16 Nisan 2026 Perşembe

Ben C. Hanım, nasılım? - 2

Ocak'ta yazmıştım ve demiştim ki, ara sıra durum raporu vereceğim. Bu üç ayda neler oldu, bakalım..

1. Hayatımdaki memnuniyetsizlikler; yani perimenopoz sürecim, kızımın peri-menarş süreci, oğlumun eğitim sorunları ve terapi süreci, F. ile evlilik sorunlarımız. 

2. Hayatımdaki memnuniyetler; yani sosyal mekanizmalarım, işim, boş vakitlerimde yaptıklarım ve aldığım terapiler.

Demiştim.

Açıkcası memnuniyetsizlikler / memnuniyetler hanesinde pek değişiklik olmadı. Perimenopoz için doğala özdeş (biyo eşdeğer) progesterona başlayalı 4 ay oldu. Fakat dr.'a göre, hâlâ uygun doz düzenlemesi oturmadığı, fiziksel sıkıntılarım ve psikolojik gel-gitlerim de çok fazla olduğu için, bu konuda henüz yazmak istemiyorum, 6. ayı bekleyelim..


Kızım bu ay ergenliğe resmi olarak girdi :) Anneli kızlı çok güzel bir kutlama yaptık. Bu geçişi çok pozitif yaşatmak istiyordum ona ve sanırım başardım :) Fakat maalesef girmekle bitmiyor, çıkana dek zorluyor bu meret - bakınız: çıkmaya çalışan ben :)) ve hormonlar ikimizde de tam oturana dek, maalesef daha önümüzde bayaaa zor yıllar var. Bir tür Fransız Devrimi: Kan, Ter ve Gözyaşı :))) Bu konuda çok güzel bir kitap bölümü okudum: Dr.Gülcan Özer - İnsan Halleri içinde: Ergen Halleri. İnanılmaz iyi geldi bana, tavsiye ederim..


Oğlumun okul sorunları ise, maalesef gün be gün kötüye gidiyor çünkü Almanca dersinden ve ödevlerden nefret ediyor, asla yapmak istemiyor, defterler kitaplar (bir şaşkınlık anında, yanlışlıkla eve getirilmişse tabii) fırlatılıp atılıyor.. Orada da bir Fransız Devrimi ama ters yönde :))) Güldüğüme bakma, oğlum hayatta Almanca diye bir şey yokmuş gibi davrandığı için, sınıfla arası adım adım açılıyor... İnan ne yapacağımı bilmiyorum, yardım edemiyorum, yardım alamıyorum, sıkıştım kaldım.. 

Eşimle de durumlar aynı, ne batıyoruz ne de çıkıyoruz. Terapilere devam.. Kendisi şu anda Kanarya Adalarında 8 gün kafa dinleme, yürüyüş ve kamp yapma tatiline yoğun hazırlıkla meşgûl... Zavallı yorgun insan, dinlenir inşallaaaaah... :P


Sosyal mekanizmalarımda biraz değişiklikler oldu. Yakın sandığım birkaç kişinin beni hiç sallamadığını, dertli olduğumu göre göre hiç arayıp sormadığını fark ettim ve biraz kendimi çektim. Üstelik biri 40 senelik arkadaşım! Fakat bu durumun iyi bir tarafı da oldu; belki de birileri çıktığı için, hayatıma yeni insanlar da girdi! Tabii ki bunlara henüz "arkadaşım" diyemem ama varlıkları bana neşe ve huzur veren birkaç insanla görüşüyorum, hafif ve keyifli hisler yaşıyorum, gerisini de düşünmüyorum. Bakalım neler olacak :) Belli yaştan sonra hakikaten hayat tiyatro sahnesi gibi; insanlar geliyooooor, geçiyor... Hatta koca ve çocuklar bile gelip geçici diye düşünmeli belki.. İnsan kendisiyle mutluysa, bence en güzeli...


İş aynı ve iyi ki var. Kesinlikle beni hayata bağlayan bir mekanizmam.. İşte de aynen sosyal hayatımdaki gibi oldu. Bazı danışanlarla çalışmamızı bitirdik, bu sayede birkaç yeni danışan alabildim. Birkaç aydır bekleyenler vardı ve biri de bir gün önce başvurdu ve kapasitem açılmıştı :) şansa bak dedim kendi kendime. İnsanların kısmeti gerçekten çok ilginç, kimisi aylarca bekliyor kimisi sadece 1 gece! Hayatın oyunları işte, her alanda böyledir bu şakacı hayat.... İstersin olmaz, beklemediğin anda hızlıca oluverir işin, belki de gerçekten herşeyin bizim dışımızda işleyen bir zaman mekanizması var.... Sabır, intizar ve tevekkül; çok düşünülesi kavramlar gerçekten...


Havaların güzelleşmesiyle, boş vakitlerime yeni bir hobi girdi. Aslında yeni değil de, sezonluk diyelim: bahçecilik.. Çimi yenilediğimi sanmıştım ama keratalar çıkmadı, sanırım hava henüz tam ısınmadan ekmişim. En baştan uğraşmak gerekecek ama keyifli bir uğraş.. Bir komşu var, bak buraya foto ekleyeceğim. Bu nasıl bir çim yahu??? Mükemmel renk, boy, resmen fotoşop yapmış gibiler bahçeye. Adamlar ya mükemmelliyetçi ve tırnak makasıyla cımbızla falan bahçecilik yapıyorlar ya da ...? Bilmiyorum bunun sırrı nedir :))) Bizim bahçe ise aynen benim gibi: kaotik, yer yer bozuk ve aksak ama doğal, samimi ve en güzeli de üzerinde sürekli hoplanıp zıplanıyor.. Bu mükemmel bahçenin neredeyse her gün önünden geçiyorum, daha 1 defa bile bahçeye çıkmış birine rastlamadım! "Göstermelik yaşamak" bu olsa gerek!


2 aydır yüzüyorum. Yeniden başladım. Havuzlar bana göre çok soğuk bu Almanya'da, hızla yüzüp çıkmam gerekiyor ama haftada bir gitmeye ve aquagym denen harikalığa katılmaya çalışıyorum.. Masaja gittim biliyorsun ama sanırım fayda görebilmek için sürekli gitmek lazım. Cebimdeki akrep onay vermedi :)) Şaka maka bu sıra biraz kemerleri sıkmam gerekiyor, çocukların spor müzik kursları ve terapi harcamaları çok fazlalaştı.. Yine kendimi öne alamadım işte ama hani derler ya boğazımdan geçmiyor, benim de cebimden geçmiyor işte... Olanı çocuklara harcıyorum bu sıra....


Gelelim önümüzdeki 3 aylık hedeflerime:

1. Bedensel: Her gün 10.000 adım atabilmiş olmak istiyorum. Yüzmeye devam etmek istiyorum. Peri(menopoz) Hanım'ın sıkıntılarını hafifletmek için tedavimin tam oturmasını ve fayda görmeye başlamayı, iniş çıkışlarımın çok sert olmamasını, daha dengeli hissedebilmeyi umuyorum.


2. Bilişsel: Mesleki web sayfamı yenilemek ve aldığım eğitimin ilk senesini başarıyla bitirmiş olmak istiyorum.. 


3. Maneviyat konusunda da pek bir şey yapamadım. Sabahları güneşi selamlayıp, uyanabildiğim her gün için şükrediyorum, gece de uyumadan önce duamı ediyorum ve gün içindeki güzel bir ânı hatırlamaya çalışıyorum ama biraz daha eğilesim var sanki maneviyata.... 

4. Bir de evet, hâlâ "verimli olmak" ve "başarı" konuları çok sıkıntılı bende. Ne kadar üzerinde çalışsam da çocukluğumun yarış atı psikolojisi ve travmaları bu konuları aşmama engel oluyor.. Bunları düşünüp durmak yerine "keyifli, eğlenceli, hafif" olmak istiyorum. Ne yapmalı ki? Bir şey lazım katalizör olabilecek.....


Bu mevsimlik de bu kadar... Haziran sonu, bahar sonrası ve yaz başı durum bildiriminde görüşmek üzere :) Hepimize hem verimli hem de keyifli, iyi sağlıklı ve bol bol güzel anlar biriktirmeli bir bahar diliyorum! Fotoğraflar bu haftadan, henüz yeni çiçeklendik biz ve güneşli bir gün çekerim diye bekleye bekleye 10 gün bekledim, hâlâ da güneşi göremedim :))) Karanlık havalarda hatta gece gece çektiğim fotoğraflarla idare ediciyz artık bu bahar kusura bakmayın, güneş yok ne yapayım......

33 yorum:

  1. Bahar gelmiş bloğuna :) Fotoğraflar şahane.
    Çok evvelden okumuştum "menopoz ve ergenlik aynı evde eş zamanlı olmamalı." diye. Çokça tecrübe ediyorum bu sözün doğruluğunu oğlumun ergenliğini yaşadıkça. Doğum yaşı ileri yaşlara taşındıkça (Bkz: 39 yaş ikinci doğum) aksi pek mümkün görünmüyor.
    Kolaylık diliyorum çocuklar ve evlilik konusunda ama iyi giden şeylere odaklanmak, diğerleri için de "bu kadar olabiliyor" diyebilmek hafifletecektir belki seni..
    Olmayınca olmuyor bazen Ceren, sen ne yapsan da, işlemiyor, yaramıyor, olacakları değiştirmiyor tüm gayretin. Ben de sıklıkla yaşıyorum bunları son zamanlarda. Söylediğin gibi teslimiyet insanı bir miktar rahatlatıyor..
    Şu hayatından insan çıkarma konusunda ben de çok zorlandım yakın zamanda. Çıkarmadım arkadaşımı hayatımdan, kıyamadım ama daha az görüşmeye karar verdim çünkü vallahi çok zorladı sabrımı. Halbuki o da bin yıllık arkadaşım ama değişiyor huylarımız demek ki, benim sabrım mı azaldı, o mu gittikçe değişti bilmiyorum hiç..
    Bahar güzel şey, boş verelim bunları. Hem ellerin topraktaymış da bak, ne güzel :) şifa olsun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakikaten...
      Bugün bana çok iyi gelen bir yazı okudum, mahalle kilisesinin duvarına asmışlardı. Diyor ki, sevgili anne, eğer "çocuğuma daha fazla ilgi göstersem belki böyle olmazdı, belki şunu yapsam odasına kapanmazdı, böyle davransam alkol bağımlısı olmazdı, bunları yapmadığım için ben kötü, yetersiz bir anneyim" diyorsan, böyle düşünüyor, onu önemsiyor olman bile senin iyi bir anne olduğunun kanıtıdır. Kendine fazla yüklenme." Hoşuma gitti..... İyi geldi açık söyleyeyim.. Tanrıdan olumlamalar :)))

      Sil
  2. Fotoğraflar çok güzel bahar gibi. Hepimizin gel-gitleri var şu aralar mevsim geçişi midir nedir. Hedeflerini gerçekleştireceğine inanıyorum kucaklıyorum seni sevgili C. Hülya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğanın bu çılgın hallerini ben de seviyorum ama biliyor musun Hülya, ben bu sene kış ve serin gri hava sever oldum :)) Bunda Havhavcan'la yaz kış kar tipi demeden yürümemin etkisi var, resmen maruz kalma ile "o kadar da kötü değilmiş" hali geldi bana fakat bu sefer de offf yaz sıcağında ne yapacağım der oldum :)) Mutlu olmayı beceremiyorum hahaha

      Sil
  3. yazdıklarının bir noktasında suratımda kocaman bir gülümseme yayıldı. oğlum kendisinin post-ergenlik döneminde, ada'nın (yani kızımın) ergenliği ile benim menapozumun çakışacağını söyleyip, "durum kötü" demişti ;) gülcan özer'e bayılıyorum bu arada. gerçi, bu çok fazla konuşma ve görünür olma hali, bir noktadan sonra sanki sıkıntı yaratmaya başlıyor. ara ara dinlerken, yok artık demekten kendimi alamıyorum. çiçekler şahane, arada kendine sarıl lütfen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeldacığım sanki kız çocuğun ergenliği daha mı çakışmaya müsait? :))
      Ben youtube izlemiyorum, insta yok, çıkan kitabı okuyorum denk gelen podcasti dinliyorum bazen o kadar. Böylesi çok daha hoşuma gidiyor çünkü insanın yazdığı daha ham, sonra yorumlarda yazdıklarını aça aça bazen mahvediyorsun (benim de çok sık başıma gelen, insanlara ayıp olmasa yorumları tamamen kapatmayı istettiren bir durumum bu).. Çok ilginç değil mi bu görünürlük, ulaşılabilirlik, belki fazla interaktiflik?

      Sil
  4. Selam sevgili arkadaşım. Çocuklar bahar bedensel değişimler derken galiba hayat bu. Benim oğlumda Almanya'dan geldi gitti. B2sınavını veremedi haziranda tekrar girecek iş arıyor bulamıyor. Ben de bugün doktora gittim. Daha doğrusu şu oldu. Yıllık meme konyrolümdeydim. Doktorun hızlı soyun diyor dışarıda hasta yoğun benim sol omuzda yırtık var. Doktora dedim bana acıdı hemen arkadaşını aradı. Kolumu tam kaldıramıyorum dğdyeni açamıyorum. Eğer ameliyat derse ol dedi. Ve doktor omuzdan ameliyat dedi. Ben de kabul ettim. İşlemlere başladık. Hem donuk omuz hem yırtık. Bu arada fizik tedaviye gidiyorum. Ameliyat sonrası iyileşme iki ay. Ben şimdiden pişman işte dedim yaşlılık bu ömrün hastanelerde geçiyor. Arandım mı bilmiyorum. Kendi e kızıyorum. Yırtık nasıl oldu arabanın arka koltuğundan ben şöfmr tarafında oturuyordum bir ley alırken oldu. Gşt ayağa kalk öyle al. Olacak işte ameliyat bir ya da bir buçuk ay sonra hastane ne zaman uygunsa. Sevgili arkadaşım hayatın her alanı sınav nereden nasıl baktığına bağlı. O yüzden hiç kendini üzme olacağına bak. Gün içinde seni ne mutlu ediyorsa yap. Bak bahar doğa uyanmış. Kendini mutlu et ki enerjin olsun. Sevgiyle kal. Seni seviyorum. Sen özelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmiş olsun Zehra :( Bence doktorunu dinle, yırtık öyle kendi kendine geçen bir durum değil, ameliyat doğru karar ve ağrı acı çekmekten kurtulursun inşallah.... Sonra gelsin gezmeler ;)

      Sil
  5. Kalem kalem yazınca gerçekten sorunlar epey var. Çocuklar büyüdükçe zorluk artıyor bence. Yukarıda Esen yazmış katılıyorum menopoz ve ergenlik denk gelmemeli ama nasıl ayarlayacaksın ki. Evliliği oturtup çocuğa karar verdiğinde yaş 30 oluyor. Çocuğun ergenliği de 45 sonrasına denk gelince kabus dolu günler. Bende şiddetli yaşadım bu dönemi. Eşinle ilişkilerin bile çocuklu olup olmamaya göre çok değişiyor. Bu dönemi atlatana kadar eşler çok yara alıyor. Sabrı ve sağlığı kalan eşler devam ediyor evliliğe bir şekilde.
    Arkadaşlar konusunda şunu diyeceğim , beklentin çok fazla olmayacak.İnsanız tabi ki bizde gösterdiğimiz ilgi ve sevgiyi karşı taraftan almak istiyoruz ama olmuyor. kaç yıllık arkadaşlarımın da bu gurbete geldiğimde ilgi ve alakalarının desteklerinin olacağını sanmıştım ama herkes kendi derdinde. Kasıtlı bir şey yok biliyorum çünkü memlekete gidince aynı frekansı yakalıyoruz, mutlu saatler geçiriyoruz. Bu yüzden niye yazmadı, aramadı demeyi bıraktım. Ben de ona göre davranmaya başladım, fazla alaka benden de yok artık herkese..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahah vallahi bizde sabır da sağlık da pek kalmayacak gibime geliyor ama umudumuzu kırmayalım :P
      Hah işte ben de tam o noktadayım, bu arkadaşlarla bir araya gelirsek (onlar talep ederse ancak geliriz bundan sonra..) tabii ki eskisi gibi oluruz, ben öyle küsen kırılıp dökülen biri değilim, unutuyorum zaten en kötü kavgayı bile 1 hafta sonra, ama açık söyleyeyim, bundan sonra ben özel emek vermeyeceğim. Bakacağım, beni arayan soran arkadaşlarım var, ben de onları arar sorarım. Aramayanı ısrarla aramam bundan sonra.. Hele bu 40 senelik arkadaşım hakikaten çok şaşırttı beni ve üzdü.... Tamam bende bu sene patolojik bir "destek alma ihtiyacı" var ama ne yapayım zor zamanlardan geçiyorum ve sık aranıp sorulmak istemem de "aşırı ihtiyaç" olmamalı.... İnsanlık hakkım bence bu benim.... Ama ihtiyaç duyduğum için de alacağım garantisi olmadığını kabul etmem lazım tabii :)) o da benim eksiğim.

      Sil
  6. Kızım ''Almanca neden çalışmıyorsun '' diye sorduklarında ''aklım istemiyor'' diye bi cevap vermişti..işe yarar mı bilmem sevgili C.Hanım..
    Evlilikler dostluklar çocuklar içsel dışsal farkındalık ve çekişmelerimiz her günümüzü bir cenk alanına çevirse de küçük kaçışlar oluşturalım..sen bunu çok iyi başarıyorsun zaten..
    Sevgilerimi gönderiyorum pembe pembe:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahah ama kızının anadili Almanca değil, sorun orada.... Anadili olmayınca aklının istememesi gibi bir hakkı var çocuğun :)) Almanca berbat bir dil.

      Sil
  7. Progesteron tedavimin 6.ayından bildiriyorum gerçekten her şey düzene oturdu. Uyku ve ruh halim çok düzensizdi benim de. Ümit var lütfen devam edin :)
    Ahu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahu bu yorumunuz öyle iyi geldi ki....
      Sentetik mi biyo eşdeğer mi kullanıyorsunuz? İkisinin etkisi farklı olur diyorlar da.

      Sil
    2. Biyoeşdeğer progrestron kullanıyorum 😊

      Sil
    3. Biyo eşdeğer hormon kullanıyorum ve 6.ayda niye değişsin ki diye düşünmüştüm ama değişti. Eskisi gibi uyuyabiliyorum, ruh halim de gayet iyi :)

      Sil
    4. Ay harika umut doldum 🍀🧿

      Sil
  8. Yazini okurken hissim saskinlikti. Ki aslında epeydir bloguna her gun gelen biri olarak yazilarina, gundemlerine bir tanidikligim var ve sasirmamaliyim degil mi? Ama sasırdım cunku sen benim baktigim yerden o kadar 'her seyi doğru yapıyorsun ki'; kendine vakit ayırıyorsun, spor yapıyorsun, saglikli besleniyorsun, okuyorsun, offline kalabiliyorsun, dogada zaman geçiriyorsun, ara ara yalnız kalıyorsun, yazıyorsun, anlatıyorsun, ne yaptigini biliyorsun... Sanki ben bunları yapsam, yapabilsem tum sorunlarim cozulur gibi geliyor. O yüzden okurken C. bile mi zorlanıyor saskinligi yaşadım. Bunu da paylaşmak istedim, sen zaten kendinin farkındasın, ben yine de cabani, emegini, kendi hayatin icin ne kadar çok özen gösterdiğini goruyorum :) Ve arkadaşlıklar konusu bu ara benim de dusuncemde. O kadar değişti ki destek ihtiyacim ve akabinde arkadaşlık iliskilerim... Bitmez sandıklarım bitti, yakin sandıklarım uzak kaldı, orda varsaydıklarımin orda olmayisi hissi oturdu icime. Ben 40a yaklaşırken bunu da bir esik gibi goruyorum artık, burdan da almamız gereken derleri alabilelim dilerim.. :) Iyi ki yazıyorsun Ceren, iyi ki.... teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merve dıştan öyle de, içten çok dalgalı bir ruh benimki... Hep bir arayışta, hiç "oldum artık" diyemiyor. Bunu yazarken bile, "olmak" ne kadar mümkün ki zaten, hayat hep bir iyileştirme, onarma, kendini geliştirme yolu diyor.. Halbuki sorun tam da bu, hayat bir kişisel gelişim süreci değil belki de.... Ya da eğer öyleyse de, en azından gelinen yolu görmek, bu nedenle kendini başarılı hissetmek, arada kendine aferin demek lazım. Bende işlemeyen mekanizma bu. Kendimi asla yeterli bulmamam, hep önüme bakmam ama arada arkama bakıp "ben bunu başardım" dememem....
      Sen böyle olma :)) Sevgiler..

      Sil
  9. Canım Ce...ciğim. Dün gece o kadar yorgun ve uykusuzdum ki harika yazını okumama rağmen yorum yazamadan bugüne bırakmıştım.
    Bugün ikinci kez sindire sindire okuyarak, karanlıkta çekilmesine rağmen senden yansıyan ışıkla parıldayan fotoğraflara bakarak yazıyı tamamladım.
    Canım çok net ve şeffafsın. Bir dost çok uzaklardan "Aman canım bu kadar da şeffaflık olmasa." diyor!
    Durum raporun tam tekmil, bundan alâsı can sağlığı.
    Anne kız öykünüz çok hoş. Hayırlı uğurlu olsun.
    Oğlunun Almanca ile uyuşamamasında anneciğinden geçmiş bir şeyler var mıdır diye düşündüm.
    Sen elindeki peri değneği ile her şeyi düzene koyacaksın eminim. Her şey hemen mükemmel olmaz ki canım. Göreceksin komşu bahçedeki çimden de güzel olacak durumlar.
    Kucaklıyorum.
    Söylemeden bitirmeyeyim, aynı gün baba kız bloggerların yazılarını okumak çok güzeldi. Yazı yeteneğin babandan mı geçmiş?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babama da kendi babasından ;)
      Öğretmenim ben şeffafım, olduğum gibiyim, hiç zarar görmedim bu durumumdan. Daha doğrusu bazı insanlar kullandı ama ben hemen fark edip uzaklaştım onlardan ve bu uzaklaşmayı da bir kayıp değil bir kazanç olarak görmeyi seçtim. Ben başka türlü olamıyorum, içim dışım ortada... İnsan olmak demek bu, hiç de utanmıyorum bu şeffaflığımdan, ara sıra saflığımdan, düşüşlerimi açıklarımı gösterme huyumdan :) Çünkü kim ne derse desin zaten iyi diyen benimdir, kötü diyen de umurumda değildir....
      Oğlumun Almanca sorununda mutlaka benim de suçum var, ama bilemezdim, evde üç dil var, o da üç dilli olmak zorundaydı.. Bu durumda bir çocuğun belki tek dile odaklanması daha hayırlı olurdu ama olmadı... Bu konuda kendimi elbette suçluyorum ama başka türlüsü de mümkün müydü, emin olamıyorum.... :( Zor bir konu benim için.... Umarım su gibi o da yolunu güzellikle bulur... Umarım.....
      Çok sevgiler <3

      Sil
    2. Bu kendini suçlama olayı çok berbat :( Çocuklarımızın hayatındaki her şey bizden sorumlu/suçlu olamayız ki, değiliz de. Oğlum artık 19 yaşında ve sanırım kendimi suçlamamayı başarabiliyorum. Siz daha erken yaparsınız umarım bunu :)
      Ahu

      Sil
    3. Darısı başıma….. ❤️

      Sil
  10. Sevgili Rümeysa Hanım, mesajınızı istediğiniz gibi, yayınlamıyorum ama çok teşekkür ederim, bana da iyi geldi yazdıklarınız <3

    YanıtlaSil
  11. Yaa nasıl tatlı bir insansınız 😍
    Rümeysa

    YanıtlaSil
  12. yazını okudum.fotoğraflarını çok sevdim.ayrıntılarını bilmiyorum lakin oğluşa da bir zeka testi yaptırabilirsin.bazı şeyler genetik olabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fotoğraflar benim de çok içimi açtı..

      Sil
  13. Ah o perimenapoz dönemi. Bende de var birkaç yıldır. Ama ben doktora gitmedim. Türkiye malum..Çok ciddi sıkıntı yaşamazsam kaçınıyorum hastanelerden sinir olup çıkıyorsun çünkü o binalardan genelde. Çocuklarınla kolaylıklar dileyebilirim ancak. Zor şey. Dünyanın en büyük güzelliği olduğu kadar insanın elini kolunu bağlayan kimi zaman çaresiz bırakan şeyler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye buradan çok ileride :( Hakikaten tıp burada çok sıkıntılı, o nedenle Türk doktorlar koşa koşa geliyorlar... Açıkçası ben de Türkiye'de bir daha görüneceğim çünkü burada tatmin olamadım. Vallahi yapay zeka şu tıp işine el atsa da kurtulsak :)))

      Sil
  14. yazınızı, doğallığınızı bütüncül olarak çok sevdim ✿
    ben de hem lise arkadaşımı hem üniversite arkadaşımı aynı anda kaybettim. dostluk kavramına hiçbir zaman inanmadım. sen kendini açıyorsun ama karşındaki hep zırhlı. bakın şimdi leylaklar açtı, onların arkadaşlığı nazarımda daha kıymetli. en azından güzel kokuyorlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden yalnız kalmaktan çok korkardım Burcu ama en en eskiden yani çocukken çok severdim. Bu duyguyu biraz sorgulayınca, altından annem çıktı :))) Annem çok sosyal, insana insan gerekçi biridir ve bana da sürekli bunu işledi. Anneme tek arkadaş bile tehlikeli görünürdü, aman bir sürü arkadaş, aman grup arkadaşlığı... Oysa herkes dışadönük değil, bazılarımız dediğin gibi, hem içimize dönmeyi seviyoruz hem de insanlar yerine ağaçlar, hayvanlar, bazen tutku ile bağlandığımız bir uğraşla daha bağlantılı olabiliyoruz... Bunu fark edince, aaa dedim bir dakika bu "aman yalnız kalmayayım yoksa mahvolurum" ne kadar sahte bir düşünce ve bu benim düşüncem değil, annemin düşüncesi :)))
      Hangisi doğru inan bilmiyorum çünkü annem için de gerçekten insanlarla kuşatılmış olmak gerçekten çok güzel, sayısız dostu arkadaşı vardır ve sürekli iletişim içindeler. Hatta sağolsun bazıları benim yaşlarımda olduklarından anneme benim yapamadığım evlat duygusunu da veriyorlar, bu nedenle bırak üzülmeyi, çok seviniyorum onlar adına.. Çünkü içtenlikle inanıyorum onlar anneme benden çok daha iyi geliyorlar...
      Bu sıralar arkadaş kaybı yaşıyorum ve maalesef o eski "yalnız kalmamalıyım, yalnızlık kötü birşeydir" duygusu da yokluyor ama sonunda hep "ama bu yalnız hissetme hali değil ki, sadece yalnız olma hali" düşüncesi galip geliyor ve huzur duyuyorum... Ben bana yeterim diyemem, yetemiyorum ama ne bileyim, idare ediyorum işte.... Gittiği yere kadar......
      Çok sevgiler benden de

      Sil
    2. annem de öyle bu yüzden ıssız yerleri hiç sevmez. "hiç bana çekmedin" der. sırf arkadaşlarıyla olmak için, doğup büyüdüğü kente yerleşecek bu yaz. bazen kıskanıyorum önceliği biz değil miydik, ben ve sadece bir tane olan torunu, sonra geçiyor mutlu olmaya hakkı var. onlarla daha taze hissedecekse orada olsun. ben annemi daha çok özleyeceğim sadece, her zaman olduğu gibi.

      Sil
    3. :) boşver bence de, herkes nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşamalı, hayat o kadar kısa ki….

      Sil