9 Nisan 2021 Cuma

Dalgalar

Döndük bakalım. 5 günlük karantinadayız, ikinci testin sonucu da negatif çıktıktan sonra ancak Pazartesi günü çıkabileceğiz evden. Oysa biraz koşmaya, olmadı yürüyebilmeye ne çok ihtiyacım var, bugün.. Ya da yazarak belki.. o sıkıntıyı.. bilmiyorum.

Türkiye'den her sefer biraz buruk, çok önemli bir şeyleri geride bırakmışım hissi ile dönerim evime ama bu sefer gerçek bir eksikle döndüm. Sadece iki senelik bir dostluk olmasına rağmen, kısa sürede çok şey paylaştığım, kendimce çok önemli bir yere koyduğum arkadaşım Elif'in dostluğunu kaybederek. Onun tercihi ve kendisi nedenlerini öyle güzel açıklamış ki attığı mesajda, hak verdim gidişine.. Canı sağ olsun, mutlu olsun. 

Bu kayıp, tabii ki kayıplar ve ayrılıklarla ezelden beri çözülememiş bir iç-savaşı olan beni çok etkiledi. Bazen Elif'i yaşamım boyunca bir daha asla göremeyeceğimi düşününce nefesim kesiliyor gibi oluyor. Hakikaten nefes alamıyorum yani, edebi bir yakıştırma değil.. Fiziksel, tuhaf bir acı bu.. tam midemin üstünde. Aslında ben bu acıyı 3 yaşımdan beri çok iyi biliyorum, defalarca aynı noktada buldum kendimi. Birinde yanımda katledilen can dostumun ardından o acıyla verdiğim savaşta 42 kiloya düştüm, diğerinde sevgilim kucağımda öldüğünde, aynı acıyı bir daha kendime de çevreme de yaşatmamak için dünyanın öbür ucuna kaçtım, tüm yaşamımı yıkıp sıfırdan tekrar kurdum ve bir daha bu yıkıma izin vermeyeceğime söz verdim.

Doğrusu bu ya; 2009'dan bu yana yaşadığım onca kayba rağmen, hep bir bahane buldum o acıyı hissetmemek için. Ananemin vefatında meselâ, "dolu dolu yaşanmış bir yaşamı ölüm anına indirgemeyeceğim" dedim, yaşamını, yaşadıklarımızı hatırladım hep; sevgisini, paylaştıklarımızı hep hissettim ve hissediyorum... En son 2015'te yaşadığım travmatik kayıptan sonra çözdüm sanmıştım bu ayrılık ve ölüm temasını, bana hissettirdiği acıyı da artık hissetmem sanıyordum. Üstünden bir kaç ölüm geçmişti ve hakikaten ben hep "yaşama odaklanmayı" başarmıştım.. Ama bugün, nedensizce ve birdenbire bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi bir özlem sağanağı var içimde.. Batan güneşin ardından hissedilen bir iç çekiş gibi.. Ve bu canımı çok acıtıyor. 

Elif'in kararına saygılıyım ve gidişinin nedenlerini anlıyor, kabul ediyorum. Fakat aynı zamanda da artık hayatımda olan kimse gitmesin, ölmesin, benden vaz geçmesin istiyorum...... mümkün mü? Tabii ki değil, hele artık içinde bulunduğum yaşlar bana hep kayıplar, ölümler getirecek.. O zaman "kalan olmak"la başa çıkmanın, gidenin ardında bıraktığı boşluğu doldurabilmenin bir yolunu bulmalıyım.....

Ya da. Belki de sadece, o boşluğu olduğu gibi bırakmalıyım içimde. Savaşmadan, yerini doldurmaya çalışmadan, bir yere koymadan, kaçmadan yüzleşmeliyim ve kabullenmeliyim..... Çünkü hayat sonsuz bir deniz gibi sürekli bir değişim içinde. Ve ben bazen dalgaların altında kalarak, nefes alamadığımı ve bu sefer boğulacağımı sanarak, bazense o dalgaların üstünde keyif yaparak, arada durgunlaşan denizden sıkılarak, sonra yeniden kabaran dalgalarla mücadeleye devam ederek geçireceğim bu hayatı, bu da bir gerçek..... sadece mutlulukları değil, acıları da tadarak.

43 yorum:

  1. Çok samimi bir yazı olmuş. Kayıplarınıza üzüldüm, Allah rahmet eylesin.
    Her kayıp zordur bence, alışılmaz buna gibi geliyor. Belki acıyı serbestçe yaşamak gerekir, iyice azalan kadar. İnsan çok sıkıyor kendini, bu da bence hayatı daha zorlaştırıyor. Kayıpla baş etmeye çalışırken bile kendiyle savaş halinde, belki vicdanı el vermiyor acının hafiflemesine.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet kendimi çok suçluyorum.. Oysa bana aynı konuyu bir başkası açsa, ve ben ona vereceğim cevapları kendime de verebilsem....

      Sil
  2. Selam Ceren dönmüşsün. Bu sıralar anlayışım mı? kıt yorgun muyum? anlayamadım. Elif ile bir kopma olmuş. Ve senle görüşmek istemiyor. Doğru mu anladım. Benim de yaşantımda böyle biri oldu. Benle görüşmek istemiyormuş pardon iki kişi biri bir süre görüşmeyelim bana dedi. O bir süre uzun yıllar oldu. En azından söyledi. Bir başka arkadaş bana kendisi söylemedi. Ben onu artık rahatsız etmeyeyimmiş. Başkaları bana bir kaç ay sonra söyledi. Birileri yaşantımızdan çıkıyor. Kendi isteği ile bir de ölüm ile ayrılanlar var. Yeni girenler çıkanlar. Yaşamın döngüsü gibi. İnsan anlık bir varlık. Yaşam ve ölüm içinde birbirine grift. Sen yine yaşamı seç .Projelerin olsun. Hayata havlu atma. Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Parıldayan Çiçek, bu varoluşsal anlam arayışı beni hakikaten çok zorluyor. Konunun uzmanı olarak sana soruyorum, acaba felsefe okusam iyi gelir mi, yoksa daha da mı kaybolurum?

      Sil
  3. "neredeler ki şimdi, bizim için bir zamanlar
    yaşamsal önemi olan o ötekiler - nerelere
    gittiler, nerelerde kaldılar: biz, arıyor,
    soruyor muyuz onları - neyiz ki biz zaten?! - -
    anılar, ve anılar, ve anılar, ve
    unutmalar, ve unutulmuşluklar...

    anılarımızı da unuturuz biz zaten -
    anımsamalarımız, zaten, unutulmuşluklarımızdır:
    anımsadıklarımız, zaten, çoktan, unuttuklarımız...
    ancak unuttuklarımızı anımsarız biz zaten:
    anılarımızı da, zaten, unuturuz;
    çoktan, unutmuşuzdur."

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. yaşamsal önemden unutulmaya, nasıl bir geçiş var hayatta?
      hiç adil değil o sistem..

      Sil
    2. hayatta adil bir sistem var mı?

      Sil
    3. .... hiç yok. O nedenle inanç ve umut diye iki kavram çıkarttık ya, bunun ağırlığını kaldıramadığımızdan.

      Sil
  4. Ah! Seni çok iyi anlıyorum. Ve takdir ediyorum. Bu nasıl kabulleniş. Hiç kızmadan nefret etmeden serzenişte bulunmadan.

    Benim de üç yıl önce can arkadaşım hayatımdan çıktı. Hiç açıklama yapmadan konuşmadan yazmadan. Kalbim çok acıdı. Sonra içimi kızgınlık doldurdu. Devamında kabullenme geldi. Ama hiç aklımdan çıkmıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım yas süreci normalde böyle işliyor: şaşkınlık, kabullenememe, kızgınlık, üzüntü ve bir süre sonra kabullenme.. Sağlıklı olan süreç öyle derler..
      Kızmak nefret etmek pek doğamda yok ama maalesef kendini suçlama yeme bitirme vardı onun yerine, inşallah bu sefer sadece kabullenme kısmına geçebilirim diye umuyorum..

      Sil
  5. Ah kayıplar, ölüm en zoru belki ama; hala hayat varken, hala bir şans varken gidenleri anlamak bazen daha zor geliyor..

    YanıtlayınSil
  6. Dibe battığımızda başımızı aynı noktadan dışarıya çıkarmadığımız kesin ama yitikler unutulmuyor..

    YanıtlayınSil
  7. Niye yani?sen ne güzel anlamışsın ama için anlamamış bende anlamadım anlamamda dostlar niye gider.bu kadar anlayışlı olmak ne kadar sağlıklı,bir yerden sonra siktir git der en azından insan😶

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. aman sen beni "sakıncalı neşriyat" diye kapattıracaksın şşşt.
      yok öyle diyemem ben. hiç demedim..

      Sil
  8. Elif'in sana açık acık yazması da, senin bunu anlayışla kabulun de çok güzel aslında. Ne yapalım, belki hayatındaki yeri çok özeldi ama gidene de güle güle demekten başka çare yok. Keşke ben de hayatımdaki bazı kişileri açık açık anlatarak çıkarsam, onlar da kabullense. Hiç sanmıyorum, o yüzden kırgınlıklarımla yaşamaya devam. İnsanlar kendilerini bunca önemsedikleri sürece çok zor. Ah Ceren elimizde kalanlarla idare edeceğiz, zaten karanlık bir dönemin içinden geçiyoruz, iyice karartmayalım enseyi. Sevgiyle kucaklıyorum...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öyle gerçekten, doğru insanla arkadaşlık yapmışım diye düşündüm. Bitmiş olması acı tabii..

      Sil
  9. Leylak Dalı'na katılıyorum. Elif Hanım'ın açıkça yazması çok iyi çünkü benim başımdan bunun tam aksi yönde bir arkadaşlık geçti ve ne bir düzgün açıklama ne bir gerekçe belirtmeden yollarımız ayrıldı. Ne oldu ne bitti hala anlayabilmiş değilim. 1.5 senedir şaşkınım. İlişkiler, özlemler, kayıplar, yaşamak ne acayip bir yolculuk.

    YanıtlayınSil
  10. 2 kişiye de ben telefonda aramayın görüşmeyelim dedim. Sebep miras konuları yüzünden onların araması ile evde yaşanan huzursuzluktu.

    YanıtlayınSil
  11. Biliyor musun bugün aklıma bir şey geldi. Bir jeton tık edip düştü. Biz o dalgaların altına girip derinlerdekileri görmek istediğimiz için böyleyiz. Biz sürekli hissettiğimiz için böyleyiz. Çoğu insan hep dalganın üstünde kalıyor, tam doğru anda zıplıyor ve dalga altından geçip gidiyor. Asla boğulmayı göze alıp da o dalgaların altına bakmaya kaşkışmıyor bazıları. Herkes gündelik hayatın hay huyu içinde yuvarlanıp gidiyor. Sen, ben ve bizim gibi 3-5 deli daha dalgalara takmışız kafayı, illa ki altını üstünü kurcalayıp başka bir şeyler arıyoruz. Eh ne demişler arayan mevlasını da...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :) sen kime kızdın?
      Evet doğru, bir de hani halat ve ufak babalarla çevrili güvenli yüzme alanı vardır ya.. Ben ona da sığamam hiç.

      Sil
  12. "adviye‘den mektup aldım.
    beni çok göresi gelmiş,
    hiç unutamıyormuş
    şaştım da kaldım.
    yıllardır,
    sen memleketten gittin gideli,
    ne kapımı çaldı,
    ne bir haber yolladı hatta.
    hatta sokakta karşılaştık.
    bir bayram sabahı,
    başını çevirip geçti.
    en yakın arkadaştık!
    ama arkadaşlık ağaca benzer,
    kurudu mu,
    yeşermez artık.
    ben cevap yazmadım.
    neye yarar?
    evime bile gelse şimdi,
    söyleyecek lakırdım yok."
    Sizinki gibi vedalaşıp ayrılmak daha makul. Ama tabii sonuçta bir ayrılık ve acı. Sessiz ve sakin de olsa ilişkinin sürmesini tercih ederim,elimden geldiğince. Şunu da ekleyeyim olarak yazınızın son paragrafına istinaden,
    "paraguay halk türkülerini çaldı radyo.
    bunlar dikenli bir yaprağın üzerine
    aşkla, güneşle, insan teriyle yazılmış.
    acı da, umutlu da...
    bayıldım paraguay türkülerine."

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Nâzım’a mektup :)
      Nâzım’ın cevabı ne olmuş acaba?

      Sil
    2. ben de merak ediyorum bilen varsa aydınlatsın. nazım, münevver hanım'dan gelen mektupları şiire dönüştürmüş cevap olarak galiba:) ön planda olan yayımlanan ise piraye ile mektuplaşmaları gibi.

      Sil
  13. "kalan olmakla başa çıkma"nin yolunu bulursan bana da söyler misin.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bugünkü yazımla.. belki.
      Devam etmek ve aslında şunu düşünmek “bir insanla yaşadığın hatıraları onun ölümü elinden almayı başaramaz.” bir nebze işe yarıyor bende.

      Sil
  14. Üzüntün öyle insanca ki. çok önem verdiklerimize bile her
    an kaybedebiliriz gözüyle mi bakmamız lazım acaba? ama
    olay gerçekleşince istediğimiz kadar önemsemeyeceğim diyelim
    olayın ilk etkisiyle şoka uğrayacağız. başına da ne köt şeyler
    gelmiş, ne denir ki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kayıplara alışmak mümkün mü dersen hayır. Kabullenmek gerekiyor ama bazen zor oluyor o süreç.

      Sil
  15. Sevgili C.,
    Yazıyı bir kaç kez okudum, gittim geldim okudum.
    Seni teselli edecek bir not yazmak istedim. Sonra düşündüm ki, bazen böyle acı tekrarların onu yaşayan tarafından çözülebilecek şifreleri var.
    Şifrene kavuşup, huzurunu bulman dileğiyle, sevgilerimi gönderiyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. <3 evet ben öğrenmem gerekeni öğrenene dek galiba aynı duygu önüme gelecek.. umarım!

      Sil
  16. "Her gidenden bir gülümse kalır" der şair. "Giden gitmiştir, geriye söz kalır" der bir başkası. Zaman diyorum, herşey zamanda gizli... Ve insan sadece unutmak istediği zamanı unutmaya meyillidir, unutmak istemediği zamanı bir mıh gibi çakmıştır belleğin penceresine.

    Hayatımdan gidenler çok oldu. Unuttuklarım/Unutmadıklarım oldu. Yıllarca unutmadığım birine yıllar sonra telefonda konuşurken pattanadak "ben o dönemde seni seviyordum" dediğim oldu :) Hayat böyle bir şey sanırım. Acısı, tatlısı, iyisi, çirkini, geleni, gideniyle gökkuşağı gibi rengarenk. Seviyorum hayatı, yaşamayı ve bazen küçük deliliklere tutunarak hayatta kalmayı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :) küçük delilikler ve kontrollü çılgınlıklar..

      Sil
  17. Birkaç gün önce "zaman" üzerine bir deneme yazmıştım. Zaman elimizden kayıp geçen bir varlık değil de gerçek olmayan bir algı mı zihnimizde yarattığımız diye sormuştum kendime. Zaman bir yol belki de, üzerinde arz-ı endam ettiğimiz. Ve bu yolun bir yerinde tesadüf eseri karşılaştıklarımız... Bir süre yol arkadaşlığı yaptıklarımız, geride bıraktıklarımız, geride kaldığımız.
    Uzun seneler önce bir kez ben de yaşamıştım öyle bir şey. Bir dostumu yitirmiştim o yolda. Haklıydı, hatalıydım. O geçip gitmişti geride bırakıp beni, belki ben onu geride bırakmak zorunda kalmıştım. Üstelik gidiyorum demeden bir kaybedişti bu. Yıllarca kafamdan atamamış, kızmıştım kendime... Tam otuz yıl sonra (belki otuz birim mesafe sonra) kader yine zaman yolunda karşılaşmıştı bizi tesadüfen. Sanki hiçbir şey olmamışçasına yol arkadaşlığımıza devam ettik bir süre daha. Sonra yine ayrılmıştı yollarımız. Fakat bulmuştuk ya yeniden birbirimizi, kayıp sayılmazdık artık...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet yazınız beni düşündürmüştü..
      Bir kapanış olması iyi olmuş, sanırım düşünmüyorsunuzdur artık. İnsan ilişkileri kapalı bir çember gibi o yolda tık tık tık adım adım yürüyoruz sanki, çember kapanana yani tamamlanana dek. Ani kırılma ve kopmalar bu nedenle zorluyor insanı..

      Sil
  18. Yaşarken kaybettiklerim ölenlerden daha çok acıtıyor canımı sanki. Sızısı gitmiyor içimden.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bir-ikim ;) Koca yazıda yazanı tekcümleyle özetleyebilmek bir şairin işi işte...

      Sil
  19. Okudum, çok yazdım, çok sildim... Umarım şimdi daha iyisindir.

    YanıtlayınSil
  20. Canım senin Türkiye sürecini takip edemedim şimdi okuyabiliyorum çok kederli bir ayrılış olmuş. Bu tür durumlarda istemediğini hissetmek galiba asıl sorun yani kişisel olarak ben öyle hissediyorum.Onu bir daha görememek 2. Planda kalıyor. Umarım daha iyisindir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İyiyim, özlüyorum tabii ama hayatla kendimi oyalıyorum :) Başka da yolu yok sanırım özlem dolu ayrılıkların üstesinden gelmenin.

      Sil