9 Nisan 2016 Cumartesi

Memleketten mutlu insan manzaraları

Bir önceki postumun başlığı "memleketten umutsuz ve sinirli insan manzaraları"ydı. Ve neredeyse bir ay sonra bu sabah, onun tam tersi nitelikte bir yazı yazma ihtiyacı içine beni sokan da, şaşıracaksınız ama, tam 5 ay aradan sonra 1 haftalığına memlekete gidip gelmem oldu. Evet! Türkiye'ye gittim (ve hiç birinizi aramadım, eşeklikten değil, anlatacağım) ve tek kelimeyle şaşırıp, döndüm..

Tuhaf değil, tabii ki yurtdışındayken insan ülkeyi daha farklı görüyor. İçinde yaşarken daha farklı. Dışarda, dışarda olmaya utanarak, özgür medyayı takip ettiğimiz için, olan bitene "inanamıyor"uz. İnanamamak; duygusallaşmamıza, sinirlenmemize, korkmamıza neden oluyor, adaletsizlik duygusu içimize işliyor. Konuşuyoruz, yazıyoruz.. Oysa içerde, medyanın özgürlüğü bir yana, ifade özgürlüğü diye bir şey kalmadığı için (ama düşünme özgürlüğü varmış, öyle diyorlar büyüklerimiz, bin şükür) insanlar yine duyuyor ama duyduklarına "inanmıyor"lar. Biraz da Batı abartıyormuş, zaten Türk'ün Türk'ten başka dostu da yok malum, o kadar da kötü değil aslında ayarında yaşanıp gidiliyor. Yani benim gördüğüm; "ay sorma, çok kötü günlerden geçiyoruz, bi çay daha koyayım mı, bak ne olur şu simitten de al, özlemişsindir?!" ayarında bir gerçeklik algısı var.

Böyle gözlemledim ben. Ordayken "şükür, biz burdayken hiç vukuat olmadı" diye düşünürken, burda medyayı takip eden eşim "aaa şunu duydun mu, şuna ne diyor insanlar peki?" diye sorup durdu, cevaben "aa, öyle mi oldu, yok ya hiç duymadım"dan başka bir söz gelmedi dilime.. Aman kalabalık yerlere çıkmayayım diye gittiğim başkentte, insanlar cıvıl cıvıl yayılmışlar bahar dallarının altına, kadınlar topuklularla tıkır tıkır salınıyor Tunalı'da, Kızılay arı kovanı gibi işliyor. Müzik, çiçekçiler, birbiriyle şakalaşan esnaf.. Hayat akıyor, her zamanki gibi..

3 seçenek var: Ya hakikaten Türkiye'de bize "alternatif gerçeklik" yaratılmış, olan bitenden haberimiz yok, cehaletin mutluluğunu yaşıyoruz. Ya haberimiz var ama öğrenilmiş çaresizlik midir, kabullenme midir, Stockholm sendromu mudur, beynin korteksinden geçmiyor o haberler, herkes kendine, kendi küçük dünyasına kapanmış, "halimize şükredip, inşallahlayıp maşallahlayıp" oturuyoruz. Ya da; hakikaten Türkiye dışında kalan tüm ülkeler bir olmuş, işi gücü bırakmış, tamamen asılsız haberler üretip Türkü sindirme derdinde..

Neyse; kısacası, başkentte 10 gün geçirdim ve insanlar güler yüzlüydü, havadan sudan sohbet edip şakalaşıyordu, sokaktan çiçek ve simit aldım (tuhaf şekilde hiç sokak hayvanı görmedim bu sefer, aynen Hitler Almanya'sında karşı komşun "Yahudi"nin birden yok olması gibi biraz ürkütücüydü bu), elimi kolumu sallaya sallaya yürüdüm ve kendimi "umutsuz, mutsuz ya da sinirli" hissetmedim. Hissedene de rastlamadım. Geçen hafta Avrupa'da okuduğum ve yok artık dediğim "insanımız %70 oranında mutlu" haberine, Türkiye'deki tepkim "doğru valla" oldu..

Her millet nasıl yönetilmeyi hak ediyorsa, o şekilde yönetilir arkadaşlar. Bu konuda başka diyesim yok. Bloglarda, sosyal medyada ve yurtdışında yaşayan bizler arasında görülen hoşnutsuzluk, sinir hali, umutsuzluk falan sokaktaki adamda, küçük esnafta, köşe başında alışveriş eden topuklu kadında yok. Millete yabancı, azınlık olan biziz, bunu kabul edelim.

Gelelim, neden aramadım sormadım. Şekil 1A'daki ödünç alınmış güllü bülbüllü anneanne geceliği içinden böğrümü göstereyim cevaben. Son 1 aydır tuhaf şekilde gripten faranjite, ordan öksürüğe aksırığa, üstüne yeni bir burun akmalı hapşırığa derken, birden tuhaf bir döküntü de döktüm. Türkiye'nin büyük kısmında (caddelerde sürtmezken) aslında yataktaydım, son 2-3 gün neyse ki burnumu çıkarabildim, onda da aileye anca doyabildim, kusura bakmayın.

Bu diyarlara da (henüz dereceler iki rakamlı olmasa da!) bahar gelmiş sonunda, her yer çiçek ama ne çiçek. Bir sonraki postumda (hatta bundan sonraki tüm postlarımda belki de) artık ben de kendi küçük dünyama dönüp, bilimime sanatıma doğama felsefeme odaklanacağım, ilk postumu da bahara adayayım istiyorum.

12 yorum:

  1. O kadar çok üzülüyoruz ki artık görmezden gelmeye başladık sanırım Ceren. Aksi halde aklımızı yitireceğiz... Bir de ölüm hemen kapıda ne yapsak kâr moduna girmiş de olabiliriz bak. Hayat fani ölüm ani falan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilemedim, anlayamadım ama negatife odaklanmaktansa pozitifi görmeye çalışmak da çok önemli tabii :) Öyleyse yani, yoksa vurdumduymazlıksa o başka..

      Sil
  2. Çok geçmiş olsun canım, ben de türkiyede yaşayanların bu bilinçli veya bilinçsiz kayıtsızlığını farketmiştim. Belki de mecburen böyle olmaları gerekiyor :/

    YanıtlaSil
  3. Mutlular mı bilinmez ama ehl-i keyf oldukları su götürmez bir gerçek.
    Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
  4. Hoş geldi değil mi bahar? :)

    Her neyse, ben de beklerim Kafa'ya! :)

    YanıtlaSil
  5. Napalım ki Ceren, bir süre hic bir yere gitmedik. Zaten hep uzgunum memleket gundemine ama bomba olayı gercekten korkuttu artik. Hele ki oglani babasiyla bile hic bir yere gonderemiyorum artik. Heryere üçümuz gidiyoruz, bomba patlarsa birsey olursa geride kalmak istemiyorum. Cok sakat bir ruh hali, her sabah oglanla parka gidyoruz. Evimin dibindeki parkta bile korkuyorum. Ya biri beni ittirip bebegi alip kacarsa diye, malum ortalik tecavuzcu sapik dolu. Hergun ayni parka gitmiyorum ki rutinimizi kimse ogrenmesin. Ha bir de su nereden geldigi belli olmaya maganda kursunlari var ya onlardan cok korkuyorum. Kendimi kaptirsam bu korkulara minnosu bic disari cıkaramayacagim. Onun icin olabilecek, tum felaketler kafami icinde donerken yone de cikiyorum. Bizi de artik Avmlerde ahlatlibelde, eymirde gorebilirsin. Mutlu, neseli bebekleriyle top oynayan aile gorunumundeyiz. Aslinda sadece hayati devam ettirmeye calısiyoruz, ve cok korkuyoruz

    YanıtlaSil