20 Haziran 2015 Cumartesi

Ramazan ayının düşündürdükleri - 1

Yine bir Ramazan ayı geldi. İslam alemi için özel bir ay. Kitabi ve inançlı müslümanların oruç ve ibadet ile geçirdiği, düşünen ve inançlı müslümanların bunlara ek olarak evrendeki yerimizi, yaşamımızın anlamını, Tanrı'ya nasıl ulaşabileceğimizi düşünerek, sadece "yemeğe ket vurarak" nefsimizi köreltmeyi değil, aslında diğer bağımlılıklarımıza, kötü ve değiştirmek istediğimiz huylarımıza da ket vurarak, daha "sade ve yalın", daha "öz" olarak Tanrı'yı bulmaya çalışarak geçirdikleri bir ay. Ben ise kendimi inançlı ama kalıpsal anlamda müslüman görmediğim için, daha farklı bir yoldayım.

Haddim olmadan, aslında ben kendimi gerçek anlamda müslüman görüyorum, bu nedenle de kendime "müslüman" derken biraz temkinliyim. Kuran'ı 2 defa, eski ve yeni ahitleri 1'er defa okudum ve aldığım felsefe ve etik eğitimiyle sentezledim. Bunu 30'lu yaşlarımda yapmak belki yaşça büyük okurlarımı bıyık altından güldürüyor, çok iddialı geliyor olabilir ve yaşam değişirken, yaşamımda fikirlerimin değişmeden sabit kalması imkansız olduğu için, ben de bundan 30 sene sonra neye inanacağım ve ne düşüneceğimi bilemiyorum. Ama yaşamımın bu döneminde, kendi içimde ve kendimle dünya ve evren içinde bir paralellik yakaladığımı hissediyorum. Bu nedenle belki de kendime müslüman demeden, kendimi müslüman görüyorum.

Ramazan ayı, sadece yememek içmemek değil, düşünmek bence.. Kendi içine bakmak, hani her yılbaşı çoğumuzun yaptığı gibi, geçen bir yılda kat ettiğimiz ya da durduğumuz ya da belki gerisin geriye yürüdüğümüz yolu düşünmek demek. Ramazan ayı boyunca yaşamdaki yerimizi, hedeflerimizi, anlamımızı düşünmek, kişisel etiğimiz ile evrensel etiği karşılaştırmak ve davranışlarımız ve düşüncelerimizde sentezlemek, bence 30 gün boyunca yemeyi içmeyi kesmekten daha anlamlı. Ben "nefsimi" bu şekilde "eğitmeyi" seçiyorum.

Bu Ramazan boyunca düşünce egzersizlerimde şu konular yer alacak:

Kişisel gelişimim bazında:
- Yaşamda yavaşlayabilmek, sadeleşmek ne demek, buna nasıl ulaşabilirim, bu bana ne kazandıracak?
- Kendim gibi düşünmeyen insanların görüşlerini dinlerken sakin kalmayı, onları gönül gözü ile dinleyebilmeyi nasıl başarabilirim?
- Bana düşünceleri ile etki etmek, beni yönlendirmek isteyen insanlara, kendi yolumda yürümek istediğimi doğru şekilde nasıl anlatabilir, onları yaşam yolumda sadece bir manzara, bir renk olarak görebilmeyi nasıl başarabilirim?
- Kendi görüşlerimi insanlara aktarırken, öğretici olmadan fakat etki bırakıcı, düşündürücü olmayı nasıl başarabilirim?

Felsefi / etik / düşünsel egzersizler bazında:
- Korku ile edinilen inanca karşılık sevgi ile ulaşılan inanç, Tanrı'dan korkmadan, O'nu sevmek ne demek?
- Cehennem benim için ne anlama geliyor, kitabi anlamda bir cehennemin olmadığına dair inancımı, genel etik davranış örüntümle nasıl bağdaştırabilirim?
- İnanç kişinin özeli midir, yoksa kişiler arası, sosyo-psikolojik bir belirleyici, ayrıştırıcı mıdır?

Bu Ramazan ayı boyunca bu konularda yazacağım. Sizlerin de ilgisi varsa, yorumlar ya da özelden düşüncelerinizi duymak, tartışmak çok isterim. Hayırlı Ramazan'lar..

13 yorum:

  1. İngilizce'de "spiritual" diye bir kavram var dini aidiyeti tarif ederken. Türkçe'ye acilen kazandırılması gerektiğini düşünüyorum. "Maneviyatlı" diyesim var ama yapay sonradan eklenmiş gibi duruyor.

    Şimdiye kadar gördüğüm en güzel Ramazan yaklaşımı.

    Kuran ve ahitleri okumadım ben Ceren...

    Cehennem ve cennet hakkındaki düşüncelerim ise çok net. Cehennem: çok büyük bir acı yaşayıp hiç bir umudunun olmaması. Ama şöyle: ölsen de bu acın bitmeyecek diye hissetmek. Ateşlerde sonsuza kadar yanmak olarak tarif edilmesi bana bu yüzden çok anlamlı gelir. Çünkü ateş acıların en keskinidir.

    Cennet ise ölümden sonra acıların dinmesi. En azından şu anda böyle düşünüyorum. Umut etmek de ( ya da dua) kurtulacağına duyduğun inanç. İnancın özü gibi gelir bana. Onu kaybettiğinde o zaman cehennemdesin zaten. İnanmamanın cezası değil. Doğal sonucu.

    Sorgulanmaması gereken tek inanç da bence başkasının inancıdır.

    Bu yüzden en büyük günah da dini siyasete alet edip, onun gücünden siyasi, ekonomik çıkar sağlamaya çalışmaktır.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnanç öznel mi toplumsal mı? sorusunda bunu da ele alacağım çünkü teoride herkesin inancı içinde ve dediğin gibi sorgulanmamalı ama pratikte toplumları ayıran, insan gruplarını birbirine düşman eden yine bu "inanç" mevzuu..

      Sil
  2. Dort gozumle okuyacagim.
    Ice donme kismina da tamamen katiliyorum. Kendimizi sorgulamak ve Yaradan'i sevmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaradan'ı da sorgulamak ama, körü körüne inanç, gerçekten inanç mıdır? Onu da merak ediyorum bak, düşünce listesine eklemeli..

      Sil
  3. pek sevgili ceren:))

    efenim pek derin mevzular bunlar.
    ve ben hayatımda şunu öğrendim bu tür tartışmalarda ye da beyin fırtınalarında insanlar pek bilşi kazanmıyor.
    kendi inançlarına bir şekilde tammen bağlılar ve dışa açık tartışmaya açık değiller.

    boşver bıyık altında güldsinler sana gülenler bana da gülüyolar...
    kuranı eski ve ahiti defalarca okudum hala da okurum elimin altındadır...
    hatta eski ahiti bi ara kral ve ritspayla beraber okumuştum çok egzantirik olmuştu...
    hatta blok adım bile ritspadan gelir.

    katılırım zaman zaman seve seve...

    din tarihin her döneminde aslında bir yönetim biçimi oldu...
    güç.
    iktidar.
    şimdiki bademlerde o yolda şaşılacak bişey yok.
    çünki dini öne sürersen kolay yönetirsin kolay yönlendirirsin kolay kandırırsın bu kadar basit.
    bundan sonra da hep var olacak.
    sadece islam alemi için demiyorum bunu.

    korkutarak evet tabiki korkutarak...
    ben 5 yaşındaydım dallama bi imam bize bağırsaklarımıza teller takılacağını kuzu gibi ateşte çevrileceğimizi felan anlatıyodu cehennemi anlatırken yahu ahahaha
    kuzu çevirmeye meraklıymış demek ki hayvan herif.

    efenim neise konu ve anılar bitmez.

    yine de nacizane fikirlerimle katılırım eşlik ederim konuya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En korktuğum insan tipi hiç okumadan, düşünmeden körü körüne inanandır, sadece dini konularda değil aslında her konuda :) Allah bize beyin vermiş, bir de kullanabilseydik..
      Dinin politik tarafı zaten ayrı bir hikaye, hiç inanmadığım bir hikaye ama din denince akla politik tutumlar, gruplar, devletler geliyor, ne kadar tezat.
      5 yaşında çocuğun imamla işi ne :)))

      Sil
  4. Bu konuda içimden gelenleri, düşüncelerimi uzun uzun yazmak/ve hatta karşılıklı muhabbet etmek çok isterdim. Ama hem "yenidoğan ünitesinde yeğenimin başındayım, hem de "etki etmeye çalışan" zümresine dahil olma korkusundan büyük merakla takipte kalacağım. Fakat bilmelisin ki kimilerine katılmasam da saygıyla/merakla/tetkikle/öğrenerek/reddederek..... okuyorum. Sevgilerimi yolluyorum. ;))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oooo Allahmutlu etsin, hoşgelmiş minik aramıza. O ünite insanın en çok tanrıyı düşündüğü yerlerden biri değil mi? :)
      Seni bu nedenle çok seviyorum Yüzyıllık Konak, çok tezat düşünsek de, hep saygılı, hep makur şekilde yaklaşıyorsun tüm konulara. Herkes senin gibi olabilse, herkes önce dinlese, sonra kendi fikrini söylese ve karşıdaki tarafından açık yüreklilikle dinlense.. Bizde daha cümlenin başını okuyan sonuna gelmeden büyük bir sinirle saldırıya geçtiği için, sohbet muhabbet düşünsel ve sözel anlamda dahi bir adım öteye geçemiyor (absalomun dediği gibi)

      Sil
    2. Teşekkür ederim Cerenciğim, evet gerçekten burası Allah'ın yaratma kudretine defalarca hayran olunan bir yer ;) Öyle minik, öyle sevgililer ki heran hayranlık, sevgi, duygu taşması yaşıyor insan. Diğer konu ise; teşekkür ederim, sevgi karşılıklı. ;))

      Sil
  5. Bence körükörüne inanç olmaz. Teslimiyet ( İslam için söylüyorum bunu ) ve tefekkür inancın temelidir. Allah' a kayıtsız teslim olurken, aklımızı da kullanmak, düşünmek, sebep-sonuç ilişkisini irdelemek,Taklid ederek değil bilerek anlayarak inanmak ve (eğer yerine getiriyorsak) ibadet etmek gerekiyor. Bence sadece akılla ya da tamamen aklı devre dışı bırakarak inanç meselesi yürümez. İkisi dengeli bir şekilde gitmeli.. Bu gün bir ortamda tam da bu konuyu konuşmuştuk. Tam üzerine denk geldi.. Herkesin fikir ürettiği ancak pek de içinden çıkamadığı bir iş bu sanki. Bu arada bahsettiğiniz yazı dizisini merak ettim ve takip edeceğim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk cümlenizle ikincisi tezat içinde gibi geldi bana, sonraki cümlenizi okuyunca "kendi rızasıyla teslimiyet"den bahsettiğinizi anladım, teslimiyet çok farklı anlaşılabiliyor gerçekten de.
      Aslında en çok da böyle herkesin farklı fikirlere sahip olduğu içinden çıkılamaz konuları tartışmak insanı bir üst noktaya götürüyor değil mi :)
      Bu arada keşke bir isim yazsaymışsınız, hitab ederken önemli oluyor..

      Sil
  6. Tartışmalar bir üst noktaya götürüyor. Ancak ne yazık ki çoğu zaman yerinde saydırıyor. İnsanların kendi değerler sisteminde geliştirdikleri fikirleri inanç boyutuna ulaştığında fikir alışverişi olamıyor. Bilirsiniz milletçe fanatiğizdir. Takımımız, partimiz, fikrimiz kutsaldır laf söyletmeyiz:)) Hal böyleyken her zaman bilişsel level atlanmıyor. Ama olsun, güzel bir faaliyet bu. Adım Merve. Adımı yazmadığımı farketmemişim, aferdersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Merve :)
      Tartışmaların belli kurallar ve saygı içinde yapıldığında kesinlikle yerinde saydırmadığını düşünüyorum ama fanatiklik ve laf söyletmeme konusunda çok haklısın. Benim eşim Alman ve Almanlar bira kadar ekmek konusunda da aşmış haldeler, belki biliyorsundur. Dün ekmekle ilgili bir belgesel izlerken eşim dedi ki "Türkiye'de neden hep aynı beyaz ekmek var, oysa insanlar çok ekmek yiyorlar, farklı farklı ekmekler neden yok? Aslında biri bi Alman ekmek fırını açsa acaip para yapar" diyince ben dedim "İstanbul'da benim çalıştığım yere (Amerikan Hastanesi) çok yakın bir Alman fırını vardı (7 sene öncesi) ve aynen dediğin gibi ekmekler yapıyordu. Nişantaşının ortasında battı fırın. Çünkü bizde ekmek "kutsal", belli bir formu var, tuzunun bile azaltılması sorun olur, kesinlikle değiştirilmez, günah olur resmen.." Şimdi bak aklıma bu geldi sen böyle yazınca..

      Sil