13 Mart 2015 Cuma

Farklı bir zaman ve beden algısı

Her iki Afrika seyahatimde de, beni şaşırtan ve düşündüren iki basit farklı gerçeklik algısı var. Bunlardan ilki zaman algısı, diğeri ise beden algısı.

Daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi, coğrafi koşulların insan davranışlarını belirlediği bir gerçek. Davranışın bir alt noktası (ki bazı durumlarda ne yazık ki bir üst noktası da olabiliyor) "düşünce" ve gözlemlediğim kadarıyla bu da kültürden olduğu kadar fiziksel coğrafyadan da etkileniyor.

Zaman algısı mesela. Afrika'daki zaman algısı ile Batı'daki zaman algısı çok farklı. Aslında bunu fark edebilmem belki de tam iki coğrafyanın ortasında doğup yetiştiğim için mümkün olabildi, çünkü Avrupalı Afrikalıyı anlamıyor. Afrika'da zaman düz ilerleyen, belirli matematiksel ölçülerde bölünebilecek ve ölçülebilecek bir kavram değil. "Ne zaman?" sorusunun cevabı içinde bulunulan ortama göre değişiyor. Mesela bizdeki "dolmuş" kavramı gibi, bu araç önceden belirlenmiş bir zamanda hareket etmez, bilirsiniz. Adı gibi, dolunca gider. Avrupa'da böyle bir kavram söz konusu değildir; zamanı belirleyen köşe taşları vardır ve zaman koşullara göre değişmez. Bir tren 08.02'de gelecekse, gelir. Eğer bir kaza ya da arıza olduysa, geciktiyse, o artık aynı tren değildir. O belirlenmiş bir sonraki trendir. 08.02 treni iptal olmuştur, gelecek olan söz gelimi 08.22 trenidir artık. Ama gerek Türkiye'de gerekse Afrika'nın tamamında 08.02 treni diye bir kavram zaten baştan yoktur çünkü tren bazen 08.01'de bazen 08.07'de bazense 09.32'de gelir ve bu zamanı belirleyen hiç bir kerteriz bulunmamaktadır. Biz Türkler, Afrikalılar gibi 08.02 treninin 07.32'de gelmiş ve çoktan gitmiş olmasına bile şaşırmayız. Bu böyledir. zaman görecelidir.

Zaman aynı zamanda yavaştır da.. Neredeyse tüm bürokratik işler çay içilme zamanları arasında halledildiği için, çay da belli ısıya düşmeden içilmeyeceği için, insanlar bekler. Beklemek bir var olma şeklidir. Garip gelmez bizlere.

İkinci farklı algı ise, beden algısı Afrika'da. Bu konuda son 40 senedir biz globalleşme ve medya etkisi ile Batı'ya daha yakın durduğumuz için, büyükannelerinizle konuşmadığınız takdirde ne demek istediğimi anlamayacağınız muhtemel ama yine de yazacağım. Beden algısı Afrika'da ve 1960'lardan önceki Türkiye'de şimdiki Batı'dan çok daha farklı. Zayıflık bir güzellik ölçütü değil, aksine şişmanlık, bereketi ve zanginliği simgeleyen, güzel sayılan bir durum. Öyle ki, hasta olmadığı sürece, Afrika kadınlarının tamamı (zengini de, fakiri de) şişmanlamak için uğraş veriyor. Yeme tarzı tamamen fast food ya da beslenme içeriği sıfıra yakın ama tok tutan casava türü yiyecekler olduğı için, bu zaten pek zor değil. Ama tuhaf olan ne kadar şişmansan, o kadar kendine güvenli, o kadar enerji saçan ve dolayısıyla etkileyici bir kadınsın. Ne yazık ki 50'sini bulan pek insan görmedim ben Afrika seyahatlerimde (hatta orta afrika'ya doğru ilerledikçe bu sınır 30'a kadar düştü) dolayısıyla bu hep mi böyleydi bilmiyorum ama günümüz Afrika'sında şişmanlık, zenginlik demek. Bu anlayışın 1950'lere dek Türkiye'de de geçerli olduğunu, kendini zayıf bulduğu için devamlı hamur işleri ve balık yağları ile beslenen ananem gülerek anlatırdı..

Kısacası şişman ve yavaşsanız, bir de üstüne zenginseniz ve fazla fiziken ve zihnen beyaz değilseniz, Afrika'da rahat edersiniz..

4 yorum:

  1. I am yellooo!
    Ne beyaz, ne kara :)
    Peki Sevgili Ceren, senin kriterin ne?
    Benimki saglik.
    Sisman olup saglik sorunu yasayan ve bunu inkar eden biri vardi hayatimda. Cok uzuldum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla yüce ruhlu bir şekilde "aa tabii ki sağlıklı olduğun sürece şişman ol" demek isterdim ama ben düpedüz korkuyorum şişmanlıktan.. Ama bazı insan da hakikaten az yemesine, spor da yapmasına rağmen veremiyor, ya da alıp verip alıyor (yoyo) metabolizma da öğrenen bir yapı..
      Ama şişman olup da kendiyle barışık, neşeli ve etrafa ışık saçan insanı yine de zayıf ama huzursuz insana tercih ederim tabii ;)

      Sil
  2. Tevekkeli ben bizim kocayla boşuna zaman konusunda didişiyormuşum. Adamda zaman kavramı yok, bende de dakikalar bile şaşmaz. Al sana sinir harbi :))) Ben bunu sadece aileden gelen alışkanlıklar zannediyordum. Bu kafamla değil ama bu fiziğimle Afrika'da yaşasam epey havam yerinde olurmuş demek ki :))) Neyse dünyanın bir yerlerinde de bize yaşanacak bi yer varmış ohhhh! Hay sağolasın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahah bayıldım :) ama yavaş insan beni de delirtir, kendim de yavaşlamaya çalışıyorum halbuki..

      Sil