19 Mart 2026 Perşembe

Çarşamba: Karşıtlıklar

F. Scott Fitzgerald, zekâyı "aynı anda bir akılda iki karşıt düşünceyi barındırabilmek ve buna rağmen işlevsel kalabilmek" diye tanımlamış. Bu tanıma %100 katılıyorum, bence "zekâ = adaptasyon yeteneği" tanımından bile daha doğru. 

Fitzgerald'ı tabii ki "Muhteşem Gatsby" ve "Cennetin bu yanı"ndan tanıyoruz fakat bu cümlenin içinde geçtiği "biyografik" elementler de taşıyan kitabı "The crack up" (Çatlak)tan haberim yoktu ve bir an önce edinmem gerektiğine karar verdim. Amazon'a baktım, elime ancak Cuma akşamı geçecekti - ve bu çoooook geç olabilirdi. Böyle acil (ve pintiliğimin tuttuğu) durumlar için arada rahatsız ettiğim, dünya genelinde yazılmış herhangi bir kitabı 10 saniyenin altında rekor bir sürede bulabilme yeteneği olan sevgili B.'a yazdım ve ben daha telefonu masaya geri bırakmadan, pdf'ini yollamıştı bile! Çok sevindim, incecik dosyayı hemen kindle'a attım... Bu kitapla bu haftasonu bazı planlarım var ;) şimdilik yazamıyorum ama zamanı gelince yazacağım.

*

Dün oğlumu - her gün olduğu gibi - yine saçının tepesinden ayak tırnağına dek çamura batmış vaziyette aldım etütten. Okuldan çıkıp gittiği etütte öğle yemeği yer yemez ormana çıkıyorlar ve 2,5 saat ormandalar - yaz, kış, yağmur, kar altında. Oğlum bu sene doğal malzemelerden barınak kurma merakı geliştirdi, toprağı kazıp ağaç dalları, yapraklar, çamur ve taşlarla yaklaşık 2-3 metre yüksekliğinde doğal çadırlar, barınaklar yapıyorlar. Sonra kızlar etütten battaniye falan alıp içini döşüyorlarmış ve 5-6 çocuk sığacak şekilde içine girip oynuyorlarmış. Öğretmenler meyve servisi, bitki çayı servisi falan yapıyorlarmış. Yazın limonata standı açacağız önüne diyorlar :)) Bu beni çok sevindiriyor. Bazen de "futbolcu oğlanlar" grubu bunların barınağına saldırıyor yerle bir ediyor... Tipik erkek çocuğu savaşları.. Bir iki defa dövüşme falan da yaşanmış ama öğretmenlerin zamanında müdahalesiyle iş tatlıya bağlanmış. Bu yaş oğlan çocukları hep aynı sanırım: "inşaatçılar" ve "futbolcular".... Açık söyleyeyim inşaatçılar grubundan olması beni daha fazla mutlu ediyor :P Ama inanılmaz pis geliyor, ağzı yüzü tüm kıyafetleri çamur :))) Bak bu sadece montu mesela, pantolonu falan senin hayal gücüne bırakıyorum:

Omo'nun "kirlenmek güzeldir" mottolu bir kampanyası vardı bundan 20 sene önce :) Ben de çok büyük destekçisiydim tabii çocuksuzken. Fakat mont da her hafta yıkanmaz yani..... Islak temizleme mendilleriyle siliyorum montu ve ayakkabıları. Eve girer girmez çocuğu anadan üryan soyup banyoya atıyorum. Bizde neredeyse hergün, en geç günaşırı çamaşır makinesi çalışıyor. Sürekli serme toplama... Tabii ki hepsini yapan da ben. Bilemedim yani kirlenmek güzel de, kirlenen çocuğun annesi olmak çok da güzel değil sevgili Omo.... 

Şaka bir yana, aslında gurur duyuyorum. Türkiye'de misler gibi eve dönen çocuklar var çünkü evden okula okuldan eve... Dört duvar arasında geçiyor çocuklukları. Ben razıyım kirlenmelerine. Şu yüz ifadesine bak yahu, dünyanın en mutlu çocuğu değilse nedir:

<3

17 yorum:

  1. ozan da böyle yerlerde sürünür, çimlerde yuvarlanırdı özellikle, yazlık zamanları. bir defasında "acaba ciflesem mi, başka türlü arınmayacak" diye bile düşünmüştüm, o derece pisti eller, ayaklar, dizler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) bazen eve girmeden soyunsa diye geçiyor içimden... küçükken bir huyu da yağmur yağdığında çırılçıplak soyunup altında durmaktı, şimdi yapmıyor utanıyor...

      Sil
    2. Bu arada burada kene var! aşırı bir kene sorunu var, FSME hastalığı da tavan.. :( O nedenle aslında hem seviniyorum, hem korkuyorum.. Aşı falan olduk ama ne bilyim, yine de çok korkuyorum..

      Sil
    3. ay bu kene benim de korkulu rüyam. geçen yaz kırşehirde düğüne giderken kenesavar diye satılan bir fısfıs almıştık, ne kadar faydalı bir şey bilmiyorum ama içimi bir nebze rahatlatmıştı.

      Sil
    4. Bende de var o fısfıslardan, ben de emin değilim :/

      Sil
  2. Ya bu çocukların sokakta, dogada büyümesine ben de bayiliyorum! Her gun mutlaka disarida vakit geçiriyorlar, ormana, parka, ya da farklı yerlere gidiyorlar. Ki artık 5 gun okula ve okul sonrası kreşe gidince bizimki ' anne ne zaman evde vakit gecirecegim' diye sormaya başladı! :p kene olayından da cok korkuyorum tabi, hele bi de burda kendin cikariyorsuğn falan... gercekten urkutucu geliyor. basımıza gelmesin insallah. Cocuklarimizin cocuk gibi Duse kalka, sokakta, dogada büyümesi şahane! Onlara bunu sağlayabildiğimiz kendi sirtimiza da pat pat degil mi be Ceren? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merve mutlaka aşı olun derim.. 3 aşı zaten baya uzun sürüyor..
      Evet ben aynen kendi çocukluğum gibi bir çocukluk sunabildim, Türkiye’de olsaydık bence bu mümkün değildi.. Bu açıdan çok mutluyum ben de :)

      Sil
  3. Ah şimdi oğlumun iki üç yaşlarındaki bir eğlencesini hatırladım, yağmurlu günlerde birikmiş çamurlu sularda sıçramak oyunu! :)))

    YanıtlaSil
  4. Bizimkilerin de küçüklükleri böyle kirli geçmişti genelde. Ama bahçe tarla olayı olduğundan yani bizbize olduğumuzdan eski kıyafetlerini bu yerlerde kullanıyorduk. Kirlenen çıkmayan lekeler koymazdı o yüzden. Bu arada omo her lekeyi de çıkartmıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir sonraki kampanya: bırak lekeli kalsın :)

      Sil
  5. Ahahah harika. Çocukluğumu tam da bu karedeki gibi yaşadım, tabii o kadar çamurlu değildim ben ;)

    Fitzgerald alıntısıyla açtığın yazı çok şık olmuş bence. Adaptasyon yerine karşıt düşünceleri aynı anda taşıyabilmek bence fazlasıyla marjinal. Bir ara TV'de omonun kirlenmek güzeldir mottosu vardı evet, güzeldi o günler çocuklar için ;)

    Kirlenmek güzeldir ancak anne olmak zordur! HAHAHHAAH katılıyore.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de şanslılardanmıisın ama belli zaten :) Kirlene kirlene büyüyen ve annesinin onu şefkatle temizleyeceğini bilen çocuklar kendileriyle barışık yetişkinler oluyor!

      Sil
  6. alamanlığın güzel tarafları işte,tr de cidden mümkün değil. Doğaya çıkartıcaz diye avuç içi kadar yeşilliğe salıp 1 saat sonra topluyorlar çocukları,tr'de her şey bireysel çabaya kalıyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de sen de Bursadasın sanırım, yani Bursa yemyeşil, hiçbirşey yapamasan dağ yolunda yürüyüş çilek toplama keyfi, Mudanya’da deniz havası…. Değil mi…

      Sil
    2. Tabi biz seviyoruz doğayı da okulların mantığından bahsettim daha çok

      Sil
    3. ha onu bilemem tabii, ben türkiyede son okula gittiğimde henüz 90'lı yıllar bitiyordu :))))

      Sil