Dün sabah Havhavcan'a bir kıyak yapasım geldi. İlk seansım 8.45, ikincisi 11'de olmasına rağmen, "gel çocuğum, güne yaya yaya başlayalım" dedim ve L.'i okula tıkar tıkmaz, arabayla, uzun zamandır gitmediğimiz o büyük ormana gittik. Bu arada önceki gün lapa lapa kar yağmıştı ve hava hakikaten soğuktu. Beremi, eldivenimi taktım ve tam 45 dakika yürüdük. Hayat da bu çabama, önüme koca iki tarla tavşanı çıkartarak selam çaktı... O kadar büyüktüler ki, ilk başta ceylan yavrusu (yani ceren!) sandım ama sonra koca kulakları ve zıplayışları ele verdi, en az 10-12 kiloluk tarla tavşanlarıydı bunlar!!! Nasıl güzeldiler, nasıl neşe içinde hopluyorlardı ve nasıl da hızlıydılar yarabbi..... Yabani kelimesini, şehrin içinde bile insan tam iliklerine kadar hissediyor.. Bu muhteşem bir his.
Onları izlerken, aklıma geçen gün okuduğum Chloe Dalton'un "Raising Hare" röportajı geldi. Birkaç ay önce basılan kitabında, Dalton pandemi zamanında bahçesinde tek başına bir bebek tarla tavşanı bulmasını, hiçbir bilgisi olmasa da, ona bakıp büyütmesini ve sonrasında yaşadığı büyük aydınlanma ve değişimi anlayor. Dalton'un özellikle yabaniliğini koruyabilmek için isim vermediği "Tavşan", aslında bir insan tarafından büyütülse de yabaniliğini bir ölçüde koruyor. Her gece ormana gidiyor, her sabah Dalton'un evine geliyor, onun için monte edilen kapıdan eve giriyor ve evde Dalton ile zaman geçiriyor... Dalton Tavşan'dan çok büyük dersler öğreniyor; aslında vahşi bir canlı ile birlikte yaşamanın ve birbir sınırlarına saygı duymanın önemi, başarı odaklı kariyer anlayışı yerine daha doğal, yavaş bir yaşam tercihini başarı yerine koymak gibi..
Bak bu o:
Ceylanın yavrusu Ceren :)
YanıtlaSil"Kendini açabiliyorsan, öğrenmek istiyorsan" demişsin ya hani, buna fırsat vermek, çaba göstermek, yeniliğe ve olan bitene karşı algılarını açık tutmak çok kıymetli. Yapabiliyor muyuz? Ben kendi adıma çok değil ama benim de şansım, köyde doğup, büyümek ve şehirlilere oranla daha aşina olmak doğaya, yaban hayata..
Seni tebrik ediyorum ve ne iyi etmişsin o "tavşan"la ilgili fotoğrafları eklemekle, teşekkürler şekerim :)
Not: Önceki postlarından hareketle, takdirle ve mutlulukla izliyorum "so what" felsefeni, aferin sana :*)
Bi de iyi bayramlar...
"Tavşan" çok tatlı.... Hikayesi çok tatlı.. Ben sanırım böyle hikayeler istiyorum hayatımda, çevremdekilerin hayatında....
Silİyi bayramlar Esen'cim!
Doğada pazartesi yok dişe boşuna demiyorlar. Ne iyi yapmışsın gitmekle. O muhteşemliği okurken bile hissetmek mümkün. Ben de şaştım kaldım seninle beraber büyüklüklerine...
YanıtlaSilBazı türler "dev tavşan" deniyor onlara, 20 kiloya varabiliyormuş Tuba. Baya korkutucu hahahah ama sevimli yine de.. Bizim evdekiler sadece 2kg'lık cüceler, bu kadar büyüğünü ben de ilk defa yabanda gördüm, çok şaşırdım...
SilCeren okurken ben de o ormanda yürüyüp ferahladigimi hissettim! Ve itiraf edeyim ilk aklima gelen çocuğu okula kaçta bırakıyor ki oldu :p Ben kızı 8.30-8.45 arası bırakıyorum o yuzden hesaplayamadım seans, yürüyüş, yol... ahaha sonra da dedim ki Merve sana ne :p
YanıtlaSilBurada okullar 8'de açılıyor ama 7.45'te okula girmiş olmak zorundalar :) Gün baya erken başlıyor bizde...
Sil