23 Haziran 2015 Salı

Ramazan ayının düşündürdükleri - 2

Jorge Luis Borges, "Yedi Gece"sinde; "Tanrı'yı yargılamak da savunmak da gereksizdir" der ve böylelikle Nietzche'nin ünlü "Tanrı iyiliğin ve kötülüğün ötesindedir. O başka bir sınıflamadır" sözüne de gönderme yapar. Her iki söze de katılıyorum.

İlk düşünce egzersizim; ""Allah'tan korkmadan, ona ve eserlerine saygı duyarak, sevgiye yakın durabilmek mümkün mü?" idi ve alt soruları "Neden İslam dini korku ve ceza odaklı gibi lanse ediliyor, gösterilmeye çalışılıyor" (çünkü korku kitleleri yönetir yönetmesine ama ilk fırsatta geri teper, korkuyla hiç bir güzellik, devamlılık mümkün değildir), 1400 sene önce "korkutularak adam edilen" toplumların insanların hiç gelişmediğini varsaymak ne kadar doğrudur?, "Oku" diye başlayan bir dinde, daha bu derece cahillik mümkün müdür? idi.

Ne yazık ki, Kuran da dahil, tüm dini kitapları okuyanlar "Tanrı'ya karşı Şeytan" karşılaştırması içindeler. Yani Tanrı sonsuz bir iyiliği simgelerken, şeytan kötülüğü simgeler. Oysa bunun böyle olmadığı Kuran'da da, diğer tek tanrılı dinlerin kitabında da çok açık dile getirilmiştir, Tanrı melekleri yarattı ve şeytan O'na karşı gelen bir melek oldu denir. Şeytan'ın özelliği bu'dur, kötülüklerin efendisi, iyi Tanrı'nın ters ve kötü sureti değil; melekler arasında Tanrı'ya karşı gelen bir melek olması. Ve nasıl ki diğer melekler sizin kulağınıza iyilik fısıldarsa, şeytan da kötülüğü fısıldar; siz ise kendi yolunuzu seçersiniz. İyiliğin yolu ile kötülüğün yolu, her ikisi de Tanrı'da birdir. Bu nedenle Tanrı'nın "iyi ya da kötü" olarak ifade edilmesi yanlıştır, o bunların ve daha nice "insani" düşüncelerin ötesinde, aklımızın kavrayamayacağı bir boyuttadır.

İmanın 6 şartına bakalım: Allah'a inanmak. Meleklerine inanmak. Kitaplarına inanmak. Peygamberlerine inanmak. Ahirete inanmak. Kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak.

Burada LER eki ile de güçlendirilerek denen bana göre, Tanrı ve iman bir, bunu gerçekleştirme yolu çoktur, bu yolların hepsi Tanrı'dan gelir ve özünde birdir, hepsine saygı duymak, inanmak gerekir. Zaten Kuran dışındaki kitapları okuyanlarınız da ne demek istediğimi biliyor, kitaplardaki üslup farkı dışında çoğu karakter, öykü ve verilen temel mesaj aynıdır. O zaman neyi paylaşamıyoruz?

İkinci bölüm ise, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmak kısmı. Demek istediğim Tanrı'nın sadece "iyi" olmadığı, iyinin ve kötünün ötesinde, dışında olduğu bu kadar net belirtilmişken, neden hala Allah'tan korkmak? Allah insani vasıfların; yani öfkenin, cezalandırmanın üzerinde bana kalırsa. Ama bu Allah yok demek değil, aksine, Allah her yerde, insanın içinde demek.

Kendi genlerini yaymak için diğer bir aslandan olan yavruları boğan bir erkek aslan nasıl "kötü" olamazsa, yaşadığı zamanın, çevrenin, etik anlayışın çerçevesinde hareket eden insan da kötü olamaz mı o zaman? İyilik, kötülük bu denli değişen kavramlarken? Kime göre, neye göre, ya da evrensel bir etik var mı? Dini kitaplar olduğunu iddia ediyor, mesela öldürme diyor, kendine yapılmasını istemediğin davranışı yapma diyor. Ama "domuz eti yedin diye cezalandırılmak" kısmı muğlak, acaba o dönemde buzdolabı yokken, bakteriler sıcakta cirit atarken, domuz eti çabuk bozulduğu için, "yeme çünkü hasta olursun" mu demek istiyor? Düşünmek lazım.. Sadece domuz eti yediği için cehenneme gideceğine inanan insancıklar, Tanrı bu kadar basit mi sizce? Fazla "insan"laştırmıyor muyuz O'nu sizce?

Protestan Hıristiyanlar cehennemin varlığına inanmaz. Derler ki, hesaplaşma insanın kendi içindedir, etik ya da imanlı davranmıyorsan, Tanrı'nın sana kitaplarla gösterdiği yoldan gitmiyorsan, zaten senin için dünyada cehennem azabı var, ait olamama, yalnızlık, sürekli olumsuz düşünceler, koşturma, yorgunluk, hiç bir şeye yetememe hissi.. Bunlar dünyadaki cehennem değil midir?


Cehennem benim için de bu anlama geliyor. Ahirette hesap verilecek işler var, geçip geçemediğimiz sınavlar var, hayat bir sınav zaten. Seçimler var, bile bile yapılan hatalar var, bir de öğrenilen tekrarlanmayanlar var. Bunlar Kuran'da çok açık, "içten tövbe edeni Allah affeder" diyor, zaten tövbe bile edemeyecek denli battıysan çamura, dünyada cehennemi yaşıyorsun..

Ve diğer soru; peki ahiretteki cehenneme inanmadan, Tanrı'nın cezalandırıcı değil, kucaklayıcı, affedici olduğuna inanarak, yine de "doğru yolda kalmak" mümkün mü? bana göre, bu zaten ancak buna inanarak mümkün. Cehennem korkusuyla 5 vakit kılınan namazın, Allah sevgisiyle, içten edilen 1 adet duadan daha sevap olmadığını söyleyenler de bunu demek ister.. Sevgiyle bak, sevgiyi gör. Korkarak bak, korkuyu gör. Kendini neye koşullarsan, ahirette gideceğin yer orasıdır..

Bugünlük benden bu kadar. Sizlerin düşüncelerinizi de merak ediyorum.

11 yorum:

  1. Bir dönem(1970'li ve 80'li yıllar olsa gerek emin değilim) Türk sinemasında belli bir hoca tiplemesi vardı. Genelde kara-kuru, sakallı eli tesbihli dili bol cehennemli bir hoca. Ona göre herşey haram herkes günahkar ve cehennem yolcusu.Bunun yanı sıra cincilik yapmak asli vazifelerindendi, paraya karşı zaafı vardı. Bu tip sinemada çok işlendi. Ben bu durumun bize has bir şey olduğunu sanarken, halkın büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde de durum böyleymiş. Örneğin; Mısır sinemasında bizimle aynı dönemlerde aynı hoca tiplemesi yer alıyormuş filmlerde. Tabı bu filmlerden etkilenmişiz ki, çocuklar bir kabahat işlediğinde" Allah yakar!", "Allah çarpar" gibi sözlerle korkutuldu. Böyle büyüyen bir nesil tabi Allah ile korkuyu özdeşleştirdi. Bu noktada, sanırım bu düşüncenin sebeplerinden biri bu.

    Biz Allah'ı sevmeliyiz. Her ibadetimizi severek ve sevgisine ulaşmak için yapmalıyız. Yani sevdiğimiz kadar, ne kadar sevildiğimiz de önemli. "Yaratılan varlıkların en şerefllisi " diye insanı tarif eden ve ona bu payeyi veren Allah, nasıl sadece cezalandıran, yakan olarak tarif edilebilir ki?
    Tabi şunu da belirtmeli; biz Allahı seviyoruz Allah da kulunu seviyor. Ancak Allah'ın sevdiği kullarının canını yakanı da cezalandırır. Düşünsenize, biri sizin çok sevdiğiniz birşeyinize zarar veriyor yahut çok sevdiğinizi -Allah korusun- öldürüyor. Siz bu kişi için hem bu dünyada hem ahirette bir ceza dilemez misiniz? Allah diyor ki:" Kim zerre miktari bir kötülük işlerse onu görür ve kim zerre miktarı iyilik işlerse onu görür"(Zilzal suresi 8. Ayet). Bu bağlamda benim fikrim; Allah kulunu sever ve gerektiğinde de cezalandırır ve adaleti sağlar. Yani sadece sevgiyi ya da sadece cezayı, kötülüğü ön plana çıkarmak doğru değil.. Allah evet kucaklayıcıdır, affedicidir. İşlediğimiz bir günahtan ötürü içten , samimi bir tövbe bizi o günahın bedelinden kurtarabilir. Ku'an'da her surenin başında yazan besmelenin anlamı şudur: Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla.. Görüyoruz ki her zaman Allah 'ın bu yönüne vurgu yapılıyor. Ancak, herkesin kendimiz gibi iyi olduğunu düşünemeyiz. Cehennemin olmadığını ve Allah'ın hep bağışlayıcı olduğunu düşünen biri hiç çekinmeden kötülük yapabilir. Makam mevki sahibi olur yolsuzluk yapar. Eş olur karısını döver. Komşu olur komşusuna hayatı zindan eder. Ne bileyim, milletin kızına göz koyar sahip olamayınca yakar yol kenarına atar. Nasılsa cehennem yoktur ve Allah affeder. Şahsen ben bunları kabul edemeyeceğim gibi açıkçası cehennemin varlığından mutluyum. Zalimlerin yaptıklarının hesabını vereceği bir yer olması içime su serpiyor ve ben de bir şey yaparken düşünüyorum acaba Allah bundan razı olur mu, ben bu işin hesabını nasıl veririm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, çok güzel yazmışsınız Merve. Ben aslında aynen sizin gibi düşünüyordum bu cehennem ve cesazını çekmeli konusunda ama Kuran'ı bir daha okuyunca şu anlamı çıkarttım, eğer sen kendi içinde sana zarar verene bir kin güdersen, onu unutmaz, cezasını çekmeli diye ona gereğinden fazla bir değer verirsen, ne yazık ki bu aslında yine senin eksikliğin oluyor. Benim canımı çok yakan, sevdiğim birine zarar veren, ölümüne neden olan biri oldu ve bu konuyu çok düşündüm. Fakat ben içimde şu gücü buldum, o insandan nefret etmeme gücünü.. Çok zor oldu ve çok uzun mücadeleler verdim, az kalsın sağlığımı kaybediyordum, kilometrelerce yollar yürüdüm, saatlerce ağladım, saatlerce düşündüm fakat sonunda çıktığım kapı "Allah'a havale etmek" oldu. Ve düşüncem "cehennem" değildi, onun da benim yaşadığım acıyı yaşaması, beni "anlaması" ve içinden pişmanlık duyması idi.. Bunu "ay vay ne kadar iyi bir insanım görün" diye yazmıyorum, kesinlikle böbürlenmek değil amacım. Amacım insanın düşündüğü taktirde, en zor durumda bile içinde bir güç bulabilmesi (ben bunu Allah diye adlandırıyorum) ve o gücü cezaya, nefrete, intikama değil, "anlamaya", empatiye ve bundan ders çıkarmaya ynlendirebilmesi.
      Çok zor ve çok yoğun bir çaba gerektiriyor. Mesela evladını insan hatası yoluyla kaybeden bir anaya bunu söylediğinde hiç bir anlam ifade etmebilir dediğin gibi, ama benim düşünceme göre, yaşamda herşeyin bir anlamı var, bir evladın kaybı bile bir sınav, bir imtihan, çünkü herşey Allah'tan geliyor ve Allah'a dönüyor, arada olan ise bir nefes gibi kısa.
      Cehennemin olmadığı, Allah'ın hep bağışlayıcı olduğu bir evrende insan daha kolay mı kötülük yapabilir dersen, tek bir örnek vereyim. Çocuk yetiştirme örneği. Devamlı ceza olasılığı ile korkutulan, devamlı denetlenen çocuklar ile, ne yaparsa yapsın ceza verilmeyen fakat etik değerler öğretilen ve yaşına uygun empati bilgisi verilen iki grup çocuk karşılaştırıldığında, ikinci gruptaki çocukların "kötülük yapma fırsatı" verildiğinde birinci gruptakilere oranla çok daha az kötülük yaptığı gözlemlenmiş, bu deneylerin çok farklı türevleri var ve direkt insan davranışı olduğu için, ben de bunu yetişkin davranışına uyarlayabileceğimizi düşünüyorum :)

      Sil
  2. yine adımı yazmadım sanırım. yorum bana ait. Merve

    YanıtlaSil
  3. Korku elbette toplumu yonetmenin en kolay yontemlerinden birincisi. Bu yontemi, Abd'de de uyguluyorlar. Zira cok farkli gecmislere sahip kisilerden olusan bir 'sonradan olusma ulus'u bir arada tutmanin yolu bu. Abd politik tarihinde bunu en guzel Red Scare ile aciklayabiliriz. Sonrasinda yakin zamanda bizim de sahit oldugumuz 'musluman terorist' korkusu ve en yeni 'zombi saldirisi'.
    Kiyamet ve siyah baskan, tufan vs o konular islendi. Medya bizi de nasil isliyor ince bakinca gorursunuz. Bir de yine buyuye yonlendirme var. Konuyu dagitmayayim.
    Korku toplumu yonetmenin en kolay yontemlerindne belki birincisi. Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi de korku uzerine insa edilmistir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zombi saldırısı muhteşem evet..!

      Sil
  4. Allah carpar, Allah baba kizar vs ile buyuduk. Ayrica bize erdemli olmanin faydalari yerine domuz eti yersek cehenneme gidecegimiz korkuyla ogretildi. Korktugumuz icin Allah'i sorgulamadik. Sorgulayamadik. Cunku bunlar gunahti.
    Simdi, Allah'i, Yaradan'i dusununce aslinda her seyin temelinde sevgi oldugunu gorebiliyorum. Kul, sevgi ile isteyince her sey oluyor. Hayirli olmayan bile :))
    Bununla ilgili bir suru kanitim var kendime. Belki bir ara anlatirim.
    Su an fark ettigim buir sey var. Yasadigim hayat cogunlukla kucukken benim talep ettigim hayat. Gunluk akis da tamamen benim mevcut halim ile yonlendirdigim durumlar. Kaderim elimde. Neyi nasil istersem gerceklesiyor.
    Bir an gelip, emin olamazsam, korkarsam orada sorun yasiyorum.
    Bu yine Yaradan ile iletisim kurmam ile cozuluyor.
    Ek bir sorun da, bu tur durumlarin 'analitik', 'muhendis' kafali insanlar tarafindan asagilanmasi.
    Bir arkadasim, muh olmasi ile ovunurken, ki doktorayi da tamamladi, korkunc mutsuz bir hayati var. Kanitlarima ragmen degismiyor. Baktim, beni de tuketiyor, hayatimda sorun istemiyorum. Kendi sorunlarim yetiyor, baska negatif insan. Istemiyorum neticede. Kizi biraktim kendi analitik ve mutsuz yasamina.
    Neticede, yine uzattim. Yaradan sevgi ile iletisim kurdugun zaman, sana 10 kat donuyor. Korku yok, suclama yok, ceza yok. Kotu bir sey istersen, onun da cezasini bu hayatta cekiyorsun.
    E peki bu durumda otehayatta cennet odulu ve cehennem cezasi nedir diye sorsalar, onlar kumulatif derim.
    Divrigi Ulu Camii'nin yanindaki sifahanede bir terazi ve kalpler vardir. Kumulatif olarak iyi bir insan olabildiysek odulumuz var; cennet. Ancak yaptigin kotuluklerin de cezasini cehennemde cekip, cennete geciyorsun. Dogrudsn cennete sanirim bir tek peygamberler gidebiliyor.
    Bu da bana mantikli geliyor. Ayrica edilen beddualarin sadece kisilerin kendisini degil, kendilerinden sinra gelenleri de etkiledigini, tum bu belalar ile de mevcut dunyayi yasadigimiza da inaniyorum.
    Birbirimizi tenkit etmeyi toptan biraktigimizda bu cig gibi buyuyen, kar topu eriyecek.
    Bir de bu yasamdaki en buyuk cehennem yargiladigin kisinin durumuna dusmek. Bununla ilgili bir hadis var. Buna da inaniyorum.
    Simdii, ozetle bu ay tum bunlati gozden gecirmenin, ice bakmanin vaktidir. Ben her gece dusunuyorum. Ama bunu dunya nimetlerimden uzak, nefsini kontrol ederek yapmak farkli olsa gerek. Oruc tutamiyorum. Kendimi belirli surelerle sekerden, tukettigim seylerden uzak tutarak nefsime soz gecirip, geciremedigimi kontrol ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok dolu yazmışsın hangi birine cevap vereyim bilemedim, çok sağol gerçekten (konuşmaya bu sıra çok ihtiyacım var, kalabalıklar arasında yalnızlık çekiyorum yine).
      1. Hayırlı olmayan veya olanı sadece tek pencereden görmemek lazım. Bazen hiç bir olumlu ışığı olmayan olay bile 10-20 sene sonra birden "ya iyi ki o gün onu yaşamışım" diye dönebiliyor sana..
      2. Bence mutluluk aslında talep ettiğin hayatı yaşamak ama bir sonlanma hissi olmamalı, hep hedef koymak lazım, ileri dönük olmak lazım. Şimdi küçükken kurduğun hayata eriştiysen, belki bugün kurduğun hayata da 15 sene sonra erişeceksin, anlamlar çok değişiyor. Hayat kısa diyoruz ama aslında bu anlamda çok da uzun.
      3. Peygamberler bile kendilerine uygun şekilde sınanıyor, Hz. İsa'nın son cümlesi "baba, beni neden terk ettin?" üzerinde düşündün mü hiç?
      4. Olumsuz insanı değiştirebiliyorsan dene ama o seni aşağı çekmeye başladığında kaç derim, klinik psikologlar bile böyle davranır "kusura bakmayın sizinle çalışmamızı sonlandırmak zorundayım", bu kadar. (Bak şimdi bu nedenle %100 iyileştirici diye övünenler de yok değil hahaha)
      5. Beddua zaten kul hakkı, Kuran!da da der "bana tövbe ettiklerinizi bağışlarım ama kul hakkına birşey yapamam" diye ;)
      6. Yargıladığın ne varsa o duruma mutlaka düşüyorsun zaten, "büyük lokma ye, büyük konuşma" derler bu nedenle :D Büyük lokma da yememek lazım galiba, yanlış bildiğim atasözlerinden olmasın şimdi bu...?!
      7. Oruç zaten ağızla mideyle tutulmaz ki, önemli olan nefsinin kötü davranışlarından kurtulmak, oruç bunun bir yolu, hani bazen insanın midesi boşken bir aydınlanma geliyor (şeker düşünce herşey birden berraklaşıyor bende hahahaha)

      Sil
  5. Bahsetiğiniz deneyiminiz oldukça zor bir durum ki Allah da size üstesinden gelebilecek gücü vermiş. Burada dikkatimi çeken bir şey oldu. Allah'a havale ederken ne tür bir beklenti içerisindeydiniz. Bu kişiye kin beslemekle,onun hakkında kötü düşüncelerle zihninizi doldurarak kendinize zarar verdiğinizi düşündüğünüz için en uygun cezayı Allah' ın vermesini mi istediniz?Çünki, affetmiş olsaydınız Allah'a havale etmezdiniz bu hesabı kapatırdınız diye düşündüm.
    Bu kişi için cehennem veya başka türlü bir azap dilememek büyük bir yüce gönüllülük. Kişi isterse karşısındakini affedebilir ona hakkını helal de edebilir bu onun tasarrufundadır. Yalnız toplumsal bazda işin rengi biraz değişiyor. Çünki herkes böyle bir iç hesaplaşmanın içine girmek istemeyebilir. Beslediği öfkenin, kendi sırtına yüklediği kambura rağmen( aynen dediğiniz gibi kin ve olumsuz düşünce yine insanın kendisine zarar veriyor) hakkını hem bu dünyada hem öte tarafta almak isteyebilir. Düşünüyorum da; şu an kurulu bir düzenim çok şükür ki mutlu bir ailem var. Birileri benim ülkemi yakıp yıksa, beni mülteci olmak zorunda bıraksa, her anım "acaba yarın ne olacak"lar ile geçse ve hakkımı arayamasam, çaresiz kalsam bunların hesabının sorulacağını, bu dünyada olamasa bile ahirette hakkımı alacağımı düşünmek yüreğime biraz olsun su serper. Kaç kişi kendisini sorguya çekerek yanlışından vazgeçer en önemlisi yanlışını görebilir. Adil bir sosyal düzen adına caydırıcı olması hem de mağdurların tatmin olması açısından hem bu dünyada hem öte tarafta ceza gerekli diye düşünüyorum. Bedeli her ne olursa olsun. Tabi bu benim acizane kanaatim..
    Çocuk yetiştirme konusunda verdiğiniz örneğe katılıyorum. Çocuklara ahlaki ve vicdani değerler verilmeli. Çocuk cezadan korktuğu için değil vicdanı el vermediği için yanlış davranıştan kaçınmalı. Ben lisede öğretmenim. Bu yıl birşey denemek istedim. Öğrencilere ödev verdiğimde mutlaka kontrol etmeye çalışıyordum. Ancak ödevlerini mutlaka evde yapmalarını kesinlikle okulda yapmamalarını istiyordum. Okulda yapılan ödev ya baştan savma oluyor ya da kafa yormak yerine arkadaşlarının defterinden olduğu gibi geçiriyorlar. Ödev kontrolünden önce de her defasında evde yapılmayan ödevleri kabul etmeyeceğimi, bu konuda dürüst olmaları gerektiğini, onlar ne derse inanacağımı ama yalan söylemeleri halinde beni kandırabileceklerini ama Allah'ı kandıramayacaklarını söyledim. Tercihi kendilerine bıraktım. Evde ödev yapmayanlar dürüstçe söyledi, ben de pekiştireç olsun dürüstlüklerinden ötürü sınıfta arkadaşlarının önünde takdir ettim öğrencileri. bunun olumlu geri dönüşleri oldu. Sınav sonuçlarını okuduktan sonra genelde kağıtlarını onlara dağıtıyorum hatalarını görmeleri açısından. Puanlarını yanlışlıkla fazla yazdığım öğrenciler kağıtlarını getirip yanlışı düzelttirdiler. Onlar bana beni uyarmasa benim haberim olmaz bundan. Diyeceğim o ki, aynen dediğiniz gibi bir davranış çocuğa korkuyla kazandırılamaz. Otokontrol mekanızması oluşturulmalı önce. Umarım bu deneyleri yetişkin davranışlarına uyarlayabilir de şu dünyadaki ( ve bilhassa ülkemizdeki) bozuk düzenin belini bir nebze doğrultabiliriz:))) merve

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Merve,
      Sen diyebilirsiniz. Ben de teşekkür ederim, ne güzel böyle uzun uzun konuşabilmek, tartışabilmek, hele ki farklı fikirler olunca bence tadından yenmiyor, beni düşündürerek geliştiriyorsunuz.
      Allah'a havale ettiğimde, tuhaftır aklımdan "ceza vericiliği" geçmedi, öğreticiliği geçti. Yani dedim ki bu adam benim canımı çok yaktı, sevdiğimden beni ayırdı. Sevdiğimden elbette bir şekilde ayrılacaktım ama bu şekilde olmasını istemezdim. Fakat olan oldu ve geriye döndürme şansım yok, değiştirme şansım yok, dolayısıyla kabul edebilmek için bana güç ver Tanrım dedim. Ve dedim ki, sen o adamla ne yapacağını benden iyi bilirsin çünkü sen benim içimi bildiğin gibi o adamın da içini bilirsin, benim göremediklerimi, olayların asıl nedenlerini ve belki benim göremeyeceğim bir zaman algısındaki sonuçlarını bilirsin. Buna göre ben artık bu adamı düşünmek istemiyorum, bana çok ağır geliyor bunu düşünmek. O nedenle ben bu adamı sana havale ediyorum ve bundan sonra sevdiğimi de ölümüyle değil, yaşamıyla anmak, hatırlamak istiyorum. Dedim. Bu anlamda sanırım sorduğunuz sorunun cevabı, evet kin tutmadan, ceza düşünmeden Allah'a havale edebildiğimi düşünüyorum. Affettim mi bilmiyorum ama düşününce şu an içimde kin ve nefret yok. Sanki o adam yokmuş, hiç olmamış gibi. Belki tabii buna "kabullenememek, bilinçaltına gömmek" diyebilirsiniz ama sanırım benim için doğrusu "kabullenmek". Ben kabullenebildiğimi düşünüyor.
      Toplumsal bazda herkesin bu şekilde davranmayacağını biliyorum, özellikle tepkisel toplumlarda, özdenetimin az olduğu ve yargı mekanizmasına güvenin olmadığı toplumlarda bu zor.. Ama kanuni yollar bu nedenle var, o sistemin kokuşmuşluğunu tabii gözardı etmek mümkün değil ama en azından teoride var yani..
      Dediğiniz doğru, herkes kendi çapında emek verse o bile yeter aslında. Sizin gibi öğretmenler olduğunu bilmek ne güzel, başarılar dilerim (iyi tatiller tabii)

      Sil
  6. Dort kisilik bir aileyiz ve herkes kendi icinde kendine gore yasar dinini.babam hacidir ve her yil ramazan ayini umrede gecirir.ama o kadar sevkatli,o kadar guzel kimseye dokunmadan yasar ki bu sevgiyi anlatamam.oku okur surekli okur koru korune degil yani.zorlama dayatma "sen de namaz kilacaksin,sen dr oruc tutacaksinlar" olmadi hic bir zaman evimizde.aksine ogle namazini kildiktan sonra kizlarini plaja birakan ve iyi yuzuculer olduklariyla ovunen bir babam var benim.Allah ve peygamber hep seviliyor bizim evimizde guzel sozlerle bahsediliyor.bir hadis bir ayet uzerine yeri geliyor hem fikir olunuyor yeri geliyor tartisiliyor.bu durumu seviyorum.
    Ramazana gelince,arınma ayi bence.yani seninde dedigin gibi yavaslamak,sadelesmek,kinden,nefeetten uzaklasmak.dusunmak okumak belki kendine ve zihnine daha cok vakit ayirmak.korkmadan sevmek O'nu ve ne kadar sevildiğini hatirlamak,daha cok şükretmek belki,herkes gitse de yalniz olmadiğini bilmek.yazilari merakla ve heycanla takipteyim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu babana Tuba, böyle yazdığını gurur duyduğunu görse eminim çok sevinirdi :)

      Sil