26 Ocak 2016 Salı

Doktora

Bu konu beni 1 seneden uzun süredir çok yoruyor ve aslında kalben verdiğim bir kararı gerek kişisel nedenlerle, gerek ailemi düşünerek bir türlü alamıyorum. Evet; doktorayı bırakmayı düşünüyorum. 2 senedir tek bir cümle yazmadım tezime ve tezimin konusu artık beni heyecanlandıran bir konu değil.. 4 sene önceki düşüncelerim anne olduktan sonra, yarı zamanlı çalıştığım göçmenleri daha içten tanıdıktan sonra ve son 6 aydır gönüllü çalıştığım Suriyeli göçmenlerle konuşmalarımdan sonra çok değişti. Doktora konum olan "göçmenlerin uyum süreci ve psikolojik sorunları" beni heyecanlandırmıyor artık. Normalleşti içimde bu sorun, yapabildiğim şekilde hayatlarına dokunuyor ve uyum süreçlerini hızlandırmaya çalışıyorum ama daha derin bir araştırmaya atılma düşüncesi sadece içimi sıkıyor..

Şu an önümde iki seçenek var; ya konuyu en temelden değiştirip aslında süpervizörümün de son yıllarında merak saldığı Mesnevi terapilere döneceğim ya da bu işi bir başarısızlık olarak görmek yerine bir deneyim olarak kabul edip bu noktada sonlandıracağım. Çalışmalarım bana özellikle kültürel psikopataloji alanında birşeyler kattı ve benden maddi bir yük ya da zaman çalmadı. Yani başarısız olduğumu düşünmüyorum, fakat dediğim gibi artık bu proje beni heyecanlandırmıyor.

Bir klinik psikolog olarak yabancı bir ülkeye geldiğinizde, o ülkede direkt çalışmaya başlayamıyorsunuz. Akreditasyon gerekiyor. Bu da tüm diploma ve kurslarınızın değerlendirilmesi, denkliğinizin sınanması hatta bazı durumlarda sınavlara girmeniz, baştan bazı dersleri takip etmeniz demek. Benim diplomalarım ve aldığım süpervizyon eğitimleri AB kapsamında geçerli olduğu için şanslıyım. Aslında direkt kendi ofisimi açabilirim fakat meslek etiği gereği süpervizyonsuz bu işi devam ettirmek istemiyorum. Şu an birlikte çalıştığım ekipten de bu nedenle mutlu değilim. İşe biraz maddi bakıyorlar, bilimsel yönleri pek yok. Bense mesleğimde yerimde saymak istemiyorum, çünkü klinik psikolojide bu aslında körelmek demek. Seminerlere katılayım, meslek içi eğitimlere devam edeyim, en önemlisi de adam gibi (mesleğine aşık ve daima gelişme taraftarı) bir terapistten süpervizyon almak istiyorum. Doktora hocam emekli olduğu için, ondan da alamam bu süpervizyonu. Yani şu an kendimi çok tıkanmış görüyorum.

Doktorayı bıraksam mı bırakmasam mı diye düşünerek, 1 senedir boşa harcadığım bilişsel enerjimi 4 senede hala orta düzeyde kalakalmış olan Almanca'mı geliştirmeye aktarmak bana mantıklı gözüküyor çünkü bu bana mesleğimde ve sosyal hayatımda yeni pencereler açacak. Biraz tuzlu da olsa özel ders almaya karar verdim ve ailemin bu konudaki desteğini isteyeceğim (belli yaştan sonra insanın ailesine hatta kocasına ekonomik olarak düşkün kalması çok acı, özellikle benim gibi fazlasıyla özgür ve kendi ayakları üzerinde durma manyağı biriyseniz). Fakat şu anki çalışma şeklimle, Alman tipi çocuk ve hayat müşterekse masraflar da %50 paylaşılmalı sistemiyle Almanca kursunu maddi olarak karşılamam mümkün değil. O nedenle tüm o "özgür kadın" triplerimi aynen yalatarak hayat banaaaa, bu noktada "büyüklerime" muhtaç etti..

Bu seneki planım bu. Eylüle dek yani. Almancamı ilerletmek, aslında sevmediğim işime gidip gelmek (patronun bloğu keşfetmeyeceğini ummak ama keşfederse de amaaaan bana ne o da bana ya adam gibi para ya da adam gibi süpervizyon verseydi demek), aslında çok harika sandığımız Alman eğitim sisteminin çalışan annelere nasıl yük bindirdiğini düşünerek, kızımın okul sonrası bedenen ve ruhen yanında olmak.. Yeterince yoğun bir program bence. Bir de doktora olmaz mıydı, olurdu ama heyecanım kalmadıktan sonra ne anlamı var......

Pişman olacak mıyım bilmiyorum. Belki herkesin bana dediği "ya dondur dondurabildiğin kadar, belki 1 sene sonra fikrin değişecek" önerisi en doğrusudur. Ama heyecanım öldükten sonra, fikrim değişse neye yarar? Sevmediğim, aslında hiç de umrumda olmayan bir konuda doktora tezi yazmak.. Boşuboşuna emek, vakit.. Bir kağıt parçası için değer mi... O kağıt parçası eminim bana çok yollar açacak ama ne bileyim, o kağıt parçası olmadan da yolumu bulurum gibime geliyor.. Sonuçta öğrenmekten vazgeçmiyorum ki, hayat bir öğrenme süreci..

Tam 30 senedir öğrenciyim! Belki sizin 22 yaşında verdiğiniz bu "yeter artık" kararını ben 36 yaşımda veriyorum. Bu biraz farklı tabii, insan 22 yaşında öğrenciliği bitirip 10 sene çalışıp sonra yüksek lisans doktora falan geri dönebilir ama 36 yaşında bırakınca 45inde geri dönmek pek mümkün değil bence.. Yani bu benim nihai kararım olacak, farkındayım. tabii ki meslekiçi eğitimler kurslar olacaktır ama bu şekilde bir öğrencilik bitecek. Biraz bundan da korkuyorum, sudan çıkmış balık gibi kalmak istemiyorum. Hep araştırmacı olmaya alışmışım...

Ama içimdeki ses "yeter artık" diyor. Pişman olsam da, sanırım yeter.. Bir karar vermeliyim.

GÜNCELLEME: çok teşekkür ederim ama yorumlarınızdan hiç faydalanamadım, iç sesimi dinleyeceğime hayatımdaki en önemli iki erkeğin dış sesini dinledim ve "1 dönem daha dondur, zaten bu son dondurma dönemi" dediler, gidip dondurdum. Eylülde yine aynı konuda aynı yazıyı yazacağım bu gidişle ama 6 ay daha düşüneyim bakalım.. Bu kadar düşündüm bir 6 ay daha düşünmek pek bir şeyi değiştirmez heralde.. Hayırlısı..

34 yorum:

  1. İçinizdeki sesi dinleyin lütfen.
    Gerçek mutluluk kendi kararlarımızı alıp - kimsenin ne düşündüğünü umursamamakta yatıyor bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçimdeki sesi duyamıyorum pek, biraz gürültülü bir ortamdayım son zamanlarda.. Haklısınız ama.

      Sil
  2. Dışarıdan bir yorum olacak elbette ancak hayatında sana mutluluk veren nedir?
    Bir kağıt parçası evet çok şey değiştiriyor. Son 3 senemi ders çalışarak geçirdim. Gözlerim iyice bozuldu. Ama bu iş beni mutlu eden bir iş mi diye soruyorum kendime.
    Amacın başarı ise, sen zaten çok zor bir çocuğun annesisin ve gerçek başarın da bu bence. Tekrar önünde saygı ile eğiliyorum.
    Kararın ne olursa olsun, ben seni destekliyorum. Pişman olmayacağına da eminim. Çünkü artık farklı bir boyuttasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ;) Sağol canım j., biliyorum!

      Sil
  3. "Her zaman ara, bir gün altın ararken bakır bulursun, yarın bakır ararken altın bulursun."

    Descartes

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah.. Çok teşekkürler mabelard, bu sözü duymak iyi geldi şu an..

      Sil
  4. Ben fikrin değişirmi bilmem ama heycanlanmadığın işi yapmak zordur. Ancak şu varki kendin söylüyorsun bir yıldır özellikle altı aydır yoğun çalışıyorum bu konuda diyorsun. Bilgin ve tecrüben fazla. Yani bu kadar içli dışlıyken bence elde ettiğin verilerde vardığın sonuçlarda bir oğuna göre daha kesin olur diye düşünüyorum. Ben açıkçası bilim adına o doktorayı bitir derim. Umarım bulmaz burayı patronun, bulursa da yeni hesap açarsın saklarız seni:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D ay bulmaz sanmıyorum bloglarda gezindiğini.. çok yoğun olduğunu söyleyip duruyor, blog okuyorsa kendini açık eder :p

      Sil
  5. Eyvah bu çok tanıdık yol ayrımı! :)
    Almanya'daki sistemi hiç bilmiyorum, senin mesleğinin pratiklerini de bilmiyorum ama dondurmak pek bir şeyi değiştirmiyor. Yani senin hissettiklerin açısından. Şuraya hemen kendi maceramı özetleyeyim: Tezi çok kısa sürede yazdım, final jürisine çıktım, "Ooo haydi olmuş, hooop bitmiş" dediler, bence bitmemişti ve yalapşaptı, tezimi teslim etmedim, hemen ardından okuldan da istifa ettim (tamamen bencillikten, sözleşmem gereği Kocaeli'nde devam etmem gerekiyordu akademik hayata, ne mesleğimi ne de işimi o kadar sevmediğime karar verdim), 2 sene durdum. Çeviriydi, redaksiyondu, çocuk projesiydi, geçinecek kadar para kazanmıyorum ama geceleri uyurken dişlerimi gıcırdatmayı bırakmışım en azından. Geçen bahar yeniden kayıt yaptırdım okula, kısmen annemle babam üzülmesin, kısmen de elimdeki yarısı yazılmış tez vicdan azabı haline geldiği için. Bir yandan da "Allahım naapıcam ben bu doktorayı?" bunaltısından kurtulmak için. Ha ama ne oldu, ben gene aynı yerdeyim; ne kazıya gider çalışırım ne de üniversitede tam zamanlı çalışırım artık, ikisine de inancımı kaybettim, 2 sene uzaklaşınca geri gelmedi o inanç.
    Tez konum da içimi kıyıyor, o yüzden daha çok ilgimi çeken şeyler okuyorum, konuyu iyice yaydım. Yani esas konum elmalar olsun, şu anda "elma diyoruz ama bir de armutlar var ve hatta karpuzlar da var, o zaman neden bütün meyveleri kapsayan teorilere göz atmıyoruz?" havasında devam ediyorum.
    Velhasıl pişman değilim, gün ortasında çay yapıp oturuyorum, uyuyan köpenkleri seyrediyorum, bu yavaşlık bana huzur veriyor. Yavaş tempolu öğrencilik de fena değil.
    Neyse, böyle işte :) Neye karar verirsen ver senin için en doğrusudur gibime geliyor, senden daha iyi kimse bilemez.
    Acaba bir de 30 Senelik Öğrenciler Kulübü mü kursak? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuralım be Fermina.. yavaş yaşam insanı düşüncelere salıyor.. hem iyi hem kötü biliyorsun..

      Sil
  6. Su yan menülere bir yere mail adresinizi yazarsanız sevinirim. Size şki sayfalık yorum yazdım ancak 4.096 karakter olabilirmiş ben destan yazdım. Yollamak isterim boşa yazmadım sonuçta :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aldım yazınızı, en sonunda okuyup sildim ;) Dediğiniz gibi.. Teşekkür ederim. Yorumunuz benim için değerli, bahsettiğiniz konularda benzer düşünüyoruz sadece yazma konusunda ben kendimi yeterli görmüyorum (çokları da yetersiz bence o nedenle çok kirlilik var haklısınız).. Ama dediğiniz gibi hayat insana çok sürprizler getirebiliyor.. teşekkürler tekrar! emailim cerenmus ET gmail com

      Sil
  7. Bırakıp bırakmama çok kişisel bir karar ama her doktora öğrencisinin aklından en az bir kez geçmiştir. Ben sevdiğim bir şehirden, çevremden, güzel bir okuldan vazgeçmiştim doktora uğruna, o yüzden bırakamadım. Dışarıdan bir göz olarak bakınca konun çok güzel geldi ama bir süre kalem oynatmayınca insan daha kolay uzaklaşabilir konudan. İçindeyken, dışarıdan bakmayı başarsak belki daha az bunaltıcı olacak bu da pekçok şey gibi.

    Teziyle ilgili sürekli yer işgal eden biri olarak burayı da meşgul etmeyeyim daha fazla:) Son kararın ne olursa olsun, umarım mutlu olursun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cuma son kayıt yenileme günü :) 3 günüm daha var ama emin gibi bişeyim..

      Sil
  8. Ceren kalbimin sesini dinledim ben biraz, şu anda maddi anlamda geleceğimde değil bir ışık, bir tünel inşa etmeye çalışıyorum henüz. Ama mutluyum. Bu bir salaklık mı, yoksa yorgunluk mu bilmiyorum ama ben mutluyum, sadece kalbimin sesine kulak veriyorum ve artık hiç kimsenin de konuşmasına müsaade etmiyorum. Gelecekte ne olur onu da bilmiyorum ve de şu an onunla da ilgilenmiyorum. Yazdım zaten bugünkü yazımda da. Kalbinin sesini dinle, o seni asla yanlışa götürmeyecektir. Nasıl mutlu olacaksan kapın ona açılsın inşallah. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım Yüzyıllık Konakcığım senin için çok hayırlı bir başlangıç olur, çok mutlu olursun!

      Sil
  9. Azıcık daha katlanıp doktorayi bitirsen mi??? Ama diyorsan o sabır bile yok içimde yok,o zaman üç sesini dinle ama yine de emek verip de bırakmak olur mu ki???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Azıcık daha katlanmak artık hayatımda olmasını istemediğim bir terim, ortayaşa geldim be gizemlikimlik :) Emek de boşa gitmedi ki, bilgilendim öğrendim çok şey ama daha fazla zaman ve emek vermek içimden gelmiyor artık..

      Sil
  10. En doğrusunu sen bilirsin Ceren. Doktora yapmayı çok istemiştim o yüzden benim görüşüm belki yanlı olabilir ama doktora konusunu senin ilgini çeken bir konuya çeksen diyeceğim. Mesnevi terapilerin ne olduğunu hiç bilmiyorum belki de o satırda bu seçeneği zaten dile getirmiştin.
    Sanırım bir kaç sorun biraraya gelmiş. Bir de göçmenlerden fenalık gelmiş. Bir konuda sana kesinlikle katılıyorum, senin ilgini çekmeyen bir konuda tez yazmaya çalışmak işkencedir. Kimsenin hatırı için yapılmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben de çok istemiştim, çok heyecanla başlamıştım, derlerimi falan biliyorsun slingde bebekle verdim teze gelince rahatlarım sandım ama o rahatlamanın üstüne hayat bindi, şu an enerjim yok be Joe..
      Konuyu da değiştiremem ki bu saatten sonra, en baştan başlamam lazım aslında tam da bilmiyorum nasıl olur, valla doktora hocamla konuşmayı bile canım çekmiyor.. Kafamda bitmiş yahu anlaşıldı..

      Sil
  11. Merhaba, bir süredir yazılarınızı okuyorum. Aynı konu epeydir benim de kafamı devamlı şekilde meşgul ediyor. Kendi kendime düşününce çok derinlere dalıyorum, yakınlarımın yaklaşımları da beni tatmin etmiyor. Tam da bugün acaba bir terapiste mi gitsem diye aklımdan geçirdiğim zaman bu yazıyı gördüm:))

    Bu arada unutmadan yazayım, blogunuzda geriye gittikçe bahsettiğiniz kitapların bazılarını alıp okuyorum ve faydasını görüyorum. O yazıların altına yazmamıştım, buraya yazayım.

    Neyse, yani doktora konusunda benzer durumdayız, fakat ben daha yaşlıyım ve çok daha uzun zamandır ''ara'' verdim. Mükemmeliyetçilik mi, disiplinsizlik mi, tembellik mi, sebatkâr olmamak mı, yoksa -varsa öyle bir şey- başlama korkusu mu neyse artık, bilsem iyi olurdu.

    Daha önce üstünde uzun uzun düşündüğü konularda yanlış karar verdiğinin farkında olan bir insan, bu sefer ''en doğru'' kararı vereceğinden nasıl emin olur?
    T.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. SEvgili T. :) Ne tesadüf olmuş!
      Yanlış karar verdiğini neden düşünüyorsun, acaba büyük resme bakınca yanlış mıydı o kadarlar...? Mesela ben hayatımda önemli bir konuda çok büyük bir hata yaptığımı düşünerek birkaç sene geçirmiştim, bir gün birden o kararın beni nerelere getirdiğini görünce aaa aslında ne kadar doğru bir kararmış diye düşündüm ve o gün bugündür iyi ki o kararı vermişim diyorum, bazen yıllar bile geçebiliyor üzerinden yani.. o nedenle yukarıdaki arkadaşlara katılıyorum insanın kalbinin sesini dinlemesi çok önemli..

      Sil
  12. Ceren, ben o içindeki ses olayını hiç anlayamıyorum. Ya aslında sıkılan ses ise? Ya üşenen ses ise?

    Gerçi sen resmen soğumuşsun, orası belli. O yüzden içindeki ses objektif takılıyordur.

    Bu arada hep sorucam, unutuyorum. Klinik psikolog nedir? Bildiğimiz psikolog değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahahah ay yine dile getiremediklerimi getirmişsin Dukujum, yahu benimki mi arızalı bilemiyorum. Dinleyeyim diyorum sadece kulağıma aydın havası geliyor ya da anaavrat düz gidiyor bana, banaaa! Bi anlaşamadık o içsesle, Oğuz Atay'a şikayet edesim var, bakıyorsa bulutlardan halime..
      Hayır canım, 4 sene lisans okursun psikoloji. Üstüne klinik psikoloji yüksek lisansı yaparsın (ülkemizde bu kadar) sonra terapi eğitimleri alırsın yani terapi yapabilmek için bu eğitimleri en az 2 sene süpervizyonuyla falan almak lazım. Anca o zaman klinik psikolog ve terapist olabilirsin, hasta ya da bizim danışan dediğimiz psikoojik sorunu olan kişilerle çalışır onlara terapi verirsin. Düz psikolog yapamaz, benim tanıdığım terapistler en az 5-6 sene daha okuyor, ben abarttım biraz :D Doktora terapist anlamına gelmez, o ayrı bir yol, doktora daha çok araştırmacı olmak demek, üniversitede kalmayı istiyorsan hem hoca olayım hem terapist olayım diyorsan (ki bu çok zordur, inanılmaz zaman ve iş yükü ister, deliliğin ta kendisidir bizim meslekte hehehe) o zaman doktora yaparsın. ha tabii bir de hiç eğitim almadan kendine yaşam koçu diyip koç gibi para kazanan tipler var ki o da ayrı hikaye, hiç girmeyeyim çok politik..

      Sil
  13. Bir gün bir öğlen tatilinde tabağıma damlayan damlaların gözyaşı olduğunu anladığımda iş hayatımın ne kadar saçma olduğuna karar vermiştim. Para ve prestij dışında bana verdiği bir şey yoktu. O parayı harcayacak vakit bulamıyordum, bebeğimi günde bir saat görüyordum ve işim çok manasızdı bana göre. O kadar sene okudum, yüksek lisans yaptım, banka müfettişi oldum falan, insanlar dediler ki sen boşuna mı okudun onca sene, evde sıkılırsın, bıdı bıdı bıdı. Ama ben çok mutsuzdum. Yorgundum. İçimden bir ses isyanları oynuyordu.

    O hafta istifamı verdim. 16 yıl bitecek önümüzdeki ay. Hâlâ şubedeki o işi düşündükçe midem bulanır, hayır evde hiç sıkılmadım, evet iş hanesine ev hanımı yazmak arada egomu biraz sarsıyor ama hiç pişman değilim. Ve okuduğum okullar beni ben yapan şeylerdi, ben onları para kazanmak içşn değil kendim için okudum.

    Biliyor musun sevmediysem okuduğum kitabın sonunu getirmeye çalışmam hemen bırakırım. Onun bana bir şey vereceği varsa da o sırada severek okuyacağım on kitabın bana vereceği çok daha fazla şey var...Hayatta da aynı şey geçerli bence, kitabı kapatmadan yeni maceralara atılamazsın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Handan seninle tanışmak istiyorum ben :D Hani arada birden vapura atlayıp gidiveriyorsun bir çay sinit içiveriyorsun ya, gel onu Münih'te yapabım çok ciddiyim! :D Senden çok şey öğreniyorum, enerjinden çok faydalanıyorum ve benden yıllar ötede olup da mutlu olman bana umut veriyor..
      Ay ben sevmediğim kitabı da okurum biliyor musun :P Hep bir umutla, sonra da derim ay zamanımı boşa geçirdim ama kütüphaneme de geri koyarım, ne saçma işler yahu.. Haklısın.

      Sil
  14. İçsesini dinle derim o hayırlısının hangisi olacağını çok iyi biliyor. Benim tecrübem ise gerek konunun gerekse hocanın zorlayıcılıpu yüzünden (sıfır destek ve sadece savunmadan bir gün önce okumuştu, açığımı yakalasaydı beni bırakacaktı da) hayatımın en zor ve stresli süreciydi. Şimdi iki çocul yetiştiriken bile tezimdeki kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün hayatımdaki en önemli iki erkeğe danıştım, ikisi de mantıklı doğru kararlar verebilen insanlar; babam ve eşim. İkisi de aynı şeyi önerdiler birbirlerinden habersiz. Eylüle dek almancanı ilerlet ve sonra bir daha düşün dediler, sana verilmiş bir hak varsa kullan, belki eylülde fikrin değişecek bilemezsin.. dediler.. Seviyorum bu iki erkeği yahu! <3 Evet Gececim valla çocuk doktoradan çok daha zor, hele 2 taneyse Allah güç versin amin amin!

      Sil
    2. Yok kız ben çocuk daha kolay dedim anla halimi yani o danışman bana neler çektirdi :)

      Sil
    3. hahahahaha ay o zaman gözüm iyice korktu gece! :D ama sen ikinciden sonra böyle acaip dengeli, huzurlu bir insan oldun, valla sana bir anaokulu çocuk verseler zorlanmazsın bence! türkiyedeki danışmanlar konusunu konuşmuştuk seninle, nedense ben de çok çektim ben hoca olayım ben de çektireyim diye düşünüyor çoğu halbuki böyle hem iş yaptıran hem arkadaş gibi ilişki kuran tatlı sert danışmanlara çok daha fazla saygı duyar öğrenciler ama işte.. okumuş adam olamamış "kısmısı"

      Sil
  15. cereeeeennnn
    gec kalmisim! sen kararini vermissin bile. umrunda olur mu bilmem de ben kararini kesinlikle destekliyorum. ben dondura dondura son donemece girdim, bu surecte aynen konudan kopup, konu da degistirdim. yillardir "guyya" ugrasiyorum ve ustelik doktora tezi de degil. karsilikli oturup bu konuyu konusmayi cok isterdim. tez dertlileri birbirlerini buldu mu dunya cok daha anlasilabilir oluyor, hic de yalniz olmadigini goruyorsun. bol sans!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen son dönemece girdim ben de :D eylüle dek dur bakalım ne olacak.. konuşalım yaz özelden ama birbirimizi daha beter tembelleştirmeyelim, benim ruh halim o yönde de :D

      Sil
  16. Önce bir ifade : ben kalbimin sesini hep duyuyorum ama hiç dinlemiyorum:)))
    zor işler bunlar. sen akıllı bir kadınsın doğru olanı yaparsın inanıyorum sana. bu yorumu yazının altına düştüğün dondurma kararını da okumuş olarak yazıyorum. hayatımızdaki kişiler de önemli ve öncelikli eğer öyle olmasalardı hayatımızda olmazlardı. bence bu altı aylık süre onlara kararında net olduğunu ifade edebilmen için yapmış olduğun yerinde bir fedakarlık diye düşünmeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet düşüncelerim oturdu ama söylevlerim biraz daha netleşsin..

      Sil