2 Ağustos 2026 Pazar

Beni Şad Et Şadiye

Geçen gün, Şule'nin Ada seyahatini okuyunca, içimden Ada Sahilleri'ni dinlemek geldi. Fakat yıllar içinde o kadar çok yorumlandı ki, orijinali nasılmış diye biraz araştırdım ve hiç de adayla ilgisi olmayan çorak topraklarda doğan Sabah Fahkri'den Quadduka L-Mayyas adında bir aşk şarkısı olduğunu keşfettim. Hani yıllardır Sezen Aksu ile özdeşleştirdiğimiz şarkıların Yunanca orijinalini duyup "yooo yoooo olamaz, bunu da bizden çaldılar baklava hırsızları!" derken duyulan hisler gibi... Ki biliyorsun baklavanın da asıl "öz hakiki" orijinali Filistin, Suriye :)) - Hmm, makes sense, bro.

Lakin. Bence Ada Sahilleri demek, Hamiyyet Yüceses demek. Çünkü ben çocukken ananem evde bu versiyonunu dinler ve mırıl mırıl eşlik ederdi. Keza, 4-5 yaşlarımda bir yaz gecesi, büyük teyzemler, küçük teyzemler, biz, ananem, dedem, yani 10 kişilik ailemizin tamamı Denize Bakan Ev'de bir araya gelmişken, eve sığamayıp, Denize Bakan o Kocaman Teras’ta, zemine yer yatakları serip, serin serin oturur, yatarken, ben, ailenin tek çocuğu (küçük kuzen daha doğmamış, büyük kuzense ergen) gece lambasının ışığına gelen sinekleri, minik süleymancıkları (pembe kertenkele) izleyerek uyuya-yazarken, büyükler de çeşitli şarkıları hep bir ağızdan söylemiş, alabildiğine keyiflenmişlerdi. Bu geceyi hatırlatmaya çalıştığımda, ilginçtir, hiçbiri hatırlamadı ama gülerek "yapmışızdır, o evde ne güzel geceler geçirdik" dediler hep... Yapmışızdır, ne güzel kelime..

Sanırım bir evi yuva yapan da, bunun gibi kuşaklık hatıralar...

Hamiyyet Hanım'ı ekliyorum. Gözlerim özlemle ve mutlulukla doldu - ve de ada sahillerinde bizi beklediğine inandığım tüm yitirdiklerimiz için... 1946 kaydı:

16 yorum:

  1. Kalabalık aileler özellikle çocuklar için ne büyük mutluluktur.
    Eski şarkıların sözleri ne kadar anlamlı değil mi? Münir Nurettin, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Zeki Müren bizim evde de çok dinlenen sanatçılardı.
    Canlı alt yazı, şarkılara kıyıyor canım C. Gözler kapalı dinlemek gerek.
    Sevgiyle.

    YanıtlaSil
  2. Birbirine yakın coğrafyalarda, özellikle bizimki gibi birbirine geçen, etkileşenlerde her türlü kültür unsuru kıskançlıktan uzak tutulmalı, bence. :)
    Elbet bir ilk sahibi vardır o şey neyse onun ve fakat illa ki diğerleri de kendisine göre yorumlamıştır işte. İsteyen istediğini sevsin, benimsesin. Olmaz mı?
    Galiba tatlı tatlı çekişmek de işin doğasında var biraz. :)

    YanıtlaSil
  3. ay ağlayasım geldi yazını okuyunca kuzum ya...pek çok şey için. Önce şarkı için tabii, dedemin en sevdiklerinden biriydi zira. sözlerini uydurarak söylemesi hâlâ kulaklarımda. Sonra sizin denize bakan balkonun bir başka hâli kasabadaki anneanne-dede evinin terası-taraçasıydı benim için. Kuzenler, teyzemler, dayımlar, annemler ve tabii anneannemlerden oluşan ekiple bazen şarkıların söylendiği, bazen dayıcığımın taklitler yapıp bizi güldürdüğü, beni sivrisinekler yemesin diye dedemin uzun kollu gömleklerini giyip birinin kucağına yattığım sonsuz mutluluk dolu yaz geceleri...
    gidenlerin hepsi nurlarda yatsın, ne diyeyim..bize de ne mutlu ki ne güzel bir çocukluk yaşamışız

    YanıtlaSil
  4. Bir de "Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi" şarkısı vardır ki pek hüzünlüdür hikayesi. Bestecisi Osman Nihat Akın her yıl aynı tarihte yakın arkadaşı Ahmet Refik Altınay ile Ada'da buluşurmuş. Bu yıllarca böyle sürmüş, sonra bir gün Ahmet Refik buluşmaya gelmemiş, çünkü zatürreden ölmüş. O. Nihat Akın da sözlerini de kendi yazdığı bu şarkıyı bestelemiş; "Yine bu yıl ada sensiz içime hiç sinmedi/Dil'de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi/Ben de şaştım nasıl oldu yüreğime inmedi/Dil'de yalnız dolaştım hep gözyaşlarım dinmedi".
    Bence bütün ada şarkıları ve adalar sevilesi...

    YanıtlaSil
  5. Ne yazıkki "Sanırım bir evi yuva yapan da, bunun gibi kuşaklık hatıralar..." diye değindiğiniz husus artık geleceğe aktarılmayacak. Ne evler yuvaya dönüyor ne de kuşakların birbiriyle bağı var...Değişti her şey. :/

    YanıtlaSil
  6. Nostaljik yazıların çok hoşuma gidiyor Ceren, ayrı bir tat alıyorum, çok keyifli detaylarla anlatıyorsun. Kendi hayat hikayeni anlattığın bir kitap yazdığını düşündüm de, harika olurdu ( en azından bizim için :) Düşünüyor musun hiç bunu :)
    Bir de ben bu şarkıyı Selva Erdener'den dinlemeyi de severim. Nedense bu yorum tüylerimi diken diken ediyor :)

    YanıtlaSil
  7. Kartal'da adalara karşı bir şeyler içerken bu şarkı çok iyi gider, her daim. Rahmetli eniştem çok dinler ve söylerdi. Ben de çok severim bu şarkıyı. Teşekkürler iyi geldi dinlemek.

    YanıtlaSil
  8. Ben de Rakılı, metaxalı sofralı hatırlıyorum. Her Cuma . Hiç sekmez her Cuma istisnasız ya bizde yada sıradaki akrabanın evinde ,beyaz sofra örtülü masalar. ızgara,patates, salata ,2-3 meze ve olmazsa olmazslardan mutlaka bir zeytiinyağlı. Fonda hep TSM ... Önce aşk şarkıları,"kapat gözlerini kimmse görmesin" ardından kıskanırım seni ben, babamın elinde kadeh , bir yudum alıp -bu şarkıyı bana dönüp söylediği anlar- sonra saatler biiraz ilerleyince, ızgaralar sindirilip zeytinyağlıya geçilince ,"sevemez kimse seni " ile annem ve babamın dans etmesi...Akraba kadınlarının hepsi şık. Saçlar yapılı, makyajlı, etekli/elbiseli ve altına topuklu özel ev terlikleri. Danstan sonra "Ada sahillerinde bekliyorum" ile daha tempolu, flörtöz bakışmalı,ilan-ı aşklı oynak kıvırtmalar. Ve kapanış olmazsa olmaz çiftetelliler .... Ardından misafirler kadınlar sofrayı toplarken ,ev sahibesi olanın kişinin mutfakta kahve yapması . RUM kahvesi :) derim ben buna. Çünkü Türkler kahveyi yanında su ile ve bazen de lokum ile servis ederlerdi ,gözlediğim kadarıyla. Annem ve diğer Rum arkadaşları kahveyi mutlaka Nane likörü ve Madlen çikolata ile ... Ben çocuğum , hep çocuğum sanki...Bir köşede oturup her ayrıntıyı ,her kıvrımı ,izliyorum merakla . Yıllar sonra beyaz masa örtüsüsün ütülü kokusu, mezelerin yoğurt ve dereotu kokusuyla ,rakının anasonuyla harmanlanıyor burnumda. Bunları yazarken tuhaftır ki nostalji hissetmiyorum. bundan 5-10 yıl önce olsa , "Nasıl geçti habersiz o güzelim yılllarım" tadında yazardım. Şimdi ise düz. Dümdüz hislerim !Bir döneme yabancılaşmış , kucağa konulan bembeyaz bez peçeleri ve peçete yüzüklerini sadece bir nesne olarak görerek yazıyorum. Yabancılaşma hissi daha baskın. Geçmiş çok uzak ...O kadar uzak ki, benim geçmişimden parçalarmıydı bunlar bilemiyorum.

    YanıtlaSil

Yorumlar için çok teşekkürler, düşüncelerinizle bloğumu zenginleştiriyorsunuz ❤️