1 Nisan 2015 Çarşamba

Nisan 1.

Bir de uyandık ki; her yer kar altında...! Şu yandaki foto, bizim eve sadece 5dk uzaktaki bir parktaki bankın kar altındaki hali.. Mayıs 12'de kar yağdığını gördüğüm için ve paskalya öncesi burada klasik olduğunu bildiğim için, bu beni şaşırtmadı. Güzel, sakin bir kar değil; bilmem kaç senenin en ağır fırtınasını yaşıyor Güney Almanya ve yollar kırılıp düşmüş kalın kalın ağaç dalları, uçup konmış tuğlalarla dolu. Trenler tahrib olduğundan dün ulaşım korkunç şekilde aksadı. 112 "lütfen yolları kapatan ağaç gövdeleri nedeniyle 112'yi aramayın, bu acil bir durum değildir, acil durumdaki insanların bize ulaşmasını engelliyorsunuz" diye anons geçti. Tüm gün sirenler, bizimki gibi sakin bir caddeden bile geçip duran ambulans ve itfaiye araçları.. Dışarı çıkıp uçuşan insanlar, bunu fotoğraflayıp "günün uçanı" başlığı altında sosyal medyada yayınlayanlar.. Yürürken dikkatli olmak gerekiyor, nerden ne gelecek emin olamıyoruz. Hoşgeldin Nisan!

Nisan 1'i hiç sevmem ve o da beni sevmez, hayatımın 1 Nisan'ları genellikle trajedi dolu geçmiştir. Nerden ne geleceğini bilmediğim için bugün çok temkinliyim. Bu havada pek dışarı da çıkmayı düşünmüyorum ama, zaten çok iş var, çok yazılacak rapor, araştırılacak konu, hazırlanacak program ve tabii 7/24 tek başına bakılan 1,5'luk canavar var. Güne 6.30'da blogdan başlayayım istedim.

Dün gece ananemin Ankara'daki evindeydim (rüyamda). Bu günlerde ananemi çok düşünüyorum. Aslına bakarsanız 1,5 sene oldu vefat edeli ama onu düşünmediğim gün geçmiyor, günde bir kaç kez özellikle kızımla ilgili durumlarda "o olsa ne yapardı" diyorum ama diğer anlarda da aklıma hikayeleri geliyor, bazen sanki varlığını da hissediyorum ama tuhaf olanı, yıllardır onu çeşitli yaş ve hayat dönemlerinde gördüğüm halde, onu hissettiğimde ya da aklıma geldiğinde, hep 60'larının ortasında, benim çocukluk yaşlarım sırasındaki hali ile hissediyorum onu. Hatta dedemle birlikte, ikisinin de sağlıklı olduğu dönemlerdeki gibi, dedem Alzheimer'a tutulduğunda ben ergenliğe girmiştim, dolayısıyla çok hatırlamıyorum asıl dedemi, ama bu his geldiğinde garip şekilde hatırlamadığımı sandığım anlar, kokular ve hisler de geliyor.. Yaşasın neuroplasticity!

Geçmişe özlem duyan biri değilim ama o günlere dönmeyi, özellikle de yine bugüne dönme şansımla birlikte, bir seyyah gibi gidip gelmeyi çok isterdim. NASA bu hayalimizi yıktı tabii ama, yine de hayal kurmak ne güzel..

Bir de.. İnsanlara zamanda yolculuk yapabilseniz geleceğe mi geçmişe mi gitmek isterdiniz diye sorulduğunda, büyük çoğunluk "geçmiş" diyormuş, bu da ilginç ama son derece anlaşılabilir..

6 yorum:

  1. Ben de geçmişi tercih edenlerden biriyim , keşke daha fazla ümitli olabilseydik gelecek konusunda .. Bu arada takibe aldım , benim bloğuma da beklerim.. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşgeldiniz.. evet ne yazık ki umut gittikçe azalıyor.. belki de doğal seleksiyon budur..

      Sil
  2. Doğa 1 Nisan şakası yapmıştır. Ama kötü bir şaka..
    Torunların, çocukların öldükten sonra da büyüklerini anmaları ne güzel. Gerçekten ölümden sonra hep sağlıklarındaki güzel haller geliyor akla. "Gelecek" bilinmez geliyor insana. Oysa "geçmiş" anılarıyla, yaşanmışlığıyla güzel...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, bazen de geçmişe takılıp kalmak pek iyi olmuyor ama yine de güzel böyle düşünmek :)

      Sil
  3. Alzheimer benim dedemde. Çok berbat bir şey cidden. deli gibi seviyorsun ve o karşına geçip seni sana soruyor nerde diye. Başın sağolsun. Anne bu dünyanın en kıymetli şeyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gdçmiş olsun bile denilemeyen bir hastalık çünkü geçmiyor ki :(

      Sil