı da yatağa aldım :)) Ayak ucumda, ayaklarımın üzerinde, ayaklarımı ısıta ısıta uyudu köpekciğim ve her sabah 7'de çalar saat gibi zıplayarak, büyük bir neşe ile uyandı, beni de yalaya yalaya, üzerime pati ata ata uyandırdı. Bazı insanlar için iğrenç olabilir ama bu his bence öyle güzel ki! O bulaşıcı sabah neşesi, fırfır sallanan kuyruk ve yatakta hoplayıp zıplayan sıcak tüylü şey.... Aynen çocukluğum ve gençliğimde Semo'nun yaptığı gibi..... Bu duyguyu, yani hiç acele etmeden, yavaş yavaş ve büyük bir neşeyle uyanmayı öyle özlemişim ki.....

sabah yürüyüşlerinden..

Duş yapmadım bir hafta boyunca! Ama her akşam bahçede çalıştıktan sonra, küveti doldurup uzuuuun uzun banyolar yaptım, mumlar yaktım, suyun içine dalıp, bir süre nefesimi tutup, saçlarımın denizdeki yosunlar gibi bir sağa bir sola dansını izledim.. Tüm bu hareketlerdeki yavaşlığı, sakinliği, estetiği doya doya içime çektim... 47 yaşımda, vücudumun adım adım değişimini izlemek çok hoşuma gidiyor! Tüm çizgilerimle, beyazlarımla, sarkmalarımla.... Bu benim! Doğallığım çok hoşuma gidiyor.... 

griye geçiş 10. ay!
ama heryeri böyle değil maalesef :)))
alacalı bulacalı, yarısı kahve yarısı gri, geçişin en zor yerindeyim....
ama bir uzayabilirse, çok güzel hissedeceğime eminim.... <3

Bu 7 günde, HİÇ kitap okumadım! Radyo dinlemedim. Haberlere bakmadım. Çoğu gün en az 2 saat bahçede çalıştım. Önce çimi yeniledim, sonra çiçek tahtlarına ek dikimler yaptım sonra saksıları temizledim, toprak ve tohumlarla doldurdum.. Ama sadece çalışmadım bahçede, oturdum da.. Kahvemi aldım oturdum, suyumu aldım oturdum, yoga matımı aldım oturdum.. Hiçbir şey dinlemeden, sadece anlık sesleri, bızzzz'ları, vrrrrr'ları dinleyerek, okumadan, yazmadan, konuşmadan oturdum.

marteniçkamı da sonunda asabildim.. 

gelin gibi derdi ananem <3

Ah evet, bu 7 günde, o kadar az konuştum ve insan sesi dinledim ki.....! Sadece 2 danışanım tatilde değildi, dolayısıyla neredeyse hiç çalışmadım, düşünmedim, başkalarını iyileştirmek için, bitmek bilmeyen talepleri karşılamak için uğraş vermedim. Bir iki önceden söz verilmiş sosyal aktiviteye icabet etmek dışında, kimseyle görüşmek istemedim, konuşmak istemedim. Kendimi özlemişim...

hemp seeds, şahane bir tat.
bu sıra herşeyin üstüne atasım var

Ah evet, geceleri tek başıma olunca, dizilere sardırdım :)) Ocak'tan beri izlediğim ve beni resmen "suyun yüzünde tutan" Younger dizisini bitirdim önce. 2000'lerin Sex and the City'si ayarında, sabunköpüğü, son derece sığ ama senin de dibe batmanı engelleyen, tatlış dedikleri türde bir dizi bu. Hakikaten "feel good" dizisi. Bölümler 20dk falan, tam çıtır çıtır, sanki dünya pek şirin bir yermiş, herkes sürekli süslenip püsleniyor, bolca aşk, bolca eğlence, dolce vita halindeymiş gibi... Dizinin en "low"u bile 5dk falan sürüyor :))) Çok iyi geldi bana.. Favori karakterim tabii ki Diana'ydı, Miriam Shor ne kadar güzel bir kadın yahu....

Sonra Stephen King uyarlaması olan Mr. Mercedes'e başladım ve esiri oldum. İlk sezon muhhhhteşemdi. İkinci sezon Stephen King temaları daha da bariz ve ağır olunca biraz bıktırdı açıkcası. Üçüncü sezon ise izlenmese de olur... Fakat 1. sezonu aşşşşşııııırı öneririm; iyi bir psiko-polisiye, egzantrik bir katil ve anti-kahraman bir polis bazında gelişen hikayeleri seviyorsan, bayılırsın.

Bir de bitmeden Mother, Father, Sister Brother'ı izlemeyi başardım sinemada. Jim Jarmusch zaten üniversiteden beri severim, yine sevdim tabii ki... Tom Waits yaşlanmış diyenlere dil çıkartıyorum, yaşlanmaz o keçi. Adam Driver'ı ben nedense sürekli Adrian Brody ile karıştırıyorum. Neden bilmiyorum, benzemediklerinin farkındayım :)) Fakat daha geçen hafta bilmem kaçıncıya The Darjeeling Limited (Wes Anderson) izlemiştim ve aaa ne tesadüf bu sıra ne izlesem Adam Driver çıkıyor karşıma dedim durdum film boyunca :P Yaşlanıyoruuuuum. Bu arada Darjeeling Wes Anderson'un en sevdiğim filmidir, bana çok komik geliyor yaşananlar çünkü Hindistan seyahatimde çok benzer bazı olaylar geçmişti benim de başımdan :))) Çok abartı değil yani aslında, olabiliyor böyle absürt şeyler.....

Bu 7 gün boyunca, çok da düşündüm. Ceren olmak ne demek, benim için hayatta önemli olanlar neler, ne yapmayı gerçekten seviyorum, tutkularım ne, bunları düşündüm durdum.

Bu 7 günde eşlik ve annelik rolümden ne kadar bunaldığımı fark ettim. Onların dünyanın bir başka ucunda olmalarının bende rahatlama, huzur gibi duygular yarattığını fark ettim ve gelme zamanları yaklaştıkça içimin karardığını, endişelerimin adım adım arttığını, sorumluluk ve zorunluluk hissimin boğucu bir hale gelmeye başladığını fark ettim. Buna üzüldüm.. 

Sonra aslında bu hissin çocuklar ve eşimle değil de, okul, günlük katı rutin, desteksizlik ile ilgili olduğunu da düşündüm. Yani çocuklarımla ne kadar güzel zaman geçirebildiğimi, birbirimizi sevdiğimizi de kendime hatırlatmam gerekti.. Sadece son zamanlarda sürekli sorun çözme rolünü yaşamak, beni çok zorladı.. Sorunlar çözülemediği gibi, bir de ben anneliği de "iyileştirme" olarak algılamaya başladım ve iyileştiremedikçe "başarısızlık" hissi yaşadım, yaşıyorum... Bunu nasıl kırabileceğimi bilmiyorum... Çocuklarımın mutluluğu, aidiyet hissi ve başarı algısı sanki tamamen bana bağlı gibi hissetmekten nasıl vazgeçebileceğimi bilmiyorum.... Başarıları onların, başarısızlıkları ise benim hatammış gibi görmek beni çok zorluyor.... Kızımın mutsuzluğu, oğlumun okul sorunları sanki hep benim yetersizliğimmiş gibi geliyor bana.... "13 yaşında her ergen mutsuz ya da 9 yaşında her oğlan çocuğu okula ilgisiz" diyip geçebilmek istiyorum... Yapamıyorum... Sanki yapmam gereken birşeyi yapmadığım için kızım somurtkan, oğlum okula ilgisiz oldu gibi hissediyorum...... Pof. Duruyorum yoksa yine başlayacağız.... Görüyorsun ne kadar hızlı ve önüne geçilemez şekilde işliyor bu konuda beynim... Pof.

Bu yazı; tatlış, sığ ve huzurlu bir yazı olacaktı halbuki :)

Öyle başladık. Arada cortladık. Öyle de bitirelim o zaman.... İki saat sonra çocuklarım ve eşim eve dönecekler. İstedikleri kadar mutsuz, huysuz olsunlar, güneşli bu güzel Çarşamba gününü yılın ilk Bira Bahçesi akşamında bitirmek istiyorum. Ne evi temizledim, ne de sevdikleri yemekleri yaptım. Canım hiçbirini yapmak istemedi çünkü canım bu son 2 saatimi en sevdiğim şeyi yaparak bitirmek istedi: Yazmak....

Şimdi burayı kapatacağım, kahvemi alacağım, bahçeye çıkacağım ve defterime uzuuuun uzuuuun yazacağım :) Bu sene eşimin çocuklarla başka bir seyahat planı yok (hatta "uzunca bir süre de gitmem artık" gibi laflar etti, biraz zorlanmış iki Diva ve bir aktif canavar ile) yani ben de uzuuuunca bir süre evde tek başıma kalamayacağım demek bu. Olsun... Bu 7 güzel günün hatırası yeter de artar bana.... Ama umudu da korumak istiyor ve şöyle bitiriyorum: İnşallah nicelerine, yakın zamanda, amin...


Böyle bitsin bu güzel hafta.... Sık sık dilime dolaşan bu şarkıyı bağıra çağıra söyledim defalarca ve öyle iyi geldi ki.... Haydi sen de söyle: Yeni Türkü'den Karanfil <3

Hamiş. Bu arada en son Bekarlık Sultanlık yazım da geçen Temmuz imiş :P 

24 yorum:

  1. Yazıdan bile geçiyor o tazelenmiş enerjii :) beyazlar da fena yakışmış 🧿

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya beyazlar çok güzel ama George Clooney misali şakaklarım öyle, diğer yerlerde tek tük :)) İlginç olacak sanırım uzayınca.. O kadar sabırsızım ki, bir an önce uzasın istiyorum! Böyle upuzun dalga dalga gri saç öyle hoşuma gidiyor ki.... Sen kızıla geçtin, ben kızıldan kurtulmaya çalışıyorum, çok ilginç değil mi!

      Sil
  2. Ayyy, geçen sene ne yalvardım bizimkilere, birlikte birkaç gün biryerlere gidin de ben evde kalıp temizlik yapayım. O temizlik nasıl ferahlatıcı gözüküyor gözüme bilemezsin. Kıyı köşe dökeceğim, bir sürü şey atacağım. Hepsi bitince de bir iki gün temizliğin tadını çıkaracağım. Düşünmesi bile güzel. Ama bizimkiler gitmiyor anacım, nerdeee. Bu sene tek tek kovmayı düşünüyorum. Birlikte gitmeyeceklerse de birileriyle gitsinler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Handan yazmayayım dedim ama ben de ilk 3 gün paso temizlik yaptım :)) bahar temizliği böyle koltuk çekmeli mekmeli sonra belim tutuldu ama valla değdi keyif içinde oturdum haftaboyu!

      Sil
    2. Temizlik tapmak bana terapi gibi geliyor, bir ferahlıyorum ki. Sana da ne iyi gelmiştir. Sonrasında kimse ânında dağıtıp kirletmeden tadını çıkartmak , ay ağzım kulaklarıma uzandı 😂 Bizi azıcık kendimizle bıraksalar ne tatlı kadınlarız aslında hee.

      Sil
  3. Darısı tez zamanda yeni sultanlık günlerine olsun C.ciğim. :)
    Şimdilik yakın zamana dair bir plan olmasa bile belli mi olur, bir bakarsın piyangodan yeni bir tatil çıkıverir. :)

    YanıtlaSil
  4. oh, mis gibi bir 7 gün. senin için o kadar sevindim ki anlatamam. ışıltı ve neşe yazıdan çıkıp ete kemiğe büründü, bir deniz kenarında bana bıcır bıcır anlatan mutlu ceren'e dönüştü. ben de onun ışığıyla ışıldadım :)

    YanıtlaSil
  5. Ben de kızım hastalandığında ya da olumsuz şeyler yaşadığımızda kendimi suçlarken buluyorum. Oysa o kendi hikayesini yazarken ve büyürken ben sadece eşlik edebilirim ona. Bunu kendime sürekli hatırlatmam gerekiyor. Sürekli problem çözmek de gerçekten yorucu. Hani bir şarkı var ya " Yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe." der. Yaşamak galiba tam da bu hissiyatta geçecek. Belki zamanla kendimize şefkat gösterme becerimiz daha da artar ( Amin! :)) Bu arada Kralıçamızın 80. yaş günü ifadesine koptum, hahahah :) Kutlu olsun o zaman kralıçaya :)

    YanıtlaSil
  6. Oh ne güzel olmuş. Yazıdan hissediliyor huzur. Benim oğlan da Mayısta gidecek 10 gün eşimle birlikte gezme planlarımız var bazen suçluluk duyuyorum ama ihtiyaç ne yapalım. Ben yalnız kalınca temizlikten çok yemek - börek yapmaya vururum kendimi tabii sonra çoğunu yemek bana kalır. Hülya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E hamarat kadının hali başka :))) ben anca salata

      Sil
  7. Başta babanıza bravo diyorum bu kadar uzun süre tek başına iki çocukla bir seyahate çıkmış. Böyle molaların oluyor hep diyorum senin için harika. Annelik, ev hayatı, iş vb. insanı hayattan bezdiren şeyler ama hayat böyle işte. Girdiysek bu yola devam ediyoruz. Her şeyi bırakıp çekip gidenler de var ama bizde ki o yüksek sorumluluk duygusu bunu yaptırmaz. zaten bu duygu biraz daha az olasydı bu kadar sorun olmazdı. Tüm sıkıntılarını bir çoğumuzun yaşadığı şeyler olarak görüyorum. Seninkiler biraz daha farklı ve fazla.
    Hiç bir şey aynı çizgide gitmiyor, bu düşük enerjiden depresif halden çıkacağına inanıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim babama mı, çocuklarımın babasına mı :))) demeden geçemedim kusura bakma. Bu "babamız" kelimesine biraz takılıyorum....

      Sil
  8. Ceren, şu yüksek çıkan IQ konusuyla başlayayım.
    Ben matematik bilmiyorum. Neredeyse hiç ama. 4 işlemi bile bilmiyorum diyebilirim. Çarpım tablosunu da 6 lara kadar falan ezbere biliyorum. Kendimi gerizekalı sandım senelerce. Taaa ki, bundan 4 yıl kadar önce yani 50 yaşımda falan bunun bi özel öğrenme güçlüğü olduğunu, sadece matematik ve dört işlem bilmeme değil, yön duygusu, sağ, sol karıştırma, rakamları ezberleyememe, tarihleri, yılları hep şaşırma gibi başka etkileri de olduğunu, bendeki mevcut bütün bu arazların adının da "diskalkuli" olduğunu öğrenene kadar. Ne değişti hayatında dersen bi küçük ferahladım o kadar. Matematik bilsem çok güzel ve havalı olurdu elbette ama olmamış işte bi şekil. Seninki tam tersi ama neysek oyuz. Belli bi yaştan sonra çok değiştirmez bunları bilmek, erken olsa değişirdi mutlaka ama..
    7 günlük inziva süper yalnız. Layıkıyla değerlendirmişsin, süper! Bence de eşini ikna et ve çocuklarla, ana Kıralıça'yı da alarak yeni rotalar belirlesinler :)
    Hadi bakalım, bekarlık sultanlık tezine güçlü bir ispat olan bu yazının devamı da -seneyi bulmadan- gelsin ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaaa diskalkuli, hem de azımsanamayacak kadar vardır ama biz yaşlarda bu kadar bilinmiyordu, ne zorlanmışsındır... Hakikaten dediğin doğru, açıkcası ben de son günlerde kendimi sanki daha bir anlar anlamlandırır oldum, umarım bende de "e olabilirdi, olmamış, ne yapalım" bilgeliği zamanla gelir :)
      Valla 4ü de "bir daha asla" diyerek geldiler, bilmiyorum bence bundan sonra zor..... En ufak şeyden tartışma çıkıyor geldiklerinden beri ve ben kıs kıs gülüyorum, demek ki sorun ben değilmişim!

      Sil
  9. İnsanın kendine iyi gelmesini film izler gibi bir çırpıda okudum. Duygu fazlasıyla geçti. Sorumluluk duygusu haddinden fazla gelişmiş insanlar kendi kendini yiyor, bunu hissedebiliyorum. Bir de "adam sendeciler" var. İkisinin ortasını bulunca nirvana oluyordur eminim. Belki de hayattaki misyonumuz o orta noktayı bulabilmektir...
    Kalemine, ruhuna sağlık. Sevgiler 🌸✨

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adam sen de'cileri anlamaya çok çalışıyorum inan uğraşıyorum ama olmuyor. Yakın çevremde de varlar ve hep de onlar 4 ayak üzerine düşüyor, ben bocala da bocala, ay sinir oluyorum :))

      Sil
  10. Selam sana iyi gelmiş. Senin adına sevindim. O zaman ben de sultanım senin yaptıklarını eşim sık sık Sinop'a gittiği için yapıyorum.
    Sevgili Ceren çocukların küçük olduğu için bir süre daha onlarla ilgileneceksin. Çocuklara ilgi konusunda yetersiz olduğuna dair bir söylem nasıl gelişti. Bu izlenime nasıl vardın bilmiyorum. Çok çabuk büyüyorlar büyürken sana kapris yapabilirler. Ama en güzel dönemleri belki yoruluyorsun ama senin yanındalar. Onlar daha çocuk ve annem bizim için saçını süpürge etti demeyecekler. Eve geldim ev bomboş. Kıza soruyorum dün beşten sonra görüşebilir miyiz. Ege'nin basketi. kızım diyor benim sporum. Ancak hafta sonu keman konserleri var o zaman. Evde yemek yapmamakta özgürüm yalnızım dışarıdan yerim . Ya da pratik bir şeyler. Kızıma diyorum ki konuşacak adam lazım o yorulmuş susmayı tercih ediyor. Ben konuşmayı. İnsan içindeyken hayatı farklı hissediyor dışarıda farklı.
    Ben de gezmeye dış dünyaya açılıyorum Onu da sanal alemde paylaşıyorum. Kızlar bizde geziyoruz ama senin gibi ilan etmiyoruz. Ne yapayım yalnızım ve de seyahatler hakkında bilgi veriyorum. Bazen diyorum ne dışındayız zamanın ne içinde. İçindeyken yorgun dışındayken farklı , özgür bazen mutlu bazen mutsuz. İnsan garip bir varlık. Sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa umarım dediğin gibi olur.... Bence de paylaşmalısın çünkü seninkiler gösterme değil, gerçekten keyfini çıkartıyorsun..

      Sil
  11. Selam Ceren. Eski yazıları kaldırma huyun çok fena! Dönüp okumayı seviyordum ben☺️ Saçlarının küvette yosun gibi yüzmesi tabiri çok hoşuma gitti.Pınar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pınar çok tatlısın ama inan yazdıklarım öyle dönüp okunacak şeyler değil, hani hayatım bir matematik problemiymiş burası da bir yazı tahtası gibi, yazarak çözümlüyorum sonra tahtayı siliyorum falan gibi düşün. Hiç de fena olmadığını göreceksin bu durumda ;) Açıkcası neden defterime yazmıyorum o zaman, ben de düşündüm, sanırım bir iki güzel fikir ve motivasyon gelince modum yükseliyor, problemi çözemesem de tamam diyorum en azından çözümü var, başka zaman yeniden yazar yeniden denerim o zaman diyorum.. Falan filan amaaan sudan işler işte

      Sil