1 Haziran 2020 Pazartesi

Yükümün farkına varmak

Beş gündür blogda yoktum, çünkü "allostatik yükümün farkına vardım" desem? Tamam baştan alayım. Allostatik yük; üstüste binen küçük ve önemsiz gözüken günlük stres kaynakları demek. Bu miniş yüklerin uzun dönemde ruh, sosyal hayat ve beden sağlığına ciddi bir travma kadar yıkıcı etkileri var. İşte ben bunun farkına vardım ve kendimi "yoğun bakım"a aldım.

5 gün önce, bisiklet kazamı duyan arkadaşım H. elinde bir şişe beyaz şarapla mutfak penceresini tıklattı. Bu huyunu, benim "o ne zaman arasa evde yokmuş gibi davranma huyum"a karşıt tepki olarak geliştirdi. Kapıyı açar açmaz, burnuma bir Emil Bauer şarabı dayadı ve "etiketin üstünü oku!" dedi.

Etikette "Yaşamın her an keyfini çıkart - Yaşadığından daha uzun süre ölü olacaksın" yazıyordu. Tuhaf şekilde, bu deyimin son günlerde ikinci defa karşıma çıktığını fark ettim ve düşünmeye başladım: gerçekten de, şanslıysan 80-85 senelik bir ömür ve öncesinde ve sonrasında milyon senelik bir ölüm hali.. İnsan bu şekilde düşününce, "anlam" birden basitleşiyor: yaşasın yaşamak!

Hayat bana üzüntüleri ve kayıpları verirken eli açık davrandı, elimden aldığı çok fazla sevdiğim oldu. Fakat, aynı şekilde hayatımı dinamik tutma, sürekli bir değişim ve devinim içinde olma şansını da beraberinde verdi. Şu 40 senemde, bir çok insanın koca bir ömre sığdıramadığı deneyimler edindim. Bir çok insanın "Yapılacaklar Listesi"ne koyduğu maddelerin üzerini çoktan çizdim. Belki de tam bu nedenle, şu son yıllarda yaşadığım "vites küçültme" ya da "durulma" beni rahatsız ediyor, korkutuyor.. Sürekli koşmaya, çabalamaya, bir kavga'nın içinde olmaya alışık olan ben, kendimi olağan bir hayata sıkışmış, hapsedilmiş hissediyorum? Çalışan anne. Amatör bahçeci, yüzücü, edebiyat-sever, seyyah, biraz derine inersen bazı sofistike, ince ayar birkaç madde daha.. Bu muyum ben? Hayat bu mu?

Aslında tam olarak bu. Hayat bu. Hayat bunları elde etmek için çalışmak ve elde ettiğinde de keyfini çıkartabilmek demek. Sanırım keyfini çıkartmak konusunda bir sorunum var...

Pandemide özellikle, günü keyif almak için değil sanki sadece "geçirmek" için yaşıyorum. Bitsin.. Bir an önce geçsin. Hep düşündüğüm bu.. Pandeminin geçmesini beklerken, hayat geçiyor ve malesef hayat çok boş geçiyor! Çok keyifsiz, çok kısıtlı, çok durağan, ağır geçiyor.. Sen özel gayret sarfetmezsen, her gün birbirinin aynı ve keyif almadan, sonu olmayan bir yolda yük taşır gibi geçiyor.

İşte bu nedenle son 5 gündür, günün keyfini çıkartmaya özellikle özen göstermeye başladım. Kendimi yoğun bakıma aldım. Günlük sorumluluklarımı, uğraşlarımı, keyif aldıklarımla dengede tutmaya çalıştım. Şunları dedim meselâ kendime:


- Doğada ya da bahçede zaman geçirirken, bunu egzersiz ya da görev, sorumluluk olarak görme; bahçenin, şu acaip ama muhteşem çiçeklerinin, buz gibi suyun çıplak ayaklarını yalamasının keyfine var. İşini bitirince sade Türk kahveni bahçede iç meselâ, tek başına olsan da, çiçeklerin var eşlik eden, yetmez mi? Kahve içince gece uyuyamaz mısın, salla yaaa! Kimsesizler yurdunun müdürü, kendi de kimsesiz büyümüş bilge adam Doğan Bey'in sana akşamın 5'inde zorla kahve ikram ederken babacan bir tavırla dediği gibi: bir gece de uyumayıver, ne olur ki?



- Çocuklarına sadece eğitim, sevgi ve bakım vermekle yetinme. Onları güldür! Salakça ve komikçe davran, onlara "annem eğlenceli biri, keyifli yaşamayı seven biri" düşüncesini aşıla. Ölüp gidersen tek hatırladıkları bu olsa fena mı olur? Nasılsa kimse "annem tezgâh üstünü çok güzel ciflerdi, annem bizi her gece yıkardı, annem ortadoğu ve balkanların çocuğunu en ekransız ve şekersiz büyütme madalyasını kazanmıştı" kısmını hatırlamayacak, büyük ihtimal binbir özenle 3 saatte yaptığın şu pastayı bile hatırlamayacaklar, e o zaman?


- Bedenini sev yahu. 40'ına geldin hâlâ ödün kopuyor 49kg'ın üstüne çıkmaktan. Niye? 40'ına gelip bu kiloda kalan kaç kişi var çevrende, fıstık gibi hatunsun, biraz da keyfini çıkart bu bedenin.. Onunla savaşıp durma; dans et, seviş, hopla zıpla, spora koş, giy, tak, boya, pulla. Hâlâ yapabiliyorken her gün her fırsatta bol bol yap bunları.. Tek amacın da kendini güzel "bulmak" olsun, "göstermek" değil.. Yine kim ne hatırlayacak ölüp gittiğinde, aman bir mini eteği vardı, hiç yakışmazdı rahmetliye mi diyecekler?

- Mesleğini, çocuklarını, eşini, dostlarını, sorumluluk ve görevlerini bir yana koyup, kendinle çırılçıplak kaldığında ne hissettiğini düşün. Hayatının bundan sonraki "yarı"sını nasıl bir insan olarak geçirmek istediğini düşün. Dünyada kendinden ne bırakmak istediğini düşün. Ama bunu düşünmek keyif versin, ağırlık veriyorsa bir şeylerin dengesi bozulmuştur. Yüklerini düşün... Değer mi, düşün..

İşte böyle.. 5 gündür hem düşündüm hem de yaşadım. Çok iyi geldi. Anlamsız ya da işlevsiz, yoran hedefleri sildim. Birkaç yeni hedef ekledim. Yenilendim. Şimdi devam..


Meraklısına biraz bilimsel altyapı:

Nöropsikolojide "Allostatik yük" dediğimiz bir olgu vardır. Kişinin hayatında göze batacak etkide bir stres kaynağı (ölüm, hastalık, ayrılık psikolojisi vs.) olmasa bile, günlük yaşam stresi (çocukların bakımı, ters giden bir iş, küçük şanssızlıklar) sürekli birikim yaratıyorsa, bir süre sonra kişi, aynen ciddi bir stres kaynağına verilen tepkiyi; "burnout" (tükenme) sinyallerini, anksiyete ve depresyon belirtilerini vermeye başlayabilir. "Görünürde hiç bir derdim yok ama yine de mutsuzum, kendimi hayatımı boşa geçiriyor gibi hissediyorum, herşey için umutsuz ve yorgunum" düşünceleri genelde allostatik yüklemeye işaret eder ve farkına varılmaz, bu kısırdöngü kırılmazsa bir süre sonra depresyon ya da anksiyete bozukluklarına, kalp ve immün sistem hastalıklarına davetiye çıkartır. Hâttâ, sürekli yaşanan günlük stres ile tek seferde yaşanan etkili bir stres arasında, uzun vadede kişinin ruh sağlığına etkisi arasında pek fark bulunmamaktadır.

Allostatik yük, beynin "tehdit mekanizması" ile ilişkilidir ve beynimiz epinefrin, norepinefrin ve kortisol hormonlarını salgılayarak vücudumuzu "tehdit"e karşı hazırlamaya başlar. Bu sistemin gereğinden fazla kullanıldığını gösteren belirtiler dikkat eksikliği, odaklanamamak ve hafıza sorunlarıdır (kitap okuyamamak, uzun filmlere konsantre olamamak, pandemi öncesi hayata dair hatıraların ve "normallik algısının" yitirilmesi). Yükleme devam ettikçe kişide duygusal ve sosyal sorunlar görülmeye başlar (bloglar ya da sosyal medyada çıkan ve çoğu birbirini yanlış anlama nedenli tartışmaların artması, sevdiklerimize karşı birden parlamamız, huzursuzluk hissi, sosyal yalıtım isteği gibi..)

Allostatik yükü kısa sürede azaltmanın en kolay yolu ise; gerçek duygusal ve sosyal ilişkilerin arttırılması, manevi kaynaklara (din, inanç ya da felsefi sistemler) yönelmek, kişisel kaynakların (bilişsel egzersizler, hobi ve yeni deneyimler edinmek, gönüllü yapılan işler vs) etkili kullanılmasıdır.

Yazan: Terapist C.

30 yorum:

  1. bilmediğimiz bir konu açıklama için sağol.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. rica ederim, bazen danışanlarım "aslında pek de bir nedeni yok ama mutsuzum.." diye geliyor, bir de bakıyoruz yükler almış başını yürümüş.. ufak çakıl taşları gibi, çaktırmadan ağırlaştırıyor insanı

      Sil
  2. Ceren, bu yazı bana çok faydalı oldu. Özellikle de bilimsel altyapı kısmı. Çok teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  3. Kahve içince uykusu gelen kişiler tanıyorum.Belki kahvenin sadece kahve olduğunu düşünmek gerek.Neye inanıyorsan neye şartlandırıyorsan kendini o oluyor.
    Bir komşum vardı,yaşça benden büyüktü ve fazla kiloluydu.Başka komşularımda vardı ideal kilolu ama en çok fazla kilolu olan komşuma hayrandım.Nasıl yapardı o giyindiklerini kendine yakıştırırdı bilmiyorum.Takıları felan müthiş uyumlu olurdu.Ben bunları niye yazdım bilmiyorum.Senin yazdıklarınla bir ilişkisi var mı onu da bilmiyorum.Umarım iyi bir şeyler yazmışımdır.Biliyorsun yorum yazmakta sıkıntılıyım biraz.İnsanların yazdıklarının altına yorum yazmak çok eğlenceli gelmiyor hele ki çok ciddi yorumlar .Çok ciddiyetten uzak ama olsun biraz komik.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yaa sorma aksam yemeginden sonra "sindirsin" diye icilen kahveler hele! ben saka gibiyim, oglen 12'den sonra kola, cay, kahve icersem uyuyamam :)
      Bense yorumlarini hep cok seviyorum, tesekkur ederim!

      Sil
  4. Geçmiş olsun C. Bazen çok düşünmek, yükün ta kendisi. Kolay unutan, sorgulamayan ya da az sorgulayan, hayatı hafif yaşayan insanlara imreniyorum ben.

    Üstteki fotoğrafı ayrıca sevdim <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bir de gulup gecebilmelerine.. ben ayni konuyu trajedyalar kralicesi gibi yasarken bana ya birak allahaskina diyip lafi gedigine koymalarina..

      Sil
  5. "gerçek" duygusal ve sosyal ilişki tanımını çok sevdim. bizi strese sokan, mutsuz eden, endişelendiren "yapay" duygusal ve sosyal ilişkiler ise strese stres bindiriyor. ben de son zamanlarda insan görmek istemiyorum diyordum ve pandemide doğru insanlarla daha çok vakit geçirdikçe aslında ne istediğimi anladım.
    D.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne guzel, ben 30 yas civari bisey kesfettim bak.. Bazi insanlar resmen insanin kanini emer gibi iyi enerjisini emip yerine huzursuzluk birakiyor, bunlar bazen cok yakinlarin bile olabiliyor. Acidikca kendinden veriyorsun, bu insanlari hic dusunmeden hayatimdan cikarmaya basladim. Inanilmaz bir ferahlik sanki bahar temizligi yapmisim evde :) simdi duzenli yapiyorum. Hayat toksik insanlari yük olarak sirtinda tasimak icin cok kisa bunu ogrendim en azindan :))

      Sil
    2. Evet ama Ceren bir şey söyleyeyim o toksik insan olma hali biraz bende de var. Benim kalıplarıma, değerlerime uygun olmayan insanlara karşı öfke besliyorum. Böyle insanlardan uzak durmak makul opsiyon ama mecburi birlikte olmamız gereken durumlarda pasif agresifliği doruklarında yaşıyorum. Yüze vurma, hoyratça tartışma, tersleme gırla of of var ya bir tanısan. Bunun iyi yönü sınırlarımı rahat çizmem ama bir yük bırakıyor. Bunu da çözersem oldum artık ben. :)

      Sil
    3. Her an neşelive sevecen olmak zorunda değiliz ama biraz denge iyi oluyor :) iç dengeyi bulmalı, dış denge zaten ona bağlı..

      Sil
  6. Allostatik yük ile ilgili bilgilendirmeyi okurken kendi sorunumu bulmuş gibi oldum.Dertlerimi çözmeyi kendi içimde becerebilme huyum iyidir ama sorunlar ufak ufak birikip dert haline gelebilmese ne iyi olur.Teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  7. oh ne güzel yapmışsın. bunu sık sık yapmalı yaa. hayat ne güzel yaa tadını çıkarmalı aman aman yük filan istemez yaa doğaya karışcan gitcen işte en güzeli. erich fromm da diyodu galibağaa yüzer gezer kaygılar atacan hepsini silicen gitcen yaşıycan, en güzeli deee ormanlı deniz kıyısı yaaa en sık oraya gitmeliiii :) doğaya gidince o denge kurulabiliyo gibi sankiii :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hergün yapmalı, ipin ucunu kaçırınca peşinde koşturmak yoruyor..
      Bana deniz deme! Çok özledim...

      Sil
  8. Yazını sanki kendim yazmışım gibi okudum. Senin yerine kendimi koydum da okudum.. allostatik yükü ilk defa duydum ama ne uzun zamandır yaşıyorum aslında, onun farkına vardım.. ne iyi etmişsin yoğun bakıma almakla kendini. Bir sonraki kahveni içerken beni de düşün sevgili C., hayatın tadını çıkarmaya çalışalım inşallah, sevgiyle kucaklarım <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şu an içiyorum ve seni düşünüyorum :) Hatta bloğuna tıklıyorum.

      Sil
  9. çok geçmiş olsun,
    bu süreçte yapabildiklerimize odaklanmak en iyisi :)
    açıklama için teşekkürler

    YanıtlayınSil
  10. Yaşasın "C.D.H." o zaman yani Carpe diem hedonizmi ;) Ben,m bundan sonraki hayat felsefem bu. <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Boya kafası bunlar hep. Ben de sabahtan beri yine marangoza bağladım. Aynı düşünceler içindeyim.

      Sil
  11. Boyamak insana iyi geliyor :) Arya'nın rehber öğretmeni bir etkinlik paylaşmış çocuklar için ama ben kendim için yapayım dedim. Beyaz bir kağıdı elimizde buruşturup buruşturup bir top yapıyoruz (öfkemizi kağıttan çıkarıyoruz :) sonra o kağıdı dikkatlice açarak oluşan şekilleri boyuyoruz. Günlerdir minik minik boyuyorum, gidip gelip masaya oturup boyuyorum :) Bitirmek için hiç acele de etmiyorum. Nasıl iyi geliyor, zevkle yapıyorum. Boşveriyorum bekleyen işleri renklerin keyfini çıkarıyorum. Arada Arya da geliyor, aynı masada farklı farklı boyuyoruz bir şeyleri. O sulu boya yapıyor, ben kuru boya. Aldığımız zevk ortak :) Hayat da böyle sanırım, farklı farklı şeyler de yapsak birlikte yapabilir, aynı masada (hayatta) farklı zevkleri birlikte yaşayabiliriz :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. En sondaki fotodaki gibi ben de mandala boyuyorum. M. bir heyecan oturuyor karşıma başlıyoruz ama en fazla 30dkdayanıyor çocuk.. Bense bıraksan tüm gün boyatım, boya düşün boya düşün :)

      Sil
  12. Allostatik yükünü atmış tek bir insanoğlu var mıdır acaba?
    Bu yük farklı şekillerde ve yoğunlukta her insanın omuzunda bence. bu yüklerle yorgunluğumuz ve bıkkınlığımız katlanıyor. bunu hiçe saymak yalnızca kendini kandırmak gibi. insanız ve bu böyle devam edecek. Görünürde derdim yok ama bir çeşit bunalımdayım evet her daim hem de. bunu rahatlıkla söylüyorum, nedenini varolma acısına bağlıyorum. bundan kurtuluş yok, ne yaparsak yapalım ister dolu dolu geçsin zamanımız ister tüm gün tv karşısında geçen bir hayat olsun, varoluşunun farkına varan her ruh acı halindedir bence. allostatik yüke çareler kısmını beğendim. ben de inancıma sarılıyorum her zaman. ruhlarımız eksikliğini hissettiği yaradanından ayrılış acısı çekiyor bu dünya da. çaresi ona kavuşacağı zamanı beklemek ama uyması gerekn kurallarla..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Benim kayınvalide :))) Ay şaka bir yana, bencil insanlarda allostatik yük daha az, bencil olmasak da benmerkezci olmak lazım biraz..
      Ben de sana katılıyorum; düşünen insanın tam anlamıyla mutlu olması namümkün..

      Sil
  13. Maske yapmak da mandala kadar rahatlatır tavsiye kil maskesi😊

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Maske köpüklü banyo ve kırmızı oje üçlüsüne ne dersin? :D zaten daha fazlası corona günlerinde hayal....

      Sil
  14. Her dönemde olacak sanırım bu düşüşler. Sorumluluğun sırtımıza bindirdiği yükler. Deşarj olsak da eninde sonunda yine allostatik yük dönüp gelecek gibi. En azından kendine ve bizlere anlattığın gibi yaşamayı sonuna kadar öğrenemezsek. Keşke kısa sürmeseler. Keşke hep kendimizi sevip, anı yaşayabilsek...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hayat bir kovayla bir ırmaktan bir eve su taşımak gibi, dolu getirip boş götürmek olarak da görebilirsin, boş getirip dolu götürmek olarak da. Baktığın yerden gözükene bağlı :)

      Sil