Bundan bir ay önce, babamla konuşurken "zeki insanlar nedense hep mutsuz ve huzursuz oluyorlar sanırım.." dedi. Tüm hataları, yanlışlıkları, riskleri, ters gidecek her şeyi öngörüp, nasıl düzeltilebileceğini de bilip, yine de düzeltememek sanırım insanı mahvediyor...
Bir de şu vardır ya, akıllı, entelektüel insanın bu dünyada mutlu olması mümkün değildir denir.. Sanki neşe, mutluluk, hoşnutluk, daha aptal, daha primitif, daha sığ insanlara atfedilen bir huy gibi... Şimdi gel, bu kadar "bu böyledir"e karşı dur ve "ben hem zekiyim, hem de mutluyum" diyebil! Mümkün mü???
İnsan utanır.
:)
Fakat blogcuğum... İçten içe, en basit görünen çözüm aslında en doğru olandır ya.... Yani huzursuzluk, mutsuzluk, öfke, ne bileyim, bence bize satıldığı kadar da zeka ve derinlikle ilişkili olmayabilir aslında, biliyor musun... Çünkü toplumları manipülasyonla mutsuz ve öfkeli hale dönüştürmek bu kadar kolayken, onları yeniden mutlu ve huzurlu insanlara dönüştürmek için totomuz yırtılmazdı sanki? Yani mutluluk, mutsuzluktan daha fazla emek isteyen bir durum, bu kesin bence..... Emek varsa, o zaman ona "daha basit / kolay / aptalca" diyemeyiz.... Aksine, asıl grift olan duygu, asıl derinliği olan, asıl zeka ve beceri isteyen (hele ki bu çağda) bence: iç huzurumuzu, mutluluğumuzu, dengemizi bulabilme yetisidir..
Bunu neden yazdım. Çünkü Ekim'den bu yana mutsuzum. Ve totomu yırtıyorum mutsuzluğumu giderecek bir yol, bir yöntem bulabilmek için ve olmuyor.... Ol-mu-yor. Başaramıyorum. Aylar geçti.... Başaramadım.
Sonra geçenlerde düşündüm, belki de mutlu olmaya korkuyorum ben?
Çünkü mutlu olanı ya saf diye ya umursamaz diye etiketliyoruz ya. Bunca şeye rağmen mutlu, pes! falan diyoruz. Ne kadar sığ bir tip, bunlar yaşanırken insan mutlu olur mu yahu diye ayıplıyoruz falan.. Ve ben fabrika ayarlarımda çok küçük ve çok manevi şeylerle çok büyük mutluluklar yaşayan bir insan olarak bilinirdim, "aman C., enerjin ne güzel, gözlerinin içi gülüyor, vay ne güzel gülümsüyorsun güler yüzlüsün" falan filan fişman. Nazar değdi derler ama değil, ben kendime mutlu olmayı yasakladım!
Ben kırlarda çıplak ayak koşan biriydim. Ben buz gibi sularda keyifle yüzen, trampolinlerde zıplayan, ufacık bir böceği saatlerce izleyebilen, meraklı, neşeli biriydim.. Ben mutlu olmayı çok iyi başarabilen biriydim....
Şimdi bunları yazmak bile üzüyor beni, ağlattı ağlatacak.....
Neden?
İnsan mutluluğu bilmese, böyle de yaşanır elbette. Görüntüde herşey yolunda, sorumluluklarını yerine getir, görevlerini yap, gereken anlarda gülümse, önemli günleri de unutma, tamam. Ama yaşamak bu mudur, yaşamın anlamı, insanın "olma" nedeni bu mudur?
Açık söyleyeyim, mutluluk bence asıl amacımız, nedenimiz değil. Sevgi de değil. İlişkiler de değil. Görev, performans tabii hiç değil. Çocuklar değil, iş değil.. Hiçbiri değil. Bence asıl amacımız, salınabilmeyi öğrenmek. Yani iki karşıt arasında, tatlı tatlı gidip gelebilmeyi ve bundan aynen bir salıncakta sallanırken ya da trampolinde bir aşağı bir yukarı gidip gelirken aldığımız keyfi alabilmek. Salınımın keyfi, hiçbir uçta takılı kalmadan, tatlı bir ritmle salınmak.. Mutlu olmak veya mutsuz olmak, sevinmek veya üzülmek, sevmek veya umursamamak gibi uçların hepsini deneyimleyebilmek. Duygu skalasında her duygunun hakkını verebilmek ama hiçbirinde takılı kalmamak. Hissetmeyi bilmek kadar, bırakmayı da bilmek..
Ben mutsuzluğu bırakamıyorum bu sıra. Takılı kaldım. Sıkı sıkı yapıştım mutsuzluğa ve ellerimi çözemiyorum ondan. Oysa biliyorum, karşı taraftaki his çok güzeldi. Çok küçücük şeylerdi mutluluklarım benim.. Yeşil bir elmayı dişlemek, sıcacık betona ya da serin çimlere çıplak ayak basabilmek falan gibi şeyler..... Tanrım üstelik ne çoktular....
Diyorum ki, acaba bir defter alsam (bugün bir blogta öğrendim, Flaubert de yaparmış bunu!) yazsam güzel şeylerin hepsini, alt alta..
Zorla güzellik olur mu acaba? İnatla mutluluk anlarını biriktirsem, güzellikleri biriktirsem, bir noktada, otomatikleşir ve olumsuzdan çok olumlular mı çıkmaya başlar yeniden önüme?
Evet evet, yeniden başlamalı... Denemeli en azından. Son olarak, bir de bunu denemeli........
.jpeg)

.jpeg)
Deb Dana 'ydı sanırım böyle anlar için (glimmer) parıltılar diyor. Fena benzetmede değil hani? Buradan baktığında bu parıltı anlarının anlık ve zamanın içine serpiştirilmiş olması onları kıymetli yapıyor yoksa sürekli parıltıda çekilmez :)
YanıtlaSil:) sürekli olsa, fark edilmez zaten...
SilC.ciğim, yazını okurken, aklıma eski bir blog yazımda andığım bir cümle geldi; "mutluluk elemden daha fazla cesaret gerektiriyor". Yazıyı aradım, bulamadım, belki okudum ve defterime not ettim sadece.
YanıtlaSilCümle Uruguaylı yazar Eduardo Galeano'ya ait. Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri adlı kitabında yazmış bu cümleyi.
Diyeceğim o ki haklısın, mutluluk tek amaç değil belki ama bu dünyada "düzgün" yaşıyor olmanın bir sonucu. Doğrusu gerçekten dikkat edilmeyi, üzerinde çalışılmayı, çeşitlendirilmeyi hak ediyor ve buna ihtiyaç duyuyor.
Her Güne Üç Güzel Şey blogu bu arzu ve ihtiyaçla başlamıştı, bir zamanlar. :)
Kucaklıyorum seni.
Yaaa aklın yolu bir ❤️
SilEvet ilham oldun benim Günün Tortusu’na ama bu sene yetişemiyorum iki bloğa ben.. Belki değişir seneye bu hallerim..
İslami yorumlar bırakıp duran anonim kişi. Yorumlarınızı özellikle yayınlamıyorum haberiniz olsun. Burası din tartışma alanı değil, benim kişisel alanım. Herkesin dini inancı da kendine, Yaratan ile bağı kendi içinde….
YanıtlaSilBen ilk defa bir yorum yaptım. Siz hiçbir zaman bu anlayışla mutlu olamazsınız. Boşuna çaba sarfetmeyin. Allah sizden ümidi kesmiş. Siz Allah'dan uzaksınız, Allah da sizden. Daha da mutsuz günler sizi bekliyor. Bu sözümü hiç unutmayın. Geçmiş olsun.
YanıtlaSil:)))))))
SilAy tipe gel. Gece gece.
İslamda böyle midir? Allah’ın kimi sevdiği kimden daha razı olduğu sadece Allah’ın bileceği iş, güzelim.. Bu yazdığın küfür oluyor işte..
Yorumu yayınlanmayınca lanet okuyan tip :))) Tipitip. Aynen dönsün, sana gelsin tüm dileklerin.
Mutluluk geçici bir şey sanırım. Bazen dünya üstüme yıkılmış gibi bir hisle yürürken yolda güneşe yayılmış bir kedi görünce içim açılıyor eğilip onu sevince mutlu oluyorum. Yani genelde mutlumuyuz senin dediğin gibi bunca olumsuz şeyler duyunca kendimize hak görmüyoruz sanki. Hülya
YanıtlaSilBen de senin gibiyim Hülya, hep minicik şeylerden mutlu oluyorum ama işte bu, belki de bazen de minicik şeylerden mutsuz olmayı da getiriyor beraberinde.. Emin olamadım şimdi..
SilTam bir şeyler yazacaktım yukarı da ki yorumu okudum ve üzüldüm. Dediğin gibi Allahın kimi sevdiği, onayladığını biz bilemeyiz. Hatta Allah sevdiği kullarını sıkar, onlara çok rahatlık vermez diye de biliyorum. Çünkü peygamber kıssalarına bak, hepsinde ne eziyetler.
YanıtlaSilBence bu sıkıntıların ömür boyu sürmeyeceğini bilip ferahlayacağın zamanların geleceğini bilmen.
Üzerimizde bunca yük varken (annelik,eş olma, işe gitme, evin bitmeyen işleri vb) gençliğimizde ki umarsız hallerimize hiç dönemeyeceğiz gibi geliyor. Sadece zeki insana has değil bence mutsuzluk, biraz yüreği merhameti duyarlılığı olan insan şu dünyanın haline her baktığında zaten hep mutsuz.
Yaz yaklaşıyor, bence havanın bu değişimi bile hormonlarımızı beyin kimyamızı etkileyecek ve bu olumsuzluktan çıkacaksın.
:) Sağol Buketciğim, ben de öyle düşünüyorum. Sınavlar ağır geldi bana ama elimden geleni yapıyorum verebilmek için..
SilAy Ceren :) Hoş geldin :* Ben Makedonya'ya gitmeden önce senin blog kapı duvar olmuştu. Dedim inşallah dönene kadar düzelir. Bugün baktım postların karşımda :) Ne mutlu oldum, yapma bi daha öyle şeyler. Kapatma kendini de bloğunu da ;)
YanıtlaSilSenin şu yazını okurken, mutluluk konusunda içimden geçeni yazmışsın alt kısımlarda. Bence de hayat iki uç arasında, uyumla, dengeyle salınabilmekte. Hüzün de, neşe de bizim için. Kuzey Makedonya'da gündüzler hep neşeli, eğlenceli, meraklı, heyecanlı, keşifli. Akşamları otelde sınırsız internete kavuşunca, çok merak ettiğim, memlekette neler oluyor acaba diyerek koştuğum haber kaynaklarıyla da çokca hüzünlü.. Olsun, yine sabah oldu ve ben yine mutlu olacak şeyler buldum kolayca. Saydığın şeyler mis gibi mutluluk sebepleri. Baharla birlikte mutluluk kaplasın bünyeni, mutsuzluğunu alt etsin inşallah Ceren..
Sağlıcakla ve muhabbetle :)
Esen saçma sapan teknik sorunlar var blogger'da ve çok sıkıldım ya.... Bunlarla uğraşmaktan... kapattım biraz ama düzeldi neyse. Bana da iyi geliyor arada ara vermek ;)
SilLütfen yaz Makedonyayı :)