Son 5 gündür aşırı sıcaklarla mücadele ediyoruz. 40 dereceyi gördük. Bizim 40, Türkiye'deki 50 dereceye eş, çünkü rüzgar yok, basık bir hava var, evler ısıyı emip içeriye hapsedecek türde, kışlık bir yalıtım malzemesiyle yapılmış, klima yok vs. Hava tarif edemeyeceğim derecede bunaltıcı - ki ben sıcağı ve güneşi sever, Ege kasabamda Ağustos ayında bile üşümeyi beceririm, bilirsin..
Fakat neyse ki göller var, denizin yerini tutmasa da, su sudur..
Son birkaç sabahtır şu güzelliği yaşayarak başlıyorum güne ve kendimi, sabah kalkıp ya da akşam okuldan / işten gelip yüzülebilen bir kentte yaşadığım için, çok şanslı hissediyorum. Fakat itiraf edeyim, ben yaşadığım her kentte, kendime ait ufak bir köşe sahibi olurum. Bir dere kenarı, ağaç altında bir tahta bank, yeter de artar bile benim için.. ya da öyleydi, bu seneye dek..
Sonra, işte sıcaklar bir vurdu.... İki cümle yazabilecek beyin enerjisi bile bulamadım. Tüm işleri bıraktım, iki bacağımı iki yana açarak, evin en serin köşesine yayıldım ve kalkamadım... Peri hanım'ın etkisi midir nedir, ben hiç böyle bir tepki verdiğimi hatırlamıyorum sıcağa karşı...
Bugün şükürler olsun ki hava maksimum 32 derece ve bulutlu. Hatta yarından itibaren yağmur gelecek ve ısı da 22'ye düşecekmiş, iple çekiyorum! Ben!
47,5 yaşımda, ben gri havayı, yağmuru, serinliği sevmeye ve aramaya başladım. Aman yarabbi, daha neler değişecek içimde? Yoksa Alman mı oluyorum? Ayaklarıma baktım, yok henüz çorap üstüne sandalet giymeye başlamamışım :)))
Şaka bir yana, sabahları yüzmek dışında korkunç bir haftaydı. İş yapamadım. Çocuklarla bağrış çağrış geçti sürekli. Kocayla inanılmaz anlamsız bir şeyden çıkan kavga sonucunda küsüz, konuşmuyoruz. Köpeği günde 3 değil, güneş doğar ve yıldızlar çıkarken olmak üzere sadece 2 defa çıkarabildim ve tavşanları da ancak o kadar bahçeye salabildim. Yemek olarak yoğurt yanı meyve yiyebildik ancak, ev işi yapamadım, bana kalsa iki ayağımı iki yana açıp sürekli yatacağım...
Neyse ki bu sıcakta birkaç güzel şey de oldu:
1. İki kitap okudum. Önce Lori Gottlieb - Maybe you should talk to someone: inanılmaz iyi geldi bana, kadın "başarılı" ruh ikizim olabilir, bu kitabı ben yazabilirdim.. Sonra da Jessamine Chan - İyi annelik okulu: inanılmaz kötü geldi bana çünkü kitabın distopya olduğunu bile 30 sayfa sonra anca anladım ve tüm o "iyi anne böyle olmalı"lara maalesef inandığımı, kendi kendimin "çocuk koruma hizmetleri memuru" olduğumu fark ettim ve korkunç hissettim.
2. Pazar sabahı hayatımın ilk yüzyüze kitap klübüne gittim (hayal kırıklığı) ama çıkışta orada tanıştığım bir kızla bira içip sohbet ettik, iyi geldi..
3. Çooook sevdiğim ve sakinliğine gıpta ettiğim bir arkadaşım, bana çok özelinden, bundan 15 sene önce yazdığı bir günlük yazısını yolladı. Bu arkadaşım benim gözümde hakikaten saygıyı hak eden bir yerdedir; çünkü çocuklarını mükemmel yetiştirmiştir, başarılı iş hayatını tam zamanında sonlandırabilmeyi bilmiştir, hayatta onu zorlayan sorumlulukları olsa da, yaşamından keyif alır ve yüzünden gülümsemesi eksilmez, sakin sesi ve dik duruşu hiç bozulmaz. Ve yazısında, benim yaşlarımdayken ve çocukları da benimkiler yaşındayken, nasıl kötü bir gün geçirdiğini, hatta gün bitse de hâlâ durulamadığını, yazarak sakinleşebilmeyi umduğunu anlatıyordu! Aman yarabbi, o an için yaşadığı tabii kötüydü ama bana o kadar iyi geldi ki!
4. Oğlumla okulu ve işi kırıp yüzmeye gittik bir sabah. Kızım ve eşim gelmediler, hatta kızım Alman Alman "okula gitmek benim sorumluluğum ve yükümlülüğüm" dedi - yeminle bu çocukta Türk geni %0. Keşke salsa biraz...... (ama kimin kızı?)
5. Sevgili arkadaşım B. "aşure" getirdi! Az şekeriyle, tam benlikti! Üzerine bahçemden topladığım kırmızı meyveleri koyunca (B.ye vermeyi akıl edemediğim için çok kızdım kendime, ama dedim ya: sıcaktan tepe sersemi olmuştum) duble muhteşem oldu:
Akşam serinliğinde, gece böceklerinin sesleri içinde bahçede otururken, şunu düşündüm: Hayat keşke böyle basit, güzel anlardan ibaret olsa.. Anlık yaşayabilecek kadar dertsiz tasasız insanlar olabilsek.
Seni bilmem ama benim hayat dönemimde şu an için bu "anda kalma işleri" imkansız.. Çünkü tonlarca sorumluluk, görev, beklenti üzerime yığılmış vaziyette...
Geçenlerde Ayın Aydınlık Yüzü'nde okumuştum: "Bence bu hayatta kalma modundan çıkıp günü yaşamanın ilk işaretlerinden biri; ya kriz çözmek ya olası krizlere hazırlanmak dışında bir şey yapabilmek" diyordu. "hah" dedim, "tam da bu işte, beni çökerten durumu tek cümleyle açıklamış: hayatta kalma modundan yaşama moduna bir türlü geçememek..."
Çocuklar büyüyünce geçersin merak etme diyor herkes ama çocuklar varken de "yaşayabilmek" neden bu kadar zor? Yani mümkün tabii, getir bana da bir bakıcı, bir temizliğe falan yardımcı, birkaç özel ders öğretmeni, şöför, aşçı, hayvan bakıcısı, bak ben nasıl yaşıyorum, tutana aşkolsun :))) Ama bunlar olmadan, hatta bunları bırak, arada "C. hayatta mısın, öldün mü kaldın mı yahu sesin çıkmıyor" diyen kimsem olmadan yaşamak zorundayım ben... Dolayısıyla, yaptığım şeye de yaşamak denmiyor, suyun üzerinde kalmaya çalışmak deniyor..
Bu "suyun üzerinde kalmaya çalışmak" metaforu aslında benim temel sorunum, farkındayım. Suyun üzerinde kalmak için o kadar çok çırpınıyorum ki, sarfettiğim efor ve kendi kendime yarattığım dalga yüzünden boğulayazıyorum. Oysa şöyle sakiiiiin bir şekilde sırt üstü uzanıp bacaklarımı ve kollarımı açıp, kıpırtısız yatıversem su yüzeyine. Suyun altından gelen tıkır tıkır sesleri dinlesem, göğe baksam, "ulan" desem, yaşamak ne güzel be! Ve de ne zahmetsiz...
Fakat benim aklımda hep bir "su yutacağım. dalga gelecek. altında kalacağım. çok derin eyvah." halleri... Halbuki benim doğam masmavi, derin bir mavi.. Ben o mavinin laciverte döndüğü suların yüzücüsüydüm yahu! Ne oldu da denize olan güvenimi, inancımı, sevgimi yitirdim?
Bu hafta hava biraz serinler de düşünebilmeye yeniden başlayabilirsem, bunu bir düşüneyim ben...... Evet. Haydi iyi ve serin haftalar hepimize...


Canım, o sıcaklarda gene de uzun uzun yazmışsın. Keyifle, her bir cümlenin hakkını vererek okudum. Bugünlerde buralar da sıcak ancak Ege'nin sıcağı Akdeniz yöresinden çok farklı geldi bana. Buram buram terlemiyorsun ama soluk almada zorlanma oluyor.
YanıtlaSilBirkaç gün içinde aşure yapmayı planladım. çok severim. Senin de sevdiğini biliyorum.
"Suyun üzerinde kalmak" diyorsun, ben onu da beceremeyenler grubundayım.
Asude günler diliyor, kucaklıyorum.
Sabah yazdım serinlikte öğretmenim.. 32 derece şu an cennet gibi geliyor :) Evet Ege nemli oluyor, bizim karaburun'da her öğlen 2-3 gibi "imbat" dediğimiz denizden karaya esen bir rüzgar çıkar, serinletir, o çıkmadığı zaman biz korkunç hissederiz... Urla'da yok mu bu imbat?
SilSizin aşureniz de ünlüdür canım öğretmenim <3
Öğretmenim hayatta olduğumuz sürece suyun üzerinde kalmayı beceriyoruz demektir... :) Dediğim gibi, yeter ki kıpraşıp durmayalım... Hoş siz bunu benden kat be kat başarıyorsunuz ama.... Ben kendime yazdım bunu sayın.
Sıcaklara karşı sabır ve dayanma gücü diliyorum buralarda sıcak ama oralar çok fenaymış
YanıtlaSilKorkunçtu... Bu hafta daha rahat çok şükür... Bu sene El Nino (yaramaz oğlan) yılı, bu sene zor yıl.....
SilLori Gottlieb'in kitabını ben de Coffee kaybı sonrası okumuştum, çok iyi gelmişti, beğenmiştim. Sıcaklardaysa kolaylıklar diliyorum. Neyse ki bildik serin yağmurlu Avrupa'ya dönülüyormuş. O sıcaklar bu hafta bize geliyormuş. Bakalım bizi neler bekliyor..
YanıtlaSilBu arada yeni yazı dizisine başlıyoruz, geliyor musun? :)
Ahhhh Neslihan... İyi gelmesine sevindim.... Bu arada bir sonraki yorumda yazmana gerek yoktu Coffee diyince anlamıştım zaten :) Geleyim mi bilmem ki, başarabilirsem geleyim...
SilEğer adım çıkmadıysa bir önceki yorum bendendi.
YanıtlaSilBi zamanlar ben de geleneksel türk lezzetlerinin az yağlı, az şekerli versiyonlarına takmıştım ama türk yemek tarihini araştırıp okuduğumdan beri orijinal tariflere uygun olarak yapıyorum. Hayat kalitem arttı resmen :)) günümüzde türk tatlıları çok şekerli yapılıyor. Kesinlikle azaltılmalı.
YanıtlaSilOrijinal tariflerde eminim katkı az, şeker daha doğal türden falandır.. Adsııııız, Adınızı yazın yahu ayyyy dilimde tüy bitti. Rumuz: yemekte salça kadında kalça falan bile yazsanız olur :P
SilAnnem bayılır Fransız aşçılar gibi "le beurre, le beurre, le beurre" der ama ben yiyemiyorum yağ ve şeker, ağır geliyor, midem almıyor.. Hani şey gibi, çayı iki şekerli içenler bir süre sonra tek sonra hiç şeker atınca "aaa çayın tadını aldım yahu" derler ya... Bence yemekler de öyle, tadını alıyor insan.
fakat şunu da ekleyeyim: böyle ağzını şapırdata şapırdata yağı şekeri gömüp bir de üzerine fit kalan tiplere de gıcığım haaaa. kayıtlara geçsin.
SilEsen ben,
YanıtlaSilBu hafta sonu aşure yapıcam ben de, çok heyecanlıyım, gelsen de sana da ikram etsem ;)
Gelmiş yemiş kadar olurum sen benim için keyifle yersen..
Silburalar da yanmaya başladı. benim gibi yaz sevmeyen biri için işkence gibi :)
YanıtlaSilbugün annemin bir komşusu "yarın aşure yapıp bahçeye indereceğim, yarın gel de ye" dedi, nasıl sevindim anlatamam ama ben senin aksine şekerli sevenlerdenim :)
Ayyyyy ağzına layık şekerli gelsin o zaman, haydi afiyet olsun şimdiden :))
SilGeçmiş olsun C.ciğim, bu sıcak hava dalgasını atlattınız nihayet ve Avrupa'nın kuzeyi yavaş yavaş normallere yaklaştı. Şimdi sıra bizde galiba, önümüzde hayırlısıyla atlatmayı dilediğim Temmuz, Ağustos var, gelsin canım Eylül diyorum. :)
YanıtlaSilÇorap üstü sandalet tanımına çok güldüm, arada belirteyim. :))
Şu an şakır şakır yağmur yağıyor ve dışarıda çok güzel, hafif üşüten (!) bir serinlik var... Çok şükür...
SilCeren ben Adana'lıyım ve cidden sıcakların insanları ne kadar agresif yapabileceğine dair kişisel birçok anım vardır. ( Boş yere güneşe ateş edilmiyor :)))Klimalardan medet umar, bir noktadan sonra ondan da nefret edersin. O nedenle dilerim tez zamanda geçsin bu sıcaklar, şu süreçte yaşadığınız duygu değişimleri de saçma sapan tartışmalar da aşırı normal çünkü. Yalnız aşure canım çekti benim ya, üff komşulaaaar nerdesiniz :))
YanıtlaSil:))) evet evet!
SilYaz mevsimini çook sevmeme rağmen iki senedir bezdim. Aşure annem güzel yapardı artık yaşlandığı için yapamıyor. Üst komşum da güzel yapıyor onu bekliyorum. Hülya
YanıtlaSil:))) ayyy ya yapmazsa Hülya bu sene!? Anne hayattaysa bence birlikte yapıp öğrenmek lazım nedir o sakladıkları "sır" :))))
SilAh o sakin, huzurlu anların içine sızan ama bitecek endişesi...
YanıtlaSilama bitecek.....
Silneden böyleyiz biz insanlar?!
Zihin susmadığı için sanırım, ne tabiata ne de müziğe konsantre olamıyoruz. Ki zihnin tek sustuğu yer müzik galiba.
SilHmmm ondan olabilir mi 1 seneye yakındır müzik dinleyemiyorum ben :(
SilYorum yazacağım yeri 5 dakika aradım, sanırım demans başladı bu blogspotta, gecikir, unutur falan oldu. Dünkü yazdığım etkinliklerin arasında aşure de vardı, unutmuşum :) Umut'un yardımıyla (!) yaptım tabii ki. Herif sabah 5'te "Ayıldım ben" diyerek kalktı, ben ki onu gözetleyeceğim diye daracık kanepede hiç uyumamışım, zerre laf dinlemedi, birlikte kalktık sabahın köründe. Şimdi de girmiş içeri uyumuş şapşik.
YanıtlaSilDenize uzaktanbakangillerdenim ben C'cim, buna sebep olanlara döşenecek bir mektubum var yakında okursunuz. Şu yaşa geldim yüzme bilmiyorum, hem de Antalya'da yaşayan biriyim ki plaj eve yürüme mesafesinde. Kader utansın.
Siz sıcakları savdiniz, biz kaçtık geldik ama Ankara'nın da maşallahı var, üstüne bir de karasinekler peydah oldu.
Sevgiler yolluyoruz Umut'la birlikte...
Ahahaha "ayıldım ben" ahahahahah
SilUyusun boşver, sana azıcık nefes aralığı.. anne babası düşünsün gece ne yapacaklarını hahahahaha (benden feci bir anane ve babanne olacak sanırım)
Şekerim ben sana 15 dakikada öğretirim ister misin? Ciddiyim. Çok da eğleniriz öğrenirken. Benim kız 3 yaşındaydı, burada adet olduğu üzre yüzme kursuna gitti, tanesi 500 eurodan iki adet ve tabii ki yok şimdi ayağımızı kaldırıyoruz yok şimdi burnumuzdan suya nefes veriyoruz, yok şimdi suya öpücük attık, tabii ki öğrenemediler. Hanfendi bir 500 euro daha lütfen, şimdi kurbağa ehliyeti alacaklar şimdi korsan ehliyeti şimdi sürüngen ehliyeti.. Eeeeh yeter dedim. Kursun bittiği hafta ben aldım götürdüm havuza 15 dakikada tamam :))) Hele ikinci çocuk zaten zavallı o herşeyi kendi imkanlarıyla yapmak zorunda kaldı, tatilde suda oynarken oynarken bir baktım yüzüyor :)))) Gittim yanına L. yüzüyorsun dedim, kim ben mi? dedi farkında değil garibim :))))
Oy Ankara gece de mi sıcak??? Annemle babam da teyzemi ziyarete Ankara'ya gittiler bu hafta, sürekli fotoğraf atıyorlar, Ahlatlıbel'e kaçmışlar bu sabah..