17 Aralık 2015 Perşembe

Kanatlandık. Tam uçtuk uçacağız.. Çakıldık.

Son zamanlarda kendimi biraz dinlemeye, hızımı yavaşlatmaya, kişisel gelişim üzerine odaklanmaya çalışıyorum. Biraz mesnevi terapiye, farkındalık geliştirmeye, beş duyuyla hissetmeye gireyim derken; dün eşim "biliyor musun, kişisel gelişim akımından etkilenip sosyal medyada özlü söz ve gelişim yazısı paylaşan kişilerin zakalarının normalden daha düşük olduğu bulunmuş" demesin!?!

Bak şimdi...! Gel de kişisel kişisel geliş bu laftan sonra..

İşin tuhafı, özünde hepimizin bildiği şeyler evet ama uygulamada çoğumuz sınıfta kalıyoruz. Kanser olmak istemiyorsan rahatla diyorlar, rahatlayamıyoruz. İşi, ailevi dertleri, parayı pulu düşünme, şu çiçeği kokla, şu kadına günaydın de, şu çocuğa gülümse diyorlar, yapamıyoruz. Üstelik bunu yapabilene "tuhaf" etiketini yapıştırıyor, sosyal medyada yaymak isteyip paylaşana düpedüz aptal diyor çıkıyoruz.. Zeka farklı farklı kademeleri olan bir şey. Çok şey bilip de bir çiçeğin adını bilemeyen insanlar var, gözleri bilimle ilimle sanatla dolu olup da, gökyüzündeki ayı fark edememiş insanlar var. Kim ne derece tuhaf bilmiyorum, hayat tuhaf..

Fakat katılıyorum araştırma sonucuna. Kişisel gelişim notlarını internetten paylaşan güruha bakınca, hafif bir alayla "bunu yeni mi duymuş da paylaşmış" geçmiyor değil aklımdan. Ama kendim kırk senedir bildiğim halde uygulayabiliyor muyum, o aklıma gelmiyor..

Tibetli rahibe sormuşlar, "yaşamın, mutluluğun, dinginliğin sırrı ne?" diye, "nefes almak, yemek ve içmek" demiş.

Bunu diyen bilge, paylaşan aptal, yapmaya çalışan da öğrenci mi oluyor?

Eşimle, kızımızın bir problemi karşısında nasıl davranacağımızı bilemediğimiz için ve bu ilişkimizi etkilediği, kişisel zorluklarımızı daha çekilmez, zor bir hale getirip umudumuzu ve gücümüzü kırmaya başladığı için, aile psikoloğuna gitmeye başlamıştık. 2 aya yakın 2 haftada bir gidiyoruz ve inanılmaz faydasını görüyoruz. Tuhaf olan, bizim ilişkimizde doğası gereği, olaylara olumsuz bakan taraf hep ben olmuşumdur. Eşimse hep bana olumluyu gösterir, elimden tutar kaldırır. 12 senedir birlikteyiz, hiç sektirmeden hep ben yardım alan, o yardım veren taraf. Ben kendim de terapist olduğum için, evde bu şekilde olsam da, işte tamamen farklıyım ama evdeki "terapist" eşim. Üstelik hiç eğitimini almamış olsa da, benim işte kullandığım teknikleri benimle olan ilişkisinde içgüdüsel olarak kullanıyor. Annesinin psikolog olması, bana baka baka kararması falan bir derece, sanırım içinden gelen bir terapistlik yeteneği var. Bazı insanlarda doğuştan vardır bu bilirsiniz.. Yanında huzur bulursunuz, motive olursunuz, daha önce düşünmediğiniz ya da görmediğiniz açıları görürsünüz.. Doğal terapistlerdir bunlar..

Neyse benim doğal terapist eşim, tüm bu kişisel gelişim hikayelerinden çok huylanır, çok dalga geçer fakat aynı zamanda da tepedeki ayı fark etmeden, boş boş oturup uzaklara dalmanın ne olduğunu dahi bilmeden, kafasında bir hedef bir plan olmadan yaşamanın ne olduğunu hiç hissetmemişken, sanki benden daha mutlu mesut yaşar gider. Tatil zamanı rahatlar, eğlenir. İş zamanı çalışır. Tipik Alman'dır. Disiplinli, ciddi, tutarlı, güven verici. Hayatımla ne yapacağım, acaba başkaları ne derler, ya başaramazsam ve insanları mahcup edersem gibi dertleri yoktur. Kendine güvenir, olacak der. Olmazsa da "olmadı, çünkü yeterince iyi değildim, bir dahaki sefere" der, geçer.. 5 duyumla hissedeyim, anı yakalayım, aman yavaşlayayım gibi bir derdi yoktur..

Sanırım bir önceki yazıdaki noktaya geri döndüm. Ben düşünürken başkaları uyguluyor demiştim ya, sanırım eşim düşünüyor, karar veriyor ve artık gel git yapmadan, üzerinde daha fazla düşünmeden uyguluyor. Belki de haklı; kişisel gelişim teknikleriyle, 5 duyuyla, yavaşlamayla olacak şey değil belki bu "iç huzur"...

Yeni yıla 10 gün kala iyice karmançorman oldum. Nasıl çözüleceğiz bilinmez.. Hayırlısı..

15 yorum:

  1. Sen de bir amsterdam yap gel bak benim gibi son 10 yilin dertlerini geride birak hahahaahahajahadhl hadi ceren takma kafana valla bak cok takiyorsun kendine zarar. Relax.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D İnce ve ağır düşünceler..

      Sil
    2. Vallahi martta gelsem mi tekrar amsterdam mi yapsam kafam cok dolu, J. yi darladim gidelim diye hostel de buldum?

      Sil
  2. Yorum yazmak istedim ama ne yazayım bilmiyorum desem..Demek o karmançormanlık hepimizde var...

    YanıtlaSil
  3. Eşiniz tıpkı kişisel gelişim kitaplarında dikte edilen öğretilerdeki gibi yaşıyor , onu örnek alsanız yeterli gibi geldi bana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman demeyin kızar, siz demeyelim mi karşılıklı? ;)

      Sil
  4. Sanırım herkesin mutlu olduğu, iç huzuruna ulaştığı şartlar farklı. Ayrıca hayatının her döneminde ihtiyaç duyduğun tempo ve yaşam tarzı da farklı olabiliyor. Ama uzun zamandır bu yavaşlama meselesine çok takıldığı için genelleme yapıyor, herkese uygun olanın bu olduğunu zannediyoruz. Bir sahil kasabasında her gün denize karşı rakı içerek yaşanırsa bütün problemlerin sona ereceğini düşünenlerle dolu buralar.
    Oysa ben biliyorum ki İstanbul'da koşturarak yaşayan, minimum 12 saat çalışan bazı arkadaşlarım çok daha mutlu. Bazen yeni bir iş, proje, eğitime başlamak öyle motive eder ki insanı günde 3 saat uyumak da, ayı görememek de umurunda olmaz. Ben iki türlü de yaşadım. Şu anda tamamen yavaşlamış olsam da hayatımın sonuna kadar böyle mi gidecek diye sürekli kafa yoruyorum ben de. Biraz da kişilikle, şartlanmalarla ilgili sanırım.
    Bir şeyi merak ettim. Daha esnek yaşamak, ne bileyim işi gücü bırakıp çoluk çocuk dünyayı gezmeye çıkmak, ya da tamamen kariyer değiştirmek (mühendisken kafe açmak gibi) falan çok konuşuluyor artık buralarda. Kurumsal hayattan kaçış modası var. Almanlar daha katı, daha disiplinli dediğin gibi. Orada da geçerli mi bütün bunlar ? Ama öyle her önüne gelen kafe açamaz herhalde, bir sürü eğitim falan almak gerekir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla burda gençler çok erken emekliye ayırıp kafe açma peşinde değiller çünkü kafe açmak biraz "kaybedenler"in işi burda ;) Çoluk çocukla seyahate çıkan arkadaşlarım var ama anne-baba izni alıp çıkıyor 1 sene sonra dönüp işlerine devam ediyorlar (ki şimdiki aklım olsa ben de bunu yaparım çünkü küçük bebek sadece anneye ihtiyaç duyan bişey, nerde olduğun fark etmiyor hatta bazen tanıdıklardan uzakta olmak daha iyi olabiliyor hehehe) Yani hayır Almanlar kurumsal çalışmayı seviyor..

      Sil
  5. Ceren, sanırım eşler bahsettiğin konuda birbirini tamamlayan ya da zıt yapıda oluyorlar. Bizde de hep benim o:d destek kanadı yani,eşim çok çabuk koyverir, hemen peşkiri atıp pistten çekilme modundadır. Normalde taşıdığım yüklere bir çarpı 10 katıyor bu ve çok yorucu birşey. Bir arkadaşımla problemim olduğu zaman bile dinlemek istemez mesela o yükün altında ezileceğini düşünerek. Halbuki erkek ne için var? 7/24 dinlemek için bizi:p Kadının bu yükü yüklenmesi de gerçekten zor. Eşin seni tamamlıyor ne güzel, kendini ona bırak, hemen ikna ol ne söylüyorsa:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Psikolog demişim askıda bırakmışım, aslında psikolog dedi ki; uyumlu eşler aslında bu birbirini yerden kazıma işini dönüşümlü paylaşırlar, bir sen düşersin o kaldırır bir o düşer sen kaldırırsın. bazı eşlerde ise roller paylaşılır ve aslında bir süre sonra senin daha çok üzüldüğün bir konuda bile karşı tarafı kaldırma görevin olur.. Bunu iyi görmek lazım..

      Sil
  6. Aslında son zamanlarda ben de bunun ikilemini yaşıyorum; ben zaten güçlüyüm böyle bir desteğe ihtiyacım yok, bir şekilde kotarıyorum meseleleri ya da bunun böyle devam sürmesi ilişki için kabul edilebilir birşey mi..benim kafamın içinde de deli sorular:d bu arada terapi tecrübelerini de yazmalısın;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Terapistin terapi tecrübeleri :D Çok iyi gidiyor gerçekten, aile terapisine keşke tüm çiftleri yollasalar, 12 senedir birlikteyiz yeni yeni şeyler keşfettik bu 2 ayda!

      Sil