13 Haziran 2015 Cumartesi

Genç kalabilmek

Bu sabah 06.10'da evden çıktım, şu yandaki sokaklardan geçerek spor salonuna yürüyorum. Geceden yağmur yağmış; yaseminler, güller buram buram kokuyor. Sokaklar sakin, yağışı bol alan yeşili bol bir yol kıyısında, kaldırımda yürüyen bir ben varım. Bir de kuşlar, sincaplar, erkenden kalkan köpek sahipleri, koşanlar, tek tük bisikletli. Sabahın erken saatlerini hep çok severim ama hele de Haziran başı ise..

Yoğun bir huzur duygusu içinde yürüyorum. İki haftalık yoğun ve yıpratıcı bir hastalık sürecinden yeni çıktığımız için sağlığıma, yakınlarımın sağlığına şükrederek.. Elim ayağım tutuyor, acı veya ağrı çekmeden hareket edebiliyorum, zihnim berrak, duygularımı hissederek yaşayabiliyor, kendimi ifade edebiliyorum. Yalnız değilim, muhtaç değilim.

Sporumu yapıyor, evdekilere kahvaltı için fırından ekmek alıyor, aslında yürüyerek geri dönebilecek kadar enerjik hissetsem de, otobüsle dönersem evdekilere daha çabuk kavuşacağımı düşünerek ve bu düşünceme kendi kendime gülümseyerek durakta bekliyorum. Saat 07.45ve benim gibi bir çok insan var güne erken başlamış.

Durakta iki kız çocuğu var. Bana göre çocuk, kendilerine göre yetişkin sayılacak 14-15 yaşlarındalar. Birinin elinde hayli büyük bir karton bardakta kahve, diğerinde esmer ekmek içinde kaşar peynir. İkisinin de sırtlarında kocacan hokey çantaları asılı. Popolarının hemen altında biten minicik, şort-etekleri, askılı formaları, dizlikleri ve spor pabuçları var. Birinin güneş kadar kızıl, diğerinin beyaza yakın sarı saçları tepeden at kuyruğu yapılmış. Birinin gözlerinde belli belirsiz göz kalemi, diğerinde daha yoğun kirpik maskarası. Elleri kolları kulakları boyunları kolyelerle küpelerle süslenmiş, tırnakları manikürlü ama ojesiz. Sütun gibi bacaklar, pürüzsüz cilt, selvi gibi boy.. Hem gülüşüyorlar, hem otobüsü bekliyorlar.

Tertemiz, pırıl pırıllar. Üstlerinden sağlık, gençlik akıyor. Gözlerimi bu iki kızdan alamıyorum. Hayranlıkla bakıyorum onlara; saçlarına, ciltlerine, gülüşlerine..

Bakan tek ben değilim. Duraktaki bütün kadın ve erkekler, onlara bakıyoruz. Birden irkiliyorum. Onlara değil, onlara bakanlara baktığımda.. Benim yaşlarımda, orta yaşta erkekler o minicik eteklerin bittiği noktaya bakıyor, sapsarı saçlara, rimelli gözlere bakıyor gibi geliyor bana. Öyle bir bakıyorlar ki, benim onlara baktığımı fark etmiyorlar. Kızlar onları fark etmiyor, kendi dünyaları içindeler, kendi kendilerine konuşuyor, mırıl mırıl gülüşüyorlar. Sonra duraktaki kadınlara kayıyor gözlerim. Onlar daha fena bakıyorlar kızlara. Aynı noktalara bakıyorlar ama erkekler gibi imrenerek, heyecanlanarak değil sanki daha çok kıskanarak, tiksinerek bakıyorlar. Bana mı öyle geliyor? "Rimeline bak, sözüm ona spora gidiyor", "bu etekle nasıl koşacak atlayacak, göstermelik sırf", "almış bu yaşta bir de kahve" sözleri geliyor kulaklarıma. Ben de gördüm bu ayrıntıları aslında ama bana gençliğin naifliği, umudu, neşesi gibi geldi desem..?

Genç kızlardan korkuyor bazı kadın arkadaşlarım. "Sahip oldukları" erkekler için tuzak olduklarını düşünüyor. Kendinden daha genç, daha güzel bir kızın var olması fikri rahatsız ediyor bazı kadınları. Ve bazı erkeklere 14 yaşındaki çocuk, kadın gibi gözüküyor, onun canlılığı, naif el değmemişliği.. Şimdi diyeceksiniz ki 14 yaşında neler yaşayan, benden daha kadın gibi kız çocukları var ve bunlar erkekleri ayartma uzmanı, naif nerde, seni suya götürür susuz getirir bunlar.. Olabilir. Özellikle çocukluktan itibaren yetişkin gibi giydirilen, davranılan, yetişkin olgunluğu beklenen, yetişkin çevrelerinde çok zaman geçiren çocuklar böyle erken büyüyorlar, doğrudur. Ama bu da yine biz yetişkinlerin suçu / beklentisi değil mi? Sonra kız çocukları ve hatta erkek çocukları tecavüze uğrayınca, bağımlılık ya da suça yönelme yaşayınca, çocuğu suçlu gören, sorumlu gören, meyilli gören yine biz..

14-15 yaşındaki kız çocuklarının süsü, püsü, tavırları beni korkutmuyor. Çünkü ne giyinirse giyinsin, nasıl davranırsa davransın, karşımda bir tehdit değil, çocuk görüyorum. İlgi isteyen, neşeli, taklitçi, genç bir beden, bir ruh.. Sadece gençliğe özeniyor olabilirim biraz, ama o bile fazla değil çünkü ben de kendimi genç hissediyorum. Belki o kadar da genç değil ama yine de, hala genç..

Belki küçük kızlarla birlikte olan erkekler sapık değil, sadece genç kalabilmek için genç bir bedenin yanında olmaya ihtiyaç duyuyorlar.. Ya da genç kızları tehdit olarak gören kadınlar yine aynı şekilde aslında kayıp giden zamanı arıyor, arzuluyorlar. Oysa genç kalabilmek, sadece gençlerle bir arada olmakla, görüntüde genç kalabilmekle değil, tamamen akılla, bakışla alakalı.

Ergenleri seviyorum, onlardan korkmuyorum, onların büyüme çabalarına gülmüyorum, hobileri, alışkanlıkları, ilgileri ile dalga geçmiyorum, "tuhaf huylar"ına, "saçlarına başlarına kıyafetlerine" takılmıyorum, hatta kendine ve çevresine zarar vermedikçe çizgi dışı "asi gençlik" çok hoşuma gidiyor, çok abartı birşey gördüğümde "aaa hiç olmamış küçücük kızda" demek yerine "acaba neden kendini kadın gibi göstermeye ya da görmeye ihtiyacı var" diye düşünüyorum, bazen de itiraf edeyim yeni trendleri görüp öğreniyorum, dünyanın rengarenk değişimi hoşuma gidiyor, herşeyin "bizim zamanımızdaki gibi kalmaması"na takılmamaya çalışıyorum. Belki de bu nedenle kendimi "genç" hissediyorum.. Kimbilir..

7 yorum:

  1. Kanunen 18 yaşını bitirmemiş her birey "çocuk" sayılır. Hukuken ise bu yetmemekte, bunun yanı sıra "algılayabilme yeteneği" aranmaktadır. Suçun etken öznesi haline gelen çocuk suçlu değil, "suç mağduru (suça sürüklenen)" çocuktur. Oysa zihniyetler bunların hiçbirini kabul etmiyor.. yemek yeme, erken uyuma, evlenme vs. hayatta kendi ayakları üzerinde durabilme konusunda bir türlü büyümeyen çocuklar(!) bu konularda acaba neden büyümüş gözüküyorlar gözümüze? Diyarbakır dı sanırım 42 yaşında bir adam 14 yaşındaki 3 kızı kendi evine götürüp porno izletiyor ve cinsel istismarda bulunuyor ve savcı mütalaasında kızların "rıza" larının olduğunu söylüyor. 13 yaşında bir kız 3-5 kişinin saldırısına uğruyor ve hakim "karşı koyabilirdi" diyor.. nasıl ya demiyor kimse, bahsettiğin gibi konuşuyorlar. ergenlik çok masum ama çok da tehlikeli bir dönem ama burada çocuklar etken değil, edilgenler.. eğer bir suçlu arıyorsak suçlu biziz, onlar değil.. hadi onlar genç, ergen, kanları kaynıyor. peki ya o şerefsiz sapık erkekler?? hepimiz geçiyoruz o dönemlerden ama unutuyoruz yaşadıklarımızı.. bir grup ergen konuşup gülüşünce başlıyor "cık cık"lar. e biz hiç mi yapmadık o dönemlerimizde, azıyla fazlasıyla?
    zaten bir kere bir ülkede "kadın" ve "kız" diye farklı iki kavram varsa ve aradaki fark korkunç bir ayrımsa orda bir zihniyet problemi var demektir..
    en idealize edilmiş toplumlarda bile halledilemiyor bu problemler.. kadınların olayına hiç girmeyim, kadının kadına ettiği kötülüğü kimse etmez hakkaten :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşadıklarımızı unutuyoruz demişsin. Birden bir sahneyi hatırladım aslında hiç unutamadım, unutamayacağım da..
      15 yaşındaydım, yazlıkta benim yaşlarımda en büyüğümüz belki 18-19 yaşında çocuklardık, her gün yaptığımız gibi deniz kenarına inmiştik. Bir adam 8-9 yaşlarında bir kız çocuğunu kucağına almış seviyordu ama öyle sevmek değil, baya baya dokunuyordu kıza, özel yerlerine. Bi biz vardık bi onlar ve biz bunu gördüğümüz halde o adama ses çıkarmamıştık. Neden yapamamıştık diye çok düşündüm, şimdi olsa vallahi adama tek başıma bile girişirim, neden korktum neden çekindim, o minicik kızın yüzü gözleri hiç aklımdan çıkmıyor ve hiç affedemiyorum kendimi. Tamam ben de çocuktum, yetişkin birinden korktuk diyelim ama yanımda benden 3-4 yaş büyük erkek çocuklar da vardı, hiçbirimiz bişey yapmadık demedik :( kendimi affedemiyorum. Umarım o kızcağızın yaşadıkları o gün o kadarla kalmıştır ama sanki kızı tanıyan biri gibiydi hatta dilim varmıyor ama babası falan gibiydi yaaa ve kimse de yoktu kızın yakınında :(( Bu beni çok üzen bir anı ve korkaklığımdan çok utandığım bir anı..

      Sil
  2. Gençlerin özgün davranış ve düşünceleri, beni de cezbeder. Onların penceresinden hayatın nasıl göründüğünü merak ederim. Güzeldir yaa katılıyorum sana. Yorumdaki mevzuya gelince; bence sen o zaman, o an olayı anlamadın, konduramadın, kavrayamadın. Böyle bişey yoktu, ya da yaygın/bilinir değildi. Sen belki de sonradan anladın/kavradın bence. Nefret olsun, her türlü sömürüye, tacize. Cehennem işte bunlar için iyi ki var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Yüzyıllık Konak tam emin değilim, sanırım anladı ama cesaretsizlik vardı yaşımdan dolayı, çok pişmanım tabii ama yıllar geçti üstünden.. Aynı olayı bir daha yaşamadım ama yaşasam tepkim çok farklı olur, tek tesellim bu.
      Cehennemin varlığından tam emin değilim ben, keşke iş cehenneme kalmadan çözülse (aslında benim gözlemim de bu yönde olduğu, gel zaman git zaman o insanın cezasını bu dünyada da çektiği ve işin garibi mazluma da bu bilginin bir şekilde ulaştığı.. bilmem katılıyor musun?)

      Sil
  3. Ben sadece Allah'ın adaletine güveniyorum Ceren'ciğim. Hani benim adalete güvenim nasıl bir sarsılmışsa insanlardan beklenmeyeceğini söyler hep içimde. Sen de doğanın lütfu ben diyeyim ilahi adalet! Ama var evet. İster bu dünyada ister öbür dünyada muhakkak tecelli ediyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama bir nokta çok önemli, gerçekten inanan insanların "Allah'a havale etmek", inanmayanların ise ne bileyim heralde bir şekilde kendi içimizde barışa ulaşma, fazla takılmama hali dedikleri şeyi layıkıyla yaparsan ancak o zaman fark ediyorsun bu ilahi adaletin gerçekleştiğini, yoksa sen takıntılı şekilde düşünmeye, devamlı öc almaya, nefrete odaklıysan hiç bir şekilde göremiyorsun ilahi adalet falan ve daha da pekişiyor ruhundaki olumsuzluk, olumsuzu görme hali. O nedenle "affetmek ve unutmak" önemli bence.

      Sil
    2. A tabii unutmak derken aynı hatayı da tekrar etmeyecek şekilde unutmak tabii, ders alarak ;)

      Sil