Resetlemeyi çok istediğin halde resetleyemediğin durumlar vardır bir de..
Sistem takılır kalır, bir türlü yeniden başlatamaz. En çok da çocuklar dosyasında takılı kalır ya da sağlık dosyasında, finans dosyasında, bazen de evlilik ya da iş dosyaları çalışmaz. Sen istersin, defalarca basarsın o yeniden başlat düğmesine ama o her sefer aynı noktada takılı kalır..
Hayat bir bilgisayar olsa, bu durumda yapılacak ne var?
1. Bir uzmanından, bileninden yardım alırsın
2. Bilgisayarı çöpe atar, yenisini alırsın
3. ??? Benim aklıma gelmiyor, sen biliyorsan başka bir çözümünü, yaz..
Bu sıra benim bilgisayar aynen böyle. Diyorum ki, haydi kızım, bak bahar geliyor, bak hayat sana yeni başlangıçlar gösteriyor, bak Ramazan ayı yıllardır "arınma" ayın senin... Haydi yeniden başlat. Haydi bugüne takılma, yarın yeni bir gün, yeni bir enerjiyle başlat.
Fakat bir L. dosyasında error yiyorum, yeniden başlatıyorum haydi o düzeldi bu sefer M. dosyası, üçüncü başlatılışta menopoza gelince sistem çöküyor, dördüncüde F. ile ilişkimde takılı kalıyor, beşinci zaten genel Alman kültürüne uyum dosyası - o nadiren çalışıyor.. Yani bir türlü sistemi başlatıp da "oh be" diyip işimin gücümün önüne oturamıyorum..... Verimi geçtim, bir başlatabilsem sistemi doğru düzgün....
Birinci maddeyi denedim. Psikanalize gidiyorum, aile terapisine gidiyoruz, L. için özel terapilere başladık, okulda psikolog ve eğitimcilerle çalışıyoruz, M. için sabır, şefkat, anlayış.. F. için olduğu gibi kabul etme dersleri, menopoz için hormon terapisine başladım, Alman kültürü için de kabullenmeye çalışıyorum, kendi küçük adacıklarımı yaratmaya çalışıyorum.. Yani daha başka da destek kalmadı, yok. Birini onarsam, öbürü çöküyor ya da L. dosyası açıldı derken hop L. dosyasının .exe uzantısında yepyeni bir sorun çıkıyor.. Yani dostlar, bence benim sistem, tümden hata veriyor, bunu kabullenemiyorum.. Sürekli düzeltmeye, sürekli iyileştirmeye çalışırken tükeniyorum.....
Diğer çözüm yani çöpe at, yenisini al... Yani Elena Ferrante'nin Karanlık Kız'ındaki gibi, miktiri çekip gitmek, en baştan kendine yeni bir hayat kurmak. Tamamen ben'i merkeze almak....ancak işte romanlarda filmlerde mümkün (ki onun da sonunu gördük). Bazen aklımdan koşa koşa kaçmak geçiyor, en baştan çocuksuz, evsiz, Almanya'sız bir hayat kurmak. Ama işte bağlanma denen bir şey var. Özlemek var. Bir de vicdan denen ikinci şey var. Tamam vazgeçilmez değilim, F. zaten diyor "ben tek başıma da gayet güzel başarırım" diye... Başarır da. Ama ne bileyim, çocuklarımı annesiz, hayır hayır annesizlik değil sorun, asıl sorun olan "aslında varken yokolan anne" ile büyütmek.... Terk edilmişlik yarasını açmak.. Yok, işte onu kaldıramam, kaldıramazlar.. Yani gerçek bir "reset", benim için bir seçenek değil...
Çocuklarını büyüt, sonra ne yaparsan yap... Tabii bu arada kanser olup ölmediysen. Mottom bu.
Yani çözümsüzüm. Resetlerim hep takılmaya mahkum. Sistem asla baştan başlamayacak.. O zaman, 3. bir çözüm var mı? Ben bulamıyorum... Belki sen bulursun...

Gitmek her zaman terketmek değil. Kendini gerçekleştirmek demek çoğu gidiş. Çocuklar bunu anladıkları anda anneleriyle gurur duyar. Özellikle kız çocuklar. En önemli yan etkisi de babalarından uzaklaşmak ve bazen nefret etmek olabilir. Burada kaybeden değil sadece kazananLAR var. Sevgiler , İrem
YanıtlaSilEğer biri diğerinden nefret ediyorsa, bunun nesi kazanmak tam anlayamadım İrem...
SilDemek istediğim, kendini gerçekleştirmek ve bunun farkına varmak kazançtır.
SilO anlamda çok haklısın tabii ki ama sen kendini gerçekleştirirken, çevrendekilerin durumunu göz ardı edebilir misin? Yani sırf ben mutlu huzurlu olayım diye, başkasının huzurunu mutluluğunu bozmaya hakkım var mı, ve bu beni "kendime yakınlaştıran" mı, "kendimden uzaklaştıran" mı bir deneyim olur.....
SilBaşkasının mutluluğunu derken çocuklarınızı kastediyorsanız onlara hiçbişey olmaz. Eşiniz de yetişkin olduğu için kendi başının ve duygularının çeresine bakabilir. Sizi öğrenen anneden beri takip ediyorum ve çok iyi bir anne olduğunuzu düşünüyorum. Çocuklarınız da bunu biliyor.
Silevet çocuklarım, eşim, anne babam... tek derdim bu 5 insan.
Silağlıyorum şu an.. özür dilerim... :,( bense kendimi çok başarısız, sürekli hata yapan, denedikçe iyice batıran bir anne, eş ve evlat olarak görüyorum :(
iyi olduğumun söylenmesine de üzülüyorum çünkü neden bunu duymaya bu kadar ihtiyacım var, olmamalı, kendi kendime yeterli olabilmeliyim diyorum..... sürekli "iyisin" duyma ihtiyacım ve sürekli destek, rehberlik ihtiyacım çok yanlış geliyor...
SilGeçen bir arkadaşım "ama bu insani bir ihtiyaç" dedi... şaşırdım. Bilmiyorum bence ben bunu başarabilmeliydim yani terapist olarak hele.... Tek iyi yaptığım iş terapistlik diyordum şimdilerde onu da sorgulamaya başladım biliyor musunuz...... Bu halde sen kime nasıl yardım edebilirsin diyorum, sonra diyorum ama tüm terapistler aynı şeyi yaşarlar, insan damdan düşmeden damdan düşenin halini anlamaz ki diyorum ve örnek aldığım tüm terapistler kaç defa depresyon atağı panik atak geçirdiklerini anlatırlar hep.... Yine de işte... ne bileyim....
Hayır, bu saydığınız şeyler başkalarının size biçmiş olduğu roller. Bu saydıklarınız siz değilsiniz. Bana hatasız bi insan gösterin. Arttıralım hatta: hata yapan ve bunu kabul eden birini gösterin? 1000 de 1 kişidir muhtelemen. İsterseniz yüz kez yazayım bu cümleyi. Bence hergün ağlayın ama ağladıktan sonra da küçük bir adım atın. Mesela: kendimi finansal olarak nasıl daha çok destekleyebilirim? Aslında tüm kadınların hergün düşünmesi gereken bir konu. ne alaka şimdi demeyin çünkü kendimizi gerçekleştirmek için paraya da ihtiyacımız var bu da bir gerçek.. size sarılıyorum ve lütfen dediklerimi düşünün . Her karanlığın sonunda aydınlık var!
Silfinansal olmasa da, "güç" yani güçlü hissetme hali ile çok ilişkili haklısınız.. ne yapablirim kendimi daha güçlü hissetmek için, ben de aslında 3 gündür çok düşünüyorum bunu, siz de bu noktaya geldiğiniz için, demek ki doğru yoldayım. bu güçlü hissedebilme halini düşüneceğim biraz daha.... aklınıza gelirse daha da yazın lütfen ya da diğer arkadaşlar da fikir yazabilirler. bir kadın kendini yeniden nasıl güçlü hisseder?
Silçünkü terapist olarak, depresyon dediğimiz şey aslında gücün yitirilmesi hissi ile çok bağlantılı, bunu biliyoruz. "empowerment" anlamındaki güç...
Güç çoğu zaman tavsiyeler veya terapilerle gelmiyor bence. Güç komfor alanımızdan çıkmak en başta. Özellikle sizin gibi bilinçli bir durumda. Terapiler önemsiz demiyorum bu arada. Yola çıkın artık derim.
Silhangi yola çıkayım peki?
Silyani yazıda da dediğim gibi, o yolun ne olduğunu bulabilsem zaten sorun kalmazdı sanırım..
SilKadınlığın hormonlarla savaşı... Adet görmeye başlarsın her ay kanama ve ağrı çekme dönemi başlar kalan zamanda da PMS. Adet biter menopoz başlar. Annemden biliyorum gerçekten zor bir dönem. Hem ruhsal hem bedensel sıkıntı veriyor. Bu derece bunalmış olman çok normal çünkü üstüne bir de gurbettesin. Acaba bir iki hafta yalnız başına tatile mi çıksan? Hem evini ve düzenini özlemiş olursun hem de kendinle ilgilenmeye daha çok vaktin olur bir düşün eşinle konuş bence
YanıtlaSilÖyle bir lüksüm yok maalesef
SilDerinden anlıyorum ama diyecek bir şeyim, önerecek bir çarem yok maalesef. Gerçekten tüm varlığımla üzgünüm. Senin için, kendim için ve bizim gibi onlarca, yüzlerce, binlerce kadın için...
YanıtlaSilKasım'dan beri ilaç içiyorum ben. Dozajı azalmıyor, artıyor. Beynim otomatik pilota bağlı. Refleks olarak nefes alıp verdiğimiz için mecburi yaşamaya devam ediyorum. Dışarıdan bakılsa her şey muhteşem!
Arya sabah 6da kalkıp 8de okula gidene kadar telefonla vakit geçiriyor; okuldan gelince de yine uyuyana kadar ya telefonla ya da bilgisayarla. Gücüm yok mücadele etmeye... Ağzımı bile açmıyorum artık. Evrim de kapıdan girer girmez kendi odasına, bilgisayar başına gidiyor. Ben de salondaki koltukta ya uyuyorum ya tetris oynuyorum.
4 gün yemek - hazır köfte / hazır tavuk - makarna/pilav - bazen sadece çorba - yapıyorum, kalan 3 gün dışardan yiyoruz. Mevsimleri de sebzeleri de unuttum artık. Evi robot süpürge süpürüyor, haftada bir çamaşır yıkıyorum. Her gece ya bira ya da şarap içiyorum. Ramazanda bile ara vermedim. Başka türlüsü elimden gelmiyor. İlaç ve alkol olmasa devam edemem.
Bunların hiçbirinin sana yararı olmayacak biliyorum. Neden anlattın dersen... Onu bilmiyorum işte. "Bir ben değilim, herkesin hayatı böyle demek ki" dersin belki... Belki bir anlık hafifilik olur yüreğine... Belki de tam tersine kendi derdin yetmez gibi bizim gibi olan tüm kadınların ağırlığı çöker üstüne. Bilmiyorum inan bazen hiçbir halt bilmiyorum.
Yazdıklarını okuduğum için üzüldüm, umarım toparlarsın.
SilYazmıştım..
Sonra düşündüm de Rüya, belki de sorun şurada: dışardan bakıldığında herşey muhteşem. Tam olarak burada bence. Dışarıdan neden bakıyoruz? Neden kendi gözlerimizin gördüğü yeterli değil? Hayır şey demek istemiyorum başkaları ne der ne düşünür, bunu ikimiz de çok takmıyoruz. Taktığımız ama "mevsiminde sebzeleri bilmek, yapmak" gibi daha çok kendi içimizdeki kural ve gerçekler.. Hazır köfte demişsin... Ya bazıları ekmek peynir yiyor ve her gün yiyor, yani köfte yemenin nesi kötü değil mi... Ya da benim örneğimde, L. aslında potansiyelinin çok altında kalacak diye endişeleniyorum, haksızlık gibi görüyorum. E altında kalsın ne olacak, sonuçta Almanya'da üst orta kesimde doğan bir çocuk bu, zaten en kötü durumu bile toplumun çok üzerinde... Ama işte insan en alta bakamıyor, hep kendi gerçeklerin üzerinde değerlendiriyorsun. Sorun bende şu: ben kötü giden herşeyi kendime bağlıyorum. Sendeki sorun da bence şu açık söyleyeyim: sen aynı anda herşeyi istiyorsun. İkimiz de bu sorunlarımızı bir şekilde çözebilirsek bence bizim derdimiz kalmayacak.....
Öpüyorum keşke yakın olabilsek iki kahve bir sohbet hepsi geride kalırdı. Sorun bizim gibi adacıkların arasında okyanus olması...... İyi bak kendine.
M. ve L. senin gibi bir anneye sahip oldukları ve seninle büyüdükleri için o kadar şanslılar ki... Sadece bu bile onları bir çok çocuğun önüne geçiriyor aslında. Çocuklarını büyük bir özveri ile ne kadar iyi yetiştirdiğini fark etmelisin. Yani her kötü giden şeyin kaynağı asla sen olamazsın. Kendimize yüklenmemeyi öğrenebilsek, içselleştirebilsek keşke...
Sil"Taktığımız ama "mevsiminde sebzeleri bilmek, yapmak" gibi daha çok kendi içimizdeki kural ve gerçekler.. Hazır köfte demişsin... Ya bazıları ekmek peynir yiyor ve her gün yiyor, yani köfte yemenin nesi kötü değil mi... Ya da benim örneğimde, L. aslında potansiyelinin çok altında kalacak diye endişeleniyorum, haksızlık gibi görüyorum. E altında kalsın ne olacak, sonuçta Almanya'da üst orta kesimde doğan bir çocuk bu, zaten en kötü durumu bile toplumun çok üzerinde... Ama işte insan en alta bakamıyor, hep kendi gerçeklerin üzerinde değerlendiriyorsun."
... demişsin ya, işte tam bu! Benim sorunum bu! Olan değil, kafamdaki ideal gerçekliğe göre olması gereken(?!) olmayınca - misal Arya'yı her mevsim sadece o mevsimin taze meyve sebzesi ile besleyemeyince, diğerlerinden farklı olduğu için dışlanmasını engelleyemeyince, ne onu ne de Evrim'i ekrandan uzak tutamayınca... - her şeyi batırmışım gibi hissediyorum. Halbuki senin de dediğin gibi... Ne olacak sanki? Biz neden en alta bakamıyoruz?
Buluştuğumuz o yaz, ne kadar da kıymetli ve ne kadardı güzeldi. Umarım bir gün yeniden o enerjiyi yakalayıp birbirimize denk getirmeyi başarırız.
Sen de kendine iyi bak!
Bir de şu iki şey var Rüya bak ben bunu iki hafta önce öğrendim..
SilMutluluğu sen veremiyorsun, o içten gelen bir şey. Sen istediğin kadar uğraş çocuğunu mutlu etmek için, içinde yoksa mutluluk tohumu (ki herkeste yok bu) mutlu olamıyor istersen altın tahta oturt... Yani sen onun mutluluğundan ya da herhangi birinin mutluluğundan sorumlu değilsin. Özellikle mutsuz etmek için uğraşmadığın sürece... Bu bir.
İkincisi de Lukas çok zeki bir çocuk ama başarısız çünkü sistemin dışında bir çocuk. Ben başarının zekaya ya da aşırı çalışmaya bağlı olduğuna inandım bu seneye dek. Bak işte zekası normalden yüksek, hadi ne oldu? Ya da çok çalışıyor diyelim, yine de başarılı olacağı garanti değil kimsenin çünkü sistem "başarıyı" çok farklı ölçütleyebiliyor.... Başarı belki de dışlanmak, çünkü kendin olmak cesareti anlamına geliyor.. O nedenle, başarı kavramını yani annelikte eşlikte başarısızlık kavramını çok sorguluyorum bu sıra.. Önce bir tanımı yapalım sonra başarılı mıyız başarısız mıyız ona göre karar verelim bence... Bu beni çok acıttı acıtıyor... Seni de acıttığını düşünüyorum... Belki üzerinde düşünmeye değer bir kavram.
Lovely photo at the end of your post. It sounds to me like you are doing all the right things to make your life better! All one can do is the best we can. Thank you so much for sharing, and I wish you good health, peace and happiness...always!
YanıtlaSilthanks
SilCanım Ceren;
YanıtlaSilBelki de üçüncü bir çözüm vardır:
Bilgisayarı sürekli resetlemeye çalışmak yerine bazı dosyaları bir süre kapatmak…
Hepsinin aynı anda çalışması gerekmeyebilir.
Bazıları arka planda bekleyebilir, bazıları da “bugünlük bu kadar” diyebilir.
Bazen sistem bozuk değildir; sadece aynı anda çok fazla şey çalışıyordur.
Yazını okurken şunu düşündüm: Bu kadar dosyayı taşıyan bir sistem aslında oldukça güçlüdür. Belki de ihtiyacı olan şey yeni bir başlangıç değil, biraz nefes alanıdır.
hangisini kapatayım sence? sen kapatabiliyorsan ne mutlu sana, ben kapattığım anda maalesef sistem duruyor..
SilSistem metaforundan devam edeyim dedim ama çok haklısın. Ben de bazen kendimi yoğun bakımda filan hayal ediyorum, sadece orada vicdan azabı duymadan dinlenebilirmişim gibi. Aslında sen bir ara bir terapi merkezinde dinlenmeli vakit geçirmiştin de bu durumu hayranlıkla okumuştum. Benim de şu sıra öyle bir merkeze ihtiyacım var.
SilHahahah ya da hapiste... Çünkü oraya ziyarete de gelemezler.
SilTerapi merkezi çok güzeldi ama her sene gidip suyunu çıkartmak istemiyorum (hoş geçen sene gitmedim bak) bir de şu an hakikaten çok yoğun bir dönemden geçiyoruz hepimiz, gerçekten gidilecek bir dönem değil... Hoş öyle bir dönem hiç olacak mı bilmiyorum.....
ne yazsam bilemedim. Uzaktan "sarılıyorum" yazmak da iyi gelmeyecek biliyorum ama keşke herşey daha kolay olsaydı da haftasonu kaçıp yanına gelebilseydim. bazen sadece bir arkadaşla/dostla yanyana oturmak bile iyi gelir insana çünkü....canım benim.
YanıtlaSilKesinlikle iyi gelir..... Maalesef bu anlamda da çok yalnızım ben burada.
SilBütün bu anlattıklarından "Çocuklarını büyüt, sonra ne yaparsan yap..." cümlesini aldım. Ardından gelen cümleyi görmedim, sen de görme lütfen..
YanıtlaSilHerkesin hikayesi farklı, herkesinki biricik. Benimki de öyle. Ve tam da dediğin gibi çocukları büyütüp, sonrasında istediğimi yaptım. Çocuklar bu yeni hayata kolay uyum sağladıkları gibi, kızım hep cesaret verdi, yüreklendirdi, yol açtı bana süreç boyunca..
Senin hikayenden farklı olarak "evlilik" kısmı, özellikle son yıllarında katlanılmazdı benim için. Zor, pek çok zordu. Çocuklar da şahit olduğundan bu zorluğa bizim için kurtuluşun yolu tekti. Neden bu kadar gecikti dersen, çocuklar küçüktü ve özellikle kızım büyük direnç gösterdi her seferinde. O üzüldükçe ben vazgeçtim.
Dilerim her şey yoluna girsin, tüm saydığın o alanlarda huzura erin ve B planına ihtiyaç hiç olmasın canım C...
Canım Esen.... Senin sözlerin hep iyi geliyor bana.. Umarım benim kızım da destek verir.. Aslında biliyor musun çocukları sakınıyoruz aman anlamasınlar verdiğimiz fedakarlıkları diyoruz ama belki de görmeliler onların huzurunun ve mutluluğunun bende nelere mal olduğunu..... Offf ama yine de yapamam bu yazdığımı o da bir gerçek.
SilBu konuda mottomu biliyorsun. "This too shall pass" bende işe yaramasa da ağırlığı alıyor biraz... Ya da Susan Sontag'ın dediği gibi, 'bu geçmişin baştan cikarisi, yaşadığımız an geçmiş olsun bak, ne kadar mutluyduk, anlayacaksın.' Söz tam olarak böyle degildiyse bile buna benzer bir şeydi.
YanıtlaSilTam olarak bunu düşündüm şu fotoğrafı koyduktan hemen sonra biliyor musun!? Yani o fotoğraf aslında bir mutluluk anı değildi, tamam çok güzel bir görüntü var orada ama background'da o tatil burnumuzdan gelmişti, hatta ortasında kesip dönmüştük kayınpeder vefat etti için.. Tatildeyken de kızımın 3 yaş krizleri oğlumun herşeyi ağzına soktuğu ve herşeyden hastalandığı bir dönemdi :) Ben desen emzirmekten beyin sisli dönemimdeydim, aslında hiçbir şey hatırlamıyorum o tatilden desem yeridir :)) Yani çok haklısın, geçtikten sonra herşeyin güzelliği kalıyor...
SilAma bir şey diyeyim mi, herkes için böyle değil ;) Bazısı sırf negatifi hatırlar.... Yani şimdi burada durup bir omuz sevme hali yaşamayalım mı :)))))
Ceren... sana sarılıyorum :) Yazdiklarin o kadar`, ama o kadar derinden karsilik buldu ki bende... Ben de biraz benzer yerlerdeyim. Konular, temalarda ortaklıklar ve farklılıklar olsa da o resetleyememe hissi ayni. Her ne yaparsan en iyisini yapacağına eminim :) tek söyleyebileceğim, yalnız degilsin!
YanıtlaSilOkudum son yazını aslında bir şey yazmak istedim ama ne yazayım bilemedim ama okuduğumu anladığıma işarettir bu ..
Sil“ Almanya'sız bir hayat kurmak” kısmını anlıyorum çok. Almanya’da gerçekten mutlu olan insanlar tanıyor musunuz? Ben mutlu görünenleri biliyorum, arka plan hep “idare” üzerine kurulu, biraz daha para kazanayım, tr de iş yok, çocukları büyüteyim… Bence tüm diğer sorunları büyüten ana etken bu, Almanya. Hayat boyu inanılmaz pozitif olan ben, sinir krizleri geçirdim Almanya’da. Her şeyleri düzgün değil, onu geçtim, düzgün olan yerlerde bile yaşanan o korkunç duygusal çöl deneyimi, empati eksikliği. Ve pek çok şey bence propaganda, inanılmaz bir iki yüzlülük ve çıkarcılık da var (başka ülkelerde de var evet ama buradakinin formatı insanı şok eden türden). Almanya’da yaşarken hep şöyle düşünüyordum, güvenilir psikolojik destek bulabilsem her şey yoluna girer, maddi açıdan daha kaygısız olsam, aile desteği olsa vs … ama görüyorum ki siz tüm bunlara sahipsiniz ve aynı şekilde tahammül sınırının eşiğindesiniz. Benim için Almanya’yı sevmek için kendimi ikna etmeye çalışmamak bir dönüm noktası oldu, “ben böyleyim, onlar öyle” sonrasında bir huzur geldi, ama öfkem geçmedi. İyi olsunlar benden ırak olsunlar. Dilerim yanlış anlaşılmaz, insan sevmeyen biri değilim, ama hayatımın en güzel senelerini, neşemi, ve huzurumu, akıl sağlığımı çalmaya çalıştılar, geri alıyorum. Ayrıca inanılmaz da ırkçı bir ülke, bunu kabul etmeyen türkleri de anlamıyorum. İyisi var evet, ben de iyi insanlar tanıdım, ama ırkçılık bir kültür bu ülkede. Herkese tepeden bakıyorlar. Çok ileri gittiysem yayımlamayın, sinirim bozuldu yazarken… kabul etmeye çalışmayın, saydırın bence, insan ancak öyle rahatlıyor.
YanıtlaSilMerhaba keşke bir nick olsun bıraksaymışsınız.
SilSorunun büyük kısmı Almanya ve ait olamamak, bunun ben de farkındayım. Duygusal çöl ne kadar güzel bir kavram hiç duymamıştım, çok iyi ifade etmişsiniz..
Bakın bu haftasonu bizde seçimler vardı. Eşim ve kayınvalidem aslında orta sol görüşlü insanlardır, liberal diyelim ve özellikle ekonomi alanında baya serbest piyasacıdırlar. Ama ökolojik partiye oy verdiler ve tek nedeni de şuydu: kayınvalidemin evinin önünde kocaman boş bir arsa var ve oraya sağcı hükümet okul ve spor kompleksi yapmak istiyor ve tabii bunların manzarası bozulacak... Tamam ben de istemiyorum ama benim nedenim güzel bir ekosistem var, o alanda... Yani hakikaten bahsettiğiniz ikiyüzlülük burada yüzüme şamar gibi çarptı çünkü ikisi de ama x caddesinde de aynı şekilde bir açık alan var, oraya yapsınlar diyorlar... Yani bana dokunmayan yılan hikayesi... Aynen dediğiniz şey... Ve bu çok basit saçma bir örnek ama bu kafayla işte en yakınlarım bile byleyken, ben kendi doğrularımı yitirmeye başlıyorum, tüm kavramlarım birbirine girdi... Hep mi böyleydi de ben pembe gözlüklerleydim yoksa şimdi herşeyi büyütüyor muyum.... Ben böyleyim onlar öyle kafasına tek başıma sahip çıkamıyorum, sanki tüm dünya öyle, bir ben böyleyim gibi hissediyorum....
Yani ait olamamak ve kendini değersiz değil de "yanlış, defolu mal" falan gibi hissetmek, kendi doğrularından şüpheye düşmek, akıl sağlığından ve psikolojik dayanıklılığından şüpheye düşmek çünkü diğer herkes doğru bir sen yanlışsan, demek ki sen hakikaten yanlışsındır yani.... Halbuki bir zamanlar doğruydun.... Sorun tam olarak bu...
Yazdım yazdım sonra da anlamsız geldi, sildim :)
SilAma yazmış olmak iyi geldi, teşekkür ederim.
Ben aslında Almanya'dan gidemeyeceğim gerçeğini kabullendim ve bir şekilde yolumu buluyorum, dediğiniz gibi, bazen akdenizli arkadaşlarla konuşarak, bazen türkiye'de kalan ailem ve dostlarımla konuşarak, en çok da buraya yazarak.... Çünkü Almanya'dan gitmek bir seçenek değil benim için, eşim ve çocuklarım Alman ve sadece nüfus cüzdanında değil, psikolojik anlamda sosyal anlamda %100 Alman oldukları için.... O nedenle evet, göçmenlik, aile içinde hissettiğim yabancılık, hepsi doğru ama en azından bir süre daha değiştirebileceğim şeyler değil....
Bloğu uzun zamandır takip ediyorsanız bilirsiniz, bir ara tam deprem öncesi biz Türkiye'ye 1 seneliğine gelelim diye düşünmüştük, çocukları İzmir'deki Alman okuluna veririz, ben sosyal anlamda kendimi rehabilite ederim, eşim uzaktan çalışır ara sıra gelir gider.. Ben hatta "kapağı türkiyeye bir atayım, sonrası hallolur, ben ikna ederim hepsini" falan diye düşünmüştüm itiraf edeyim. Sonra deprem ve seçimler oldu ve ben hakikaten o seçimlerden sonra Türkiye'den korktum. Yani artık Türkiye benim bildiğim Türkiye değildi ve burada çocuk yetiştirmek de mantıklı değildi, sonuçta Almanya yine de güvenli, demokratik bir ülke bunu göz ardı edemeyiz... Tamam "bi tuhaf"lar :))) ama zaten kendileri de kabul ediyor tuhaflıklarını.... Sonuçta her ülkenin kendine göre tuhaflıkları var, Türkiye'de de yok mu?
O zaman bir karar verdim, tamam dedim, çocuklarım için kalacağım ve kendime nefes molaları alacağım, daha sık Türkiyeye gidip gelirim (daha beter etti, bir süre sonra bıraktım tamamen Türkiye'ye gelmeyi çünkü türkiyeye alışıyorum geri dönüş çok daha zor oluyor ya da tam tersi, nostaljik bir sevgi duyuyorum bir geliyorum daha havaalanında kavga dövüş şok) ya da ne bileyim burada akdenizlilerle dostluk yapıyorum.. Başka çözüm bulamadım çünkü Almanya'dan ayrılmak şu an için bir seçenek değil...
Geçen yaz Yunanistana gidince, çok hoşuma gitti ve dedim ki, çocuklar büyüsün önce 4-5 ay gelirim babaları kalır başlarında sonra eşim de bir şekilde gelir belki, çocuklar hayatlarını kurarlar... Ama bazen o düş asla ulaşılamayacak gibi geliyor ve korkuyorum çünkü bazen çok ama çok mutsuzum ve hiçbir şey pozitif gözükmüyor... İnsan kendine terapistlik yapamıyor :( İşte o zaman ne yapabilirim, hiç bilmiyorum...... Yazmak ve ağlamak dışında hiçbir şey yapamıyorum gibi geliyor..... Çok güçsüz hissediyorum ve bu kadar güçsüz hissettiğim için de çok kızıyorum kendime ama çıkamıyorum yüzeye......
Aynı anda yazmışız. :-) ben yazarken hatayla düğmeye basmışım 14:31’de aşağıda çıkmış. Ben tüm bu yazdıklarınızı satır satır çok iyi anlıyorum, o arafta kalma hali. Normaliz, biz böyleyiz, duygularımız gerçek. ❤️ I.
SilCanım C. sanırım annelere öyle bir ruh verilmiş ki öncelik hiç kendimiz olmuyoruz. Annem 94 yaşına girdi tek düşündüğü büyük oğlu o rahatsa sıkıntısı yoksa annem de rahat. Yani yaşla ilgisi de pek yok. Kendimiz için küçük ayrıcalıklar yapıp mutlu olmamız gerekiyor başka ne yaparız bilemiyorum. Yaz geliyor dilerim güzellikler getirir sana. Hülya
YanıtlaSilofff hülya hiç umut yok desene :)) teşekkür ederim, amin hepimize lütfen!
SilAh sevgili Ceren, sakın ama sakın o tuzağa düşmeyin, sakın. Sistem öyle çalışıyor orada, doğrudan samimi açık yürekten tartışma ve çözüm arama yerine, sırıtan, sakin suratların ardında sana kendini, hissettiklerini, gerçekliğini ve hatta öfkeni yanlış hissettirerek. Siz gerçeksiniz, öfkeniz gerçek, isyanınız gerçek, ve durduk yerde böyle hissetmiyorsunuz, bunların hepsi size iç dünyanızdan gelen bir klavuz. Bunu kendi yaşadıklarımdan, hissettiklerimden referansla yazıyorum. O size yanlış hissettiren o ülkedeki görünmez ırkçılık. Irkçılık sadece afd ile sokakta nefret söylemi yaymak değil ki. Yani burada yazıyla ne kadar anlatılır bilmiyorum ama asla asla asla kendinizi terk etmeyin. Sizin blogunuza senelerdir ara sıra bakarım, dünyaya bakışımızda, yaşantımıza dair farklı olan yerler vardır, ama duygusal anlamda benzeriz, siz bir şey size ters iken, gülümseyip, sakin kalıp, sonradan gizli ajanda yürütüp gemisini yüzdürecek biri değilsiniz, Almanya’nın genelinin kültürü böyle mesela. Heinrich Böll’ün palyaço romanını çok beğenirim.
YanıtlaSilHep böyleydi, ama başta hep iyi ve bizi mutlu eden özellklere odaklanırız, olmayan, eksik kalan yerleri pozitif varsayım, ve yansıtma ile tamamlarız, ama zaman içerisinde bazı görünmez eksiklikler bizi aç ve susuz bırakır, ve bu açlık içinde yaşadığımız dünyada kabul edilmiş ve onaylanmış türden bir açlık değilse, sürekli reddedilir, ve şimdi yalnızca aç değil aynı zamanda tuhaf olarak damgalanmışızdır. Zaman içerisinde bizi kendileri gibi yapmaya çalışacaklardır ama bu kendimizi kaybetmek anlamına gelir. Ruhu capcanlı, dünya ile bağı olan bir insan evladı için ölüm gibi bir şey.
Psikolojik dayanıklılık dedikleri, duygusal yoksunluk olabilir.
Ben bir gün bağıra bağıra ağladım, sevmeiğim şeyleri sevmek için kendimi zorlamak istemiyorum diye. Kendimi o kadar zorlamışım ki, içimden isyan yükseldi.
Benzerliklerimizden yola çıkarak size Sandra Ingerman, Llewelyn Vaughan gibi kişilerin youtube podcastlarini tavsiye edeceğim, size uyacak mı bir bakabilirsiniz, ben bazen gece uyandığımda dinliyordum.
Belki günün birinde Ege’de deniz kıyısında bir yerlerde karşılaşır saydırırız. Ya da ne diye
Bana o kadar iyi geldiniz ki kelimelerle anlatamam...
SilÇok teşekkür ederim. Yavan kaldı.
Kusura bakmayın size yazdım ama aslında tüm yorumculara yazdım belki de sadece kendime... Bilmiyorum.... Bazen herşey çok zor! Keşke bir "reset" ile mümkün olsa değişebilmek.....
YanıtlaSilEşime açtım bu bilgisayar metaforunu. Çok şaşırttı beni çünkü "aaaa dur bunu çok iyi biliyorum, bu benden sorulur" dedi gülümseyerek. dedi ki sonra "bizim çok başımıza gelen bir durum bu işyerinde. reset çalışmıyor ya da hep takılıyor, ekipman çok pahalı atamazsın, o zaman şunu yaparız: tek tek sorunu eleme yöntemi. yani sorun şu mu deriz, onu ele alırız, silip yeniden yükleriz, çalışıyorsa bir sonrakine, sonra bir sonrakine ve taa ki tüm sistem yeniden işleyene dek. Yani bu metaforda, neden en çok şüpheleniyorsun, menopoz ise, o zaman ilacı yüklen bakalım değişecek mi, değişmiyorsa sorun o değil. L.nin okul sorunları mı, onu çözmeye çalış. O da değilse M.nin ergenlik sorunları mı ona geç... Adım adım ama hepsi bir anda değil"
SilŞimdi bu bana çok mantıklı geldi ama zaten yaptığım da bu, sadece her sorunu aynı anda çözmeye çalışıyorum çünkü M ile L hangisi daha öncelikli dersen, çocukları ayıramam..
Bir de korkuyorum acaba ben mi sorunluyum yani insanlar neler neler yaşıyor kafaya takmıyorlar olduğu kadar olmadığı kader... Ben bunu yapamıyorum, anında "ben suçluyum, ben bu çocuklara yetemiyorum, ben yetersizim kötü bir anneyim" başlıyor... Asıl sorun bu işte. Bunu nasıl değiştireceğimi de açık söyleyeyim terapist olduğum halde bilmiyorum, acaba çocukken yaşadığım terk edilmişlik duygusu mu bu "değersizlik" hissine "ben suçluydum, suçlu olmasan neden terk edileyim ki" yanlış hissine neden oldu da ondan mı yoksa hayatımdaki irili ufaklı travmaların suçunu kendime mi yükledim "hiçbir şey yapamadım, kurtaramadım" hissi çok baskın ve beni "herşeyi yanlış yapıyorum"a mı getirdi, neden bu sürekli suçlu ve hatalı hissetme hali, bilemiyorum... Birazdan terapiye gideceğim tam da bunu konuşmaya... Bakalım neler çıkacak.... :)
canım C., sevgili kızkardeşim, biricik C.
YanıtlaSilsen ne güzel bir kadınsın ne güzel bir insansın ki şurada derdini anlatırken bile derman ateşinin başına topluyorsun kız kardeşleri..
yorumlar dahil yazını iyice okudum..bişi demiyorum susuyor ve yaktığın ateşe bakıyorum, ne kadar manyak kadınlarız yaw deyip çıtırtıları dinliyorum..ne kadar kalabalığız yahu..
Ormanı yakmayalım da….. :)
SilCeren git şu hormonlarına baktırıp lütfen biyolojik destek al, valla biyolojik, depresyonda falan değilsin. Lütfen lütfen lütfen :D
YanıtlaSilBiliyorsun koca yazı ağlayarak geçirdim ben. Aslında hayatımın en rahat dönemiydi , suçlayacak tek şeyim yoktu . Oluyor. Ve geçiyor. Sen yeter ki kendinden şüphelenme. Operasyona başlama. Senin zorluğun erken olmasında. Onun için benim gibi bi sene bekleme de doktora görün . Kendimizi çok bir şey sanıyoruz, kişiliğimiz, benliğimiz falan ama aslında her şey vücud kimyasından ibaret. Acı ama gerçek.
şekerim alıyorum, progesterona başlandı 3 aydır ne bileyim.. nisanda başka bir doktordan randevu aldım bekliyorum gideceğim ikinci fikir lazım..
SilÖstrojen ölçüldü mü ? Zira bende fazlası vardı . O yapıyordu bütün sıkıntıyı.
SilOnun dışında da yorgunsun canım. Benim şansım bunları çocuklar büyüdüğünde yaşamamdı. Sen bir köşeye çekilip bırakamadığın için daha çok çarpıyor. Türkiye'ye gelmen gerek ;) Bir hafta sensiz geçirsinler. Sen de annenin yanında ergene bağla.
Östrojen baskınlığı bende de var sanırım ama burada kan testi yapmıyorlar yaş gereği zaten perimenopozda normal bu sıkıntılar diyorlar. Burada genelde önce progesteron başlanıyor o zaten östrojeni de dengeleyen hormon. Sonra adetler bitince östrojen ekliyorlar. Mış yani birkaç doktorla konuştum hep aynı şeyi söylediler. Bakalım Nisan’da son bir fikir alacağım bir başkasından..
SilYa evet çok iyi olurdu ama eniştemin son zamanlarında annemler teyzeme destek olmak için Ankara’ya gidip geldiler onlar da çok yorgun.. Zaten sürekli arayıp arayıp ağlıyorum onlara, bıktırdım biraz da :(
Benim kendim için bulduğum yolu yazayım. (Çözüm değil yol dememim bir sebebi var.) Senin bilgisayar metaforundan gitmeye çalışayım. Bilgisayarın tıkır tıkır çalışmasını bekliyoruz. Çalışmayınca çözüm, ya tamir etmeye çalış, ya da yenisini al. Bende de işe yaramadı. Okudum ettim, gördüm ki bir sürü kişide de işe yaramamış aslında. Yalnız değilim. Yalnız değilsin. O zaman dedim ki, çözüme değil hatta sorunun nedenine de değil, bambaşka bir şeye bakmak lazım. Ne o? Fabrika ayarımın tıkır tıkır işleyen bir sistem olduğunu varsayıyorum. Bu varsayımı yanlışladım. Geçmişte yaptığım bir hatanın ceremesini çektiğimi (Sende şimdiki mutsuzluğun bir sebebinin Almanya'da yerleşmen olması gibi) yani tıkır tıkır işleyen sistemi bozduğumu düşünmekten vazgeçtim. Mutluluğun sistemin sorunsuz işlemesi olduğu hipotezini bir kenara bıraktım. Bilgisayar yerine nasıl bir metafor olabilir diye düşündüm, aklıma bitki geldi. Dikersin, büyür. Saksıda bonzai gibi extreme şekillendirirsin ama o artık o dikilen bitki değildir, başka bir şeydir. (Sor bakalım bonzaiye, bonzai olmak istiyor mu?) dışarda bir yerde kendi haline bırakırsan eciş bücüş, dilediği gibi büyür. Bazen bir dalı kurur, bazen kendisi kurur. Bazen dibinden yavrular. İki sene hiç yağmadı yine de dayandı dersin, üstüne titredim gübreledim yine de kurudu dersin, dersin de dersin. Bilemezsin yani. Tuttuğum günlüklerde dönüp dolanıp aynı şeylerden, hatta bazen aynı kelimelerle, bahsettiğimi görünce kendi kendime -sadece kendi durumumu düşünerek- problemin kafamda nasıl şekillendirdiğimle ilgili olduğuna karar verdim. Bozuk bir şeyi tamir et ya da sıfırla yeniden başla çerçevesinden kendimi çıkardım. Yanlış anlatmış olmayayım. Sıkıntıların gerçek değil, içinde bulunduğun durumu kafanda yaratıyorsun demiyorum. Onlar var ve gerçek ve ağır. Ben benzer bir durumda iken çözmeye çalışmak ya da silmek yerine bir yolda yürümeyi seçtim demek istiyorum. Bu yazdıklarım sana bir şey ifade eder mi bilmiyorum. Kendim yaşadığım için bana anlamlı geliyor ama dışardan bakana üfürükten teyyare gibi görünüyor da olabilir:)
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Sizinle Pandemi sırasında baya konuşuyorduk, uzun zaman oldu umarım iyisinizdir.
SilKullandığınız yönteme biz existential psychology’de “seçimine sahip çıkmak” diyoruz ve fenomenolojik yaklaşımın en birinci yöntemlerinden biri. Yani bir sıfat yüklemeden, yaptığımız seçimleri sahiplenmek, bunu ben seçtim ve bu seçim beni bu noktaya getirdi, önümde başka seçimler var, onlar da beni buradan diğer noktalara getirecek diyebilmek ve iyi ya da kötü demeden, bir anlamda kabullenmek.
Bunu ben de yapıyorum uzun süredir. Misal Almanya’da yaşamayı, bu adamla evlenmeyi ve çocuk yapmayı ben seçtim, bu seçimimle barışığım. Fakat yardım alamamayı, destek görememeyi ben seçmedim, bu dış etmenlere bağlı ve bunlar zaten bendeki sıkıntıyı yaratıyor. Yardım almaya çalışsan da çözümsüz görünen sistemlere toslamak yani..
Tabii ki kabullenmek iyileştirmenin de en önemli koşulu ama iyileştirmek bir gereklilik olmayabilir, kişi kabullendiğiyle barışık yaşamına devam edebilir. Fakat herkes için böyle olmuyor. Rollo May ya da Viktor Frankl mesela bu salt barışık ruh halini yeterli bulmuyor ve insanın her zaman potansiyeline erişme tutkusu olduğunu öne sürüyor ki sanırım ben de onlara daha yakın bir görüşe sahibim. Ama bu demek değil ki kabullenerek hızur içinde devam edenleri yanlış buluyorum. Aksine, bence onların işi çok daha zor :) Çünkü kabullendim dediğiniz her an aslında tam tersi sürece de bir gönderme oluyor ve o süreç de altta (bilinçaltında) çalışmaya devam ediyor ve bazen bir bazen on sene sonra başka noktadan yine pıtlayabiliyor. O nedenle ben “kabullendim, huzur içindeyim” diyenlere hep biraz itinayla yaklaşmışımdır. İnsan ömrü asla huzurda kalmıyor, bir iniş bir çıkış olacak, olmaması bana birşeylerin ters gittiğini söyler…
Yazdığınız için teşekkür ederim, bu nokta çok önemli ve eksik kalmıştı…
Merhaba Ceren,
YanıtlaSilKeşke bu sorunun ben de cevabı ya da çözümü olsa. Hiç yardım alamadan çocuk büyütmek, seçim yapamamak ve seçimlerimi/tercihlerimi yaşayamamak, menopoz nedeniyle çözülemeyen ağrılar beni o kadar tüketti ki… Bunların sürekli tekrarlanması sanki insanda hiç çözüm yok hissi veriyor. Ama bu durumla yaşamayıda kabullenmek çok zor. Bilmiyorum umarım bir gün …
Sevgiler
Seda
<3 umarım Seda.....
SilBaşka bir çözüm geldi aklıma! Belki de sorun şu: sürekli resetlemek, olmadı yine dene olmadı yine dene... Sorun buysa ne yapılır, bir kahve alınır, biraz pencereden dışarı bakılır hatta belki bir yürüyüşe çıkılır. Sonra daha sakin bir kafayla yeniden oturulur bilgisayarın başına ve bazen, sadece bilgisayar soğuduğu için midir nedir, birden reset çalışır.... Ya da çalışmaz ama en azından o zaman dersin ki "eh yani yeter, yeni bir başlangıcın zamanı gelmiş..."
YanıtlaSilYani biraz ara....