26 Eylül 2026 Cumartesi

Ne güzel sırf kendin için..

Yaşamak, yazmak.. 

Neptünlü Cadı diye bir kız var blog dünyamızda, okuyor musun? Ben çok hayranım ona. Uzaktan hayranım. Bazen günde 10 yazı falan girdiği oluyor ve hepsi de uzun uzun. Bazen de tutuyor 15 yazısını birden siliyor. Kız kendine yazıyor, artık o duygular ya da o varlık ânı, o düşünceler geride kaldığında da siliyor. Şahane bir "kendilik" hâli var kızın.

Ben şu son birkaç seneye dek, başkalarının düşüncelerine hep çok önem verdim blogcuğum. Hatta kendi düşüncelerimi ittim geriye, insanlar üzülmesin alınmasın kızmasın aman aman. İnsanlardan kastım yakınlarım tabii, yoksa tanımadığım ya da tanıyıp da sevmediğim insanları hiç iplemiyorum çok şükür, en azından 35+ sonrası bunu başarabildim.. 

Fakat ne kadar da X kuşağıyım yahu, son senesinden yakalamış olsam da, tam sandviç nesil.. Kimseye yaranamayan, hele şu "kendinin en iyi dostu ol, kaşarlı tostu ol" akımlarından sonra anormalliği iyice ayyuka çıkan nesil. Bizim nesil kadar kendinin en iyi "düşmanı" olan başka nesil var mıdır sahi?

Üstelik bundan da gurur duyuyoruz; çünkü Joker olmasa Batman'in, Moriarty olmasa Sherlock Holmes'in ne anlamı kalır kafasındayız. İnsana dost kadar iyi bir de düşman lazım çünkü şu hayatta, bunu dışarda aramaya ne hacet, buyrunuz kendi kendinizin en iyi düşmanı olunuz..... Biz buna psikoloji biliminde "grounding" diyoruz, halk arasında "haddini bilmek" ve Tarkan tarafından da "kendine bak kendine, dön de bir bak haline.." diye geçiyorinzi. Fakat hayat boyu birilerini "kıl etmek" korkusuyla yaşayınca da işte, 45+ yaşlarda insana bir "sizin çün saçlarımı süpürge ettim, hayatımı heba ettim" hali geliyor ki ne gelmek. Bu yaz bana geldiler mesela..

Geliyor da ne oluyor dersen. Çok pis planlar yapıyorsun blogcuğum. Çok pis. Böyle seri katil titizliğinde, zamana yaydığın, sabrın kitabını yazdıracak planlar... Sorma.

Fakat şu var. Yalnızlık da Allah'a özgü. İnsan bazen blogta özgürce yazayım diye gaza gelip korsan blog açıyor, olabiliyor böyle şeyler. Bir süre yazıyorsun, a, gelen yok giden yok... Sıçarım böyle yazarlığın içine diyorsun. İnsan günlüğünü bile annesi gizli gizli okusun diye tutuyor yahu, eğri oturalım doğru konuşalım, şu dünyada hiçbir yazaR ve yazaN, okursuz yapamaz. Bu bir kişi olur, on kişi olur, 1200 kişi olur, 12 milyon kişi olur, fark etmez.. İnsan okunmak, kendini anlatmak, bir şans da anlaşılmak için yazıyor.....

Ama helal olsun Neptünlü Cadı'ya. İçinde ne varsa döküyor. Merak ediyorum acaba daha rahatlıyor mu, daha mutlu mu yazdıktan sonra.... Ben genelde önce rahatlıyorum o tür "dökülme" yazılarımda, ama sonra, "ne gereği vardı şimdi" hissi gelip oturuyor ve diyorum ki: "bunlar işte hep yalnızlıktan oluyor yahu, şunları buraya yazacağıma, çayı koy geliyorum diyebileceğim bir dostum olaydı yakınımda..."

Bilmiyorum blogcuğum. Bilmiyorum. Bilen de var mıdır, onu da bilmiyorum.

Hamiş. Bugün havuza gittim herkes çıplak yüzüyordu. Asabım bozuldu. Yüzmeden çıktım. Yerçekimi denen bir şey var ayrıca... 14 sene Almanya macerasından sonra bile şu çıplaklık işine alışamadığım için de, kendimi dövdüm. İnsanın doğrularının gerçek doğru olmadığına ayılma anı ne acı bir an değil mi??? Ben neden böyleyim, ben böyleysem onlar neden öyle; çok acı bir sorgulama değil mi?? İnsana insan lazım, doğru ama insanları da seçemiyoruz, böyle akın akın tuhaf insanlar içinde kalıyoruz, yekliğimizi özlüyoruz, falan filan... Bu konular bitmez. 

Haydi o zaman iyi bir Cumartesi gecesi ateşi ve sakin bir Pazar diliyorum sana..

200e yakın elma vardı bu yaz iki ağaçta, kala kala bunlar kaldı :)
Bugün hasat, yarın elmalı turta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlar için çok teşekkürler, düşüncelerinizle bloğumu zenginleştiriyorsunuz ❤️