16 Mayıs 2021 Pazar

son zamanlar. zor zamanlar.

Dün, uzun zaman sonra - tam olarak 25 gün - ilk defa kendime biraz zaman bulabildim. Ev sessizdi. Kimsecikler yoktu. Yine mutfak masasının üstüne tırmandım, kızılderililer gibi bağdaş kurdum, çayımı elime aldım, inceden yağmakta olan yağmuru izleyerek pencereden bakmaya başladım. Sonra onlar geçti karşı kaldırımdan.. Onlar kim mi? Bilmiyorum... Ama neredeyse her 3-4 günde bir penceremin önünden geçiyorlar. Ya da daha sık, ama ben denk gelmiyorum.


Anca telefonu alıp, utanmayı bir kenara bırakıp, arkalarından bir poz çekene dek, onlar hızlı adımlarla çoktan uzaklaşmışlardı ama, yine de bu kareyi yakalayabildim. Bu yaşlı çifti, nedendir bilmiyorum annemle babama benzetiyorum. Onlara böyle pencere ardından bakmak, sohbet ederek - ve belki de neşe içinde - yürüyüp gidişlerini izlemek, beni inanılmaz hüzünlendiriyor. Arkalarından bakıyor, iyice gözden kaybolduklarında da annemle babama mesaj atıyorum, "nasılsınız?" diye, tonumun neşeli olmasına, sesimin titrememesine ya da özlemimin anlaşılmamasına özen göstererek...

Fakat doğrusu bu ya. Hiç birimiz iyi değiliz. Ben de iyi değilim. Kendimle uğraşmamı geç, o hep vardı. Hep de olacak. Ama dipte derinlerde bir şeyler kaynamaya, fokurdamaya başladı gibi hissediyorum. Özenle kapattığım ufacık yanardağ ağzından püskürerek çıkacak yakıcı lavlar gibi yıkıcı bir şeyler.. Bu süreç biraz daha sürerse, dizginlemeye gücüm yetmeyecek sanki.. 

Bazen hepimiz oynuyoruz, birbirimize moral veriyoruz, "geçecek" kelimesini altın yaldızlı bir çerçeve içinde duvarımıza asıp günün beş vakti kendimize okuyup üflüyoruz ama bazı geceler... bazı gündüzler.. bazı ikindi vakitleri.. O sinsice yaklaşan "ya geçmezse.." şüphesi içimizi kemirmeye yeniden başlıyor. Obur bir ipek böceği gibi, kalbimizin en taze dut yapraklarına saldırıyor, kocaman delikler açıyor. Endişe bir defa girdi mi o deliklerden, geri çıkartması çok zor oluyor.


Böyle zamanlarda içime kapanıyorum. Oysa keşke dışa açılmayı denesem.. Daha neşeli ve inadına yaşayabilsem. Oysa ben top olmuş bir böcek gibi içime çekiliyorum ve rüzgârın dinmesini bekliyorum. Sonra işte,  geldiği gibi bitiyor, geçiyor... Çünkü her şey, önünde sonunda geçiyor. Bilirsiniz..

Son 2 gündür, rüzgâr hafifledi ve bu sabah birden dindi. Pencereyi açtım, hafif nem kokan toprağın buhurunu hissettim. Son 10 gündür ırgat gibi çalıştığım bahçeye bir göz attım, nar çiçeği rengi crocs'larımı fırlatıp çıplak ayakla ıslak toprağa bastım. İçimi bir ürperti, bir yaşama sevinci kapladı. Oh dedim şükür, bu seferki de geçti.... Şimdi kaldığım yerden hayatı sevmeye devam edebilirim.

Bazen diyorum ki; böyle fırtınalı bir deniz olacağıma, dalgasız, kıpırtısız, sakin bir göl olsaydım, daha mı mutlu olurdu(m)? 

Ama sonra diyorum ki; denize göl olmayı bu saatten sonra kim öğretebilir ki?

40 yorum:

  1. Şimdi seni aklımdan geçirirken elime telefonu aldım. Karıştırıyorum. Senin yazını gördüm. Fırtınalar, zorlu günler bitmiş canlanıyor Ceren dedim. Kendine ne iyi geliyorsa git yap erteleme tatlı kız. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. <3 şimdi yine evde tek başımayım, kocaman 3 saat hem de! sessizlik nasıl iyi geliyor anlatamam. biraz film izledim, az kitap biraz da blog okudum, iki kupa çay içtim, çiçeklere su verdim. birazdan gelirler.. hazırım :)
      yarından itibaren okullar başlıyor, işe dönüyorum, bazı kapanan yerler hatta bira bahçeleri bile açıldı, ayrıca: gökyüzüne bakmak hâLâ serbest :)
      Güzelliklere odaklanalım.

      Sil
  2. Ooo çok güzel. Hele okulların açılması. Sende işe herhalde. Minik adımlar gökyüzüne bakmak özel anlamım var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet :) okullu okuluna işli işine :) inşallah!
      Göğe bakma durağı geldi birden aklıma da :)

      Sil
  3. Tüm hislerime tercüman olabilecek bir yazı. Bazen deliriyorum artık diyorum. Bitermi bu zor günler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum ki...
      Almanya'da aşıya hız verdiler ve aynı zamanda çok ağır kurallı bir kapanma da yaşandı. Şimdi rakamlar oldukça düşük ve hemen açıldık yine kabak çiçeği gibi. İnşallah bu seferki bari Eylül'e dek idare etse....

      Sil
  4. İnsan yapısı, zamanında nasıl şekillendiyse öyle kalıyor 🙏 Mutlu haftalar şimdiden ☺️🙋‍♂️

    YanıtlaSil
  5. ben de her yazına şiirle yanıt veren bir garip kadın olma yolunda hızla ilerliyorum ama ne yapayım ki yazının yaptığı çağrışıma da sessiz kalamam :)
    "Söğüt ağacı güzeldir.
    Fakat trenimiz
    Son istasyona vardığı zaman
    Ben dere olmayı
    Söğüt olmaya
    Tercih, ederim."

    Demem o ki, göl olmayı boşver, deniz olmak iyidir :)

    YanıtlaSil
  6. Sadece sana yazıyorum, yayınlama Cerenim. Neden bitene kadar kendini sıkıp paylaşmıyorsun, neden bitince bitti diyorsun canım benim. Esas bitmeden yazacaksın ki paylaşınca yükün hafiflesin biraz. Başkasına yük olmak istemediğin, mızmızlanmak istemediğin, kötü olduğun anları yansıtmak, göstermek istemediğin için diye düşünüyorum. Sen hep yardım eden olmaya, başkasını düşünmeye alışmışsın ama arada bir izin ver seni sevenler de sana yardım etsin, seni düşünsün. Bir işe yaradığımızı hissedelim azıcık da olsa :D İşin şakası bir yana o zor zamanlar hep gelecek ve hep geçecek. Hayat böyle işte :) Bir dahakine haber et de yalnız geçmesin, paylaşayım yükünü dinleyerek ucundan da olsa :) Seni seviyorum <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yayınlama demişsin ama yayınladım, nedeni, söz uçar yazı kalır.. Haklısın ama işte olmuyor mizaç böyle. Bak sana bir anımı anlatayım.. Ben 3 yaşındayken küçük teyzem evlendi. Öncesinde ananem dedem ve teyzemle yaşardım Ankara'da, annemle babam Bursa'da, biliyorsun.. Teyzemin evlenip "gidişi" benim için bir kabus oldu, sevip bağlandığım herkesin birer birer gidişi olarak algıladım bunu. Fakat işte mizaç, teyzemin düğününde masanın altına inerdim ağlar ağlar sonra biraz da beklerdim gözlerimin kızarıklığı belli olmasın diye, çıkardım yine masaya. Ama dayanamazdım 2dk sonra yine masanın altına iner ağlamaya devam ederdim. Şu an bile o duygu hafızamda, korkunç bir duyguydu ama bir yandan da kimseye çaktırmama isteği ve gurur var, yüzüm düzelmeden çıkmama gururu, kimseye ağladığımı fark ettirmeme çabası...
      3 yaşındaydım.
      42 yaşımdayım.
      Hiç bir şey değişmedi....
      Ben de seni seviyorum :)

      Sil
    2. O 3 yaş halini sarıp sarmalayıp kucaklamak istedim okurken <3 İnsan 7sinde neyse 70inde de o lafı doğru demek ki :) Gel masada karşılıklı oturup öyle ağlayalım bu yaz ya da gülelim, çok gülelim :)

      Sil
    3. Planı yapalım da bari geri sayım yapacağım bir şey olsun hayatımda :)

      Sil
  7. merhaba ceren,
    ne çok benzer yanımız var dedim son yazını okuyunca. neredeyse son 4 yazını da okumamışım. bu gece de okuyamayacağım çünkü bu geceye dair başka planım var. şimdi yatağıma gidip kitap okumak gibi. blogları
    uzun zamandır okuyamıyorum nedeni de şu an bunları yazdığım bilgisayarı kızımdan alamıyorum bir türlü. tüm gün bununla çalışıyor, seyrediyor, oyun oynuyor. bloglara da başka yerden bakamıyorum.
    diğer taraftan da yıllardır ,istikrarla yazan tarafıma nazar
    değdi galiba. canım ne okumak, ne yazmak istiyor.
    neyse , en başta benzer yönümüz var derken , insanlara bakıp
    hüzünlenmekten bahsediyordum. bende karavanda otururken -ki
    çok yapıyorum bunu gün içi- önümden geçen bir çifti
    her gün aynı saatte aynı kıyafetlerle görüyorum . ben de çok
    hüzünleniyorum nedense. belki karıkoca bizim yalnızlığımızı
    görüyorum o yaşlarda.
    içimiz yanar halde kaynarken böcek sessizliğine bürünmemiz, çaresiz
    hissedişimiz daha çok sürecek bence.
    yine de yaşamaya mecburuz işte..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben sapık gibi ara sıra gelip bir yokluyorum bloğunu Cuma yazılarını özellikle :)
      İnsanlara bakmak hikayeler biçmek, sonra bu hikayelere inanıp hüzünlenmek, sevinmek, arada kikirdemek :) Güzel bence... Bu çift annemle babama çok benziyor, çok da özledim yine bu sıra.
      Sen yine en azından karı koca yalnızlık demişsin, ben şu son 3 senedir tamamen tek başıma bir yalnızlık içindeyim çünkü onun memleketi, onun ailesi, çocukluk arkadaşları hep yanında. Doğduğu mahallede yaşıyoruz! Çocukken gittiği anaokuluna önce kızım şimdi oğlum gidiyor! Ama ben köksüz bir çiçek gibi yapayalnız hissediyorum.... özellikle bu pandemide arkadaşlarımı da göremediğim, tamamen kendi küçük dünyama kapandığım için bu özlem de çok dayanılmaz bir boyuta çıktı sanırım..... Sırf bu nedenle bile, yeter artık..... Yetsin ne olur...

      Sil
  8. Yalnızlıktan büyük zevk alıyorum ben de, karışan eden yok, ne yapacağını söyleyen yok, özgürsün bir kere, çok hoşuma gidiyor :) "gökyüzüne bakmak hâLâ serbest" bunu çoook sevdim 💙

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu size, yalnızlık da çok güzel tabii. Ara sıra, kendinle başbaşa kalabilmek bir ihtiyaç :)

      Sil
  9. Hüzünlü anlarımda denizi ya da gökyüzünü izlemeyi çok severim. Sonsuzluğa açılan kapılarmış gibi hissettiriyor. Ve beni üzen şeylerin ne kadar küçük ve geçici olduğunu.
    Gerçekten de öyle, hepsi geçti; geçiyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deniz özellikle, o kıpır kıpır her an değişen ve sonsuz bir devinim içinde olan doğası nedeniyle....

      Sil
  10. Küçük sessizlik, yalnızlık molaları çok çok iyidir. Eminim ailenizde sizi çok özlüyordur, bu dönem geçecek tabii ki. Unutup, anılar anılar olarak anlatıcaz. Ruhumuza ve bedenimize çok dikkat etmemiz gereken dönemler,klasik laf''her şey bizim için''.İyisiyle kötüsüyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız Mehtap.. Ben sen diyorum size (çok zordur normalde benim için siz'den sen'e geçmek ama sanırım uzaktaki yakınlar gibi hissettiğimden olsa gerek, doğal bir geçiş yaptım sormadan etmeden), uygun görürseniz siz de sen deyin lütfen :)

      Sil
  11. Her cümlenize kalbimi bıraktım. O içten ice fokurdayan yanar dağlar ne çok vardır yürek iklimimde bir bilseniz. O bazen göl olmayi istemek, kendi içine kapanmak
    Sanki ceren ben kulağına fisildadim sen yazdin bu yaziyi:) en kisa zamanda musmutlu duygular gelsin konsun kalbine. Bir arkadaşım vardi ve hep sey diye dua ederdi. Allah kalbinize sebebini bilmediğiniz sevinçler versin diye. Bende bazen birden neşeyle dolarım. Aklıma hep bu gelir. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  12. Denize göl olmayı bu saatten sonra kim öğretebilir ki? :) Çok hoşuma gitti bu soru. Ben bazen öylesine dışarı bakıp gördüğüm insanların kendilerine hayatına dair düşünmeyi çok severim. :) Bu çift de çok sevimli görünüyor arkadan ama sanki biraz da hüzün var hayatlarında öyle hissettim ya da yağmurlu bir hava olduğu için öyle hissettim bilemiyorum :) Ben de çok duyuyorum geçecek kelimesini; ama duydukça inandırıcılığını yitiriyor sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet sanırım öyle oluyor.. ya da belki artık birbirimize diyebileceğimiz başka bir şey kalmadı, susmanın sınırı vardır ya.. Öyşe bir yer gibi.

      Sil
  13. İki kısırlık,üç kahvelik sıkıntılar bunlar Türkiye'de olsan.Ben ergenken en okkalı acıda ağda partisi yapardık kuş gibi hafiflerdik.Konyalı freud un özlü bir sözü ile bitiriyorum "neyse fazla şiitme baalım,hazar olacaktır nörelim"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok artık?!? Ciddi misin ya?!? Gözlerim açıldı öyle kalakaldım şaka bence... Ya da ben anlamadım mecazi bi anlam var :)))) şoktayım

      Sil
    2. Hangisi ağda mı şaka? hepsi essah da ben şaka gibiyim 😉 kafanı çok kullanma akıntıya bırak kendini çok rahat bu irtifa

      Sil
    3. ben de kabus gibiyim
      bu sefer fırın tepsisini çıplak elle almaya kalktım yine gitti parmak :)))
      bir ara kahve içelim karşılıklı öğret bu akıntıya bırakma işini zira ben inatla küreklere asılmış vaziyette ters tarafa doğru ;)

      Sil
  14. "Bazen diyorum ki; böyle fırtınalı bir deniz olacağıma, dalgasız, kıpırtısız, sakin bir göl olsaydım, daha mı mutlu olurdu(m)?

    Ama sonra diyorum ki; denize göl olmayı bu saatten sonra kim öğretebilir ki?"

    Yazıyı ve cümleyi çok sevdim. Sana yakışır, deniz olmak iyidir. Duru bir göl olmak istemezdim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durgun göller arasındayım şu AKdenizli mizacımla, bazen onlar gibi olsam belki herkes daha mutlu olacak diyorum....

      Sil
    2. Yazının derinlerinden çakıyorum zaten ama ne yazık ki yaşamak zorunda kalınıyor ve cinsiyetsiz bir durum... deniz olanı vuruyor ne yazık ki. Denizden göle dönsen de yetmiyor, o nedenle deniz kalmak -bence- iyidir.

      Sil
  15. Ya da denizin göl olmayı öğrenmesi gerekir mi ki aslında? Deniz olduğunu kabullenmede, gel gitlere ayak uydurma ve o ahengi yakalayı öğrenmede mi yoksa keramet? Ellili torbaya hızla yaklaşırken hala sorguluyorum, kimi dalgalanıp kimi durulup.

    Çocuktum, teyzemin yazlığına giderdik o zamanlar İstanbul'un sayfiyesi olan Güzelyalı'ya. Bazen denizde bir fırtına kopar, kararırdı her yer; izin olmazdı sahile gitmemize. Ertesi sabah bi inerdik ki sahile; şimdi pırıl pırıl, düm düz olmuş o deniz kalbini sahile taşıyıp bırakmış. Midyeler, yengeçler, çeşit çeşit taşlar ve daha niceleri. Tavası, dolması, pilavı pişerdi günlerce o midyelerin evlerde ve ne güzel oyunlar çıkardı biz çocuklara denizin hazine avında. Hayat da biraz böyle değil mi biz deniz insanları için? O tatsız fırtına bittiğinde, içindekileri iyice bi döküp boşalttığında arkasından gelen o eşsiz dinginliği yakaladığımız...
    Bi deniz insanından diğerine sevgiyle :)

    YanıtlaSil
  16. Yorumlarda anlatmışsın ya 3 yaşında masanın altında ağlayışını..
    Çook eskiden bir divanımız vardı oturma odasında. Acıklı Türk filmlerini neden izletirler çocuklara? Erol Taş çocukları kaçırır, fakir kızlar zengin erkeklerin tecavüzüne uğrar, ben girerim sessizce divanının altına. Divan masadan daha korunaklıdır (aklında olsun), ağladığın gözükmez-duyulmaz (!)
    Divanın kenar örtülerine göz yaşlarımı silerdim ve örtüyü hafif kaldırıp ucundan izlemeye devam ederdim, burnumu çeke çeke.
    Annemin bir işkence yöntemi miydi yoksa bizzat mazoşist çocukluğum mu bu işkenceyi kendine yapıyordu bilmiyorum.
    O divanı içindeki gözyaşlarım ve mutsuzluğumla birilerine verip kanepe modasına uyunca bedenime tıkıldı sanki gözyaşlarım. Dere gibi içime akıyor.
    Hala ağlıyorum filmlere. Acıklı hatta artık mutlu filmlere de. Çok üzülmüştüm o divanın gidişine keşke balkona filan koysalardı keşke şimdi evimde de olsa bu böyle Bi ağlama alanım. O yaşta kıvrılıp bile köşeye ağlayabiliyorduk en azından 36 yaşımda beni bırakmaz kimse orda.
    Herkes böyle sıkışmış hissediyor olmalı. Herkesin de hissetmesi bizi rahatlatıyor ya, sanırım bende sıkıntı yok gibi düşünüyoruz.
    Amaaan geçecek elbet bu günler, bu ruh hallerimiz. Sonra yeni yeni dertlenmeler bulacağız.
    Sağlık olsun Ceren, enseyi karartma arkadaşım
    Bu arada ne zaman uzun bir ara verip seni okumaya gelsem (fırsat bulsam) daralıp blogunu askıya almış oluyorsun. Sanırım daralmalarımız paralellik gösteriyor :)
    Ayşe

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesin annene “sevimli” falan geliyordur halbuki ağlıyorsun ya hayret bişi bu büyükler :)
      Denk geliyoruz demek ki :) hay allah halbuki biri inişe geçince öbürünün hemen kaldıracak enerjide olması makbuldür derler ama :)

      Sil
  17. Şu meşhur gündemimiz değişince ben de depresyona girdim sanırım. Uzun bir süre bloglara bakamadım. Ülkenin gömüldüğü kaos ortamı beni çok etkiledi. Üç aşağı beş yukarı bildiğim ya da tahmin ettiğim şeylerdi oysa. Kendim için bir şeyler istemiyorum ama ülkem için üzülüyorum demek hala. Yorumlarla birlikte yazını okudum. Derin düşünmeye çağıran felsefi cümlelerin çok anlamlı. Umarım tatil iyi gelir bu efkarı dağıtmaya:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben artık vurdumduymaz yaftası yemeyi bile göze alarak kendimi ülke gündeminden uzak tutuyorum çünkü şu dönemde neye üzüleceğimi şaşırıp öfkeleneceğimi bile bilemiyorum artık...
      Ben de şimdi sizi ziyaret ettim, en güzeli yazmak okumak edebiyat gerçekten.... alternatif evren...

      Sil