9 Eylül 2015 Çarşamba

Soluk al, soluk ver

Bir süre ara verdim çünkü biraz soluklanmaya, kendime ve olan bitene dışardan bakmaya ihtiyacım vardı. Biraz yavaşlamak, soluk alıp verişimi dinlemek, ne bileyim tam şu anda yaptığım gibi, artık alttan sararmaya başlamış mısır tarlalarının her bir yaprağının rüzgarla birlikte farklı yönlere dalgalanışını izlemek istedim.

Şu an bir çiftlikteyim ve rüzgarın hafif uğultusu ve atların hırıltılı nefesleri dışında hiç bir ses yok kulaklarıma gelen. O kadar güzel ki, çok uzun süredir zorla bile gelmeyen çok güçlü bir yazma isteği duydum. Göz alabildiğine mısır tarlası; alttan sarı, ortalar yeşil ve en tepesi buğday kahvesi ya da sarısı püsküller, onun üstünde ise gri, yer yer açık mavi, bulutlu bir gökyüzü. Gözümün görebildiği hiç bir bina, insan ya da hayvan yok. Atlar dışında.. Onları da göremiyorum ama çok yakında olduklarını hırıltılarından duyumsuyorum. Bundan daha sakin, huzurlu, adeta zamanda yolculuk yapmış ve 1900'lerin başına, savaşlardan öncesine dönmüş gibi hissettiren bir yer ve an daha olamaz.
Vardı aslında böyle yerler Ege'de, üç beş sene öncesine dek. Sonra insanlar geldi; belki huzuru arayan, kendini arayan insanlar. Ve onlardan duyan, huzursuz, ruhsuz, kopyacı diğer insanlar. Ve sıkışık, gri, beton binalar; ki aralarından bir rüzgar dahi geçemez, denizin köşesi dahi görünemez, bir begonvilin cart pembesi ya da fıstık çamının koyu yeşili beliremez. Ruhsuz insanları barındıran ruhsuz beton binalar..

Ayrılamam sandığım, ayrılmak istemediğim Ege'den ayrılıp binlerce kilometre uzağında bulduğum aynı rüzgarın uğultusu, deniz kokusu olmasa da mısırların ve rüzgarla gelen taa uzaktaki ağaçların kokusu. Dünyanın bir başka ucunda evi bulmak; insana aslında hepimizin evinin dünyanın kendisi, sınırları olmadan, bir koku ya da esintiyle hissettiğimiz o bilindik yuva algısı olduğunu düşündürüyor.

Fakat yazmak, ara vermeye gelmiyor. Yazıya ara verdiğinde, araya hayat karışıyor ve öyle bir hızı var ki, öyle bir yıkıcılığı, önüne kattığını yokedişi var ki, yazmadıkça unutuyorsun yazmak nasıl birşeydi.. Sonra birden bu rüzgar ve bu mısır tarlası çıkıyor önüne; birden yazmadan duramaz oluyorsun, nefes alamaz oluyorsun. Yazmak çok nankör bir iş. Kedi de nankör bir hayvan. Çünkü ikisi de sana istediklerinde geliyor, senin onları istediğinde değil. Ve sen bir süre ortada gözükmediğinde, onlara özen göstermediğinde, ikisi de başka kapı buluyor, seni terk ediyorlar. Bu anlamda ikisi de nankör, sadece anı yaşama lüksüne sahip oldukları için. Geçmişte ne olursan ol, gelecekte de ne olacağın onları ilgilendirmiyor. Şu an neysen osun.

Yazmadıkça birikmiyor, azalıyor. Bloglara baktıkça bunu görüyorum; bir blogger ortadan kaybolmaya başladıysa, araya zaman sokuyor, geri geldiğinde de eften püften bahaneler ileri sürüyorsa, o blog yakında ömrünü tamamlayacak demektir. Bir kısmının yazmak işlemi yakasını bırakmıyor, bazı başka bloglar, başka yazılı sevdalar açılmaya başlıyor ama çoğu yazmadıkça unutuyor yazma tutkusunu.

Benim yakamı bırakmaz bu tutku, belki hayattaki tek gerçek tutkum.. Sadece kendim için, kimse için değil. Yazdıkça rahatlıyorum, düşüncelerimin hızı yazdıkça yavaşlıyor, sadeleşiyor, yaşamımın pürüzleri törpüleniyor. Yazmazsa çıldıracak olanlardanım.

Bugün bu mısır tarlası çıkmasaydı karşıma, belki kapanacaktı bu blog. Biliyorum ki, artık ne zaman bir mısır yesem, hep bu (da) gelecek aklıma..

28 yorum:

  1. Çok beğendim bu yazıyı. O çiftlikte olmayı da çok istedim. Senin bu blogu kapatabilme ihtimaline ise ödüm patladı. Hiç aklıma gelmezdi.
    Ama en çok şu yazı ile ilgili düşüncelerin çok iyi geldi bana. Günlerdir aslında bunu düşünüyormuşum farkında olmadan. Yazı böyle virüs gibi bir şey mi, bir bünyeye girdiğinde vazgeçilmez olan? Vazgeçebilen var mı gerçekten? Bana yok gibi geliyordu. Blogunu kapattı diyelim, yazı defterini de mi kapatıyor o insanlar? Çoğu yazdıkça unutuyor mu yazı sevdasını senin dediğin gibi? Bu şu anda önemli bir konu benim için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gündem çok rahatsız ediyor Küçük Joe, dost bildiğim bazı insanların sosyal medyada "ötekiler"e karşı kustukları nefreti okudukça, sosyal medyadan soğuyorum. Hiç bahsetmesen kalbin dayanmaz, bahsettikçe aklımı takıyorum, bilmiyorum ne olacak bu işin sonu..
      Yazmak tek yolu galiba, hep diyorum ya benim kişisel terapim de yazmak..
      Bazı "emekli olan" yazalar var :) Bilmiyorum gizlice not defteri tutuyorlar mıdır..?

      Sil
  2. Gereksiz laf kalabalığı yapan ve devrik cümlelerle duygu yoğunluğu oluşturmaya çalışan,ki genelde de itici olan ,yazarları sevmiyorum. Aksine Tasvirleri güçlü ancak anlatımı sade ve öz olan beni çok etkiler. Tekrar tekrar okumak okumak isterim hep. Yazılarınız da böyle. Bu yazıda da "yine ne güzel anlatmış " dedim. Bqzen bir duyguyu çok iyi hissettiriyorsunuz. Bu yüzden bu blog kapanmasın. Siz hep yazın. Arada bir olsun ama olsun. Severek takip ediyorum. Sevgiler.. merve

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Merve, ne güzel sözler bunlar.. Oysa ben de kendimi hep gereğinden kalabalık yazıyormuş gibi düşünür, keşke sadleşebilsem derim hep.. Bu konuda çok çalışıyorum.. Çok sevgiler.

      Sil
  3. Yasasın mısır tarlası:) Bende kapanan bloglardan sonra bir burukluk oluyor. Sanki mahallemizde yıllardır aşina olduğumuz bir komşunun taşınması gibi hüzünlü buluyorum bu gidişleri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende de :( Ne güzel ifade etmişsin..

      Sil
  4. Ne guzel yazmişsin Ceren,okurken dinlendiğimi hissettim.senin yazilarin bazen dusunduren,bazen gulduren,bazen dinlendiren,yalniz degilim diye hissettiren yazilar.bu yuzden sen hep yazmalisin.sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah çok teşekkür ederim Tuba, gerçekten de bazen insan kendini özel, bu duyguyu bir o hissediyor falan sanıyor ama düşününce, ne güzel belki de, aynı hamurdanız bir çoğumuz..

      Sil
  5. Teşekkürler Mısır tarlası..Hoşgeldin Ceren :)

    YanıtlaSil
  6. Seni okumayı seviyorum Ceren. Bir çok yazında zınk diye ruhumu buluyorum. Huzurun yazıların hep var olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Yüzyıllıkkonak!

      Sil
  7. Ben de merak etmeye başlamıştım artık. Iui oldu ses verdiğin :)

    YanıtlaSil
  8. Yanıtlar
    1. Geldim :) Blogları okuyamadım henüz, senden başlıyorum şu kızı kreşe bırakayım ve kahvemi alayım, planım öğlene kadar blog okumak, allahım şu lükse bak! :)

      Sil
  9. hep rüzgarda salınan mısır tarlasında yürümeyi hayal ederim,o his beni mutlu eder.Çok iyi geldi bu yazınız, benim hayalim gerçekleşmiş gibi oldu. Siz yazmaya devam edin (Züleyha)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Züleyha, gerçekten şahane bir his, burada evimize çok yakınlarda var. Bazen kafama esiyor gidiyorum, içinde yürüdüğüm oturduğum çok oluyor. Hele bir de azıcık rüzgar varsa o püsküllerin hafif hışırtısı.. Belki seneye yazın dalarsın içine :)

      Sil
  10. Üzülmüştüm ara verme yazını okuyunca ama geçici olduğunu da hissetmiştim. Dönüşüne vesile olan o mısırları yirim:)))))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) toplamışlar hepsini, kalmış püsküller efil efil hışır hışır

      Sil
  11. yani demek istiyorsun ki ceren bi mısır püskülü kadar değerimiz yok.
    bi tarla kadar olamadık.
    bu kadar insan senin dönmeni mısıra borçlu.

    piki.

    ahahaha

    tamam tamam sen yaz da
    ister mısır için yaz
    ister pükülü için yaz
    ister tarla için:))

    yaz ama.

    iy geliyo.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. saçımı mısır püskülü ettim sizler için, alkışlarınızla yaşıyorum, hepiniz varolun hepimiz yazıp duralım (sen nerdesin kaç zamandır sahi)

      Sil
  12. Bloğunuzu keşfettiğim için çok mutluyum :) sindirerek bütün yazılarınızı okuyacağım zamanla:) sevgilerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, bana motivasyon verdiniz!

      Sil
  13. Ben de küçük joenun postunun altındaki bir yorumunuzdan keşfettim. Heycanlıyım postlarınız için. Bloğum olsa çok merak ederdim birisi benim bloğumu nasıl keşfetti acaba diye. Ondan açıkladım. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, ben de keşfettiğim çoğu bloğu ya kendime bırakılan yorumlardan ya da okuduğum blogların altına bırakılanlardan keşfediyorum :) Hoşgeldiniz.

      Sil