Lounge’da oturuyorum yine, ayıptır söylemesi, dünya üzerinde en ait hissettiğim yerlerden birisi. Çünkü her şey ve herkes anlık ve geçici.
Beleş kahvaltı üzerine ikinci beleş kahvemi içiyorum, iki üç dakikada bir havalanan uçakları izliyorum. Kanımdaki kafein oranı arttıkça, uçaklar misali, ben de yükseliyorum. İçim yaşam sevinci ve yazma isteği ile doluyor. Telefonum da fişte, o da doluyor. Pseudo sevinçler.. Başka türlü olmuyor.
Gün yeni yeni doğarken, fotoya birden giren uçak çoktaaan havada..
Daha iki gün önce, B. ve Oz. ile Misiköy'de 3 saat süren bir kahvaltı maratonundan sonra, Oz. "sıkıldım yahu, biriniz sürekli işten öbürünüz sürekli çocuktan bahsediyor aaa, başka konunuz yok mu sizin?" diye çemkirince, ben "hayaliniz var mı sevgili dostlarım?" diye soruverdim.
Bu soruyu seviyorum, cevabını değil de, soruyu sorduğum anda istisnasız herkesin önce göz kırpıştırıp sonra dudaklarını "hmmm bilmem ki" şeklinde büzdükten sonra, birkaç saniye böyle derin derin hülyalı hülyalı sağ üst köşeye doğru gözlerini kaydırması. Dene bak çok ilginç...
Neden sağ üst köşeye bakıyoruz? Orada bir hayal merkezimiz mi var bizim?? Şöyle gözümüzü kısıp iyice baktık mı, oradan hayaller bir bir açılıp tiyatro sahnesi misali oynamaya mı başlıyor zihnimizde acaba?
Çok ilginç çok.... İnsanı merak etmeyi, anlamaya çalışmayı bundan seviyorum işte.. Çok acaip bir varlığız!
Bu güzel haftadan kalan bir fotoğrafı eklemek istiyorum internet sonsuzluğuna. Dursun burada, lazım olur:
🧿🧿🧿
Şimdi uçağa geçeyim izninle....