
İlk tiplememiz; plastik poşet çıtırdatan teyze. Yahu teyze, ne var allahaşkına o plastik poşetin içinde, bu kadar elhem bir şekilde haşır huşur çıkarmaya zorluyorsun? Leblebi mi var, ne var yaaa. Hayır hışırdadıkça zorluyorsun, o neyse artık poşetin de en dibinde oluyor hep! Tam oh buldu, çıkardı diyoruz, bu sefer geri çantana sokuyorsun hışır hışır o poşeti. Delirttin beni!
İkinci tiplememiz; burnunu hönkürerek silen, muhtemelen orgeneral emeklisi amca. Amca, az daha zorlarsan sanırım beynin topyekün çıkacak o mendile. Ayrıca selpak denen birşey icad edildi geçen yüzyıl, kullansana. Evde nasıl yıkıyorsun o bez mendilleri, nerde kurutuyorsun, niye özellikle iskoç kareli modelleri seçiyorsun. Mide safra bırakmadın be adam!

Dördüncü tiplememiz; karanlık salon sevişgenleri. Sevgili sevgililer; neden el ele oturup, kalp kalbe konser dinlemek, efendice eser izlemek yerine; ille kafa kafaya, omuz omuza oturmak, mümkün olduğu ölçüde fiziksel teması yakalama özlemi içindesiniz? Kardeşim o koltuklar herkes kafa tokuştursun, devamlı öpüşsün niyetiyle tasarlanmamış, aradaki boşluktan arkadaki zat sahneyi görmeye çabalıyor, sizden daha ilginç durumlar vuku buluyor o sahnede. Gözünüzü seveyim gidin evinizde sevişin yahu!
Beşinci tiplememiz; ikinci gongdan sonra, ortam kararmaya başlarken salona apar topar gelip tüm sırayı tek tek tribünlerde meksika selamı veren seyirciler misali kaldırıp oturtan, önümden geçerken ille güzelim ayacığıma basan, koca poposunu ille burnuma, koluma falan sürten, banka memuresi abla. Abla ne işin var senin burda, ayrıca senin yerin F12, bir ön sırada o..
Altıncı tiplememiz; saçlarına aslan yelesi süsü veren, takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş, pre-menopozlu frapan teyze. Biliyorum bu biletleri roraty club'taki kokoşlara satmak pek kolay olmadı ve kimler gelmiş, kimler gelmemiş diye kontrole gelmen de büyük incelik. Ama o aslan yelen sayesinde sahnenin ancak 1/3'ünü görebildik, kokun da burnumuzu deldi. Ah be teyzecim, bu salonlar biraz sıcak olmuyor mu, bir ateş basmıyor mu, sen bir dışarı çıksan, soluk alıp gel(me)sen?

Sekizinci tiplememiz; derin derin soluk alıp veren, boş zamanlarında telefon sapıklığı yaptığından şüphelendiğim abimiz. Kardeşim sendeki nasıl körüklü bir ciğerdir, dağa tırmanmıyorsun, konser dinliyorsun. Serotonin salgılıyorsun, stresten uzaklaşıyorsun, rahatlıyorsun. Bi akciğer uzmanına görün, tıp fakültesinde birinci sınıflara akciğer mankeni falan ol, bi git uzaklaş yakınımdan yahu.
Dokuzuncu tiplememiz; en çocuk-sevgili sesiyle "ayyyşkımmmm biliyo musuuun, ben de küçükken bale yapayyydım" diyen hatun kişilik. Yavrucum, çocukken hangimiz bale yapmadı, bunu kıvançla sevgiline anlatmayı bırak artık. Hadi sıkıyosa şimdi kaldır bi bacağını yukarı 180derece, desteksiz. Yapabiliyo musun, donun ne renk, hepimiz görelim. Aksi taktirde bi sus kardeşim. İl-gi-len-mi-yo-ruz!
Ve son tiplememiz; gülme krizine giren ergen. Seviyorum seni :) Özellikle kendini uçarcasına dışarı atışın, elini ağzına kapatışın.. O hain arkadaşın dürtüp durmasa, sen eminim bu konseri, bu oyunu, bu baleyi en hayranlıkla deneyimleyen kişi olacaktın. Sağlık olsun, bir dahakine.. Yine gel ama, e mi! Sensiz çekilmiyor bu tiplemeler.
Hangi kullanıcı tipisiniz? gibi bir anket şık olurmuş bu yazının altına =) Herkes yapıyor biz niye yapmayalım?
YanıtlaSil