Virütik hastalıklardan sonra bazen depresif ruh hali olabiliyor. Bunu biliyordum da, bu kadar ciddi vurabileceğini düşünememiştim. Beş gün sürekli ağladım. Yattım kalktım ağladım. Bir yanım rahatlarken, diğer yanım ağlamayı alışkanlık haline getirdi.. Sanki aylardır yıllardır tuttuğum ne varsa, saldım gitti. Bir gün ölenlere, bir gün kayıplara, bir gün yaşanmamışlıklara, döndüm dolandım, şu da vardı dedim ağladım, bu da vardı dedim ağladım, bir noktada acaba hiç susamayacak mıyım diye ağladım... Fakat her ne kadar "acaba çıkamayacak mıyım bu seferki kuyudan" korkusu olsa da, ağlamaya çok ama çok ihtiyacım olduğunu ve "ağla kızım tutma artık kendini" diyebilmiş olmanın ruh hafifliğini de hissettim....
5 gün ağladım. Hâlâ da devam ediyor, belki de hiç susamayacağım artık, bilmiyorum.... Ama susamayacak olmak bile beni korkutmuyor, içimde "bu iyi bir şey, yıllardır tuttuklarını bir bir akıt" hissi de var... Bir de, öfkeli değilim. Ağlamak öfkemi de sildi attı, sanki duygularıma tümden bir reset çekti..
Bu ağlama nöbetlerinin ortasında adacıklar gibi çok iyi hissettiğim, güzel güzel çalıştığım, güzel güzel okuduğum, ev işlerini yaptığım dönemler de oldu tabii. Hatta birinde öyle iyi ve neşeli hissettim ki, bir grup arkadaşımla buluşup geleceğe dair asla gerçekleştiremeyeceğimizi bildiğim (Marmaristen bir tekneye atlarız, 10 gün mavi tur yaparız falan gibi) hayallere iştirak bile ettim. Sonra yine kara bulutlar, yine saatlerce ağlamak...
Biz terapistler deriz ki. Depresyon değil sorun. Depresyondan çıkamayacağına dair inanç, korku... Çünkü ona bir defa inandın mı, onu yenemeyeceğini kabullendin mi, en güçlü ilaç olsa, en benim diyen psikoterapist olsa, çıkaramaz seni. O nedenle, nasıl grip oluyorsun, bu da ruh sağlığının gribi. Yaygın. Süründürüyor. Geçmez gibi geliyor. Ama geçiyor.. Ve yeniden geliyor. Yeniden geçiyor. Grip gibi, atlattıktan sonra, yeniden yakalanana dek, hayatını yaşamana izin veriyor..... Bunu böyle göreceksin. Başka yolu yok.
Ağlaya ağlaya yaşıyorum. Duşta ağlıyorum. Yatakta ağlıyorum. Kahvaltının ortasında ağlıyorum. Çocukların müzik ya da spor kurslarının önünde beklerken ve dahi köpeği gezdirirken bile ağlıyorum. Yürüyüşte ağlıyorum. Arabada ağlıyorum. Ağladıkça ağlıyorum.... Ve bir yanım, oh be diyor. Oh be ne kadar çok şeyi içimde tutmuşum.... Oh be ne güzel yağıyor şakır şakır, ne güzel temizleniyor, resetleniyor......
Eminim susacağım bir gün. Belki yarın değil. Ama elbet bir ara verecek. O zaman pencereleri açıp, içeriyi havalandırma, rutubet kokusunu güneş ışığıyla kurutma zamanı gelecek.. Belki yarın değil ama belki birkaç gün sonra.. Birkaç hafta sonra..
Elbette böyle de bitmeyecek... Çünkü bu bir döngü. Doğada reset tek seferlik değil, sürekli bir reset var. Her gecenin bir gündüzü varsa, o gündüzün bir de gecesi var. Kış bahara çıkıyorsa, yaz da sonbahara çıkacak. Yani hayat bu, ineceksin, çıkacaksın ama yine ineceksin, yine çıkacaksın.... Geçti diyeceksin, yeniden gelecek.. Kimi kış uzun geçecek, kimi yaz kısa, bazen bu iklim olacak, artık hep böyle olduğuna inandıracak. Sonra bir bakacaksın, yaz ortası bir yağmur, kış ortası bir güneş.. Hayat böyle. Yapabileceğin tek şey var: varken değerini bil. Almanlar gibi, kış ortası güneş varsa, giy şortunu çık. Çünkü bilemezsin, belki de bu son güneşli günün de olabilir.......
Çünkü her gecenin bir gündüzü yoktur.... Gündüzün kıymetini belirleyen de zaten budur.
Foto: Rossmann'da bazen böyle saçma sapan sevimli şeyler oluyor. "Tomorrow's trash" derler bunlara. Ama yine de gülümsetiyor. Kendime alsam mı diye düşündüm ama sanırım bana pozitivite üfüren hıyar, havuç ve patatese kaldıysa durum, gerçekten vahimdir işler... Daha o kadar da değil, dedim ve geçtim :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder