27 Haziran 2015 Cumartesi

Ramazan ayının düşündürdükleri - 3

Üçüncü yazımda, az biraz düşünce ve davranış özgürlüğüne değinmek istiyorum. Ramazan ayında kendi nefsim için belirlediğim hedefler arasında;
- Kendim gibi düşünmeyen insanların görüşlerini dinlerken sakin kalabilmeyi, onları gönül gözü ile dinlemeyi nasıl başarabilirim?
- Bana düşünceleri ile etki etmek, beni yönlendirmek isteyen insanlara kendi yolumda yürümek istediğimi doğru şekilde nasıl anlatabilir, onları yaşam yolumda sadece bir manzara, bir renk olarak görebilmeyi nasıl başarabilirim? ve
- kendi görüşlerimi insanlara aktarırken, öğretici olmadan fakat etki bırakıcı, düşündürücü olmayı nasıl başarabilirim? var. Bu soruları, kendi hayatımdan örnekler vererek tartışmak istiyorum.

Belki yaşımdan, belki karakterimden dolayı, çocukluğumdan beri kolay etki altında kalabilen, duygusal bir insanım. 18 yaşımda evden ayrıldım, 20'li yaşlarımda sırt çantamla dünyanın %25'ini gezdim ama yine de 30'lu yaşlarıma dek özellikle yaşamımla ilgili kararlar alırken yakın çevreme danışır, onların fikirlerini duymak ister, kendi fikirlerimin onaylanmasını arzu ederdim. Kendime güvenmek, kendi doğrularımı uygulamak, sorumluluk almak ve sonuçlara katlanmak gibi kavramlar ancak son 5-6 senede girdi hayatıma. Öncesinde hep ebeveynlerime, arkadaşlarıma, şansa, tesadüflere falan güvendim..

Ne yazık ki, ailemin koruyucu kollayıcı ebeveynlik anlayışının, benim içe dönük ve kendine güvensiz kişiliğimle birleştiğinde ortaya çıkan yaşam tarzı bu oldu. 30'undan sonra kendi yolunu bulmaya, kendi ayaklarının üzerinde durmaya kalkınca bocalıyor insan. Bu işler çocukluktan itibaren yavaş yavaş kazanılmalı. 2 yaşındaki çocuğun yüksek kaydırak basamaklarını tek başına tırmanmasına izin vererek, 6 yaşındaki çocuğa hangi yabancıların güvenilir olduğunu öğreterek, 14 yaşındaki çocuğa "boş zaman"ın ne olduğunu, nasıl geçirilmesi gerektiğini gösterip seçenekler sunarak, 18 yaşındaki gence "tamam kendi evine çıkıyorsun ve destek veriyorum ama sen de kendi kendini geçindirmeye başlamak için yavaş yavaş hayatının sorumluluğunu alacaksın" diyerek.. Sorumluluk, ödev ve görevler vermek çocukları ve gençleri yaşama hazırlıyor, benim düşme olasılığıma karşı elinde kuş tüyü yastıklarla bekleyen ebeveynlerim, beni koruduklarını sanarken aslında farkında olmadan kendi korku ve güvensizliklerini aslında bana aşıladılar. Halihazırda zaten dediğim gibi, duygusal ve içedönük bir çocuktum, güvensiz bir genç, tatminsiz ve anlamsız bir hayatın yolcusu oldum. Ta ki o bahsettiğim seyahatlere çıkana, ilk defa kendi günlük kararlarımı kendim almaya başlayana, ilk kez para hesabı yapmaya, günü kotarmaya çalışmaya başlayana kadar.. Büyük şans. O seyahatlerde öğrendiklerim aslında şu an yaşadığım hayatı kurmama vesile oldu.

Gel gör ki, ne zaman ailemi ziyarete gitsem, aynı gençlik psikolojisine dönüyorum. Sanırım hepimiz için aynı bu. Evden 18 yaşında ayrılıyorsunuz, köprünün altından çok sular geçiyor, apayrı bir insan olarak geri dönüyorsunuz, aileniz sizi hala çocuk görüyor. Kollamaya, korumaya çalışıyor. Bir de bizde torun var şimdi, hangi birimize yeteceklerini şaşırdılar yazık, bir bana bir toruna derken perişan oluyorlar. Ben istiyorum ki bana karışmasınlar, bıraksınlar doğru bildiğim şekilde davranayım, özellikle çocuğumla ilgili kararlarımda özgür olayım, onlar benim gibi davransınlar. Olur mu? Olmuyor. Onların ebeveynlik tarzı ile benimki apayrı çünkü. Benimki biraz Alman Analığı, saldım çayıra mevlam kayıra analık. Onlarınki "ay ay ay düştü, üşüdü, aç kaldı" analığı. İki zıt kutup karşılaşınca, bir bardak suda ne fırtınalar kopuyor, ne tansiyonlar yükseliyor. Oysa istiyorum ki, onları gönül gözü ile dinleyeyim, kırmadan, heyecan yapmadan, sakince istediklerimi anlatayım, onlar da beni dinlesinler, beni haklı bulsunlar ve benim dediklerimi yapsınlar. İlk yarısı doğru, ikinci yarısı yanlış bir beklentiler dizisi.. Hem benim, hem ebeveynlerimin, sakin kalabilmeyi, birbirimizi dinlemeyi öğrenmemiz lazım. Kimse birbirinin düşüncesini değiştirme amacıyla yola çıkmamalı. Yanlış düşünce nedir zaten, doğru ve yanlışı tanımlayabilir misiniz? Bugünkü bilgiyle doğru sandığımız, belki yarın bambaşka bir bilgiyle yanlış olacak? O halde en doğrusu kendi düşüncemizi başkasına dayatmak, onu karşımıza alıp bir "öğretmen" gibi doğrularımızı dikte ettirmek yerine, tartışmak, bir mutabakata varmaya çalışmak, bazen doğrularımızı biraz esnetmek, genişletmek, yanlış gördüklerimize müsamaha göstermeye çalışmak..

Sanırım olması gereken, "bin düşün bir söyle". Çünkü ne yaparsan yap, karşındakinin sabit fikirlerini değiştiremeyebilirsin, yanlışlarını düzeltemeyebilirsin, herkesin inancı, doğrusu farklı olabilir. Yapabileceğin en büyük iyilik sadece düşündürmek, bir soru işareti bırakabilmek, etkili olabilmek bu işte. Gerisini her insan kendi içinde bir yolculuğa çıkarak çözüyor. Zorla güzellik olmuyor.

Bir nokta da, hayatımızda mutlaka bu tip "öğreten teyze ve amca"lar oluyor. Karakterleri böyle bazı insanların, dominant karakterler. Bu insanlara devamlı maruz kalmak gerçekten çok sıkıcı, insanı bezdirici bir hal alabiliyor. O zaman ne yapacağız? O zaman nasıl bazı insanı gönül gözümüzü açıp dinleyebiliyorsak, bu insanları da gönül gözümüzü kapayıp, dinliyor gibi görünüp dinlemeyeceğiz.

10 yorum:

  1. :))

    efenim nerden başlayayım bilemedim sondan başlayayım...
    herşeyi bilen dominant amcalar ve teyzeler var tabiki.
    lakin onlarla bitmiyo iş ceren.
    çevredeki herkes her konudan en iyi anlayan her doğrusunu evrensel doğru zanneden her bildiğini dikte eden dallamalarla dolu yahu:))

    herkes her konuda uzman ama her konuda.

    ha bunları fazla sallamazsın fikrine tamamen katılıyorum dinler gibi yapıp evet evet felan dersin geçersin.
    ki benim en iyi yaptığım şeylerden biridir dinleme taklidi yapmak.
    özellikle duygusal ilişkilerde ahahaa
    napiyim:))

    tabi vazgeçemeyeceğin insanlara gelince konu işler sarpa sarıyor.
    ve konu oturalım konuşalım tartışalım beni haklı bulsunlar ama mevzuna geliyor:))

    aslında bir başka yol daha var ceren...
    oturup tartışmak belli bi saatten sonra insanların fikirlerini beyhude değiştirmeye esnetmeye çalışmaktan başka.

    öyle kabullenmek.

    ben bunu denedim eminim sen de denemişsindir...
    ben vazgeçtim.
    sen de vazgeç bir an önce:))

    çünkü değişmiyor esnemiyor o fikirler en küçük aksi görüşü kabullenmiyor.

    ha tabi yiğenimin ruhani dengesi konusunu etkilememek kaydıyla.

    ay düştü düşecek üşüdü üşüyecek ay sarıp sarmalayalım ay bi kalkan olalım bu kötü dünyada prensesler gibi tüm olumsuzlaklardan uzak yaşatalım modunu değiştiremeyiz.
    öyleler çünkü öyle de kalacaklar:))

    hani kardeşimle annemle ilgili örnekler var değinirim yeri gelince...
    hele hele yeğenimle ilgili sıkıntıları mutlaka anlatırım bi ara.

    onları öyle kabul ettim...

    eh tabi karşılık olarak ta beni böyle kabul etmelerini istedim:))

    neise.

    kabullenmek daha kolay oluyo yani...
    hayatı kolaylaştırıyo.

    eh derdimiz hayatı kolaylaştımak nihayetinde:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatım ne düşünüyorsun? Seni! diyalogları çok geçiyor o zaman senin hayatında hahahaha Valla en iyisi bazen, bazı insanlar ne çok konuşuyor yahu..
      Prenses diyor annem zaten tornuna, te Allahım.. Biliyorsun bizimki bir "baş" olacaksa aslında "diktatör"lüğe daha yakın bir duruşta :P Bu tip fazla korunan kollanan çocuklar zaten naif kalıyor başlarına gelmedik kalmıyor hayatta..
      Kabullenmek zaten gelicem ona, en büyük çözüm o her konuda...

      Sil
  2. Ceren'cim Afrika blogunu okudum biraz. Offffffff diyorum. Neden daha önce el atmadım ki. Galiba başını okumuştum sadece. Bazı yerler tanıdık geldi. Başı dediğim sonu yani. Ay. Tanzania'dayım şu anda gidip yatmam lazım malesef. Oraya yorum bırakmak için bilmem ne üyesi olmak gerekiyor diye buraya yazıyorum :) Çok süpermiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D seyahat bloğuma çok kısa özet yüklemiştim ordan da okumuş olabilirsin ama evet diğer blog çok ayrıntılı benim de sevdiğim bir blog :D bol maceralı..

      Sil
  3. Asirici korumaci bir annem var.kendi yasamini da bizim yasamimizi da hatta kizimin yasamini da zorlastirdigi cok fazla zaman oldu olmaya da devam ediyor.bir yanim onun bu durumuna kiyamiyor bir yanim ise sinirden geberiyor.anneme ragmen bildigim butun dogrulari gerceklestirdim hayatimda bundan mutluyum.fakat şu duruma gelebilmek için annemle ilişkimden, ruhsal sağliğimdan cok fazla odun verdim.aldigim kararlarin, hayata geçirdiğim eylemlerimin dogrusunu ya da yanlidini kabul edip sorumluluklarina hazirken bir yanim hep tedirgindi.cunku annnemin "uzuleceksin" dusuncesi bilincimin bir yerlerinden bana sesleniyordu.şimdi kizimi yetiştirirken de cok ikilem de kaliyorum.bi kere kendikendini besliyor diye "aç" damgasiyla geciriyor hayatini ustelik bunu soyleyen bir tek annem değil.neyse ki onu ne zaman kasikla beslemeye kalksam rencide ediyormusum hissine kspiliyorum da birakiyorum :).bunun yaninda bu ve bunun gibi cocuguna saygili anne tutumumdan dolayi cok cok agir elestirilere maruz kaliyorum ki en agir elestirmenlerim egitimli cocuklu arkadaslarim.bir sure once biraktim kor egitimli-cahil ya da egitimsiz-cahil estirmenlerimi dinlemeyi.dinliyormus gibi yapip senin de dedigin gibi gonul gozumu kapattim onlara karsi.
    Karsimdakilere her turlu saygi duymayi,onlarin fikirlerinden isime yarayacagini dusunduklerimi aliyor gerisini onlara birakiyorum (yani en azindan bunu cogu zaman yapmaya calisiyorum).bu durum hayatimdaki her sey icin gecerli..
    Farkli dusunceler,farkli inanislar,farkli on yargolar hep var ve hep olsunlar.ama bi de bogmayalim birbirimizi yipratmayalim.yakin iliskiler icindeyiz,kari-kocayiz,anne-evladiz diye ayni dusuncelere sahip olmak kisilik diye bir seyin olmsmasi demek sanki,yaniliyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. en zoru da en yakınlarınla mücadele zaten.. :)

      Sil
  4. Aynı ebeveynden bende de mevcut:) Bu yaşımda, ben evdeysem ve onlar çıkıyorlarsa anahtar sesini duymadan kapıdan ayrılmıyorlar! :) :(
    Güler misin, ağlar mısın işareti oldu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) senin yeni başlangıcında, sana kolay gelsin kalem nasırı!

      Sil
  5. Son cümleleri okudum da, bazen ben de çok konuşan insanları bir müddet sonra dinleyemediğimi fark ediyorum. Aslında çok konuşmak hiç etkili olmuyor demek ki.

    İmam Gazali'nin (r.h.) sözü de çok manidar. Hepimizin dikkat etmesi gereken bir konu.

    YanıtlaSil